10/09/2002                       

               

             

            ANKARA, 10/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  09 Eylül 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

 

            ALMANYA BASINI: 

            Süddeutsche Zeitung'un (07/09) “Annan'ın Küçük Zaferi”  başlıklı yorumunda, Kıbrıs konusu ele alınmakta, çözüm yolunda  atılan adımların başarısızlığa uğramasına Türkiye'nin sebep  olduğu, bundan dolayı da AB'ye üyeliğini tehlikeye attığı dile getirilmektedir. Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğinin gerçekleşmesi  halinde, adanın iki liderin sorunu olmaktan çıkıp, “Avrupa  için de daimi bir ihtilaf odağı haline geleceği” ifade edilen  yorumda, bu yüzden BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Paris'te  bu zorlu düğümü çözmeye çalıştığı, fakat Annan'ın otoritesinin  bile Kıbrıs dramında başarıya ulaşılmasına yetmediği  kaydedilmektedir. Yorumda, çıkmaza giren ilişkiler göz önünde bulundurulduğunda, Annan'ın, Rauf Denktaş ile Glafkos  Kleridis'i görüşmelere ekim ayında New York'ta devam  edilmesine ikna etmesinin de bir başarı olduğu, böylece  BM'nin, Kıbrıs kavgasında resmen yine arabulucu konumunu  üstlenmiş bulunduğu, Annan'ın, bu hedefe varmak istediği ve  bunu da başardığı belirtilmektedir.

            Deutsche Welle radyosunun (09/09) "Kıbrıs Düğümünü  Kesmek" başlıklı ve Klaudia Prevezanos imzalı internetten  sağlanan yazısında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs  sorununun çözümü için attığı adımlardan söz edilmekte, ancak,  son Paris görüşmesinin önemi ve aciliyeti vurgulanmaktadır.  Çünkü bu görüşmelerin, AB'nin aralık ayındaki zirvesinden  önce Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik son çaba olarak  görüldüğü belirtilen yazıda, Kopenhag Zirvesi'nde, Birliğin  genişlemesi konusunda bir karara varılacağı, “Kıbrıs  Cumhuriyeti'nin, Türklerin işgali altındaki Kuzey kesimi olsa  da olmasa da sağlam bir aday” olacağı ileri sürülmektedir.  Yazıda, şu ifadelere de yer verilmektedir: “Bir çözüm önerisi  gerekli, çünkü durum çok karmaşık. Türk lideri Denktaş,  Kıbrıs Rum hükümetinin AB içinde vatandaşlarını temsil  etmesini kabul etmemekte ve kendi devletinde ısrar etmektedir.  Ancak Rum tarafı, Kuzey Kıbrıs'ın işgalini tanımak niyetinde  değil. Kıbrıs Cumhuriyeti düşünüldüğü gibi AB'ye alınırsa,  adanın geleceği eskisinden daha da belirsiz hale gelecek.  Bu durumda Denktaş, daha şimdiden KKTC'yi Türkiye'ye  bağlayacağını ilan etti. Ne var ki bu durumda Türkiye'nin  AB'ye üyelik çabaları sona ermiş olacaktır. Ancak özellikle  de Yunanistan, şimdilerde komşu ülkeden yana tavır  göstermektedir. Atina, Kıbrıs sorununun çözümü halinde  Türkiye'ye Kopenhag Zirvesi'nde üyelik müzakereleri için  bir tarih alması konusunda destek vermek niyetinde. Sorun  şu: Türkiye'de kasım ayı başında seçimler var. Seçimden önce  önemli kararların verilebileceği hesaba katılmamalıdır.”

 

            AZERBAYCAN BASINI: 

            Yeni Musavat gazetesinin (09/09) "Türkiye AB'den Cevap  Bekliyor" başlıklı ve Selim imzalı yazısında, Türkiye  Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in, Brüksel'deki  temaslarından söz edilmekte, yurda dönen Bakan Gürel'in,  Türkiye'nin AB'ye üye olmaya hak kazandığını belirterek,  "Strasbourg ve Brüksel'deki görüşmelerde AB tarafı,  Türkiye'nin neler yapabileceğini ve ne kadar kararlı olduğunu  gördü. Bu diyalogun ardından, AB'nin harekete geçmesini  bekliyoruz. Sanıyorum AB, önümüzdeki günlerde bu çalışmaları değerlendirecek" dediği aktarılmaktadır. TBMM'nin kabul  ettiği reformlar paketinin Türkiye-AB ilişkilerinde büyük  ilerlemelere yol açtığını belirten Bakan Gürel'in, Kıbrıs  sorunun AB'ye üyelik konusundan ayrı tutulması gerektiği  hususunda destek gördüğünü de vurguladığına işaret edilen  haberde, “Bu arada, Türkiye'nin AB üyeliğine dışarıdan da  destek gelmektedir. Bir süre önce Yunanistan, AB'deki veto  hakkını kullanmayacağını ve Türkiye'yi destekleyeceğini  belirtmişti. Şimdi ise, AB'ye üyelik konusunda her zaman  Ankara'yı destekleyen ABD'den de mesaj alındı. ABD Savunma  Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, AB'ye üyeliği konusunda  Türkiye'ye tam destek vererek, bunun herkes için yararlı  olacağını belirtti. Wolfowitz, TBMM'nin reformlar paketinin  kabul edilmesi yönündeki kararını takdir ederek, bunun,  bütün Müslüman ve gelişmekte olan ülkeler için örnek teşkil  ettiğini vurguladı” denilmektedir.

 

            FRANSA BASINI: 

            AFP'nin (09/09) "Aşırı Sağ, Reformların İptali İçin  Harekete Geçecek" başlıklı haberinde, Milliyetçi Hareket  Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli'nin, basına yaptığı  açıklamada, partisinin, Türkiye'nin Avrupa normlarına uyumu  konusunda kabul ettiği bazı anahtar düzenlemelerin iptali  için Anayasa Mahkemesi'ne başvuracağını açıkladığı  bildirilmektedir. Bahçeli'nin, “hükümet ortağı MHP'nin barış  zamanında idam cezasının kaldırılması, Kürtlere kültürel  haklar tanınması -Kürtçe eğitim ve yayın hakkı- ve  gayrimüslimlerin dini özgürlüklerinin genişletilmesi  konularının iptalini” isteyeceğini belirttiği aktarılan  haberde, 3 Kasım'da yapılacak seçimler için kampanyanın  başlatıldığı şu dönemde, itirazını hangi temeller üzerine  oturtacağı ile ilgili bilgi vermediği kaydedilmektedir.  Haberde, ayrıca, reformların Türkiye'yi böleceğini ileri  süren MHP'nin, bu reformlara sert bir şekilde karşı çıktığı  ve 1999 yılında Öcalan'a verilen idam cezasının uygulanmasını  talep ettiği de belirtilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            To Vima gazetesinin (09/09) "Yeni Tehlike" başlıklı ve  Yannis Kartalis imzalı yorumunda, Aralık ayında yapılacak  Kopenhag Zirvesi'nde, AB-Türkiye üyelik müzakerelerine  ilişkin tarih saptanmaması halinde, Türkiye'nin gerginlik  yaratma olasılığının Atina'yı kaygılandırdığı ifade  edilmektedir. Yorumda, Selanik Fuarı sırasında Başbakan  Simitis'in, "şu aşamada ve gelecek aylarda Ankara'da,  istikrarlı bir yönetimin olmaması, temasların yapılması ve  kararların alınmasını zorlaştırıyor" şeklindeki sözlerine  dayanılarak, Simitis'in bu şekilde, ikili ilişkilerde ve  Kıbrıs konusunda gelişme kaydedilmeyeceğini göstermek  istediği, zira, Türkiye'nin seçim arifesinde bulunmasından  dolayı, Paris'te yapılan Annan-Kleridis-Denktaş  görüşmelerinde bir gelişme kaydedilmediğine işaret  edilmektedir. Onbeşler'in Helsinki Kararları temelinde,  Kıbrıs'ta siyasi sorun çözümlenmeden, Kıbrıs'ı AB ailesine  kabul edip etmeyecekleri konusunun Yunan tarafını  kaygılandırdığı belirtilen yorumda, Kopenhag Zirvesi'nde,  Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlaması için tarih  saptanmayacağına kesin gözüyle bakıldığı, çünkü AB üyesi  ülkelerin, Ankara'nın demokratikleşme yolunda attığı adımları  yetersiz bulmasının yanı sıra, 3 Kasım'da yapılacak seçim  sonrasında, aralık ayına kadar Türkiye'de yeni bir hükümetin  kurulması ihtimalinin olmadığını düşündüklerine dikkat  çekilmektedir.

             Ethnos gazetesinde (09/09) "Türkiye Yunanistan'a Kriz  İhraç Etmiyor" başlığıyla yayımlanan gazeteci Nikos Meletis'in  Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile yaptığı mülakatta,  Papandreu'nun Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkileri ile Kıbrıs  sorunu konusundaki görüşlerine yer verilmektedir. Mülakatta, Papandreu'nun, Türkiye'deki seçimlere dikkat çekerek bunun  AB'yle ilişkileri ve Yunanistan ile ilişkileri etkilemesinin  doğal olduğunu belirttiği, ancak bu etkileri ciddiyet ve  soğukkanlılıkla karşılamak gerektiğinin altını çizdiği  belirtilmekte, konuyla ilgili çeşitli sorulara verdiği şu  yanıtları aktarılmaktadır: “Yunanistan, Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlaşmasının, tüm bölge için ve tabii Türk-Yunan ilişkileri  ve Kıbrıs konuları için de yalnız olumlu gelişmelere yol  açacağına inanıyor. Helsinki'de başlamış olan bu yakınlaşmanın  ilk neticeleri belirlendi. Tabii bunlarla, AB Katılım Ortaklığı çerçevesinde yerine getirilmesi gereken tüm kriterlere ve ön  şartlara uyum sağlanmadı, ancak bu yönde ilk adımlar atılmış  oldu. Bu dinamiğin devam etmesi gereğine inanıyorum. Bu, AB  adaylığının, AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasının, ya da  AB üyeliğinin bir ülkeye hediye edileceği anlamına gelmez. AB  üyesi olmak için, uygulanması çok ciddi bir şekilde kontrol  edilen belirli kriter ve ön şartlar var...

            Aralık ayında AB'nin ne yapacağı hakkında kimse önceden  karar veremez, çünkü aradaki süreçte dönüm noktası oluşturan  iki önemli olay gelişecek. Birinci dönüm noktası, Komisyon  tarafından düzenlenen tüm aday ülkelere ilişkin raporun  yayımlanması olacak. Rapordan, bir ülkenin Avrupa'ya  yakınlaşma yolunda gelişme kaydedip kaydetmediği belli olacak  ve tabii raporda, hangi ülkelerin üye olacağı yönündeki  öneriler de yer alacak. İkinci dönüm noktası, Türkiye'deki  seçimlerden sonra kurulacak hükümet olacak. Bu iki dönüm  noktası, aralık ayında meydana gelecek gelişmelerde önemli  rol oynayacak. Yunanistan'ın, Türkiye'nin Avrupa'ya doğru  ilerlemesinden dolayı kaybedeceği hiçbir şey yoktur... Biz,  Kopenhag'da Türkiye-AB arasında üyelik müzakerelerinin  başlayacağı tarihin saptanması olasılığının reddedilmemesi  gereğini vurguluyoruz. Tabii daha önce, yukarıda sözünü  ettiğim iki dönüm noktası incelenecek. Böylece, Kopenhag  sonrası dönemde Türkiye ile ilgili çerçeve çizilmiş olacak  yani, yeni yükümlülükleri, Yunanistan ve aynı zamanda da  Avrupa çıkarları için önemli ve atılması gereken yeni  adımlar saptanmış olacak....

            Kıbrıs konusu önemli konuların başında geliyor.  Hareketlerimiz de, Kıbrıs konusunun Kopenhag Zirvesi'nden  önce halledilmesi, bunun mümkün olmaması halinde Kopenhag  Zirvesi'nden sonra da çaba sarf edilmesi, hakkaniyete uygun  bir şekilde çözümlenmesi yönünde olacak. Kıbrıs sorununun  çözümlenmesi yönündeki girişimler unutulmamalı, ancak BM'nin  ve uluslararası toplumun daha başarılı olabilmesi için yeni  verilerin yaratılması gereklidir.”

 

 

 

ESKİ SAYILAR