|
13/09/2002
ANKARA, 13/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 12 Eylül 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI: Die Zeit gazetesinde (12/09) "Türk Sorunu" başlığı ve Hans-Ulrich Wehler imzasıyla yayımlanan makalede, Türkiye'nin coğrafi konumundan ve AB yolundaki girişimlerinden söz edilmekte, “Türkiye'nin, coğrafi konuma, tarihsel geçmişe, dine, kültüre, mentaliteye göre Avrupa'nın bir parçası olmadığı” ifade edilmekte, bu nedenle, “65 milyon Müslüman Anadoluluya serbest dolaşım hakkı verilerek, belirsiz bir süre için yüksek maliyetli bir bakım masrafının üstlenilmesi” sorgulanmaktadır. Batı'nın, Türkiye'ye en azından Irak'a karşı cephe ülkesi olarak ihtiyacı olduğu belirtilen makalede, ancak bu Müslüman ülkenin AB'ye asla giremeyeceği iddia edilmektedir. Türkiye'nin AB'ye yönelişinin tarihçesine yer verilen makalede, Avrupa'ya dönük olarak başlatılan siyasi gelişmelerden de söz edilmektedir. Özellikle İslami gelişmelerin Avrupa'ya yönelik olumsuz tutumunun dile getirildiği makalede, şu ifadelere yer verilmektedir: “Türkiye'nin AB'ye giden yolu gerçekten açılmalı mıdır? Avrupa bütünleşmesi tarihinin bu en riskli girişimi, siyasi açıdan akıllıca mıdır? Tarihi temellere sahip midir? Ama herşeyden önce, doğuracağı sonuçlar bakımından meşru görülebilir mi? Aslında bugünkü seçim mücadelesi sırasında bu konu hakkında da ateşli tartışmalar yapılmalıydı, fakat bu büyük yön değişikliği konuşmaya değmezmiş gibi, ortama bir ölüm sessizliği hakimdir. Katılım sanki kendi kendine kutsal sonsuzluğa kadar uzayacakmış gibi konuya karşı nefes kesen bir ilgisizlik mevcuttur...Avrupa'nın, Türkiye'nin kendisine yer bulamayacağı, Hıristiyan düşünceye sahip bir devletler topluluğu olduğu hala açık biçimde konuşulmaktadır. Fakat, çok kültürlü iyi insanlar, bunda bir tür 'Hıristiyan köktendinciliği' gördükleri için bu görüş zaman zaman eleştirilmektedir... Türk parlamentosunda kabul edilen reform paketi, ölüm cezasını kaldırdığı, medeni hakları güçlendirdiği ve Kürtlere bazı azınlık hakları tanıdığı için AB'nin taleplerini önemli ölçüde karşılamaktadır. Fakat, polis işkencesinin gelecekte ne şekilde uygulanacağı, 'partiler' olarak adlandırılan çıkar birliklerinin demokratik biçimde örgütlenmiş siyasi partilere dönüşmesi, (Türklerle evli) Avrupalı kadınların ve Hıristiyan kiliselerinin ayrımcılığa tabi tutulmaları, Kürtlerin günlük hayatta takibata maruz kalmaları konularında bu paket hemen hemen hiçbir şey öngörmemektedir. Reform kanunları bir son durağı işaret etmemekte, aksine şimdiye kadar yeterince inandırıcı olmamış bir yeniden yapılanmanın başlangıcını teşkil etmektedir... Yine de AB'ye tam üyelik mi? Bu düşünmeden verilmiş bir sözden kaynaklanan ve mümkün olduğu kadar kısa sürede, hatta kasım ayındaki Türk seçimlerinden önce düzeltilmesi gereken bir yanlış karardır. Artık Avrupa'da, muhalefeti seferber edebilecek, eleştiri yapacak bir kamuoyu oluşturmanın zamanı gelmiştir.”
BELÇİKA BASINI: De Standaard gazetesinde (12/09) "Kürtler Ana Dillerini Öğreniyorlar... Türkiye, Dil Kursları Yasağını Kaldırıyor" başlığı ve Dirk Jacob Nieuwboer imzasıyla yayımlanan haber/söyleşide, AB talepleri doğrultusunda kabul edilen reform yasası bağlamında Kürtçe dil öğrenimiyle ilgili olarak başlatılacak kurslardan söz edilmektedir. Kürtlerin, “Avrupa Birliği'nin baskısı sayesinde”, adım adım daha fazla haklar elde ettiklerine işaret edilen haberde, bugüne kadar bu hakların verilmemesinin nedeni, “Kürtlerin devlet kurmak isteyecekleri korkusu” olduğu ifade edilmektedir. Kürt iş adamı Nazif Ülgen'in, "Söz konusu bu yasaklar yirmi yıl önce kaldırılmış olsaydı, 40 bin insanın hayatı yok olmazdı" şeklindeki sözlerine yer verilen haberde, “sınırlamaların, Kürtçe'nin Türkiye'de gelişmesini ciddi bir şekilde önlediği” kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI: Reuter'in (12/09) "Mesut Yılmaz Seçimlerin Aralık Ayına Ertelenmesini İstiyor" başlıklı ve Ralph Boulton imzalı haberinde, Anavatan Partisi lideri ve AB ile ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın Brüksel'de yaptığı açıklamada, kasımda yapılacak seçimlerin, Avrupa Birliği üyeliği sürecinde yardımcı olacağı iddiasıyla ertelenmesi gerektiğini söylediği bildirilmektedir. Erteleme korkusunun, seçimleri, faiz oranlarını yükselten ve 16 milyar dolarlık IMF yardım paketini tehdit eden siyasal çalkantıyı atlatmanın en iyi yolu olarak gören piyasaları tedirgin ettiğine işaret edilen haberde, Başbakan Yardımcısı Yılmaz'ın, seçimlerin 12 Aralık'ta, Kopenhag'da gerçekleştirilecek AB Zirvesi'nin sonrasına ertelenmesinin, Türkiye'nin AB üyeliği hedefine yardımcı olabileceğini söylediği aktarılmaktadır. Yılmaz'ın, AB'ye katılım kriterlerinin bir parçası olarak ağustosta parlamentodan geçen insan hakları reformlarının, üç partili koalisyonun milliyetçi kanadı tarafından Anayasa Mahkemesi'ne götürülmesi üzerine aralarında geçen bir tartışma nedeniyle hükümetten çekilme tehdidinde bulunduğu hatırlatılan haberde, Yılmaz'ın ayrıca, Kopenhag Zirvesi'ne kadar reformların uygulanması için Türkiye'nin, Milliyetçi Hareket Partisi olmaksızın bir hükümet birliğine ihtiyacı olduğunu söylediği de belirtilmektedir. Seçimin ertelenmesi düşüncesine Cumhurbaşkanı Sezer ile Başbakan Ecevit'in de katılmadığı ifade edilen haberde, Ankara'nın, AB'nin bu zirvede tam üyelik görüşmelerine başlamak için bir tarih vermesini istediği, AB'nin ise karar vermeden önce tüm reformların uygulandığını görmek istediğini söylediği kaydedilmektedir.
ESKİ SAYILAR |