01/10/2002                       

                                                                
          

 

            ANKARA, 01/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30 Eylül 2002 tarihlerinde yayımlanan, Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

AP’nin (30/09) "Türkiye, Kıbrıslı Türklerle Daha Yakın İşbirliği Doğrultusunda Tedbirler Alıyor" başlıklı haberinde, Türkiye’nin, Kıbrıslı  Türklere Türk vatandaşı olma hakkı verilmesi ve  "entegrasyon" konusunu inceleyecek ortak bir parlamento  komisyonu kurulması konusunda bir anlaşma imzalayarak  Kıbrıs Türk devleti ile işbirliğini derinleştirdiği bildirilmektedir. Söz konusu tedbirlerin, Ankara'nın, bölünmüş adanın bir  uzlaşmaya varılmadan AB'ye kabul edilebileceği “korkularının”  arttığı bir sırada gerçekleştiğine işaret edilen haberde, Türkiye’nin, bir uzlaşma sağlanmadan Kıbrıs'ın AB  üyeliğine kabul edilmesi halinde, Kuzey Kıbrıs'ı ilhak  edeceğini açıkladığı, ancak daha sonra Kıbrıs Türk devletiyle  "daha yakın bir entegrasyon" için çabalayacağını söyleyerek  bu tutumunu yumuşattığı belirtilmektedir. Haklar ve iç ilişkiler konusunda yapılan anlaşmaların,  Kıbrıslı Türkler'in Türk  vatandaşı olmalarına imkan sağlayacağı, ayrıca Kıbrıslı Türk  sporcuların Türkiye adına yarışabileceği ve ikamet etme, iş ve  mülkiyet hakları konusunda da Türk vatandaşlarıyla aynı  haklara sahip olabilecekleri ifade edilmektedir. Söz konusu anlaşmanın, hukuk uzmanlarının, Türk ve Kıbrıs  Türk yasalarını inceleyerek bunları AB yasalarıyla uyumlu  hale getirmelerine de imkan tanıyacağı, ayrıca, iki  tarafın polis güçleri arasında da yakın işbirliğini öngördüğü vurgulanan haberde, Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel’in imza töreninde,  "Bu düzenlemeler, iki ülke arasındaki mevcut işbirliğinin ve  dayanışmanın daha da derinleşmesine katkıda bulunacak" dediği aktarılmaktadır. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, Kıbrıslı Rum  lider Glafkos Kleridis'le devam eden birleşme görüşmeleri  için New York'tan ayrıldığı bildirilen haberde, Denktaş’ın, bir çözüm için kendi  küçük devletinin tanınması gerektiğini tekrarladığı ve  "Kıbrıs'ta iki devlet var. Bu gerçek temelinde birleşmek  istiyoruz" dediği aktarılmaktadır.

 

ALMANYA BASINI:

Die Welt gazetesinin (30/09) "Ankara, Avrupa'nın İpoteği Olarak Kalıyor" başlıklı ve Andreas Middel  imzalı yorumunda, Avrupa gündemini Irak ve AB’nin genişlemesi konularının meşgul ettiği, "Irak konusunda ne  yapacağız?" sorusunun dış politik algılamayı yönlendirdiği, AB'nin genişlemesinin ise arka planda kaldığı ifade edilmektedir. Genişlemenin  ağırlıklı noktalarının, Irak meselesiyle birbirinden ayrılmaz  bir biçimde bağlantılı olduğu, çünkü yıl sonuna dek sadece AB'ye  alınacak 10 yeni üye ile ilgili karar verilmeyeceği, AB'nin  orta vadede Türkiye'ye kapılarını açıp açmayacağının da karara  bağlanacağna işaret edilen yorumda, “‘Türkiye, AB Avrupasına dahil midir, değil midir?’  konusu üzerine şimdiye dek ciddi bir tartışma yürütülmedi.  AB, üye bir Türkiye ile gelecekte doğrudan Irak'a komşu  olmalı mı? Birlik, geleneksel kültür çevresinden kopmalı  ve ilk kez Hristiyan olmayan bir ülkeyi üye yapmalı mı?  Türkiye'nin orta vadede, en fazla nüfusa sahip üye olarak,  AB içinde Almanya'nın yerini alması ve dolayısıyla AB'deki  tüm ‘hükümet çalışmalarını’ etkileyebilecek olması ne anlama  geliyor?” sorularının yanıtı aranmakta ve şöyle denilmektedir: “Tüm bunlar şimdilik zararsız gibi görünen, ‘AB, Türkiye'ye  2002 sonunda katılım müzakerelerinin başlatılması için tarih  verecek mi?’ sorusunun arkasında gizleniyor. Tüm taraflar, bir  tarih verilmesinin ardından Türkiye'nin daha sonra üye olmasının engellenemeyeceğinin bilincindeler. AB, 1999 yılında Helsinki'de belirlediği kendi stratejisi içine hapsolmuş durumda. O dönemde  Türkiye'ye resmen adaylık statüsü verilmişti ve daha o dönemde Washington'un AB'ye yoğun baskı yaptığı söylenmişti. ABD, Batı  ile sağlam bağları olan bir NATO müttefiki Türkiye arzu ediyor.  Bush, bu isteğini şimdi Brüksel'de ve Avrupa'nın başkentlerinde  yoğun bir şekilde dile getirtti. Türkiye, Washington için Saddam  Hüseyin'e karşı mücadelede vazgeçilmez bir müttefik. AB hükümetleri buna rağmen, Amerikalıların arzularına  karşı koymalıdırlar. Zira Türkiye'nin alınması AB'yi temelden,  şimdiye dek gerçekleşmiş bulunan ve Doğu'ya doğru gerçekleşmesi  planlanan genişlemelerden çok daha fazla değiştirecektir. AB,  şimdiye dek olduğundan daha fazla soyut bir yapı haline  gelecektir. Ankara'nın üyeliği, ABD için askeri açıdan önemli  olabilir, fakat Avrupa için bir gelecek tasarısı olamaz.”

 

            AVUSTURYA BASINI:

Die Presse gazetesinde (30/09) "Türkiye'ye Kıbrıs Sorununun Çözümü Halinde de Tarih Yok" başlığı ve Doris  Kraus imzasıyla yayımlanan  yazıda, AB ve Türkiye arasındaki ilişkilerin, AB genişlemesini  giderek daha zorlu bir hale getirdiği ileri sürülmekte, Türkiye’nin, Kıbrıs'ın AB  üyeliğinde fiilen belirleyici bir rol oynadığı ifade edilmektedir. Gerçi AB  çevrelerinin, Türkiye'nin, 3 Kasım seçiminden sonra, Kıbrıs  sorununun iyilikle çözümüne BM çerçevesinde katkıda bulunması  ümidini taşıdığı, ancak yine de buna karşılık olarak Ankara'ya  11 Aralık'ta Kopenhag Zirvesi'nde şartsız olarak üyelik  müzakereleri için tarih verecek gibi görünmediği belirtilen yazıda, Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox’un, Kopenhag'daki zirveye kadar, Kıbrıs sorununun  kapsamlı çözümü için hiç olmazsa ilk adımlar atıldığı takdirde  Türkiye'nin müzakere tarihi verilerek ödüllendirilmesinin  gerekip gerekmediği sorusunu, "Müzakerelerin  tarihi olarak kesin bir tarih verilmesi, AB ülkelerinin şu an  atmaya hazır olmadıkları bir adım olur. Ancak, Kıbrıs konusunda  böyle bir çözüm de AB ile Türkiye arasındaki atmosferi önemli  ölçüde değiştirir. Bu nedenle hiçbirşey yapmamak, pek de  cömertçe bir tepki olmaz gibi geliyor" şeklinde yanıtladığı aktarılmaktadır. Türkiye'deki insan hakları durumunu uzun süredir izleyen gözlemcilerin de aynı fikirde oldukları dile getirilen yazıda, “Türkiye, Aralık 1999'da Helsinki'de yapılan AB  zirvesinden bu yana, 13. AB adayı ve o zamandan beri de  somut müzakerelerin başlamasını talep ediyor. AB şimdiye  kadar bu talebi, insan hakları durumuna işaret ederek  reddetti. NATO ülkesi Türkiye, 2000 yılından bu yana,  AB ile ittifak arasında planlanan ve AB müdahalelerinde  NATO'nun kaynaklarından yararlanabilmeye yönelik anlaşmayı  bloke ediyor” denilmektedir.”

 

Der Standard gazetesinin (30/09) "Türk Seçimlerini Dikkatle İncelemek" başlıklı ve Jörg  Wojahn imzalı yazısında, Türkiye’nin çok uzun süredir Avrupa Konseyi üyesi olduğu, AB'ye  ise üye olmak istediği, ancak, ülkenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  tarafından en fazla ihtar alan ülkelerden biri olduğu ve AB  perspektifine de zarar verdiği iddia edilmektedir. Avrupa Konseyi’nin, bu hafta  içinde Strasbourg mahkemesinin kararına uymadığı için  Türkiye'yi yine kınadığı belirtilen yazıda, Ankara’nın, İnsan Hakları Konvansiyonu'nu  on yıllar önce imzaladığı, fakat, “parti yasakları, polisin kötü muamelesi, hukuk dışı  kamulaştırmalar” gibi konuların uygulamasında hala aksamalar bulunduğu belirtilmektedir. Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Başkanı Peter  Schieder’in, "Türkiye'nin, Avusturya dahil, başka ülkelerin de birçok şeyi uygulamadığı yolundaki gerekçesi dayanaksız, çünkü  oran olarak kıyaslanmayacak bir durum söz konusu... Avrupa Konseyi, kasım ayındaki Parlamento  seçimine gözlemciler gönderecek. Partilerin seçime  katılımlarına izin verilmesini dikkatle inceleyeceğiz" şeklindeki sözlerine yer verilen yazıda, Schieder’in, seçimlerden sonra AB üyelik perspektifine  ihtiyaç olduğunu da söyleyerek, "Türkiye'ye somut umut  olabilmesi için yeni hükümetle bir yol bulunması gerektiğini  düşünüyorum. Bu olmadan, Kıbrıs sorunu çözülemez" dediğine işaret edilmektedir.

 

İNGİLTERE BASINI:

Guardian gazetesinin (30/09) "Avrupa'nın Geleceği 'İrlandalıların Elinde'" başlıklı ve Ian Black imzalı internetten sağlanan yazısında, AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Günther Verheugen'e göre,  İrlandalıların Nice Anlaşmasını kabul edip etmeme konusunda  yapacakları oylamanın, aralık ayında Kopenhag'da gerçekleştirilecek  zirveye kadarki süre içinde genişlemeye ilişkin hassas süreci tıkayabilecek engellerin en büyüğü olduğu belirtilmektedir. Bunun, Kıbrıs ve Türkiye'den, Rusya ile ilişkilere ve 10 üye  ülkeye verilecek tarım sübvansiyonlarına kadar pek çok sorunla  iç içe bulunan Alman Sosyal Demokratın engelli koşuya çıkacağı anlamına geldiği ifade edilen yazıda, Verheugen'in en çok korktuğu konunun, İrlanda'nın 19 Ekim'de  "hayır" diyerek, Polonya, Macaristan, Çek cumhuriyeti,  Estonya, Letonya, Slovenya, Slovekya, Kıbrıs ve Malta'nın  üyeliklerini ertelemesi ya da engellemesi olduğu kaydedilmektedir. Kıbrıs sorununun da genişleme önünde büyük bir engel olduğuna işaret edilen yazıda, Verheugen'in bu konudaki endişesinin, Kıbrıs’ın birliğe üye  olmaya davet edilmemesi durumunda, Yunanistan'ın tüm genişleme  paketini veto edebileceği tehdidi olduğu ifade edilmektedir. 1963'ten bu yana aday olan Türkiye’nin, üyelik müzakerelerine  başlamak için bir tarih verilmesini talep ettiği vurgulanan yazıda, Uluslarası Af Örgütü'nün işkence  konusunda hazırladığı son raporun da, Türkiye'nin güvenlik ve yargı sistemlerinde yapılan reformların çok da ilerleme  sağlamadığını gösterdiği ifade eilmektedir. Verheugen’nin, "Meselelerin ele alındığını söylemek yeterli  değil. Uygulamayı görmemiz gerek. Türk görüşünün üstüne damga  basmak bizim için zor" dediği aktarılan yazıda, “O halde Türkiye Kopenhag'da bir tarih alacak mı?”  sorusunun Verheugen'ın cevaplamayı reddettiği tek soru olduğuna dikkat çekilmektedir.

 

            LÜBNAN BASINI:

The Daily Star gazetesinin (30/09) "Türkiye'nin Seçim Dansının Ortaya Koyduğu Çelişki: Generaller Seçmene Karşı" başlıklı ve Muhammad Nureddin imzalı intenetten sağlanan yorumunda, Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun bazı politikacıların seçime katılmalarını engeleyen yasaklama kararından söz edilmekte, ancak bu kararın, siyasi özgürlüklerin genişletilmesi, demokrasinin güçlendirilmesi ve azınlıkların (özellikle Kürtlerin)  kültürel haklarının tanınmasını şart koşan Kopenhag  Kriterleri'ne uyma anlamına gelen Avrupa Birliği üyeliğinin  elde edilmesinin amaçlandığı bir döneme rastlamasının şanssızlığına işaret edilmektedir. Yasakların Ankara'nın AB beklentilerine zarar  vereceği ileri sürülen yorumda, Ankara’nın, ocak ayındaki AB zirvesinde tam üyelik  müzakereleri için bir tarih verilmesini umduğu belirtilmektedir. Ancak,  Avrupa ve Türk parlamentolararası ilişkiler koordinatörü  Holandalı parlamenter Joost Lagendajk’in, parti ve siyasetçilerin  seçimlerden menedilmelerinin, Türkiye'nin AB üyeliği için  gerekli demokratik kanıtlara sahip olduğu savına yardımcı  olmayacağını açıkladığı ve "Menetmek yerine seçmene oy  kullandırmak daha iyi olurdu" dediği aktarılan yorumda, yasaklamalarla ordunun ilşikisi olduğu iddia edilmektedir.

 

ESKİ SAYILAR