02/10/2002                       

                                                                
                     

            ANKARA, 02/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  01 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (01/10) "Brüksel'de  İki Ağızlılık" başlıklı ve Hajo Friedrich imzalı yazısında,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımı ile ilgili "hassas"  konuda Brüksel ve bazı AB başkentlerinde "iki ağızlılığın"  hüküm sürdüğü, resmi açıklamalar ile içerdeki değerlendirmeler  arasında büyük farklılıklar görüldüğü ifade edilmektedir. AB  Komisyonu ve hükümetlerin değerlendirmesine göre, Türkiye'nin,  AB'ye üyelik kriterlerini yerine getirmek için gösterdiği  çabaların övgüye değer olduğu ve cesaretlendirilmeye devam  edilmesi gerektiği dile getirilen yazıda, ancak, Türkiye'nin  AB'ye alınabileceği beklentisinin de gerçekçi olmadığı  belirtilmektedir. Komisyon Başkanı Prodi'nin danışmanının  "gayrı resmi sıfatla", Türkiye'nin dışarıda kalması  gerektiğini, çünkü bunun sadece topluluğun birarada kalması  bakımından değil, Türkiye için de iyi olacağını söylediği ve  Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin "kendi kendini engellemek"  anlamına geleceğini belirttiğine işaret edilen yazıda, şu  ifadelere de yer verilmektedir: "Danışmanın sözleri, kişisel  görüşlerden daha da öteye gidiyor gibi. Komisyonda  anlatılanlara göre, Komisyonun iç değerlendirmeleri ve gizli  görüşme sonuçları da, Türkiye'nin karmaşık AB yapılarının  dışında tutulmasının iki taraf için yararlı olacağı sonucuna  varıyor. Fakat, özellikle jeopolitik düşünceler nedeniyle  Türkiye'nin mümkün olduğu kadar sıkı bir şekilde AB'ye  bağlanması gerekiyor. 1999 yılında Helsinki'de AB Devlet ve  Hükümet Başkanları tarafından verilen adaylık statüsünün orta  vadede mümkün olduğunca 'pürüzsüz bir şekilde' kaldırılması  gerektiği, bu konudaki girişimin bizzat Türkiye'den gelmesinin  ise ideal olduğu söyleniyor."

 

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro gazetesinde (01/10) "Şükrü Sina Gürel:  'Laiklik Olmazsa, Sistemin Tamamı Yıkılabilir'" başlığı ile  yayımlanan Yazı İşleri Müdürü Pierre Rouselin ve Muhabir  Claude Lorieux'un Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel ile  yaptığı söyleşide, Bakan Gürel'in Washington, Londra ve  Fransa'yı ziyareti bağlamında AB'yle ilişkiler konusundaki  görüşlerine yer verilmektedir. Bakan Gürel'in, aralık ayında  Kopenhag'da gerçekleşecek ve Türkiye'nin üyeliği hakkında da  karar verilecek AB Konseyi öncesinde Türkiye'nin tutumunu  tanıtmaya çalıştığı temaslarının önemine işaret edilen  söyleşide, Bakan'ın, Avrupalı muhataplarından üyelik  müzakereleriyle ilgili tarihin verilmesi konusundaki  beklentilerini dile getirdiği aktarılmaktadır. Avrupalıların,  TBMM tarafından önemli demokratik reformların kabul  edildiğine tanık olduğu, fakat kesin karar vermek için bu  reformların uygulanmasını bekledikleri şeklindeki  değerlendirmeye, Bakan Gürel'in, “Kabul edemeyeceğimiz bir  davranış. Bu reformları kabul ederek Türk halkı, Avrupa'ya  üye olma konusundaki derin arzusunu gösterdi. Ayrıca  Brüksel'in, reformlarının uygulanmaya başlamasını beklemediği  başka üç ülkeyle müzakereye girmesini kabul etmesi de  dikkatimi çekiyor. Bu ülkeler Slovenya, Bulgaristan ve  Letonya. Zaten müzakerelerin başlaması sürecin sonu demek  değil. Sonucu geçiş süresi takip edecek. Böylece önümüzde  daha birçok yıl olacak, belki 20 yıl! Sorun, Türkiye'nin  AB'ye girmeye hazır olup olmaması değil -ki hazır- Birliğin  Türkiye'yi kabul etmeye hazır olup olmamasıdır” şeklinde  açıklama getirdiği aktarılmaktadır. Söyleşide, Türk-Yunan  ilişkileri, Kıbrıs, Irak konularında Türkiye'nin rolü ve  önemini dile getiren Bakan Gürel'in, şu görüşleri de  aktarılmaktadır: “Türkiye Kıbrıs'ın adaylığıyla kendi  adaylığı arasında bir bağın kurulmasını reddediyor. Bu ret  dün başlamadı. Avrupalılar bunu çok iyi anladı. Ancak  bazıları böyle bir bağın var olduğunu ima etmekten kendilerini alamıyorlar. Denktaş eşit ve aynı Kıbrıs çatısı altında biri  Rum, diğeri Türk olmak üzere iki varlığın olmasını istiyor.  Kleridis için de Türkler azınlıkta oldukları için Kıbrıs  Cumhuriyeti devam ediyor. Oysa şu bilinmelidir ki, Kıbrıslı  Rumlar ve Kıbrıslı Türkler hiçbir zaman tek bir halk  oluşturmadılar, özellikle de aralarında hiçbir zaman evlilik  olmadı. Aslında Kıbrıslı Rumlar, müzakereyi Ada'nın tamamını  temsil ediyormuşcasına yürüttüler. Ayrı bir varlıkla müzakere  etmeyi kabul ederek AB kendi tuzağına düşmüş oldu. Eğer bugün  bir sorun varsa, bu sorunu kendisinin çözmesi gerekir,  Türkiye'nin değil! ve AB, yanlış seçimler yapmaya devam  ederse, Ada'nın bölünmüşlüğü daimi bir gerçeğe dönüşecektir.  Doğu Akdeniz'deki stratejik denge bundan etkilenecektir.” 

            Le Figaro gazetesinin (01/10) "AB, Açık Kapı Bırakıyor"  başlıklı ve Stéphane Kovacs imzalı haberinde, Türkiye için  1999'da Helsinki'de karar verilen AB stratejisinin meyvelerini  verdiği ifade edilmektedir. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek  Komiseri Günther Verheugen'in, Fransa Milli Meclisi'nin  Dışişleri Komisyonu'nda "Ankara tarafından ağustos ayında  kabul edilen, idam cezasının kaldırılmasını ve ifade özgürlüğü  konusunda yumuşamayı da içeren reform paketi iyi yönde gidiyor"  dediği hatırlatılan haberde, ancak bunun AB Komisyonu'nun,  "işkence, gazetecilerin ya da milletvekillerinin düşünce  suçundan hapse atılmaları gibi ciddi sorunların var olduğunu"  unuttuğu anlamına gelmediği vurgulanmaktadır. Günther  Verheugen'in, "Müzakereler ancak siyasi kriterler yerine  getirilince başlayabilecektir" diye ısrar ettiği ve "Bu  tutumdan bir milimetre bile uzaklaşmam, ancak kapı açık  kalmalı. Gerekirse Devlet ve Hükümet Başkanları Kopenhag'da  Türkiye'nin üyelik stratejisi konusunda yeni bir aşama  başlatabilirler" dediği aktarılan haberde, Komiserin, Kıbrıs  konusuna da değinerek, Türk ve Rum kesimleri arasında bir  anlaşma olanağı konusunda umutlu olduğunu söylediği, adanın  siyasi birleşmesinin üyeliğe "önkoşul olmadığını" da  vurguladığı kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Reuter'in (01/109 "Yunanistan, AB Savunması Konusunda  Kasım Ayına Kadar Bir Anlaşmaya Varılabileceği Konusunda  İyimser" başlıklı ve John Chalmers imzalı haberinde,  Yunanistan'ın yaptığı açıklamada, Türkiye'nin şimdi, AB'nin  kriz yönetimi operasyonları için NATO askeri planlamasına  erişimine ilişkin görüşmelerde "ilerleme sağlanması"  konusunda istekli olduğunu bildirdiği ve kasım ayına kadar  bir anlaşmaya ulaşılacağına dair iyimserliğini ifade ettiği bildirilmektedir. Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu'nun,  "Türkiye'de seçimler var, bu durum engel olabilir de  olmayabilir de. Ancak sanırım Türk tarafının devam etme  konusunda istekli olduğuna dair bir izlenim edindik" dediğine  işaret edilen haberde, üst düzey bir AB diplomatının ise,  Türkiye'nin, Ege'deki rakipler arasında, bloğun bu yıl  Makedonya'da Barış Gücü görevini yapması planlanan Acil  Müdahale Gücü planlarını engelleyen anlaşmazlıkta geri  çekildiğini söylediği aktarılmaktadır. Ankara'nın bu konuda  herhangi bir resmi yorum yapmadığı belirtilen yazıda, AB'nin,  gelecek yıldan itibaren tam olarak operasyonel hale gelmesi  planlanan 60 bin kişilik Acil Müdahale Gücü'nün, düşük riskli operasyonlarda bile harekete geçebilmek için NATO varlıklarına  erişime gereksinim duyduğu kaydedilmektedir. Konuyla ilgili  Türkiye ve Yunanistan arasındaki anlaşmazlıktan da söz edilen  yazıda, “Yunanistan Kıbrıs'ı gözönünde bulundurarak NATO'nun  asla AB üyesi bir ülkeye karşı eyleme geçmeyeceğine ilişkin  çift taraflı güvence talebinde bulundu. Haziran ayındaki bir  zirvede anlaşmaya varılacağına ilişkin umutlar, Ankara'nın AB  tarafından üzerinde değişiklik yapılan öneriyi reddetmesinin  ardından boşa çıktı... AB, NATO'nun Makedonya'da 26 Ekim'de  sona erecek olan barış gücü görevini devralmayı umuyordu.  NATO şimdi buradaki görev süresinin uzatılmasını planlıyor  ki bu, AB'ye ittifak ile bir anlaşmaya ulaşarak ocak ayında  görevi devralması için zaman kazandıracaktır.” 

            BBC'nin (01/10) "Yunanistan'dan Türkiye'nin AB Üyeliğine  Destek" başlıklı ve Nur Batur imzalı haberinde, Avrupa  Birliği'nin, genişleme takviminin belirleneceği aralık  ayındaki Kopenhag zirvesi öncesinde Yunanistan'dan Türkiye'yi  destekleyen işaretler gelmeye başladığı bildirilmektedir.  Avrupa Birliği için destek arayışı çerçevesinde Atina'ya  giden Türkiye Sanayiciler ve İşadamları Derneği "TÜSİAD"  heyetiyle görüşen Başbakan Simitis'in, Kopenhag zirvesi  sırasında Türkiye'ye üyelik yolunda takvim verilmesini  destekleyeceklerini söylediğine işaret edilen haberde,  Atina'dan alınan bu olumlu mesajların Irak konusundaki  uluslararası gelişmelerle ve Amerikan yönetiminin Ankara'dan  beklentileri ile bir bağlantısı olup olmadığı konusunda şu  yorum yapılmaktadır: “Amerika'nın, Irak'a askeri müdahaleye  hazırlanması Yunanistan'ı iki açıdan kaygılandırıyor.  Herşeyden önce Atina, Yunan ekonomisini olumsuz yönde  etkileyeceği için operasyona karşı çıkıyor. Ayrıca operasyon  yüzünden Kıbrıs'ın, Avrupa Birliği üyeliğinin de tehlikeye  girmesinden korkuyor. Irak operasyonunun, Türkiye'nin önemini  artıracağını bu nedenle de ne Amerika ne de Avrupa Birliğinin,  Kıbrıs yüzünden Türkiye ile çatışmaya girmek istemeyeceğini  düşünüyorlar. Aralık'daki zirveye kadar siyasi çözüm olmazsa  bazı ülkelerin Kıbrıs'ın üyeliğini dondurma eğilimine  girmesinden korkuyorlar. Simitis hükümeti bu endişe nedeniyle  Türkiye'nin, Kıbrıs'taki tepkisini azaltmaya yönelik bir  politika izliyor. Simitis'in Avrupa Birliği'ne ikna turuna  çıkan Türk işadamları heyetiyle yaptığı görüşmede ortaya  koyduğu tutumda bu politikayı daha da netleştirdi. Simitis  aralık ayındaki Kopenhag zirvesinde Türkiye'ye tam üyelik  müzakerelerinin başlaması için tarih verilmesini  destekleyeceklerini söyledi böylece Türkiye'yi en fazla  destekleyen lider ülke rolünü üstlenmiş oldu. Simitis, iki  ülke arasındaki yakınlaşmanın ve Türkiye'nin, Avrupa Birliği  üyeliğinin Yunanistan'ın çıkarına olduğunu örnekler ile de  anlattı ve Kıbrıs'da da çözüm bulunabileceğini vurguladı  ancak eğer çözüm bulunmazsa Türkiye'nin de Kıbrıs'ın üyeliği  karşısında tepki göstermemesini istedi. Tuncay Özilhan  görüşmede Kıbrıs'da Belçika modelinin uygulanmasından söz  edince Simitis de bu modelin uygulanabileceğini ancak farklı  modellerden esinlenerek yeni bir model oluşturulamayacağını  savundu. TÜSİAD üyesinin, Yunan Dışişleri Bakanı Papandreu  ile görüşmesinde de ağırlık yine Kıbrıs oldu. Özilhan'ın,  Denktaş'ın yine son zamanlarda masaya getirdiği önerileri  desteklediği ve uzlaşmaya çalıştığını vurguladığı ancak aynı  yaklaşımın Kleridis'de görülmediğini belirterek uzlaşması  için Kleridis'i ikna etmesini istediği bildiriliyor.”           

 

 

  

ESKİ SAYILAR