08/10/2002                       

           

             ANKARA, 08/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  07 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Berliner Zeitung'un (07/10) "Değişim Sonrası Yakınlaşma"  başlıklı ve Sigrid Averesch imzalı yorumunda, 9 Ekim'de  yayımlanması beklenen Avrupa Komisyonu'nun son ilerleme  raporundan söz edilmekte, raporda, başlatılmış olan  reformlardan dolayı katılım adayı Türkiye için övgülerin  yer aldığı, fakat ileriye yönelik daha fazla adım atılması  konusunda da uyarıda bulunulduğu bildirilmektedir. Türkiye  için katılım tarihi verilmesi şansının azaldığı ifade edilen  yorumda, AB'nin, Türkiye'ye karşı sert tutumunun ülkedeki  reformları zorlaştıracağı ileri sürülmektedir. Aralık ayında  Kopenhag'da yapılacak zirvenin muhtemelen, Türkiye için  hayal kırıklığı yaratacağı ve yayımlanacak olan AB raporunun  da bunu gösterdiğine işaret edilen yorumda, “AB'nin,  Türkiye'ye karşı geçmişte izlemiş olduğu oyalama taktiğini  sürdürmeye devam ettiği, Türkiye'ye üç yıl önce verilmiş  olan adaylık statüsünün gönülsüzce atılmış bir adım olduğu,  ülkenin, engelleri daha yeni aşmışken, Brüksel'in  beklentileri frenlediği ve böylece, siyasi sebepler  nedeniyle diğer aday ülkelerin öncelikli muamele görecekleri  izlenimini verdiği” ifadelerine yer verilmektedir. Türkiye'nin  kültürel açıdan Avrupa'ya ait olup olmadığı sorusunun bilinç  altında rol oynadığına dikkat çekilen yorumda, Anadolu  devletinin Avrupa'ya uzanan köklerinin idrak edilemediği ve  ülkenin yüzyıllarca Avrupa'ya yöneldiğinin gözden ırak  tutulduğu belirtilmektedir. Yorumda, Türk yönetimi için hiçbir  zaman Türkiye'nin Avrupa'ya ait olduğuna dair bir şüphe  bulunmadığı, Türkiye'nin bu yüzden İkinci Dünya Savaşı'ndan  sonra Avrupa Konseyi ve NATO üyeliği, Avrupa Ekonomik  Topluluğu ortaklık sözleşmesi ve gümrük birliği vasıtasıyla  kararlı bir şekilde Avrupa'ya yakınlaşma yolunu izlediği, bu  yolda bir çok reformu cesaretle gerçekleştirdiği ifade  edilmekte ve şöyle denilmektedir: “Bu durumda AB'nin tutumu  anlaşılır değildir. Türkiye'ye bir perspektif vermek ve  böylece reform isteğini desteklemek yerine Avrupalı devletler,  'evet, ancak...' şeklindeki tutumlarını sürdürmektedirler.  Böylelikle kimseye hizmet edilmemektedir. Bu tutum Türkiye'ye  bir fayda sağlamamaktadır, çünkü AB'nin bu tutumu, hayal  kırıklığına yol açmaktadır ve reformların desteklenmesini  zayıflatmaktdır. Bu, AB'ye de fayda sağlamamaktadır. AB'nin  birçok alanda, örneğin güvenlik çıkarları açısından,  Türkiye'ye ihtiyacı bulunmaktadır. Kıbrıs meselesinin çözümü  de bu şekilde zorlaştırılmaktadır.”

 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (07/10) "Solana Atina  ve Ankara ile Konuşuyor" başlıklı ve Horst Bacia imzalı  yazısında, AB Acil Müdahale Gücü konusu ele alınmakta, AB'nin  Ortak Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Solana'nın,  Yunanistan ve Türkiye'nin temsilcileriyle yaptığı gayri resmi görüşmelerle, AB Acil Müdahale Gücü'nün ilk operasyonunda  kriz yönetimi konusunda hala engel teşkil eden görüş  ayrılıklarının giderilmesi için çaba gösterdiği  bildirilmektedir. Solana'nın, hafta sonunda Girit adasında  yapılan AB savunma bakanları toplantısında ve bunun bir gün  öncesinde Brüksel'de yapılan NATO konferansında, Ankara ile  Atina arasında yaşanan küçük ilke tartışmasının çözümünün  muhtemelen "çok yakın" olduğunu ima ettiğine işaret edilen  yazıda, AB'nin, Acil Müdahale Gücü'nün ilk denemesini yapmak  için, Makedonya'da şimdiye kadar NATO tarafından yürütülen  "Amber Fox" operasyonunu devralmak istediği, ancak, üye  ülkelerin çoğunluğunun bunun öncesinde NATO ile AB arasında,  şimdiye dek Türkiye tarafından engellendiği iddia edilen,  NATO'nun askeri araç ve yeteneklerinden yararlanılmasına  ilişkin anlaşmanın yapılmasında ısrar ettikleri  kaydedilmektedir. Solana'nın kabul edilebilir bir çözüm  konusunda yoklama yaptığı ve bir yol üzerinde uzlaşmaya  varıldığı, ancak, Ankara'daki siyasi yönetimin uzlaşmaya  hazır olup olmadığı konusunda tereddüt yaşandığı belirtilen  yazıda, “Bir taraftan, Türkiye'de 3 Kasım'da erken seçim  yapılacak, diğer taraftan da Ankara, aralık ayındaki AB  zirvesinden katılım müzakereleri için tarih almaya çalışıyor.  Bu yüzden Brüksel'de, daha büyük bir müzakere paketinin  bekletilmesinin söz konusu olabileceği belirtiliyor”  denilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Wiener Zeitung'un (07/10) "Türkiye Paraya Kanacak mı?"  başlıklı ve Heike Hausensteiner imzalı yazısında, 9 Ekim'de  yayımlanması beklenen Avrupa Komisyonu'nun son ilerleme  raporu tasarısından söz edilmekte, tasarıda, Türkiye'ye  “gerekli kriterleri yerine getirmediği” iddiasıyla somut  üyelik müzakereleri için tarih verilmeyeceği, ancak maddi  yardımın artırılacağının yer aldığı bildirilmektedir.  Danimarka Başbakanı ve AB Konseyi Başkanı Anders Fogh  Rasmussen'in, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile  Atina'da yaptığı bir görüşmeden sonra "Türkiye, Kopenhag  Kriterleri'ni yerine getirmiyor" dediği ve Ankara'ya ancak  bu kriterleri yerine getirmesi halinde üyelik müzakerelerine  ilişkin bir tarih verileceğini vurguladığına işaret edilen  yazıda, Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in buna karşılık  olarak, başlatılan reformların, AB'nin bir tarih  belirlemesini gerektirdiğini söylediği ve aksi takdirde  "AB'nin, Türkiye'ye diğer adaylardan farklı kriterler  uyguladığının" ortaya çıkacağını, bunun da kamuoyu üzerinde  son derece olumsuz bir etki yapacağını ifade ettiği  aktarılmaktadır. Türkiye-AB ilişkilerinin tarihsel sürecine  ve Parlamento tarafından gerçekleştirilen reformların önemine  yer verilen yazıda, “Türkiye uzun zamandan beri, Aralık ayı  ortasında Kopenhag'da yapılacak olan AB zirvesinde, üyelik  müzakerelerine başlamak üzere kendisine bir tarih verilmesi  için ısrar ediyor. Gerçi Türkiye aday ülke konumunda, ama  diğer oniki aday ülkenin aksine onunla müzakerelere henüz  başlanılmadı. AB, Türkiye'ye adaylık statüsünü 1999 yılında  vermişti. AB devlet ve hükümet başkanları, bu konuda kesin  kararı Kopenhag'da alacaklar. AB çevreleri, Türkiye'nin  'para' karşılığında tarih istemekten vazgeçmeyeceğinden yola  çıkıyorlar. AB ayrıca, iç politikadaki duruma da dikkat  çekiyor. 3 Kasım'da yapılacak olan Parlamento seçimlerinde  hangi partilerin Parlamento'ya girmeyi başaracağı belli değil.  Türk yasalarına göre Parlamento'ya girmek için oyların  yüzde 10'unu almak gerekiyor” denilmektedir. Başbakan  Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın, Brüksel'in, çarşamba günü  açıklanması beklenen, gelişme raporlarında da açıkça  Türkiye'nin tarafını tutmayacağını söyleyerek, raporun  önemini küçümsediğini ima ettiği belirtilen yazıda, Yılmaz'ın,  "Komisyon, müzakerelere başlama konusunda bir karar alamaz,  çünkü bu siyasi bir karardır. Bize bir tarih verecek olanlar,  devlet ve hükümet başkanlarıdır" dediği de aktarılmaktadır.

 

            Die Presse gazetesinin (07/10) "10 Ülke Tamam: Genişleme,  Özel Bir Maddeyle Güvence Altına Alınacak" başlıklı ve Doris  Kraus imzalı yazısında, AB Komisyonu'nun çarşamba günü  açıklayacağı aday ülkeler ilerleme raporundan söz edilmekte,  Komisyon'un, Türkiye konusunda çekimser kaldığı  bildirilmektedir. Yazıda, ayrıca, raporda, Türkiye'nin,  AB'ye daha da yakınlaştırılmak istendiği, şu an mevcut olan  AB'nin mali desteğinin iki katına çıkarılmasının düşünüldüğü,  ancak, müzakerelerin başlaması için zamanın henüz  olgunlaşmadığı, üye ülkelerin, bu konudaki nihai kararının,  aralık ayında Kopenhag'da yapılacak AB zirvesinde  verileceğinin yer aldığı kaydedilmektedir. Brüksel'in, bu  genişleme zirvesinin Ankara ile çıkacak sürtüşme nedeniyle gölgelenmesinden korktuğu ileri sürülen yazıda, Irak  krizinin, Türkiye'nin stratejik önemini artırdığı ve  Ankara'nın eline daha iyi kartlar verdiği ifade edilmektedir.  AB ülkelerinin Kopenhag'da taviz vermelerinin olanak dışı  görülmediğine işaret edilen yazıda, bu tavizin, müzakerelerin  başlayacağı tarihi saptamak olabileceğine işaret edilmekte  ve şöyle denilmektedir: “Siyasi açıdan özel bir durum teşkil  eden Kıbrıs, ilerleme raporunda üyeliğe uygun diğer dokuz  aday gibi muamele görecek. Ancak Komisyon, 1974'ten bu yana  bölünmüş olan adadaki siyasi durumun nasıl çözüleceği sorusunu  açık bırakacak. Bu karar da ancak Kopenhag'daki zirvede  verilecek. Kıbrıs'la üyelik sözleşmesinde ihtiyaten, adanın  Türkiye tarafından işgal edilen kuzey kesiminin de AB'ye yeni  bir sözleşme ya da ilave ratifikasyona gerek olmaksızın her  an için alımına olanak tanıyan özel bir hüküm de olacak.  Kasım başında beklenen ve Kıbrıs sorununun barışçıl yoldan  çözümüne yönelik BM önerisinin, Kıbrıslı Türkler için olumlu  sürprizler içermesi ve durumu yumuşatması ümit ediliyor.”

 

            BELÇİKA BASINI: 

            De Financieel-Economische Tijd gazetesinin (07/10)  "Avrupa Birliği, Türk Kabusu Görmeye Başlıyor" başlıklı  haberinde, Türkiye'nin AB'ye üyeliği ele alınmakta, “Avrupa  Birliği, kısa süre içinde Türk kabusu görme tehlikesi ile  karşı karşıya bulunuyor. Kaçınılması olanaksız bir kabus.  Avrupa, Türkiye'nin ömür boyu bekleme salonunda  kalamayacağının farkına varmaya başladı. Ancak şu anda  Komisyon'da hiç kimse üyelik görüşmelerini başlatmaya hazır  değil. Türk isteklerini yatıştırmak için şimdiye kadar  Türklere verilen havuçlar tükeniyor” şeklinde bir  değerlendirme yapılmaktadır. Türkiye'nin bu yıl içinde  üyelik görüşmelerine başlayabilmek için bir tarih beklediğine  işaret edilen haberde, Avrupa Komisyonu'nun önümüzdeki hafta  açıklayacağı ilerleme raporuna göre, görüşmelere başlamak  için bir tarih verilmemesi ve Kıbrıs'ın üye olabileceğinin  açıklanmasının, Türkiye tarafından bir hakaret olarak  algılanabileceğine dikkat çekilmektedir. Türkiye'nin, AB'nin  üyeliğine karşı öne sürdüğü gerekçeleri bir bir temizlemekle  meşgul olduğu, bu bağlamda, Öcalan'ın idam cezasının ömür  boyu hapis cezasına çevrildiği belirtilen haberde, şu  ifadelere de yer verilmektedir: “Türklerin bu çabaları  karşılığında Avrupa, Türkiye'ye bir şeyler vermek zorundadır.  Brüksel bunu farkında. Ancak bu kez Ankara, boş sözlerle  yetinmeyecektir. Brüksel'deki diplomatlar, 'bir kabus olacak'  diyorlar. Avrupa, Türkiye konusunu aralık ayına kadar  tartışabilir. Avrupa Komisyonu önümüzdeki hafta açıklayacağı  raporunda en azından siyasal konuda bir tutum takınmıyor.  AB'deki bazı kaynaklar, kasım ayında Türkiye'de yapılacak  seçimleri İslamcıların kazanacağı konusunda spekülasyon  yapıyor. Böyle bir durum, Türkiye'ye kapıyı kapatmak için  Avrupa'ya mükemmel bir fırsat verecektir.”

 

            FRANSA BASINI: 

            AFP'nin (07/10) "Türk Sivil Toplum Örgütleri, Kopenhag  Zirvesi'nde Ankara'ya Yeşil Işık Yakılmasını İstiyor" başlıklı  haberinde, olumsuz bir kararın Avrupa-Türkiye ilişkilerini  zedeleyeceğini söyleyen Türk sivil toplum örgütlerinin (STÖ),  AB'ye, Kopenhag Zirvesi'nde üyelik müzakerelerinin başlaması  için bir tarih belirleme çağrısı yaptıkları bildirilmektedir.  Yaklaşık 200 sivil toplum örgütünün katılımıyla gerçekleşen  "Türkiye Platformu" toplantısından sonra basına okunan  bildiride, "Bizim AB'den beklediğimiz, aday ülkelere  gösterdiği cesaretlendirici ve dayanışmacı tutumunu Türkiye'ye  de göstermesidir" ifadelerine yer verildiği aktarılan haberde,  bildiriyi okuyan TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun,  "Türkiye'nin üyelik hedefini AB'nin de benimsediğine" olan  inancın altını çizdiği ve Onbeşler'in, Türkiye'yi de içine  alacak bir genişleme kararıyla bu inancı doğrulamasını  umduğunu söylediği kaydedilmektedir. Bildiride, böyle bir  kararın, geçtiğimiz Ağustos ayında Meclis'te kabul edilen  demokratik reformların (idam cezasının kaldırılması ve  Kürtlere kültürel haklarının verilmesi) etkisini ortaya  koyacağının belirtildiğine işaret edilen haberde, Avrupa  Komisyonu'nun son ilerleme raporu tasarısında, Türkiye'nin  AB kapılarının açılacağı on ülke arasında yer almadığına  dikkat çekilmektedir.

           

            İNGİLTERE BASINI: 

            Reuter'in (07/10) "AB: Türkiye Katılım Görüşmeleri İçin  Hazır Değil" başlıklı haberinde, Avrupa Komisyonu'nun yıllık  genişleme raporunda, insan hakları alanındaki ilerlemelerine  rağmen Türkiye'nin AB'ye katılım görüşmelerine başlamak için  siyasi kriterlere sahip olmadığının belirtildiği  bildirilmektedir. Çarşamba günü yayımlanacak olan raporun  taslağında, "Türkiye siyasi kriterleri tam olarak yerine  getiremiyor" denildiği belirtilen haberde, Komisyon'un,  barış zamanında idam cezasını kaldıran ve Kürt azınlıkların  kültürel haklarının korunmasını öngören yasaların kabul  edilmesi ve alelacele yapılan reformlar konusunda Türkiye'yi  takdir ettiği hatırlatılmaktadır. Türkiye'nin, büyük bir  "genişleme" toplantısı için biraraya gelecek olan AB  liderlerinin, kendisini, katılım görüşmeleri için kesin bir  tarihle ödüllendirmesini umduğuna işaret edilen haberde,  ancak, Komisyon raporunun, bir tarih verileceğinden  bahsetmediğine dikkat çekilmektedir.

           

            İTALYA BASINI: 

            Corriere Della Sera gazetesinde (07/10) "Avrupa 10 Aday  Ülkeye Sınıfı Geçirtti... Türkiye'nin Adaylığı İse Yine Geri  Gönderildi" başlığı ve Orsalo Riva imzasıyla yayımlanan  haberde, Avrupa Komisyonu'nun, 2004 yılı için birinci grupta  yer alan ülkelerin adaylıklarını onayladığı, Türkiye'nin  adaylığının ise yine geri gönderildiği bildirilmektedir. Söz  konusu 10 aday ülkenin durumunun, zaten 2001 yılında Laeken  Zirvesi'nde netlik kazandığı hatırlatılan haberde,  Türkiye'nin, 1999 yılından bu yana AB aday listesinde olduğu,  ancak adaylık ile ilgili görüşmelerin henüz başlatılmadığı  gibi, bununla ilgili herhangi bir tarihin de telaffuz  edilmediği ifade edilmektedir. Ankara'nın kararla ilgili  olarak hayal kırıklığına uğradığı belirtilen haberde,  Ankara'nın, hayal kırıklığına uğramakta haklı olduğu, çünkü  son aylarda AB uyum süreci çerçevesinde ölüm cezasının  kaldırılması, Kürtlere çeşitli hakların tanınması gibi birçok  demokratik reformun gerçekleştirildiği kaydedilmektedir.  Komisyon'un, bu aşamada müzakereler için bir tarih vermezken,  diğer taraftan Türkiye'ye bir milyar euro tutarında mali  yardımda bulunabileceğini açıkladığı bildirilen haberde,  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Verhaugen'in ise  bunu doğrulamamakla birlikte, böyle bir ihtimalin mevzuubahis olabileceğini, fakat bunun 160-170 milyon euro dolaylarında gerçekleşeceğini belirttiği aktarılmaktadır. Haberde, ayrıca  Kıbrıs'ın ilk grupta yer alan aday ülkeler arasına dahil  edilmiş olmasının ise, Türkiye için kötü bir sürpriz olduğu  belirtilmekte, (Güney) Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti arasında yürütülen görüşmelerin çıkmaza girdiği,  eğer önümüzdeki aylarda taraflar arasında herhangi bir  anlaşma sağlanamazsa, Kıbrıs'ın Birliğe tek başına katılacağı,  bu durumda "araya sıkışmış" Türk toprağının da AB dışında  kalmış olacağı vurgulanmaktadır.     

 

 

 

 

             

ESKİ SAYILAR