09/10/2002                       

       

            ANKARA, 09/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  08 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (08/10) "AB'nin Genişleme Planları Türkiye'de  Düş Kırıklığı Yarattı" başlıklı ve Robert Wielard imzalı  haberinde, yayımlanması beklenen Avrupa Komisyonu'nun son  ilerleme raporundan söz edilmekte, raporda, AB'nin, kapılarını  doğudaki komşu 10 ülkeye açmaya hazırlanırken, Türkiye'ye  beklemesi gerektiğinin söyleneceği bildirilmektedir. AB'ye  aday üye olarak kabul edilmesinin üzerinden geçen kırk yılın  ardından Türkiye'nin halen AB'nin en sorunlu adayı olduğu  ileri sürülen haberde, AB Komisyonu'nun taslak raporunda,  Türkiye'de ifade, inanç ve toplanma özgürlüğünün yanında  kitle iletişim araçlarına yönelik kısıtlamalara da değinildiği aktarılmaktadır. Raporda, ayrıca, mahkumların işkenceye maruz  kaldığına ve cezaevlerindeki insanlık dışı koşullara dikkat  çekilerek Ankara'nın, güvenlik güçleri üzerinde güçlü bir  sivil kontrol mekanizması oluşturması gereğinin vurgulandığı  belirtilen haberde, Komisyon'un üyelik görüşmeleri için bir  başlangıç tarihi önermemesinin Türklerin umutlarını kırdığı  ifade edilmektedir. Ankara'nın konuya duydukları tepkilere  yer verilen haberde, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur  Ziyal'ın, Avrupalıların ülkesindeki insan haklarına yönelik  şüpheli tavırlarından duyduğu "rahatsızlığı" iletmek üzere  Danimarka, Almanya, İngiltere ve Fransa büyükelçilerini davet  ettiği, Çalışma Bakanı Nejat Arseven'in ise, Türkiye'nin  bunun üstesinden geleceğini ifade ettiğine işaret edilmektedir.  Haberde, ayrıca, Washington'un da, terörizmle savaşta önemli  bir Müslüman müttefik olarak NATO üyesi Türkiye'yi yanında  görmek istediğinden Avrupalılara, Türklere kapılarını açmaları  yönünde yoğun baskı uyguladığına dikkat çekilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Financial Times Deutschland gazetesinin (08/10) "ABD,  Türkiye'nin Alınması İçin AB'yi Zorluyor" başlıklı ve Judy  Dempsey ile Christian Thiele imzalı yazısında, Washington'un,  AB'den, “Stratejik Ortağı” Türkiye'nin Ankara'nın hukuk  devletine yönelik reformlarına işaret edilerek entegrasyonunu  istediği ifade edilmektedir.

            ABD'nin, Türkiye'nin önüne yeni şartlar koymak yerine,  katılım müzakerelerinin başlaması için bir tarih vermesi  konusunda AB üzerindeki baskısını artırdığına işaret edilen  yazıda, Türkiye'nin, Washington'un yakın müttefiki ve olası  bir Irak savaşında anahtar rol oynaması bakımından önemi  vurgulanmaktadır. Yazıda, AB'nin, katılım müzakerelerinin  başlaması için gereken kriterleri Türkiye'nin henüz yerine  getirmediğini düşündüğü, buna ek olarak AB hükümetlerinin,  Türkiye'ye yapılacak somut bir katılım teklifinin, Doğu ve  Orta Avrupalı on yeni devletin katılımı konusunda yakında  yapılacak oylamayı tehlikeye düşürebileceğinden endişe  ettikleri kaydedilmektedir. “NATO devleti” Türkiye'nin,  1999'da dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın  Helsinki Zirvesi'nde AB devletlerine yoğun baskı yapması  üzerine AB'ye adaylık statüsü elde ettiği ileri sürülen  yazıda, AB Komisyonu'nun açıklaması beklenen 13 adaya  ilişkin ilerleme raporuna dikkat çekilmektedir. Yazıda,  ayrıca, “Türkiye'nin, bölgedeki tek NATO devleti olması,  (İsrail dışında) tek demokratik ülke olması, Irak'a sınır  komşusu ve ABD üslerine sahip olması, Hazar Denizi'nden  Türkiye'ye petrol taşıyacak yeni petrol boru hattıyla  birlikte ABD için Körfez'deki ham madde rezervlerine bir  alternatif oluşturması” bakımlarından Ankara'nın, Washington  açısından önemli bir ortak olduğu ifade edilmektedir.

 

            Die Tageszeitung'da (08/10) "Viyana Değil Brüksel"  başlığı ve Mehmet Daimagüler ile Vural Öger imzalarıyla  yayımlanan makalede, Türkiye konusunun, hem iç hem de dış  politika açısından hassas bir konu haline gelmeye başladığı  ifade edilmekte, Türk politikacıların, çok uzun yıllardır  Avrupa'nın dile getirdiği talepleri gerçekten yerine  getirdikleri, insan hakları ve azınlıkların korunması gibi  kavramların artık yabancı kavramlar olmadığı kaydedilmektedir.  Türkiye'nin Avrupa hevesinin, AB'yi baskı altına aldığı ifade  edilen makalede, Türkiye'nin AB'ye entagrasyonuna karşı  ilkesel olarak artık hiçbir gerekçe ileri sürülemeyeceği, bu  yüzden eski ve münasebetsiz argümanlara başvurulduğu ileri  sürülmektedir. Bu argümanların, “bir Müslüman ülkenin  Hristiyan Avrupası'na entegre olamayacağı, Hristiyan  Avrupa'nın ortak bir aydınlama tecrübesi yaşadığını,  Türkiye'nin ise bu konuda eksikliğinin bulunduğu, Türk  savaşlarının Avrupa'nın kollektif hafızasında hala yerini  koruduğu ve Viyana'yı kuşatanlarla Viyana'yı savunanların  torunları arasında duygusal bir engel oluşturduğu iddiası  ile Türk göçmen seli tehdidi”nin olduğu dile getirilen  makalede, söz konusu iddialar eleştirilmekte ve Türkiye'ye  haksızlık yapıldığı vurgulanmakta ve “Türkiye'nin Avrupa  yolunda yapması gereken hala pek çok ev ödevi vardır. İnsan  haklarının korunması, azınlıkların devlet ve toplum içinde  eşit biçimde pay almaları, bilinçli bir vatandaşlar  topluluğunun geliştirilmesi, bu bakımdan en önemli  sloganlardır. Fakat Ankara'da gerçekleştirilen son  reformlardan sonra, Türk siyasetinin sözünü tutacağı konusunda  iyimser olabiliriz. Aynı şeyi artık Avrupa'nın da yapmasının  zamanı gelmiştir. Sürekli olarak Avrupa'nın Romalı ve  Hristiyan temellerine atıfta bulunanlar, 'Pacta sund  servanda'yı (ahde vefayı) da bilirler. Bu hem Roma'da ve hem  de Kutsal Roma Germen İmparatorluğu'nda hukukun temel  ilkelerinden biriydi. Bu durum bugüne kadar da değişmemiştir.  Anlaşmalara, her iki tarafın da uyması gerekir” denilmektedir.

 

            BELÇİKA BASINI:

 

            Le Soir gazetesinde (08/10) "2004 Yılında Yirmibeşler  Demek Gerekecek" başlığı ve Martine Dubuisson ile Pascal  Martin imzaları ile yayımlanan haberde, Komisyon'un, on  adayın 2004 yılında üye olabileceği yönündeki düşüncesinin  kimseyi şaşırtmadığı, Bulgaristan ve Romanya'nın 2007 yılını bekleyecekleri, Türkiye ile görüşmeler konusunda ise bir  tarih tespit edilmediği bildirilmektedir. Raporun içeriği  ve ana hatlarından söz edilen haberde, Türkiye konusuyla  ilgili şu bilgilere yer verilmektedir: “Türkiye, insan  hakları konusunda ritmini korumaya teşvik edilirken -idam  cezası kaldırıldı- üyelik görüşmeleri için bir tarih  verilmiyor. Siyasi kriterler için yapılması gereken çok şey  var ve Komisyon, cezaevlerindeki işkenceye dikkat çekerek  önemli çaba gösterilmesini istiyor. Türkiye ayrıca, Kıbrıs'ın  birleşmesi için yapılan görüşmelere destek vermeye davet  ediliyor. Bunun karşılığında AB, güneyin düzeyine gelebilmesi  için adanın kuzeyine maddi yardımda bulunacak.”

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (08/10) "AB'nin Dışladığı Türkiye'de Öfke ve  Üzüntü Hakim" başlıklı haberinde, Brüksel'in, Türkiye'nin  AB'ye tam üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih  verilmesini reddedeceği haberlerinin, Türkiye'de öfke ve  üzüntüyle karşılandığı bildirilmektedir. Dışişleri Bakanı  Şükrü Sina Gürel'in daha önce yaptığı açıklamalarda, AB'nin  bu yıl içinde müzakerelere başlama tarihi vermemesinin,  Brüksel-Ankara ilişkilerinde ciddi sıkıntı yaratabileceği  uyarısında bulunduğu ve "Öyle ki Türk halkının hayal  kırıklığının, Türkiye-AB ilişkilerindeki diğer konuları da  etkilemesi kaçınılmaz olacaktır" dediği hatırlatılan haberde,  AB ile ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mesut  Yılmaz'ın ise, Avrupa Komisyonu raporunun yalnızca "teknik  bir rapor" olmasını ümit ettiğini belirttiği aktarılmaktadır. “Komisyon'un, adeta Türkiye'ye hakaret edercesine, aralarında  Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni ülkeye AB kapılarını açmayı  önereceğine” işaret edilen haberde, genişleme raporunun,  “Avrupa entegrasyonuna fazlaca bel bağlayan” Türk yetkilileri endişelendirdiği kaydedilmekte, resmi ağızların, raporun  resmen yayımlanmasını bekleyip oldukça ihtiyatlı davranırken,  basının daha şimdiden şaşkınlığını ortaya koyduğu ifade  edilmektedir.

 

            Le Monde gazetesinin (0/10) "Türkiye İle Müzakerelerin  Başlaması İçin Tarih Yok" başlıklı Arnaud Leparmentier ile  Laurent Zecchini imzalı haberinde, Komisyon'un Ankara'nın  yaptığı reformları kabul ettiği ve "Yeniden Gözden Geçirilmiş"  bir işbirliği önerisinde bulunduğu bildirilmektedir.  Komisyon'un, Türkiye'nin, birliğe adaylık yolunda çok önemli  ilerlemeler kaydettiği kanısında olduğu ve üyelik  müzakerelerinin resmen başlaması için bir tarih belirlenmesini  istediğini bildiği vurgulanan haberde, ancak, kaydedilen  gelişmeleri kabul eden, ancak Türkiye'nin ağır eksikliklerini  de vurgulayan ve tarih konusunda karar almamayı yeğleyen  Komisyonun raporunun, Ankara'yla gergin bir dönemin  başlamasına yol açacağı ileri sürülmektedir.     

            Haberde, Onbeşler'in Ankara'yla ilişkilerinin karmaşık  olduğu belirtilmekte ve sonuçlarının potansiyel olarak ağır  olmasının nedenleri şu şekilde açıklanmaktadır: “Türk hükümeti,  Ankara'nın Kuzey kesimini işgal ettiği Kıbrıs'ın geleceği  konusunda hala çıkmazda olan müzakereleri etkileyecek siyasi  imkanlara sahip. Diğer yandan Ankara'nın tutumu (Atina'nın  tutumu da öyle), Avrupa güvenlik projesinin gelişebilmesi için vazgeçilemez bir şart, zira birlik ile NATO arasındaki "daimi düzenlemelerin" sonuçlanması buna bağlı. Son olarak Irak'a  karşı savaş halinde Türkiye jeopolitik anlamda kaçınılamaz  bir partner.” Bununla birlikte Brüksel'in, "Türk siyasi  liderlerinin çoğunun Avrupa Birliği'nin değer ve  standartlarına erişmek için ileriye adımlar atma konusundaki kararlılıklarını" memnuniyetle karşılayarak olumlu sinyaller  de verdiğine işaret edilen haberde, dengeli bir yaklaşımda  bulunma arzusunun, Ankara'ya teklif edilen "yeniden gözden  geçirilmiş" bir işbirliği çerçevesi içinde, mali desteğin  hafif bir artışıyla kendini gösterdiği kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            To Vima gazetesinin (08/10) "Atina Ümit Ediyor... Ankara Önemsemiyor... Brüksel 'Kırmızı Kart' Gösteriyor" başlıklı ve  Anni Podimata imzalı yorumunda, Avrupa Komisyonu'nun  Türkiye'ye ilişkin raporu vesilesiyle Atina'nın, "komşu  ülkenin Avrupa'ya yakınlaşmasını desteklediğini" bir kez daha tekrarladığı, öte yandan Ankara'nın, AB ile üyelik  müzakerelerinin başlamasıyla ilgili kararın "siyasi bir  karar" olacağı ve Kopenhag Zirvesi'nde, AB üye ülkelerinin  liderleri ve hükümetleri tarafından alınacağı görüşünü  savunarak, Komisyon'un, Türkiye hakkındaki olumsuz raporunu  önemsememeye çalıştığı ifade edilmektedir. Brüksel'de  yapılacak kritik Avrupa Komisyonu Genel Kurul toplantısından  sonra, 13 aday ülke ile ilgili ilerleme raporlarının, aynı  zamanda da aslında Komisyon'un AB Konseyi'ne sunacağı AB  genişlemesiyle ilgili rapor-öneriyi oluşturan strateji  metninin resmen açıklanacağına işaret edilen yorumda,  Atina'yı her bakımdan tatmin eden söz konusu metnin önsözünde,  AB genişlemesinin büyük dönüm noktalarını oluşturan olaylara  ve özet halinde, AB adayı ülkelerin üyeliğe yönelik  başarılarına yer verildiği kaydedilmektedir. Aynı bölümde,  Kıbrıs'ın siyasi sorunundan da söz edilerek, AB Komisyonu'nun,  çözümün elde edilmesi yönündeki arzusunun ifade edildiği ve  ilgili bütün tarafların, "özellikle de Türkiye"nin, Kıbrıs  sorununun, "AB üyelik müzakerelerinin tamamlanmasından önce"  çözümlenmesi için çaba sarf etmeye davet edilerek, bunun  mümkün olmaması halinde, "kararın, Helsinki Anlaşması  kararlarına göre alınacağı"nın vurgulandığı belirtilen yorumda, Komisyon'un strateji metninin devamında, AB aday ülkeleri  tarafından, dört temel alanda (siyasi kriterler, ekonomik  kriterler, AB üyelik müzakerelerinin 29 bölümünde, yönetim  ve yasal alanda AB ilkelerini uygulama yeteneği) kaydedilen  ilerlemenin tarif edildiği; sonunda da her aday ülkenin, AB  üyesi olmaya hazır olacağı zamanla ilgili bir değerlendirmeye  yer verildiği ifade edilmektedir. Yorumda, değerlendirmelerin  sonuçlarıyla ilgili bölümde Komisyon'un, Kıbrıs dahil, ilk on  aday ülkenin, 2004 yılında AB üyeliğine kabul edilmelerini  beklediğini, Romanya ile Bulgaristan'ın AB üyesi olacakları  tarihin 2007 yılının olabileceğini kaydettiği aktarılan  yorumda, Türkiye'nin "önemli ölçüde ilerleme kaydetmiş  olmasına" rağmen, Kopenhag siyasi ve ekonomik kriterlerini  tamamıyla yerine getirmemiş olduğu şeklinde bir değerlendirme  yapıldığı, aynı zamanda, komşu ülkenin yasaları hakkında  "daha derin bir analiz" sonucunda, bir kalkınma projesi  hazırlayarak ve artık AB bütçesinden aday ülkelere yapılan  mali yardımı aşamalı bir şekilde artırarak, AB üyeliğine  ilişkin işlemleri geliştirme yolları aradığı  vurgulanmaktadır.

 

 

             

ESKİ SAYILAR