10/10/2002                       

       

           

     ANKARA, 10/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  09 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            AP'nin (09/10) "AB: Kıbrıs, Malta ve Sekiz Doğu  Ülkesi 2004 Yılında Katılmaya Uygun... Türkiye Bekleyecek"  başlıklı ve Robert Wielaard imzalı haberinde, Avrupa Birliği  Komisyonu'nun, Kıbrıs ve Malta'nın yanı  sıra sekiz doğu  Avrupa ülkesinin üyelik için neredeyse hazır olduklarını  açıkladığı ve AB'nin şimdiye kadar en büyük genişlemesinde  2004 yılında Birliğe katılmaları için davet edilebileceklerini  önerdiği, bununla beraber, “Ankara ve Washington'u  sinirlendirecek”  bir hareketle, Ankara ile üyelik  müzakerelerine başlayabilecekleri bir tarih önermeyerek   Türkiye'nin üyeliğini askıya aldığı bildirilmektedir.            Komisyon raporunda, aday olmasından üç yıl sonra Türkiye'nin  hala önemli siyasi ve ekonomik üyelik kriterlerini yerine  getiremediğini ve ülke, insan hakları sicilini düzeltmek için  iyi bir başlangıç yapmış olsa da hala sorunları olduğunu  söylediğine işaret edilen haberde, Komisyon'un, Türkiye'nin  üyelik öncesi yardım için verilen yıllık 175 milyon euronun  iki katına çıkarılmasını önerdiğine dikkat çekilmektedir.  ABD'nin, AB'den “Washington'un terörle savaşında NATO  içindeki sadık ve stratejik öneme sahip Müslüman müttefiki"  olan Türkiye'yi daha hoş karşılamasını istediği ifade edilen  haberde, ABD'nin Kıbrıslı Rumlarla Türkler arasında yapılan  BM görüşmeleri elçisi Tom Weston'un, "Avrupa'nın Türkiye'yi  umursamadığına inanmıyorum. AB kapısının Türkiye'ye  kapatılması Avrupa, Türkiye ve Amerika'nın çıkarlarını  kötü etkileyecektir" şeklindeki sözlerine yer verilmektedir.  AB genişlemesinin hala büyük engellerle karşı karşıya olduğu  belirtilen haberde, "Türkiye, 1963'de Ortaklık Anlaşması'nı  imzaladı ve ilk olarak 1987'de üyelik için başvurdu. 1999'da  adaylığı açıklandı, ancak müzakereler donduruldu. AB raporu,  insan haklarında ilerlemelere dikkat çekti, ancak hala  halledilemeyen ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamalar,  mahkumlara işkence yapılması, tutukluluk öncesi gözaltıların  uzun olması ve Türkiye'nin güçlü silahlı kuvvatleri üzerinde  sivil kontrolün olmaması gibi konulardan söz etti"  denilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinin (09/10) "Genişleme... AB  Kopenhag'da 'Türkiye Zirvesinden' Korkuyor" başlıklı ve  Doris Kraus imzalı yazısında, Brüksel'de, Kopenhag'daki  buluşmanın "pazar" haline  gelmesinden korkulduğu ve AB  tarihindeki en büyük genişlemeye yönelik tarihi kararların,  Türkiye ile çıkacak sert tartışmalarla gölgelenebileceği  endişesinin arttığı ileri sürülmektedir. AB Komisyonu'nun  ilerleme raporlarında, Türkiye ile üyelik müzakerelerine  başlama tarihinin olmadığı ve "Türkiye siyasi kriterleri  tam olarak yerine getirmiyor" denildiği aktarılan yazıda,  Brüksel'de, Türkiye'nin bu reddi kolay kabul etmeyeceğinin  gözönünde bulundurulduğu ve Komisyon çevrelerinde,  "Kopenhag'da yapılacak zirve, Türkiye zirvesi olabilir"  düşüncesinin hakim olduğu ifade edilmektedir. Komisyon  çevrelerinin, bunun sorumlusunun, özellikle de Türkiye'ye  Aralık 2001'de Laeken'deki zirvede karşılık olasılığı olduğu  sinyalini veren AB devlet ve hükümet başkanları olduğunu dile  getirdikleri ve "Bu, büyük bir hataydı. Burası bir pazar  değil" dediklerine işaret edilen yazıda, "Zira bir NATO  ülkesi olan Türkiye'nin elinde, Avrupa Güvenlik ve Savunma  Politikasını (AGSP) bloke edebilecek koz bulunuyor. Şayet  Ankara evet demezse, AB, NATO katılımı olmayan müdahalelerde  bu paktın olanaklarından yararlanamayacak. Türkiye her ne  kadar AGSP ile üyelik müzakereleri arasında bir bağlantı  olmadığını iddia etse de, bu iki konunun fiilen birbirine  bağlı olduğu açık bir sır. Türkiye'nin konumu şu an bir de  Irak krizi nedeniyle güçlenmiş durumda. Bu, ABD için  Türkiye'nin stratejik önemini, dolayısıyla da Washington'un  üyelik müzakereleri konusunda Avrupalı ortakları üzerinde  yaptığı baskıyı artırıyor" denilmektedir. Buna karşın AB'nin,  Türkiye'ye biraz daha fazla para dışında fazla bir yenilik  sunacak durumda olmadığı vurgulanan yazıda, daha yoğun bir  yakınlaştırma stratejisi konusunun düşünüldüğü, ancak, bunun  Ankara'ya yetmeyeceğinin de bilindiği kaydedilmektedir.  Türkiye'nin AB üyeliğini 1963'ten bu yana beklediğine dikkat  çekilen yazıda, bu şartlar altında, AB ülkelerinin  Kopenhag'da Türkiye'ye yine taviz verebileceğinden  söz edilmekte, "Bu, belli bir tarihte üyelik müzakerelerine  başlama konusunda karar alınacağına yönelik söz verme  şeklinde olabilir. Bu da birçoklarına göre, vahim bir karar  olur. Brüksel'de, 'Böyle bir durumda, Türkiye ile  ilişkilerimizde geri dönüşü olmayan bir noktayı aşmış  oluruz' deniyor" şeklindeki ifadeler aktarılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Der Tagesspiegel gazetesinin (09/10) "Asıl Şimdi...  Ankara AB'den Gelebilecek Bir Hayır Cevabından Yılmayacak...  Ankara, ABD'nin Desteğini Alabileceğini Umut Ediyor" başlıklı  ve Thomas Seibert imzalı yazısında, Türkiye'deki siyasilerin,  aylar boyunca vatandaşlarına  AB'nin bu yılki ilerleme  raporunun ne denli önemli olduğunu anlatmaya çalıştıkları,  ancak, raporun açıklanmasıyla birlikte Türkiye'ye müzakere  tarihinin verilmeyeceğinin kesinleştiği ve birden bire  raporun hiçbir öneminin kalmadığı ifade edilmektedir.  Raporun sonucunun belli olmasıyla birlikte Başbakan  Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın, "Asıl siyasi karar, Aralık  ayında gerçekleşecek Kopenhag Zirvesi'nde alınacaktır.  Bu nedenle de Türk hükümeti önümüzdeki haftalar içerisinde  Avrupalılara yönelik baskılarını artıracaktır" şeklinde bir  açıklamada bulunduğu aktarılan yazıda, Alman Büyükelçisi  Rudolf Schmidt, Danimarkalı, Fransız ve İngiliz  meslektaşlarıyla birlikte, Türk Dışişleri Bakanlığı'nda  AB'nin haksız davranışlarda bulunduğu şikayetlerini dinlemek  zorunda kaldıkları bildirilmektedir. Dışişleri Bakanı Şükrü  Sina Gürel'in de, AB'yi, Türkiye ile olan ilişkilerinin  krize girebileceği konusunda uyardığına işaret edilen yazıda,  ancak Avrupalıların, buna rağmen yine de "hayır" demelerinin,  Türkiye-Avrupa ilişkilerinde yeni bir dönemece girilmesine  yol açabileceği ileri sürülmektedir. Bazı yorumcuların daha  şimdiden, Kopenhag Zirvesi ve 1997 yılında Lüksemburg'da  gerçekleşen zirve arasında  benzerlikler aramaya başladıkları  belirtilen yazıda, AB'nin, Lüksemburg Zirvesi'nde Türkiye'ye  adaylık verilmesini reddettiği,bunun üzerine  Ankara'nın da  birkaç ay boyunca Brüksel ile diyaloğunu kestiği  hatırlatılmaktadır. Türklerin elinde bu sefer başka  kozların olduğu ve artık küskünleri oynamak istemedikleri  dile getirilen yazıda, bu kozlar şöyle açıklanmaktadır:  “ Büyük güç ABD, uzun zamandır  AB'ye, Türkiye'ye doğu ve  batı arasındaki kesişme noktasındaki  Batılı destekçi olarak,  güvenilir bir üyelik perspektifi verilmesi için baskı yapıyor. Türkiye'nin, komşu ülkesi Irak'a yönelik yapılması planlanan  savaş nedeniyle önemi git gide artıyor. Bu nedenle de  Amerikalılar, istekleri konusunda daha da ısrarcı  davranıyorlar. Ankara, Kıbrıs sorununu koz olarak kullanıp  Brüksel'e 'AB müzakere tarihine  karşılık Kıbrıs sorununun  çözümlenmesi' parolası altında  bir değiş tokuş önerisinde  bulunabilir. Türkiye'nin iç  politikası da Ankara'nın  Avrupalıları ikna edebilmesi için  önemli bir koz olabilir.  Türkiye'de 3 Kasım'da seçimler gerçekleşecek. AB'nin ret  cevabının bugün kesinleşmesi, seçim gününde  Avrupa  karşıtlarının işine yarayacaktır. Brüksel ise bunu engellemek  istiyor. Seçimin ardından Ankara'da, AB karşıtlarının  iktidara geçmesi, üyelik müzakerelerinin  bitmesi anlamına  gelecektir. Ancak Avrupa yanlılarının gücü ellerine alması,  hala Kopenhag'ın kararını olumlu yönde etkileyebilir."

            Financial Times Deutschland gazetesinin (09/10)  "Tehlikeli Saklambaç Oyunu" başlıklı ve Marina Zapf imzalı  yazısında, AB Komisyonu'nun, Ankara'nın üyelik olgunluğuna  ilişkin değerlendirmesindeki temel tavrın, cesaret vermekten  ziyade yine eleştirel olduğu ifade edilmekte, Türkiye'nin  durumu masal kahramanı “Kül Kedisi”ne benzetilmektedir.  Komisyonun görüşünün, yüklenen siyasi ev ödevlerinin henüz  tamamlanmadığı yönünde olduğuna işaret edilen yazıda,  üyelik müzakereleri için bir takvim  belirlenmesine giden  kapının kapalı kaldığı bildirilmektedir. Türk Parlamentosu'nun gerçekleştirdiği reformların başarısına dikkat çekilen yazıda,  AB'nin, eğer Türkiye'nin üyeliğini temelden reddediyorsa,  bunu açıkça söylemesi, fakat o zaman da ekonomik bütünleşme  için bir plan geliştirmesi gerektiği dile getirilmektedir.  Türkiye'den neler istendiğini görmek için Ortaklık  Anlaşmasına bakıldığında, bu reform paketinden sonra  Türkiye'nin, "kağıt üzerinde de olsa" kriterleri yerine  getirdiğini söylemekte haklı olduğu belirtilen yazıda,  AB üyelerinin, doğuya genişlemede gösterdikleri iradeyi  Türkiye konusunda da gösterirlerse, bundan sonraki mantıklı  adımın, katılım müzakerelerine hazırlık olacağı ifade  edilmektedir. Fakat Türkiye'ye, ABD haricinde yardımcı  olacak hiçbir ülkenin olmadığı ve AB'deki yetkililerin,  sadece Alman Hristiyan Demokratların açıkça söyledikleri  "NATO ortağı Türkiye, göçe hazır 67 milyon nüfuslu gelişmemiş  bir ülkedir. Giderek daralan bir siyasi birliğe kolayca  giremez" görüşünü paylaştıkları vurgulanmakta ve şöyle  denilmektedir: "Bu gerekçeye hemen itiraz etmek mümkün değil.  Fakat bu gerekçe tek boyutludur ve karşılıklı bilgisizlik  ve güvensizliği göstermektedir. AB, Türklerin, medeni olmayan  ve despot şark imajını yalancı çıkaracağına ve Müslüman bir   ülke olarak demokratik açıdan büyüyeceğine inanmıyor. Diğer   taraftan ise Türkiye AB'yi, kendisini yavaş yavaş açlıktan   öldürmekle suçluyor, fakat kendisi de Avrupa'yı, tek bir  reform paketinin herşeyi halledemeyeceğini anlayacak  derecede tanımıyor. Burada daha fazla dürüstlük gerekiyor,  hem de iki taraf için. Türkiye, AB üyeliğini artık sadece  bir lütuf olarak görmemeli ve kendi eksikliklerini ismen  saymalıdır. Katılım müzakerelerinde yığılacak reform dağını  olduğu gibi kabul etmelidir; yani, ister ordu, isterse  Devlet Güvenlik Mahkemeleri olsun, bazı Türk kurumlarının  nezdinde uygulanması zor olan, kendi egemenliğinden  vazgeçmeyi kabul etmelidir. AB devletleri ise Türkiye'yi  oyalamaktan vazgeçmelidirler. Eğer üyelerin çoğunluğu ve  Komisyon bugün, üç yıl önceki Helsinki Zirvesi'nde Ankara'ya  adaylık verilmesini bir hata olarak görüyorlarsa, bunu  fısıltıyla değil açıkça ifade etmelidirler. Fakat dikkatli  olunmalı, net bir alternatif sunulmalıdır. Bunun dışındaki  herşey, AB'nin ürkütmemesi gereken bir ortak ile dikkatsizce  oynanan bir oyun olacaktır".

 

            BELÇİKA BASINI: 

            De Standaard gazetesinin (09/10) "AB Türkiye ile  Tartışmaya Doğru Gidiyor" başlıklı ve Bernard Bulcke imzalı  haberinde, Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'nin "kayda değer  ilerlemesine rağmen" AB'ye üyelik görüşmelerine başlamak  için "tüm siyasal kriterleri yerine getirmediği" iddiasıyla  bir tarih belirlemediği bildirilmektedir. Raporda,  Türkiye'nin görüşmelere başlaması için bir tarihin  bulunmamasının, son aylarda özgürlükler konusunda yapılan  reformlara rağmen "hala bir dizi eksikliklerin bulunmasından" kaynaklandığı ileri sürülen haberde, birçok konuda hala  sorunlar bulunduğu, 3 Kasım tarihinde yapılacak seçimlere  büyük bir parti liderinin katılmasının ülkenin en yüksek  adli organlarınca engellenmesi konusunda Komisyon'un  tereddütleri olduğu ifade edilen haberde, 94 sayfalık  raporda çok az sürpriz olduğu belirtilmektedir.

 

            FRANSA BASINI: 

            AFP'nin (09/10) "Türkiye AB Raporunu Kınıyor ve Kopenhag  Zirvesi'ni Bekliyor" başlıklı ve Burak Akıncı imzalı haberinde, Türkiye'nin, müzakereklerin başlaması konusunda kendisine bir  tarih vermekten kaçınan AB raporunun yayımlanmasının ardından  yaşadığı hayal kırıklığını dile  getirdiği ve aralık ayında  Kopenhag'da gerçekleştirilecek olan Avrupa Zirvesi'nden hala  olumlu bir karar çıkabileceğini umduğunu belirttiği  bildirilmektedir. AB'den sorumlu Başbakan Yardımcısı Mesut  Yılmaz'ın, düzenlediği basın toplantısında, "Bu kritik bir  dönüm noktası... Genişleme konusundaki rapor bizi tatmin  etmekten çok uzak" açıklamasında bulunduğu ve "Türkiye'nin  bir tek hedefi vardır, o da AB'nin tam üyesi olmak.  Türkiye'nin entegrasyon süreci geri döndürülemez" diyerek,  AB'nin ülkesine önermeyi deneyebileceği her türlü "özel  statüyü" reddettiği aktarılan haberde, Yılmaz'ın, raporun  önemini en aza indirmek amacıyla, bunun yalnızca bir  "teknik" rapor olduğunu belirttiğine işaret edilmektedir.  Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in ise, AB'nin  müzakerelerin başlaması için bu sene içinde, 2003 yılı için  bir tarih belirlemeyi reddetmesinin, Brüksel ile Ankara  arasındaki ilişkilere ciddi sekte vuracağı konusunda yeniden  uyarıda bulunduğu bildirilen haberde, Bakan Gürel'in, basına  yaptığı açıklamada, "Şayet Türkiye 12-13 Aralık'ta  Kopenhag'taki Avrupa Zirvesi sırasında yeni bir hayal  kırıklığı ile karşı karşıya kalırsa, bu durum, Türkiye'de  kim iktidarda olursa olsun, Türkiye ile AB arasındaki  ilişkilerin diğer yönleri üzerinde de kaçınılmaz olarak  olumsuz bir etki yaratacaktır" şeklinde konuştuğu  bildirilmektedir. Haberde, Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın  ise yayımladığı bir bildiride, kabul edilmiş olan reformlar  sayesinde "Türkiye'nin 2003 yılında üyelik müzakerelerine  başlamayı hak ettiğini" belirttiği ve metinde, Türkiye'nin  reformlara devam etme ve kabul edilmiş olanları uygulamaya  koymak için siyasi arzusunun altının çizildiği ve bir  AB-Türkiye "yakınlaşmasının" iki tarafın da çıkarına  olacağının belirtildiğine dikkat çekilmektedir. Haberde  ayrıca, ülkesi halihazırda AB Dönem Başkanlığını yürüten  Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in ise, Kopenhag'da  AB'nin kapılarının Türkiye'ye açık kalacağını belirterek,  13 aday ülkenin akibeti konusunda "kesin olarak karar verecek"  olan Kopenhag Zirvesi'ne kadar durumun değişebileceğini  ima ettiği kaydedilmektedir.

 

            HIRVATİSTAN BASINI: 

            Jutarnji Monitor gazetesinin (09/10) "AB: Türkiye,  Üyelik İçin Gereken Siyasi Kriterleri Yerine Getirmiyor"  başlıklı internetten sağlanan yazısında, Avrupa  Komisyonu'nun İlerleme Raporu'ndan söz edilmekte, raporda,  Türkiye'ye tarih verilmemesi şöyle değerlendirilmektedir:  "Öte yandan, üyelik listesine dahil olabilmek için  Türkiye'nin vermiş olduğu çaba boşa gitti. İdam cezasının  kaldırılması ve Kürt azınlığa kültürel alanda ilerleme  fırsatlarının tanınmasına her ne kadar olumlu bakılsa da  Avrupa Komisyonu'ndan gelen raporda, AB'ye üye olma  doğrultusunda yürütülmesi gereken görüşmelerin başlatılması  için Türkiye'nin, siyasi kriterleri henüz yerine getirmediği  açıklandı. Avrupa Komisyonu, Türkiye'ye yapılan maddi  yardımın 2006 yılına kadar ikiye katlanması teklifinde  bulunacak".

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Reuter'in (09/10) "Avrupa Komisyonu AB Genişleme  Raporunu Onayladı" başlıklı ve Gareth Jones imzalı haberinde,  Avrupa Komisyonu'nun 13 ülkenin Avrupa Birliği'ne üyeliğine  ilişkin büyük öneme sahip belgeyi onayladığı bildirilmekte,  tarihi sayılabilecek bu adımın, Berlin duvarının yıkılışından  13 yıl sonra, Avrupa Birliği'nin Doğu Avrupa'daki eski  komünist ülkelere doğru genişlemesine imkan tanıyacak  olmasının önemi vurgulanmaktadır. Ancak, Brüksel'in, 13'üncü  aday Türkiye için üyelik müzakereleri konusunda insan hakları  sicili iddiasıyla bir tarih belirlemediği ifade edilen  haberde, rapor taslağının, Türkiye'nin, barış zamanında  ölüm cezasının kaldırılması ve Kürt azınlığa daha fazla  kültürel haklar tanınmasını kapsayan son reform paketi  hakkında olumlu ifadeler içerdiği kaydedilmekte ve şu  ifadeler aktarılmaktadır: "Verheugen bugün, Alman radyosuna  yaptığı konuşmada Türkiye'nin demokratik yolda ilerlemeye  devam etmesini istedi ve 'Kapımız Türkiye'ye açıktır...  Olumlu sonuç bu rotanın kararlılıkla takip edilmesine  bağlıdır. Türkiye'nin cesaret verici bir sinyale ihtiyacı  vardır ve onu bugün alacaktır' dedi. Ancak Komisyon raporunda,  yine de Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlayabilmek için  henüz çok fazla çalışma yapması gerektiği ifadelerine  yer verildi. ABD, AB'nin Türkiye'nin insan hakları konusunda  kaydettiği ilerlemeleri gözönünde bulundurmasını istedi ve  stratejik yönden çok önemli bu Müslüman NATO müttefikine  üyelik görüşmeleri için bir şans vermesini istedi. Böyle bir  girişimin aynı zamanda AB'ye kabul edilmesinden önce,  bölünmüş Kıbrıs adası konusunda çözüme varılması konusundaki  ümitleri güçlendireceğini söyledi. ABD'nin Kıbrıs Özel  Koordinatörü Thomas Weston Reuter'in kendisi ile yaptığı bir  röportajda 'Umuyoruz ki rapor objektiftir ve Türkiye'nin  kaydettiği aşamaları gözönüne almıştır' şeklinde görüş  belirtti.

           

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinin (09/10) "AB Komisyonu'nun Raporu  Ankara'da Rahatsızlık Yarattı" başlıklı ve Aris Abacis imzalı  haberinde, Ankara'nın, AB Komisyonu tarafından hazırlanan  Türkiye'ye ilişkin rapordan duyduğu rahatsızlığı Danimarka,  Almanya, İngiltere ve Fransa büyükelçilerine iletmiş bulunduğu,  bu arada, Türk Dışişleri Bakanlığı'nın, aynı konuyu görüşmek  amacıyla, AB üyesi 15 ülkenin büyükelçilerini, Bakanlığa  davet ettiği bildirilmektedir. Haberde, Anadolu Ajansı'nın  haberine atfen, AB üyesi ülkelerin büyükelçileri ile ilk  görüşmesinde, AB Komisyonu raporundan Dışişleri Bakanlığı'nın  duyduğu rahatsızlığı dile getiren Müsteşar Uğur Ziyal'ın,  "Türkiye'de işkencelerin yapıldığı" yolundaki iddialara  değinerek, "Türkiye'deki siyasi koşullar göz önünde  bulundurulmalıdır" dediğine işaret edilmektedir. 

  

 

 

             

ESKİ SAYILAR