14/10/2002                       

                 

      ANKARA, 14/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  11-14 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu  hususlara değinilmektedir:

       ABD BASINI:

       Amerika'nın Sesi Radyosu'nun "ABD Dışişleri Bakanlığı  Sözcüsü: AB'nin Türkiye İle Katılım Görüşmelerine En Kısa  Zamanda Başladığını Görmek İstiyoruz" başlıklı ve Hülya  Polat imzalı haberinde, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye adaylık  tarihi vermemesine tepkilerin sürdüğü bildirilmekte,  Türkiye'ye siyasi ve ekonomik yükümlülüklerini yerine  getirmediği gerekçesiyle tarih vermemekle yetinmeyen   Komisyon'un, adaylık sürecinin yeniden gözden geçirilmesini  de önerdiğine işaret edilmektedir.

      Avrupa Birliği'nin genişleme kararının, önümüzdeki , hafta İrlanda'da yapılacak referandumla onaylandıktan sonra   yürürlüğe gireceği belirtilen haberde, Dışişleri Bakanlığı  Sözcüsü Richard Boucher'in, "Biz yıllardır Türkiye'nin  geleceğinin Avrupa'da olduğuna inanıyoruz. Türkiye ile  AB arasındaki ilişkilerin mümkün olduğu kadar yakın  olmasının, hem Türkiye, hem AB, hem de Amerika'nın  yararına olacağına inanıyoruz" şeklindeki sözlerine  yer verilmektedir. Sözcü Richard Boucher'in, Türkiye'nin  AB üyesi olması yönündeki arzusunu Amerika'nın desteklediğini  ve Bush yönetiminin, AB raporunu bu yolda atılmış önemli  bir adım olarak gördüğünü söylediğine de işaret edilen  haberde, şöyle denilmektedir: "Çeşitli Avrupa gazetelerine  göre Bush yönetimi Türkiye'ye tarih verilmesi konusunda  birliğe yoğun baskı yaptı ve bu üye ülkelerin tepkisini  çekti.

      AB Komisyonu Sözcüsü Jonathan Faull, birlik üyesi  olmadığı için Amerika'nın, birliğin genişlemesi ile ilgili  kararlarına müdahale edemeyeceğini söyledi. ABD Dışişleri  Bakanlığı Sözcüsü Boucher'in açıklamasına değinen Faull,  'Sözcü, Amerika'nın AB üyesi olmadığını söylüyor, bunu  ben de teyit ediyorum. Amerikalılar, Türkiye-AB ilişilerine   verdikleri önemi vurguluyorlar. Bu konuda hemfikiriz.   Türk hükümeti ve yetkilileriyle sürekli bir diyaloğumuz   var'dedi. Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard  Boucher'e basın toplantısında, Bush yönetiminin, başka  aday ülkeler için de birliğe baskı yapıp yapmadığı  soruldu. Amerika'nın genişleme sürecini her zaman  desteklediğini hatırlatan sözcü, 'Evet yaptık, ama  Türkiye'nin durumu biraz farklı' şeklinde yanıt verdi.

      Sözcü, kararın Kıbrıs sorununun çözümünü güçleştireceği  yolundaki yorumlar konusunda ise şunları söyledi:  'Madalyanın öteki yüzüne de değindik vurguladık. Türkiye   ile AB arasında daha yakın ilişkiler kurulmasının iki  tarafın da çıkarına olacağını savunduk. AB ve NATO, BM Genel  Sekreteri'nin girişimlerini destekliyor. Ancak çözüm için   bu iki kurum şart değil.'" 

      ALMANYA BASINI: 

      Deutsche Welle gazetesinde "Ankara'ya Yönelik Açık  Sözler" başlığı ve Rainer Sollich imzasıyla yer alan ve  internetten sağlanan yazıda, Türkiye'nin AB üyeliğine   yönelik doğal bir hakkı olmadığı, buna hiçbir gerekçenin  bulunamayacağı, hatta 60'lı yıllarda AT'yle imzalanan   ortaklık anlaşmasının da haklı bir üyelik perspektifi  sunamayacağı iddia edilmektedir. Türklerin AB ilerleme  raporuna yönelik can sıkıntısının anlaşılabileceği,  çünkü Ankara'nın en azından "kağıt üzerinde" demokrasi  ve insan hakları konusunda büyük ilerlemeler sağladığı  vurgulanan yazıda, ancak, Ankara'daki hükümetin, Brüksel'in  "üyelik müzakerelerine başlamak için somut bir tarih  verilmesi" umuduyla bu reformları yürürlüğe koyduğuna  dikkat çekilmektedir. Şimdi asıl konunun, Türkiye'nin  dileğinin yerine getirilmemesine yönelik AB Komisyonu  tavsiyesinin, aralık ayındaki zivede Birliğin hükümet  ve devlet başkanlarınca onaylanıp onaylanmayacağı olduğu  ifade edilen yazıda, şu an ki kararın AB yanlılarını  yapılacak seçimlerde zayıflatacağı ve Kıbrıs sorunundaki  görüşmelerin sürmesi için de kötü bir işaret olduğu ileri  sürülmektedir.

      Avrupalıların Türkiye'yi dışarıda bırakmak isteğinin  bir sır olmadığı dile getirilen yazıda, şu argümanlardan  söz edilmektedir: "Türkiye fazlasıyla büyük bir ülke,  kültür olarak yabancı ve coğrafi olarak da sadece küçük  bir parçası Avrupa'da bulunuyor. Bunların tümü doğrudur.  Buna rağmen Türkiye'nin AB üyeliğinin Birliğe sağlayacağı  yararlar da olabilirdi, özellikle de stratejik yönde.  Türkiye'ye karşı Yakın Doğu ve Balkanlarda Avrupa Güvenlik  ve Savunma Politikası yürütmek mümkün değil. Kafkasya'da  ve petrol zengini Ortadoğu'da ekonomik bir angajman  sözkonusu olduğunda Türkiye önemli bir anahtar ülke konumunda.  Ancak herşeyden önemlisi AB'yi bir Hristiyan ülkeler klübü  olarak tanımlamak inandırıcı bir neden değil, çünkü  Avrupalıların ortak değerleri dinle açıklanmıyor.  Türkiye'nin AB üyeliği eskiden olduğu gibi bugün de  uzak görünüyor. Bunun için öncelikle tüm ekonomik   ve siyasi koşulların yerine getirilmesi gerekiyor. Ancak bu opsiyon açık tutulmalı ve Avrupalılar tarafından   daha fazla cesaretlendirilmelidir. 

      AVUSTURYA BASINI: 

      Wiener Zeitung'un "Ankara'nın Güçlü Hamisi" başlıklı  haberinde, ABD'nin, AB Komisyonu'nun ilerleme raporlarını   açıklamasından sonra, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin   bir an önce başlatılması için Brüksel'e baskı yapmaya   başladığı bildirilmektedir. AB'ye göre "Boğaz'daki ülkenin",  müzakerelerin başlaması koşulu olan ve "Kopenhag Kriterleri"  diye adlandırılan siyasi şartlara uygun olmadığına işaret  edilen haberde, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard  Boucher'in, Türkiye ile Avrupa'nın ilişkilerini "mümkün  olduğunca yakınlaştırmalarının" hem ABD hem de AB'nin  "stratejik çıkarına" olduğunu söylediği aktarılmaktadır.

      Washington'un uzun zamandan beri, Türkiye'nin  geleceğinin AB'de olduğu düşüncesini taşıdığını vurgulayan  Boucher'in, Washington'un, AB'nin Türkiye'ye hak ettiği önemi vermemesinden dolayı endişe duyduğunu da ifade ettiği  belirtilen haberde, AB Komisyonu'nun, ABD'nin eleştirisini  derhal reddettiğine dikkat çekilmektedir. Türkiye'nin  Washington'un özel sempatisini kazanmasının ardında,  ülkenin stratejik öneme sahip konumu bulunduğu, ABD Hava  Kuvvetleri'ne ait bazı güçlerin İncirlik'te üslenmiş durumda  olduğu, Irak'a olası bir saldırıda da işleyen bir NATO  işbirliğinin şart olduğu vurgulanan haberde, Türkiye'nin,  aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi'nde müzakerelerin başlaması  için somut bir tarih verileceği ümidini hala taşıdığı ifade  edilmektedir. 

      Bunun, AB içinde, üstelik de Ankara'nın "geleneksel rakibi" Yunanistan tarafından onay gördüğüne işaret edilen haberde,  Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun yaptığı  açıklamada, müzakerelerin başlaması için bir tarih verilmesini   olanaksız görmediğini söyleyerek, Yunanistan'ın geçtiğimiz   yıllarda Türkiye'nin AB yakınlaşma politikası konusunda   çok olumlu tecrübeler edindiğini belirttiği aktarılmaktadır. 

      BELÇİKA BASINI: 

      De Standaard gazetesinde "Brüksel Türkiye'nin Önemini  Anlamadı" başlığı ve Bart Beirlant imzasıyla yayımlanan  haberde, Türkiye uzmanı Erik-Jan Zurcher'in, "Turkije:  Springstof voor de Europese Unie?" adlı kitabının  tanıtımında "Brüksel Türkiye'nin önemini anlamadı" dediği  aktarılmakta ve "Avrupa Birliği, Türkiye'ye bir tarih  vermemekle aptallık yaptı" denilmektedir. Uluslararası  etkinliği olan Profesör Zurcher'in, "Türkiye için ağır bir  darbe. Ülke 40 yıldır bekliyor ve işin başında üyelik  perspektifi verilmişti. Şimdi her yönden Türkiye'nin önüne  geçildi. Varşova Paktı'na karşı Batı'nın kalesi, Varşova Paktı  üyeleri tarafından geçildi" dediğine işaret edilen haberde,  "Komisyon'un, Türkiye'nin insan hakları konusunda daha çok  çalışması, ordunun etkisini kısıtlaması, rüşvet, organize suç  ve uyuşturucu kaçakçılığı ile daha fazla mücadele etmesi  gerektiğini söylediğinde haksız mı?" sorusuna şu yanıtı  verdiği bildirilmektedir: "Hayır. Türkiye de bunu biliyor.  Reformlar kağıt üzerinde. Haklı olarak eleştiriler uygulamaya  yönelikti... Bu haklı eleştiri, ülkenin üyeliğini reddetmek  için kullanılırken, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelere açık  perspektif veriliyor. Bazı alanlarda Türkiye'nin çok gerisinde bulunmalarına ve Türkiye'nin AB için daha çekici olmasına  rağmen Bulgaristan ve Romanya 2007 yılında üye olabilecekler...  Türk halkı için özellikle aydınlar ve orta düzey halk için  üyelik çağdaşlığı garantileyecek. Konu, Türkiye'de siyah ya da  beyaz olarak algılanıyor... Türkiye'de İslamcı örgütler  köktendinci değil ve köktendinci hareketler büyük değil.   Üstelik Avrupa İslamı bin yıldır tanıyor... ABD'nin bir  dış politikası var ve güvenlik ile enerji bu politikanın  ana hatlarını oluşturuyor. Amerikalılara göre Türkiye Ortadoğu politikaları için kaçınılmaz bir konumda ve Hazar Denizi  enerjisi için çok önemli bir yol üzerinde bulunuyor...  AB, en büyük komşusunu başkalarına bırakamaz."   

      FRANSA BASINI: 

      AFP'nin "Ankara Kıbrıs Konusunda Katı, AB İle İlişkilerinde  Dengeli" başlıklı ve Sibel Utku ile Jerome Bastion imzalı  haberinde, Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in AFP'ye verdiği   mülakatta, şayet üyelik müzakereleri için bir tarih verilmezse,   Türkiye-AB ilişkilerinin "yeniden gözden geçirileceğini" ve   Güney Kıbrıs'ın AB'ye kabul edilmesi halinde ise adanın   bölünmüşlüğünün "kalıcı" hale geleceğini belirttiği  bildirilmektedir. "Ankara 1997'den beri, AB'nin Kıbrıs Rum  kesimiyle ilgili uyum önlemlerinin aynısını Türkiye ve  KKTC'nin de alacağını söylemektedir" diye hatırlatan Bakan  Gürel'in, bir ara çözüm  bulmak için "çok sayıda değişiklik"  yapmak gerektiğini ve "Bu değişikliklerin en kısa zamanda  yapılıp yapılmayacağından da" emin olmadığını ifade ettiği  aktarılan haberde, şu değerlendirme yapılmaktadır: "Kıbrıs  sorunu, AB-Türkiye ilişkilerindeki engellerden birini   teşkil ediyor. Gürel, yıl sonuna kadar Türkiye'ye bir tarih   verilmemesi halinde, bu ilişkilerin tehdit altında kalacağı   konusunda da uyarıda bulundu. Gürel, şayet AB Türkiye'ye  tarih vermezse, 'Bunun, Türk halkı üzerinde çok büyük hayal  kırıklığı yaratacağını ve bu hayal kırıklığının da, görüşü  ne olursa olsun hükümet üzerinde etkisi olacağını' belirtti  ve konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Müzakere tarihi konusunda  AB hata yaptı. Hangisi olursa olsun her Türk hükümeti,  AB-Türkiye ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kalacaktır. Büyük bir halk desteğiyle kabul ettiği reformları uygulamaya  koyan Türkiye'nin hedeflerinden şüphe duymanın, akıllıca, adil  ve dürüst olmadığını söyleyen Gürel, 'Türkiye'nin, ulusal  programında yer alan vaatlerini zamanında yerine getirdiğini,  dolayısıyla da AB ile ilişkilerinde bir üst aşamaya geçmeyi  hakettiğini belirtti.” 

      İNGİLTERE BASINI: 

      Independent gazetesinin "Yunanistan, Türkiye'nin AB  Girişimini Desteklemek Amacıyla Düşmanlığı Rafa Kaldırdı"   başlıklı ve Daniel Howden imzalı internetten sağlanan  makalesinde, Yunanistan'ın, katılım müzakereleri için tarih  verilmesi çağrısında bulunarak, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ne  katılımını destekleyenlerin öncülüğünü yaptığı bildirilmektedir.

      AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin 2004 yılındaki katılım  dalgasında yer almak için henüz hazır olmadığını öngören  raporunda, Ankara ile müzakereler için bir tarih veremediğine  işaret edilen makalede, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo  Papandreu'nun, aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi'nin,  Türkiye'ye teşvik edici sinyal verilmek üzere değerlendirilmesi gerektiğini söylediği ve "Türkiye'ye Kopenhag'da olumlu sinyal  verilmesi gerekiyor" diye konuştuğu aktarılmaktadır.

      Papandreu'nun, Türk meslekdaşı Şükrü Sina Gürel'i  Türkiye'nin üyeliğine yönelik desteğini yinelemek üzere  ilk olarak arayan yabancı ülke liderleri arasında olduğuna  dikkat çekilen makalede, şu ifadelere yer verilmektedir: "İki  bölgesel rakip arasında Kıbrıs ve Ege'deki kıta sahanlığı  sorunları üzerine görüş ayrılıkları devam ediyor, ancak  Yunanistan bu problemleri Türkiye'yi AB'ye daha da  yakınlaştırarak çözmeye çalışıyor. Ankara'nın Avrupa'ya   yönelik isteklerini destekleyen dünkü sinyal, iki ülke   arasında 1999 yılında Helsinki Zirvesi'nde Yunanistan'ın   Türkiye'nin AB adaylığına destek vermesiyle başlayan  yakınlaşma sürecinde başka bir dönüm noktası niteliğinde. 

      Papandreu, Helsinki sonrasında yaptığı açıklamada,  'Türkiye ve Yunanistan arasındaki uzlaşı, -her iki toplumun   birlikte uyum içinde yaşayabileceğini kanıtlayacak bir örnek   olarak- Kıbrıs için vitrin görevi görmeli' diye konuştu.  Buna rağmen Kıbrıs iki ülke arasındaki yakınlaşmayı bozabilir. İki yıllık bir süre zarfında AB'ye katılması beklenen on ülke  arasında Kıbrıs'ın da yer alması tepkilere yol açabilir.  Türkiye, adada 28 yıldır süregelen bölünmüşlüğün sona ermesinin,  adanın AB'ye katılımı için ön koşul olduğu konusunda ısrar ediyor,  ancak komisyon raporu Yunanistan'ın, adanın 2004 yılında AB'ye  dahil edilmesine yönelik girişimlerini destekliyor.” 

      İSVİÇRE BASINI: 

      Der Rheintaler gazetesinin "Avrupa Türkiye'yi Hayal  Kırıklığına Uğratıyor" başlıklı ve Jan Keetman imzalı  internetten sağlanan yazısında, 13 aday ülke için hazırlanan  ilerleme raporunun Türkiye'de hayal kırıklığı yarattığı  belirtilmekte, raporun, idam cezasının kaldırılması gibi  reformlara rağmen, Ankara ile üyelik müzakerelerine başlamak  için bir tarih verilmesi önerisini getirmediğine işaret  edilmektedir.

      Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in, bu gelişmenin,   AB'nin Türkiye'yi hiçbir zaman üyeliğe almak istemediğini   ortaya koyduğu eleştirisinde bulunduğu aktarılan yazıda,  Ankara'nın, Danimarka, İngiltere, Almanya ve Fransa  büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı'na çağırdığı ve burada  Müsteşar Uğur Ziyal'ın, rapordaki noktalara tek tek değinerek  protestoda bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Uğur Ziyal'ın,  özellikle İslamcı Tayyip Erdoğan'ın seçimlere katılamamasının   raporda Türkiye açısından bir olumsuzluk olarak sunulmasından   şikayetçi olduğu ve seçimlere katılamama kararının Yüksek  Seçim Kurulu tarafından açıklanmasından sonra, AB'nin, muhtemelen AB üyesi İspanya'da da Bask Partisi Lideri Herri  Batasuna'nın yasaklanmasıyla aynı zamana denk geldiği için  protestoda bulunmadığını vurguladığı aktarılan yazıda,  ayrıca Ankara'nın, sadece Rum tarafını temsil eden Kıbrıs  Rum kesiminin AB üyeliği için tavsiye edilen ülkeler arasında bulunmasından da memnun olmadığı kaydedilmekte ve "Bunun  ötesinde bir diğer konu, Türkiye'nin seçim ortamında bulunması  ve milliyetçi duyguların yükselmesi. Türkiye, ABD'nin de  çıkarını gözönüne alarak Irak'la olan ortak sınırına vurgu  yapmaktadır. Washington, AB ilerleme raporundaki Türkiye  değerlendirmesini sert bir şekilde eleştirdi. AB'nin  Türkiye'ye yönelik 'saygı noksanlığından dolayı' ABD'nin  endişe duyduğu belirtiliyor” denilmektedir. 

      İTALYA BASINI: 

      La Repubblica gazetesinin "Ankara Öfkeli... Başbakan  Yardımcısı Yılmaz: Özel Bir Statü Kabul Edilemez" başlıklı  ve Marco Ansaldo imzalı yorumda, AB raporundan söz edilmekte,  rapor, beş yıl önce Avrupa'nın Ankara'yı katılım müzakereleri   dışında bıraktığı Lüksemburg Zirvesi'ndeki "tokat" gibi  olmasa da, "buna yakın bir şey" olarak değerlendirilmektedir.  10 ülkeyi destekleyen  ve katılım dilekçesini yıllar önce veren,  fakat "Ankara'yı şu an için sınıfta bırakan" AB raporuna  Türkiye'nin öfke ve kırgınlıkla tepki gösterdiği belirtilen  yorumda, herşeye rağmen, rapordan duyulan hoşnutsuzluğun  hükümet çevrelerinde gizlenmeye çalışılarak, derhal "teknik  bir sorun" olduğundan söz edildiği ifade edilmektedir.

      Ancak, diplomasinin, Kıbrıs sorunununda tutumun  sertleşeceği tehdidinde bulunarak hayal kırıklığını ortaya  koyduğu aktarılan yorumda, Dışişleri Bakanı Şükrü Sina  Gürel'in, 1974'ten beri bölünmüş bulunan adanın sorununa  derhal atıfta bulunarak, "AB aynı yolda devam ederse,  korkarım her bir muhtemel çözüm karşısında üzerinde AB   mühürü bulunan kapı kapatılarak adanın bölünmesi sonucuna   varılacak. Avrupa ile ilişkiler 'kaçınılmaz bir şekilde'  acı çekecek ve aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi başarısız  olursa, ilişkiler yeniden gözden geçirilecek" dediğine işaret edilmektedir. Avrupa'ya aday ülke konumunda bulunan Ankara'nın,   Kopenhag Zirvesi'nde müzakerelerin başlatılması için belli   bir tarih verilmesini beklediğine dikkat çekilen yorumda,  uzak ve şartlı olmasına rağmen sabit bir randevu verilmesi  perspektifinin, AB'nin  Türkiye'yi asla kabul etmeyeceğine  inanan Avrupa konusundaki şüpheci kesimle mücadele eden  Türkiye'deki büyük bir kesim tarafından memnuniyetle  karşılanacağı ifade edilmektedir. Hükümetin bu çerçevedeki  çabalarının yoğunlaştırıldığı, 15 Avrupa ülkesinin  büyükelçilerinin, Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığı  belirtilen yorumda, öte yandan, "Türkiye için tek bir  yer söz konusudur ve bu, tam üyeliktir" açıklamasını  yapan AB ile ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı  Mesut Yılmaz'ın, özel bir statünün ise "kabul edilemez"  olduğunu ima ettiği aktarılmaktadır.

      Yorumda, ayrıca, Ankara'nın dışta bırakılmasını  tartışan ABD'nin de, daha önce konuya ilişkin baskı  yaptığı, önde gelen gazetecilerin yorumlarnın ise çok  sert olduğu belirtilmekte, Mehmet Ali Birand'ın "Kızgınız  ve bu ilişkilerin, Türkiye'nin düşmanları tarafından  düzenlenip hazırlandığına inanmaya başlıyoruz" derken,  Turkish Daily News gazetesindeki yazısında İlnur Çevik'in,  Kıbrıs sorunu konusunda, "Brüksel'deki beceriksiz kişiler,  potansiyel bir felaketin temellerini hazırladıklarının  farkında değil görünüyorlar" dediği aktarılmaktadır.   

      RUSYA BASINI: 

      Gazeta'nın "AB'nin Genişlemesi" başlıklı ve Vahtang   Canaşiya imzalı yazısında, AB'nin genişlemesine yönelik   açıklanan İlerleme Raporu ele alınmakta, 93 sayfalık raporda  müşterek tekliflerin yer aldığı, AB'ye üye ülkelerin  hükümetlerinin bu tekliflere dayanarak, Brüksel'de ve  Kopenhag'da aralık ayında yapılacak zirvelerde, Birliğe  yeni üyelerin kabul edilmesini kararlaştıracakları  bildirilmektedir.

      Üyelik için yükümlülüklerin yerine getirileceği  süreçten söz edilen yazıda, AB'nin, aralarında ilke önemi  taşıyan, örneğin karar alma prosedürü, mevzuatın daha  basitleştirilmesi, çeşitli seviyedeki iktidar mercilerinin  yetkilerinin birbirinden ayrılması gibi konularda mutabakat sağlamaya çalıştığına işaret edilmektedir. Yakın gelecekte  AB'ye yeni üyelerin kabul edilmesinin, durumu daha da  karmaşık yapacağı, özellikle de Türkiye ile Yunanistan  arasında, Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla ilgili olarak  ilişkilerin bir hayli gerginleşmesinin baklenebileceği  ileri sürülen yazıda, "İkinci kademe devletler, Bulgaristan,  Romanya ve Türkiye ile ilgili ciddi sorunlar var. İlk  ikisinin 2007 yılından sonra kabul edilmesi ve kendilerine  mali yardımın artırılması vadediliyor. Oysa Türkiye ile  müzakerelerin başlaması hakkında Solana-Patten raporunda  hiçbir şey yazılı değil. Solana ve Patten 'Türkiye, AB'nin  ekonomik ölçeklerine uymuyor' diyorlar. Öte yandan Ukrayna,  Moldova ve Beyaz Rusya ile durum  belli. Solana, Kiev,  Kişinev ve Minsk'e kendileriyle iyi komşuluk ilişkileri  kurulacağını vadetti ve bu ülkelerde Kuçma, Lukaşenko ve  komünistler iktidarda bulundukça, daha önemli şeylerin  söz konusu olamayacağı işaretini verdi" denilmektedir.           

 

 

 

             

             

ESKİ SAYILAR