|
14/10/2002
ANKARA, 14/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 11-14 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI: Amerika'nın Sesi Radyosu'nun "ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü: AB'nin Türkiye İle Katılım Görüşmelerine En Kısa Zamanda Başladığını Görmek İstiyoruz" başlıklı ve Hülya Polat imzalı haberinde, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye adaylık tarihi vermemesine tepkilerin sürdüğü bildirilmekte, Türkiye'ye siyasi ve ekonomik yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle tarih vermemekle yetinmeyen Komisyon'un, adaylık sürecinin yeniden gözden geçirilmesini de önerdiğine işaret edilmektedir. Avrupa Birliği'nin genişleme kararının, önümüzdeki , hafta İrlanda'da yapılacak referandumla onaylandıktan sonra yürürlüğe gireceği belirtilen haberde, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher'in, "Biz yıllardır Türkiye'nin geleceğinin Avrupa'da olduğuna inanıyoruz. Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin mümkün olduğu kadar yakın olmasının, hem Türkiye, hem AB, hem de Amerika'nın yararına olacağına inanıyoruz" şeklindeki sözlerine yer verilmektedir. Sözcü Richard Boucher'in, Türkiye'nin AB üyesi olması yönündeki arzusunu Amerika'nın desteklediğini ve Bush yönetiminin, AB raporunu bu yolda atılmış önemli bir adım olarak gördüğünü söylediğine de işaret edilen haberde, şöyle denilmektedir: "Çeşitli Avrupa gazetelerine göre Bush yönetimi Türkiye'ye tarih verilmesi konusunda birliğe yoğun baskı yaptı ve bu üye ülkelerin tepkisini çekti. AB Komisyonu Sözcüsü Jonathan Faull, birlik üyesi olmadığı için Amerika'nın, birliğin genişlemesi ile ilgili kararlarına müdahale edemeyeceğini söyledi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher'in açıklamasına değinen Faull, 'Sözcü, Amerika'nın AB üyesi olmadığını söylüyor, bunu ben de teyit ediyorum. Amerikalılar, Türkiye-AB ilişilerine verdikleri önemi vurguluyorlar. Bu konuda hemfikiriz. Türk hükümeti ve yetkilileriyle sürekli bir diyaloğumuz var'dedi. Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher'e basın toplantısında, Bush yönetiminin, başka aday ülkeler için de birliğe baskı yapıp yapmadığı soruldu. Amerika'nın genişleme sürecini her zaman desteklediğini hatırlatan sözcü, 'Evet yaptık, ama Türkiye'nin durumu biraz farklı' şeklinde yanıt verdi. Sözcü, kararın Kıbrıs sorununun çözümünü güçleştireceği yolundaki yorumlar konusunda ise şunları söyledi: 'Madalyanın öteki yüzüne de değindik vurguladık. Türkiye ile AB arasında daha yakın ilişkiler kurulmasının iki tarafın da çıkarına olacağını savunduk. AB ve NATO, BM Genel Sekreteri'nin girişimlerini destekliyor. Ancak çözüm için bu iki kurum şart değil.'" ALMANYA BASINI: Deutsche Welle gazetesinde "Ankara'ya Yönelik Açık Sözler" başlığı ve Rainer Sollich imzasıyla yer alan ve internetten sağlanan yazıda, Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik doğal bir hakkı olmadığı, buna hiçbir gerekçenin bulunamayacağı, hatta 60'lı yıllarda AT'yle imzalanan ortaklık anlaşmasının da haklı bir üyelik perspektifi sunamayacağı iddia edilmektedir. Türklerin AB ilerleme raporuna yönelik can sıkıntısının anlaşılabileceği, çünkü Ankara'nın en azından "kağıt üzerinde" demokrasi ve insan hakları konusunda büyük ilerlemeler sağladığı vurgulanan yazıda, ancak, Ankara'daki hükümetin, Brüksel'in "üyelik müzakerelerine başlamak için somut bir tarih verilmesi" umuduyla bu reformları yürürlüğe koyduğuna dikkat çekilmektedir. Şimdi asıl konunun, Türkiye'nin dileğinin yerine getirilmemesine yönelik AB Komisyonu tavsiyesinin, aralık ayındaki zivede Birliğin hükümet ve devlet başkanlarınca onaylanıp onaylanmayacağı olduğu ifade edilen yazıda, şu an ki kararın AB yanlılarını yapılacak seçimlerde zayıflatacağı ve Kıbrıs sorunundaki görüşmelerin sürmesi için de kötü bir işaret olduğu ileri sürülmektedir. Avrupalıların Türkiye'yi dışarıda bırakmak isteğinin bir sır olmadığı dile getirilen yazıda, şu argümanlardan söz edilmektedir: "Türkiye fazlasıyla büyük bir ülke, kültür olarak yabancı ve coğrafi olarak da sadece küçük bir parçası Avrupa'da bulunuyor. Bunların tümü doğrudur. Buna rağmen Türkiye'nin AB üyeliğinin Birliğe sağlayacağı yararlar da olabilirdi, özellikle de stratejik yönde. Türkiye'ye karşı Yakın Doğu ve Balkanlarda Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası yürütmek mümkün değil. Kafkasya'da ve petrol zengini Ortadoğu'da ekonomik bir angajman sözkonusu olduğunda Türkiye önemli bir anahtar ülke konumunda. Ancak herşeyden önemlisi AB'yi bir Hristiyan ülkeler klübü olarak tanımlamak inandırıcı bir neden değil, çünkü Avrupalıların ortak değerleri dinle açıklanmıyor. Türkiye'nin AB üyeliği eskiden olduğu gibi bugün de uzak görünüyor. Bunun için öncelikle tüm ekonomik ve siyasi koşulların yerine getirilmesi gerekiyor. Ancak bu opsiyon açık tutulmalı ve Avrupalılar tarafından daha fazla cesaretlendirilmelidir. AVUSTURYA BASINI: Wiener Zeitung'un "Ankara'nın Güçlü Hamisi" başlıklı haberinde, ABD'nin, AB Komisyonu'nun ilerleme raporlarını açıklamasından sonra, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin bir an önce başlatılması için Brüksel'e baskı yapmaya başladığı bildirilmektedir. AB'ye göre "Boğaz'daki ülkenin", müzakerelerin başlaması koşulu olan ve "Kopenhag Kriterleri" diye adlandırılan siyasi şartlara uygun olmadığına işaret edilen haberde, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher'in, Türkiye ile Avrupa'nın ilişkilerini "mümkün olduğunca yakınlaştırmalarının" hem ABD hem de AB'nin "stratejik çıkarına" olduğunu söylediği aktarılmaktadır. Washington'un uzun zamandan beri, Türkiye'nin geleceğinin AB'de olduğu düşüncesini taşıdığını vurgulayan Boucher'in, Washington'un, AB'nin Türkiye'ye hak ettiği önemi vermemesinden dolayı endişe duyduğunu da ifade ettiği belirtilen haberde, AB Komisyonu'nun, ABD'nin eleştirisini derhal reddettiğine dikkat çekilmektedir. Türkiye'nin Washington'un özel sempatisini kazanmasının ardında, ülkenin stratejik öneme sahip konumu bulunduğu, ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bazı güçlerin İncirlik'te üslenmiş durumda olduğu, Irak'a olası bir saldırıda da işleyen bir NATO işbirliğinin şart olduğu vurgulanan haberde, Türkiye'nin, aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi'nde müzakerelerin başlaması için somut bir tarih verileceği ümidini hala taşıdığı ifade edilmektedir. Bunun, AB içinde, üstelik de Ankara'nın "geleneksel rakibi" Yunanistan tarafından onay gördüğüne işaret edilen haberde, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun yaptığı açıklamada, müzakerelerin başlaması için bir tarih verilmesini olanaksız görmediğini söyleyerek, Yunanistan'ın geçtiğimiz yıllarda Türkiye'nin AB yakınlaşma politikası konusunda çok olumlu tecrübeler edindiğini belirttiği aktarılmaktadır. BELÇİKA BASINI: De Standaard gazetesinde "Brüksel Türkiye'nin Önemini Anlamadı" başlığı ve Bart Beirlant imzasıyla yayımlanan haberde, Türkiye uzmanı Erik-Jan Zurcher'in, "Turkije: Springstof voor de Europese Unie?" adlı kitabının tanıtımında "Brüksel Türkiye'nin önemini anlamadı" dediği aktarılmakta ve "Avrupa Birliği, Türkiye'ye bir tarih vermemekle aptallık yaptı" denilmektedir. Uluslararası etkinliği olan Profesör Zurcher'in, "Türkiye için ağır bir darbe. Ülke 40 yıldır bekliyor ve işin başında üyelik perspektifi verilmişti. Şimdi her yönden Türkiye'nin önüne geçildi. Varşova Paktı'na karşı Batı'nın kalesi, Varşova Paktı üyeleri tarafından geçildi" dediğine işaret edilen haberde, "Komisyon'un, Türkiye'nin insan hakları konusunda daha çok çalışması, ordunun etkisini kısıtlaması, rüşvet, organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığı ile daha fazla mücadele etmesi gerektiğini söylediğinde haksız mı?" sorusuna şu yanıtı verdiği bildirilmektedir: "Hayır. Türkiye de bunu biliyor. Reformlar kağıt üzerinde. Haklı olarak eleştiriler uygulamaya yönelikti... Bu haklı eleştiri, ülkenin üyeliğini reddetmek için kullanılırken, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelere açık perspektif veriliyor. Bazı alanlarda Türkiye'nin çok gerisinde bulunmalarına ve Türkiye'nin AB için daha çekici olmasına rağmen Bulgaristan ve Romanya 2007 yılında üye olabilecekler... Türk halkı için özellikle aydınlar ve orta düzey halk için üyelik çağdaşlığı garantileyecek. Konu, Türkiye'de siyah ya da beyaz olarak algılanıyor... Türkiye'de İslamcı örgütler köktendinci değil ve köktendinci hareketler büyük değil. Üstelik Avrupa İslamı bin yıldır tanıyor... ABD'nin bir dış politikası var ve güvenlik ile enerji bu politikanın ana hatlarını oluşturuyor. Amerikalılara göre Türkiye Ortadoğu politikaları için kaçınılmaz bir konumda ve Hazar Denizi enerjisi için çok önemli bir yol üzerinde bulunuyor... AB, en büyük komşusunu başkalarına bırakamaz." FRANSA BASINI: AFP'nin "Ankara Kıbrıs Konusunda Katı, AB İle İlişkilerinde Dengeli" başlıklı ve Sibel Utku ile Jerome Bastion imzalı haberinde, Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in AFP'ye verdiği mülakatta, şayet üyelik müzakereleri için bir tarih verilmezse, Türkiye-AB ilişkilerinin "yeniden gözden geçirileceğini" ve Güney Kıbrıs'ın AB'ye kabul edilmesi halinde ise adanın bölünmüşlüğünün "kalıcı" hale geleceğini belirttiği bildirilmektedir. "Ankara 1997'den beri, AB'nin Kıbrıs Rum kesimiyle ilgili uyum önlemlerinin aynısını Türkiye ve KKTC'nin de alacağını söylemektedir" diye hatırlatan Bakan Gürel'in, bir ara çözüm bulmak için "çok sayıda değişiklik" yapmak gerektiğini ve "Bu değişikliklerin en kısa zamanda yapılıp yapılmayacağından da" emin olmadığını ifade ettiği aktarılan haberde, şu değerlendirme yapılmaktadır: "Kıbrıs sorunu, AB-Türkiye ilişkilerindeki engellerden birini teşkil ediyor. Gürel, yıl sonuna kadar Türkiye'ye bir tarih verilmemesi halinde, bu ilişkilerin tehdit altında kalacağı konusunda da uyarıda bulundu. Gürel, şayet AB Türkiye'ye tarih vermezse, 'Bunun, Türk halkı üzerinde çok büyük hayal kırıklığı yaratacağını ve bu hayal kırıklığının da, görüşü ne olursa olsun hükümet üzerinde etkisi olacağını' belirtti ve konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Müzakere tarihi konusunda AB hata yaptı. Hangisi olursa olsun her Türk hükümeti, AB-Türkiye ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kalacaktır. Büyük bir halk desteğiyle kabul ettiği reformları uygulamaya koyan Türkiye'nin hedeflerinden şüphe duymanın, akıllıca, adil ve dürüst olmadığını söyleyen Gürel, 'Türkiye'nin, ulusal programında yer alan vaatlerini zamanında yerine getirdiğini, dolayısıyla da AB ile ilişkilerinde bir üst aşamaya geçmeyi hakettiğini belirtti.” İNGİLTERE BASINI: Independent gazetesinin "Yunanistan, Türkiye'nin AB Girişimini Desteklemek Amacıyla Düşmanlığı Rafa Kaldırdı" başlıklı ve Daniel Howden imzalı internetten sağlanan makalesinde, Yunanistan'ın, katılım müzakereleri için tarih verilmesi çağrısında bulunarak, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ne katılımını destekleyenlerin öncülüğünü yaptığı bildirilmektedir. AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin 2004 yılındaki katılım dalgasında yer almak için henüz hazır olmadığını öngören raporunda, Ankara ile müzakereler için bir tarih veremediğine işaret edilen makalede, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun, aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi'nin, Türkiye'ye teşvik edici sinyal verilmek üzere değerlendirilmesi gerektiğini söylediği ve "Türkiye'ye Kopenhag'da olumlu sinyal verilmesi gerekiyor" diye konuştuğu aktarılmaktadır. Papandreu'nun, Türk meslekdaşı Şükrü Sina Gürel'i Türkiye'nin üyeliğine yönelik desteğini yinelemek üzere ilk olarak arayan yabancı ülke liderleri arasında olduğuna dikkat çekilen makalede, şu ifadelere yer verilmektedir: "İki bölgesel rakip arasında Kıbrıs ve Ege'deki kıta sahanlığı sorunları üzerine görüş ayrılıkları devam ediyor, ancak Yunanistan bu problemleri Türkiye'yi AB'ye daha da yakınlaştırarak çözmeye çalışıyor. Ankara'nın Avrupa'ya yönelik isteklerini destekleyen dünkü sinyal, iki ülke arasında 1999 yılında Helsinki Zirvesi'nde Yunanistan'ın Türkiye'nin AB adaylığına destek vermesiyle başlayan yakınlaşma sürecinde başka bir dönüm noktası niteliğinde. Papandreu, Helsinki sonrasında yaptığı açıklamada, 'Türkiye ve Yunanistan arasındaki uzlaşı, -her iki toplumun birlikte uyum içinde yaşayabileceğini kanıtlayacak bir örnek olarak- Kıbrıs için vitrin görevi görmeli' diye konuştu. Buna rağmen Kıbrıs iki ülke arasındaki yakınlaşmayı bozabilir. İki yıllık bir süre zarfında AB'ye katılması beklenen on ülke arasında Kıbrıs'ın da yer alması tepkilere yol açabilir. Türkiye, adada 28 yıldır süregelen bölünmüşlüğün sona ermesinin, adanın AB'ye katılımı için ön koşul olduğu konusunda ısrar ediyor, ancak komisyon raporu Yunanistan'ın, adanın 2004 yılında AB'ye dahil edilmesine yönelik girişimlerini destekliyor.” İSVİÇRE BASINI: Der Rheintaler gazetesinin "Avrupa Türkiye'yi Hayal Kırıklığına Uğratıyor" başlıklı ve Jan Keetman imzalı internetten sağlanan yazısında, 13 aday ülke için hazırlanan ilerleme raporunun Türkiye'de hayal kırıklığı yarattığı belirtilmekte, raporun, idam cezasının kaldırılması gibi reformlara rağmen, Ankara ile üyelik müzakerelerine başlamak için bir tarih verilmesi önerisini getirmediğine işaret edilmektedir. Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in, bu gelişmenin, AB'nin Türkiye'yi hiçbir zaman üyeliğe almak istemediğini ortaya koyduğu eleştirisinde bulunduğu aktarılan yazıda, Ankara'nın, Danimarka, İngiltere, Almanya ve Fransa büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı'na çağırdığı ve burada Müsteşar Uğur Ziyal'ın, rapordaki noktalara tek tek değinerek protestoda bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Uğur Ziyal'ın, özellikle İslamcı Tayyip Erdoğan'ın seçimlere katılamamasının raporda Türkiye açısından bir olumsuzluk olarak sunulmasından şikayetçi olduğu ve seçimlere katılamama kararının Yüksek Seçim Kurulu tarafından açıklanmasından sonra, AB'nin, muhtemelen AB üyesi İspanya'da da Bask Partisi Lideri Herri Batasuna'nın yasaklanmasıyla aynı zamana denk geldiği için protestoda bulunmadığını vurguladığı aktarılan yazıda, ayrıca Ankara'nın, sadece Rum tarafını temsil eden Kıbrıs Rum kesiminin AB üyeliği için tavsiye edilen ülkeler arasında bulunmasından da memnun olmadığı kaydedilmekte ve "Bunun ötesinde bir diğer konu, Türkiye'nin seçim ortamında bulunması ve milliyetçi duyguların yükselmesi. Türkiye, ABD'nin de çıkarını gözönüne alarak Irak'la olan ortak sınırına vurgu yapmaktadır. Washington, AB ilerleme raporundaki Türkiye değerlendirmesini sert bir şekilde eleştirdi. AB'nin Türkiye'ye yönelik 'saygı noksanlığından dolayı' ABD'nin endişe duyduğu belirtiliyor” denilmektedir. İTALYA BASINI: La Repubblica gazetesinin "Ankara Öfkeli... Başbakan Yardımcısı Yılmaz: Özel Bir Statü Kabul Edilemez" başlıklı ve Marco Ansaldo imzalı yorumda, AB raporundan söz edilmekte, rapor, beş yıl önce Avrupa'nın Ankara'yı katılım müzakereleri dışında bıraktığı Lüksemburg Zirvesi'ndeki "tokat" gibi olmasa da, "buna yakın bir şey" olarak değerlendirilmektedir. 10 ülkeyi destekleyen ve katılım dilekçesini yıllar önce veren, fakat "Ankara'yı şu an için sınıfta bırakan" AB raporuna Türkiye'nin öfke ve kırgınlıkla tepki gösterdiği belirtilen yorumda, herşeye rağmen, rapordan duyulan hoşnutsuzluğun hükümet çevrelerinde gizlenmeye çalışılarak, derhal "teknik bir sorun" olduğundan söz edildiği ifade edilmektedir. Ancak, diplomasinin, Kıbrıs sorunununda tutumun sertleşeceği tehdidinde bulunarak hayal kırıklığını ortaya koyduğu aktarılan yorumda, Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in, 1974'ten beri bölünmüş bulunan adanın sorununa derhal atıfta bulunarak, "AB aynı yolda devam ederse, korkarım her bir muhtemel çözüm karşısında üzerinde AB mühürü bulunan kapı kapatılarak adanın bölünmesi sonucuna varılacak. Avrupa ile ilişkiler 'kaçınılmaz bir şekilde' acı çekecek ve aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi başarısız olursa, ilişkiler yeniden gözden geçirilecek" dediğine işaret edilmektedir. Avrupa'ya aday ülke konumunda bulunan Ankara'nın, Kopenhag Zirvesi'nde müzakerelerin başlatılması için belli bir tarih verilmesini beklediğine dikkat çekilen yorumda, uzak ve şartlı olmasına rağmen sabit bir randevu verilmesi perspektifinin, AB'nin Türkiye'yi asla kabul etmeyeceğine inanan Avrupa konusundaki şüpheci kesimle mücadele eden Türkiye'deki büyük bir kesim tarafından memnuniyetle karşılanacağı ifade edilmektedir. Hükümetin bu çerçevedeki çabalarının yoğunlaştırıldığı, 15 Avrupa ülkesinin büyükelçilerinin, Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığı belirtilen yorumda, öte yandan, "Türkiye için tek bir yer söz konusudur ve bu, tam üyeliktir" açıklamasını yapan AB ile ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın, özel bir statünün ise "kabul edilemez" olduğunu ima ettiği aktarılmaktadır. Yorumda, ayrıca, Ankara'nın dışta bırakılmasını tartışan ABD'nin de, daha önce konuya ilişkin baskı yaptığı, önde gelen gazetecilerin yorumlarnın ise çok sert olduğu belirtilmekte, Mehmet Ali Birand'ın "Kızgınız ve bu ilişkilerin, Türkiye'nin düşmanları tarafından düzenlenip hazırlandığına inanmaya başlıyoruz" derken, Turkish Daily News gazetesindeki yazısında İlnur Çevik'in, Kıbrıs sorunu konusunda, "Brüksel'deki beceriksiz kişiler, potansiyel bir felaketin temellerini hazırladıklarının farkında değil görünüyorlar" dediği aktarılmaktadır. RUSYA BASINI: Gazeta'nın "AB'nin Genişlemesi" başlıklı ve Vahtang Canaşiya imzalı yazısında, AB'nin genişlemesine yönelik açıklanan İlerleme Raporu ele alınmakta, 93 sayfalık raporda müşterek tekliflerin yer aldığı, AB'ye üye ülkelerin hükümetlerinin bu tekliflere dayanarak, Brüksel'de ve Kopenhag'da aralık ayında yapılacak zirvelerde, Birliğe yeni üyelerin kabul edilmesini kararlaştıracakları bildirilmektedir. Üyelik için yükümlülüklerin yerine getirileceği süreçten söz edilen yazıda, AB'nin, aralarında ilke önemi taşıyan, örneğin karar alma prosedürü, mevzuatın daha basitleştirilmesi, çeşitli seviyedeki iktidar mercilerinin yetkilerinin birbirinden ayrılması gibi konularda mutabakat sağlamaya çalıştığına işaret edilmektedir. Yakın gelecekte AB'ye yeni üyelerin kabul edilmesinin, durumu daha da karmaşık yapacağı, özellikle de Türkiye ile Yunanistan arasında, Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla ilgili olarak ilişkilerin bir hayli gerginleşmesinin baklenebileceği ileri sürülen yazıda, "İkinci kademe devletler, Bulgaristan, Romanya ve Türkiye ile ilgili ciddi sorunlar var. İlk ikisinin 2007 yılından sonra kabul edilmesi ve kendilerine mali yardımın artırılması vadediliyor. Oysa Türkiye ile müzakerelerin başlaması hakkında Solana-Patten raporunda hiçbir şey yazılı değil. Solana ve Patten 'Türkiye, AB'nin ekonomik ölçeklerine uymuyor' diyorlar. Öte yandan Ukrayna, Moldova ve Beyaz Rusya ile durum belli. Solana, Kiev, Kişinev ve Minsk'e kendileriyle iyi komşuluk ilişkileri kurulacağını vadetti ve bu ülkelerde Kuçma, Lukaşenko ve komünistler iktidarda bulundukça, daha önemli şeylerin söz konusu olamayacağı işaretini verdi" denilmektedir.
ESKİ SAYILAR |