|
18/10/2002
ANKARA, 18/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 17 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Statesman gazetesinin "Türkiye İçin Bir Sonraki Durak Kopenhag" başlıklı ve Mohammad Noureddine imzalı yazısında, Türklerin öncelikli konusunun AB'ye üyelik olduğu belirtilmekte, 1963 Ankara Deklarasyonu'ndan beri Avrupa kulübüne katılacağı günün gelmesini beklediği, ileri atılan her adımla birlikte bu günün yakınlaştığı duygusuna kapıldığı ve Brüksel'den gelecekteki üyeliği için belli bir zaman takvimi verilmesini istediği ifade edilmektedir. Bir AB yetkilisinin, "Biz hiçbir zaman böyle bir şey görmedik" şeklinde yakındığına işaret edilen yazıda, aynı yetkilinin, "Türkiye Kopenhag kriterlerini karşıladığı an katılım müzakereleri başlayacak. Fakat siz (Türkler) bize vaktinden evvel baskı yapıyorsunuz. Geçen yıl giriş koşullarını sordunuz ve bu yıl müzakerelerin ne zaman başlayacağını öğrenmek istiyorsunuz. Sabırsızsınız ve kuyruğa sıçramak istiyorsunuz. 'Biz üzerimize düşeni yaptık, şimdi sıra Avrupa'da' diyorsunuz. Aslında almanız gereken çok uzun bir yol olmasına karşın, bir veya iki adımın yeterli olduğunu düşünüyorsunuz. Fakat, yine de, bizi (Türkiye'nin üyeliğini engellemekle) suçluyorsunuz ve kendi halkınızda yanlış beklentiler ve gereksiz gerilim yaratıyorsunuz" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Türkiye'nin AB kriterlerini karşılamak için gerçekten büyük ve önemli adımlar attığına dikkat çekilen yazıda, özellikle çok kısa bir sürede gerçekleştirdiği reformların önemine atıfta bulunulmaktadır. Bu değişikliklerin, 3 Kasım'da genel seçimler yapılması kararına varan ciddi bir hükümet krizine neden olması bakımından da öneminin büyük olduğu vurgulanan yazıda, bunun, müzakerelerin başlaması önündeki engelleri aşma yönünde Türkiye'nin Avrupa'ya bir sinyali olarak görüldüğü kaydedilmektedir. Ankara'nın, AB'nin ortaklık anlaşması ve Kopenhag kriterlerinin gereklerini karşılamak için daha birçok şey yapması gerektiğinin farkında olduğu belirtilen yazıda, ancak, son anayasal değişikliklerin bütün olarak boyutları ve bu değişikliklerin Avrupa Komisyonu'nun kararını açıklamasının beklendiği tarihten bir gün önce onaylanmasının Türkiye'ye belli bir tarih verileceği ve (Türkiye'nin) diğer gerekli koşulları daha sonra karşılayabileceği yönünde ümitleri artırdığı dile getirilmektedir. Ankara'nın, tarih açıklanmaması nedeniyle gerçekten hayal kırıklığına uğradığını iddia edemeyeceği, fakat, AB ile her anlaşmazlıktan sonra kızgınlığını dile getirmek ve Avrupa'nın kararının iç siyasetini etkileyerek, ülkenin Avrupa'nın koşullarıyla Avrupa'ya katılmasına karşı olan güçleri destekleyeceği uyarısını yapmayı alışkanlık haline getirdiği ileri sürülen yazıda, yetkililerin bu yöndeki tepkilerini ortaya koydukları açıklamalarına yer verilmektedir. Avrupa Komisyonu'nun 9 Ekim'de açıkladığı raporun içeriğinden de söz edilen yazıda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Gunther Verhaugen'in, Avrupa'nın kapılarını Türkiye'ye kapatmakta olduğu veya AB içinde Türklere "özel" -ikinci sınıf- bir statü önermeyi planladığı suçlamalarını reddettiği ve "Türkiye son 18 ayda büyük bir ilerleme gösterdi ve kendisinden beklenen reformları tamamladığında tam üyeliğe alınması memnuniyetle karşılanır" dediği aktarılmaktadır. Türkiye gözlemcilerinin, Ankara ile katılım müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin herhangi bir kararın doğal olarak teknik olmaktan çok siyasi olacağını söyledikleri ve AB liderlerinin karar vermeden önce çeşitli gelişmelerin sonuçlarını beklediklerine inandıkları ifade edilen yazıda, Ankara için bu gelişmeler şöyle açıklanmaktadır: “1. 3 Kasım seçimleri: Türkiye yönetimindeki katı laik unsurlar İslamcı-milliyetçi bir koalisyonun kazanması halinde AB üyeliği kapılarının sıkı biçimde kapanacağını iddia ediyor. Bu söylentilerin arkasında olanların gelecek parlamentoda koltuklarını kaybetmekten korktukları ve oy almak için korkutma taktikleri kullanmayı denedikleri açıktır. 2. Kıbrıs: AB, Kıbrıs'ın AB üyeliğini engellememesi ve ada üzerindeki anlaşmazlığın çözümünü kolaylaştırmak için Türkiye'ye baskı yapmak amacıyla katılım görüşmeleri tarihini bir araç olarak kullanabilir. 3. AB ayrıca, Avrupa ordusu kurulması konusundaki karşı çıkışını önlemek için Türkiye'ye baskı yapmak istiyor. 4. Avrupa, Türkiye'yi -bütün coğrafi, demografik ve siyasi etkileriyle- kendi yüksek mertebelerine almayı kabul etmek konusunda henüz stratejik bir karar almadı.”
ALMANYA BASINI:
Die Zeit gazetesinin "Avrupa'nın Haksız İddiası" başlıklı ve Wulf Schönbohm imzalı yazısında, Türkiye'nin AB'ye üyeliği bağlamında, "AB Devleti olup olmadığı" tartışılmakta, ülkenin, Birliğe ait olduğu, ancak, derinlerde yatan önyargılar yüzünden, üyeliğin başarısızlık tehdidiyle karşı karşıya kaldığı ileri sürülmektedir. AB Komisyonu İlerleme Raporu'nda yer alan ülkelerle Türkiye'nin durumu karşılaştırılmakta, Romanya, Bulgaristan ve Polonya'ya gösterilen müsamahanın Türkiye'ye gösterilmediği ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir: "İki yanlış değerlendirme, dış politikayla ilgilenen pek çok Almana ve Avrupalıya zarar vermektedir. Bunlardan birincisi, AB'nin on ila on iki yeni üyeyle büyümesinin altından ancak karar alma süreçlerinde temel değişiklikler yapılması halinde kalkılabileceğinin bilincine tam anlamıyla varılmadan, doğuya genişlemenin yürütülmesidir. Bu değişiklikler neticesinde, böylesine genişlemiş ve değişmiş bir Avrupa Birliği'nin Türkiye ile uyum sağlaması da bugünkü yapılara göre daha kolay olacaktır. AB ayrıca, yeni üyelerle birlikte hangi ilave stratejik avantajları ya da dezavantajları elde edeceğini incelemekten de kendisini alıkoymaktadır. Örneğin, Türkiye'yi alması halinde dış ve güvenlik politikası açısından önünde tamamıyla yeni bir ufuk açılacaktır. Müslüman bir ülkeyi, tüm gelenekleri ve kültürüyle yanına alarak kendisine katmasının AB'ye getireceği kültürel zenginlik tamamen bir yana bırakılacak olsa bile, bu yeni ufku, Türkiye'nin Balkan devletleri, Orta Doğu ve Orta Asya ile ilişkileri açacaktır. Türkiye ile karşılaştırıldığında AB'ye bugün alınması öngörülen adaylardan hangisi böylesine stratejik seçenekler sunabilmektedir? İkinci hatalı değerlendirme ise, Türkiye'nin modernleşmesi ve demokratikleşmesi hakkındadır. Pek çok Avrupalı, AB katılım kriterlerini asla yerine getiremeyeceği için Türkiye'ye, AB katılım adaylığı statüsü verilmesinin asgari risk taşıdığına inanmaktaydı. Türkiye'nin Helsinki kararından önceki davranışları da, şüphecilere hak verdirtecek nitelikteydi. Fakat Türkiye, geçen üç yıl içinde ağır ekonomik ve mali krize rağmen, büyük bir reform hamlesi yapmış ve böylelikle Kopenhag kriterlerini önemli ölçüde yerine getirmiştir. Türkiye bunu, Helsinki Katılım Perspektifi olmaksızın yapamazdı. AB'nin o zamanlar Türkiye'ye adaylık statüsü vermesi doğruydu. Katılım koşullarının yerine getirilmesini talep etmek de doğrudur. Fakat, Türkiye ile katılım müzakerelerini sonsuza kadar ertelemek için sürekli yeni bahaneler uydurmak yanlıştır." Financial Times Deutschland gazetesinin "Türkiye AB'yi İlişkilerde Krizle Tehdit Ediyor" başlıklı ve Rainer Koch ile Thomas Klau imzalarıyla yayımlanan yazıda, Ankara'nın üyelik müzakereleri için tarihte ısrarlı olduğu ifade edilmekte, Avrupa Birliği'ne, Kopenhag Zirvesi'nde üyelik müzakereleri için kendisine tarih verilmemesi durumunda, ortak ilişkilerde ağır bir kriz yaşanacağı uyarısında bulunduğu bildirilmektedir. Yazıda, Türkiye'nin AB nezdindeki Büyükelçisi Oğuz Demiralp'in yaptığı açıklamada, yedek çözümlere karşı çıkarak "Bize tarih vermeyip para teklif etmek bir hakaret olacaktır" dediği, ülkenin net bir AB perspektifine alternatif olarak "özel bir ortaklığı" kabul etmeyeceğini de belirterek, Türkiye'nin bu tutumunun değişmeyeceğini söylediği aktarılmaktadır. ABD'nin de Türkiye'ye net bir perspektif sunulması için Avrupa Birliği üzerindeki baskılarını artırdığı belirtilen yazıda, Ankara'nın, Orta Doğu'da ABD'nin en önemli müttefiki durumunda olduğuna ve Washington'ın, Türkiye'de İslamcıların güçlenmesini önlemek istediğine dikkat çekilmektedir. AB'nin, 1999'daki Helsinki Zirvesi'nde, müzakere sözü vermeden Türkiye'nin adaylık statüsünü tanıdığı hatırlatılan yazıda, AB devlet ve hükümet başkanlarının çoğunun, bundan iki şey bekledikleri aktarılmaktadır: “Ankara ile ilişkilerde daha fazla istikrar ve üyelik perspektifinin süresiz olarak ertelenmesi. Türkiye'nin ağustos ayında beklenmedik bir şekilde geniş kapsamlı reformlar gerçekleştirmesi sonrasında şaşıran Avrupalılar hamle yapmak zorunda kaldılar.”
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in "İngiltere: Türkiye'nin Katılımı AB İçin Önemli Olacaktır" başlıklı ve Mike Peacock imzalı haberinde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un, terörle savaş sürecinde Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinin hem İngiltere'nin hem de bloğun yararına olacağını söylediği bildirilmektedir. Straw'un, Irak'a sınırı olan NATO'nun önemli müttefiği Türkiye'nin son aylarda, AB'nin, üyelik müzakelerinin başlayabilmesi için talep ettiği kriterleri karşılama yönünde büyük ilerlemeler kaydettiğini de dile getirdiği aktarılan haberde, 15 üyeli AB'nin geçen hafta, çoğunluğu doğu Avrupa'dan olup bölünmüş ada Kıbrıs'ı da içeren 10 adayın 2004'te katılabileceğini açıkladığı, ancak, Türkiye'ye giriş müzakerelerine başlayabilmesi için daha fazla reform yapması gerektiğini söylediği hatırlatılmaktadır. İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın Londra'daki Alman-İngiliz Forumu'na, "Türkiye NATO'nun önemli bir üyesidir ve terörle mücadelede hayati önem taşıyan bir müttefiktir. AB'ye katılması en çok İngiltere'nin ve aslında Avrupa'nın yararınadır. Türkiye son aylarda üyelik müzakerelerine başlamak için gerekli olan siyasi kriterleri karşılama yönünde büyük ilerlemeler kaydetti" dediğine işaret edilen haberde, Irak ile savaş ihtimalinin giderek arttığı şu dönemde Türkiye'nin öneminin farkında olan Washington'ın, AB'den Ankara ile daha fazla yakınlaşmasını istediğine dikkat çekilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zurcher Zeitung'un "AB'den Ankara'ya F Tipine Eleştiri" başlıklı ve Amalia Van Gent imzalı haberinde, Türkiye'de sürmekte olduğu ifade edilen açlık grevleri ele alınmakta, 97 kişinin hayatına mal olan açlık grevlerinin iki yıldır sürdüğüne dikkat çekilmektedir. AB Komisyonu'nun insan hakları ihlallerini gerekçe göstererek 9 Ekim günü Türkiye'ye üyelik müzakereleri için kesin bir tarih vermeyi reddettiğine işaret edilen haberde, iki yıl önce başlattıkları girişimlerle Türk kamuoyunu uyandırabileceklerini düşünen ve çoğu aşırı sol DHKP-C'li mahkumun bugün ne kamuoyu için, ne de siyasiler için önem taşımadıkları ileri sürülmektedir. Türkiye tarihinde mahkumların en uzun açlık grevinin, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün siyasi mahkumlar için F-Tipi cezaevlerinin inşa edileceğini açıklaması üzerine, 2000 yılı ekim ayı sonunda başladığı hatırlatılan haberde, greve katılanların çoğunun ideolojik nedenlerden ziyade F-Tipinde işkenceden, eziyetten ve gardiyanların keyfi davranışlarından korktukları için katıldıkları kaydedilmektedir. Amnesty International'ın açıkladığı en son Türkiye raporunda reformlara rağmen işkencenin halen devam etmekte olduğunun bildirildiği aktarılan haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Gunther Verheugen'in, "Türkiye'ye üyelik müzakerelerine ancak işkenceler sona erdiğinde ve birkaç siyasi şartlar yerine geldiğinde başlanacaktır" şeklindeki sözlerine yer verilmektedir. Haberde, ayrıca, erken seçimler nedeniyle eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün yerine gelen ve yaptığı açıklamalarda, açlık grevlerinin sona ermesi için mantıklı bir çözüm bulmak niyetinde olduğunu söyleyen Hukuk Profesörü Aysel Çelikel'in “bir umut” olduğu ifade edilmektedir.
ESKİ SAYILAR |