|
22/10/2002
ANKARA, 22/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 21 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI: Junge Welt gazetesinin (21/10) "DEHAP'ın Şansı Olabilir" başlıklı ve Nick Brauns imzalı internetten sağlanan yazısında, Demokratik Halk Partisi'nin (DEHAP) çatısı altında bir araya gelen sol güçlerin, Türkiye'de 3 Kasım tarihinde yapılacak olan erken seçimlere katılacakları bildirilmekte, parti programının, çoğunlukla "demokratik reform taleplerinden" oluştuğu belirtilmektedir. Talepler arasında, "F-Tipi cezaevlerinin kaldırılması, genel af isteği, Kürt sorununa demokratik bir çözüm bulunması, IMF ve Dünya Bankası ile yapılan bütün anlaşmaların geri çekilmesi, devlet borçlarının ödenmesinin tevkifi ve özelleştirmenin iptal edilmesi, işçilere sendikal ve siyasi haklarının ve herkese sosyal güvencenin verilmesi"nin bulunduğu ifade edilen yazıda, ABD'nin Irak'a yönelik yapmayı planladığı savaşa şiddetle karşı çıkıldığına da işaret edilmektedir. Ancak, Türkiye'nin AB'ye girmesinin, Türk kamuoyunun gündemini oluşturan en önemli konu olmasına rağmen DEHAP'ın hiçbir şekilde AB konusuna değinmediğine dikkat çekilmekte, seçim programındaki bu eksikliklerin, DEHAP çatısı altında birleşen partilerin farklı ilgi alanlarına sahip olmasından kaynaklandığı iddia edilmektedir. Yazıda ayrıca, Türkiye Komünist Partisi'nin, 82 yıllık tarihi içinde ilk kez kendi adı ile seçimlere katılacağına işaret edilmekte, 1925 yılından bu yana sürekli olarak yasaklanan TKP'nin, bir yıl önce yeniden oluşturulmasının ardından, "IMF'ye, AB'ye ve Irak'a karşı bir savaşa: Hayır" şeklindeki üçlü "Hayır"dan oluşan bir platformda seçimlere adaylığını koyacağı kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI: Salzburger Nachrichten gazetesinde (19/10) "Gözünü Kapat ve Devam Et" başlığı ve Manfred Perterer imzasıyla yayımlanan, AB genişlemesinin ele alındığı ve AB siyasilerinin, vatandaşlara Birlik konusunda pek de bilgi vermemelerinin eleştirildiği yorumda, Türkiye ile ilgili şu ifadelere yer verilmektedir: "Türkiye'den de pek dostane olmayan sinyaller geliyor. 70 milyonluk halk AB tarafından 20 yıldır oyalanıyor, üyelik müzakerelerinin başlamasını bekliyor. Fakat kimse gerçeği, yani AB'nin kendisini istemediğini söylemeye cesaret edemiyor. Bunun yerine ülkeyi kapı dışında tutmak için sürekli yeni bahaneler icat ediliyor. Şimdi bu korkaklığın acısı, bölünmüş Kıbrıs adasının üyeliğine ilişkin Ankara ile ortak bir yol bulmak gerektiğinde çıkabilir. Türkiye'ye ikinci sınıf bir üyelik perspektifi verilebilir".
İRAN BASINI: İran gazetesinin (21/10) "Doğu Akdeniz Sularındaki Eski Bir Acı" başlıklı ve Nefise Kuhneverd imzalı yorumunda, Kıbrıs sorunu bağlamında Türk-Yunan ilişkileri ve AB'yle ilişkiler ele alınmaktadır. "Kıbrıs senaryosunu kim yazacak? ABD mi, AB mi? Yunanistan mı, yoksa Türkiye mi?" sorusunun yanıtı aranan yorumda, Türklerin, adanın kuzeyi ile ilgili olarak, nihai kararı verecek olanın kendileri olmayacağına ve belki de ısrarcı olmaktan vazgeçmelerinin daha iyi olacağına kanaat getirdikleri ileri sürülmektedir. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, bir süredir "geri adım atarak", bu sorunun çözümünü Ankara'ya bırakmaya çalıştığı belirtilen yorumda, Türkiye ve Yunanistan arasında gelişen dostane ilişkilerin de sorunun çözümünde etkili olacağı ifade edilmektedir. Bu bağlamda, Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in girişimlerine de yer verilen yorumda, Kıbrıs Rum yerleşim bölgesinin AB üyeliği konusunun gündeme gelmesi ve AB'nin, bu konuyu olumlu karşılamasının, Türklerin hoşnutsuzluğuna ve endişe duymalarına neden olduğuna işaret edilmektedir. Bakan Gürel'e göre, "ya adadaki herşeyin ortak bir şekilde paylaşılması, ya da Yunanistan'ın, AB'nin bu talebini kabul etmemesi" gerektiği dile getirilen yorumda, ancak Türk politikacıların, Kıbrıs sorununun ortadan kalkmasını tercih ettikleri vurgulanmaktadır. "Bir taraftan AB'nin baskıları, diğer taraftan bölgenin gerginleşmesi, ABD'nin, Irak'a yönelik askeri harekat düzenlemesi olasılığının bulunması ve Türklerin Kuzey Irak konusu üzerine yoğunlaşmaya ilgi göstermelerinin, Türkiye'nin, Kıbrıs konusunda bir karar verememesine neden olduğu" ifade edilen yorumda, Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin, AB'nin, Türkiye'nin Birliğe üyeliğinin kabul edilmesi için öne sürdüğü en önemli şartlardan birisi olduğuna dikkat çekilmektedir. Bugüne kadar sorunun çözümü konusunda bir anlaşma sağlanamadığı hatırlatılan yorumda, ABD'nin, Türkiye'nin yararına diplomatik bir çözüm sunması ümidinin de gerçekçi olamayacağı, çünkü ABD'nin girişimlerinin kendisinin bölgedeki "büyük" çıkarlarına yönelik olacağına işaret edilmektedir. Yorumda ayrıca, AB tarafından, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin müzakerelerin başlatılması için bir tarihin belirlenmemesi, ancak Kıbrıs'ın Birliğe katılmaya davet edilmesi; diğer taraftan ABD'nin, perde arkasında Yunanistan'ı desteklemesinin, Türklerin sorunlarını ikiye katladığı belirtilmekte, Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB'ye üyeliğinin, Türkiye'nin söz konusu bölgedeki mülkiyetinin elinden gideceği anlamına geleceği vurgulanmaktadır. Türkiye'nin, Akdeniz'den çok, Kuzey Irak'ta menfaat sahibi olduğuna da işaret edilen yorumda, Kuzey Irak'tan gelecek tehlikelerin de Kıbrıs'ı kaybetmekten doğacak tehlikeden daha fazla olduğu kaydedilmekte ve "Birçok Türk siyasi yorumcu, Ankara'nın, Washington'un desteğine ümit bağlamaması ve kendisinin bir çare bulması gerektiği kanaatine varmışlardır. Türkiye, ya işgal ettiği bölgeyi geri verecek, ya da asla yararına olmayacak bir savaşla karşı karşıya kalacaktır" denilmektedir. Hambastegi gazetesinin (21/10) "Meclis Kürt Milletvekilleri Fraksiyonu, Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı Çıktı" başlıklı haberinde, İslami Danışma Meclisi'nden bazı milletvekilleri ile Kürt Milletvekilleri Fraksiyonu üyelerinin, AB Başkanı'na hitaben gönderdikleri mektupta, bölgenin son durumu ve ABD'nin Irak'a yönelik askeri harekatına değindikleri bildirilmektedir. Haberde, söz konusu mektupta yer alan şu ifadeler aktarılmaktadır: "Türkiye son yıllarda, AB üyeliği yönündeki çabalarını artırmıştır. Ancak, AB'nin ilgisini kazanmakta, ileri ve insan sever yöntemleri ve politikalarını takip etmekte başarısız kalmıştır. Öyle ki Türk hükümeti, Irak'a karşı ve özellikle de Saddam'ın diktatör rejiminin güvenlik ve siyasi baskıları sonucunda, çoğunluğu bazı Avrupa ülkelerine sığınan Irak Kürdistanı'nın acı çekmiş Kürt halkına, sürekli siyasi ve askeri saldırılarını, doğal bir konu olarak kabul etmektedir. 1- Avrupa Birliği, kendi demokratik ve özgürlük yanlısı politikalarını göz önünde bulundurarak, bu koşullar altında Türkiye'nin üyeliğini kabul edemeyeceğini açıkça bildirmelidir. 2- Başta Kürt halkı olmak üzere dünya topluluğu, tüzel ve uluslararası bir kişiliğe ve insan sever hedefleri takip eden üyelere sahip olan Avrupa Birliği'nden, hiçbir hukuk ilkesine uymayan böyle fırsatçı ve çıkarcı kararlara karşı, her zaman, açıkça tepki göstermesini ve tavır almasını beklemektedir. İran İslami Danışma Meclisi milletvekilleri ve Kürt Milletvekilleri Fraksiyonu üyeleri, yukarıda belirtilen konuları vurgulayarak, Türk hükümetinin, insan hakları ilkeleri ve uluslararası kuralları ihlal eden politikalarının kınanmasının yanı sıra, tüm dünya milletleri ve devletlerini barış, sükunet ve birbirlerinin haklarına saygı duymaya davet etmektedirler. Başarılar dileyerek, AB'den, bu konuda her zamanki gibi seri, şeffaf ve dikkatli davranarak, Türk hükümetinin Irak Kürdistanı'na tacizde bulunmasını engellemek üzere tavır almasını bekleriz. Bu konuda AB'ye güveniyoruz".
KIBRIS RUM BASINI: Fileleftheros gazetesinin (21/10) "Ankara'nın, Annan Planı Konusunda Sansasyonel Manevrası Hakkında Ciddi Göstergeler... Türklerin Evet Cevabı Konusunda Telaş" başlıklı haberinde, Kıbrıs konusu ele alınmakta, bu bağlamda Kıbrıs Rum lideri Glafkos Kleridis ile Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis arasında yapılan görüşmeye yer verilmektedir. İki liderin, BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve AB üyesi dost ülkeler tarafından Annan belgesinin içereceği maddeler konusunda bilgilendirildiği, söz konusu belgenin, beklenmedik bir gelişme olmaması halinde, Türkiye'deki seçimler sonrası sunulacağı belirtilen haberde, çeşitli taraflarca teyit edilen bu bilgilerin, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Başdanışmanı Mümtaz Soysal'ın Türk tarafının taleplerini tatmin edecek bir çözüm planından (dönüşümlü başkanlık, yetkilerin dağılımı vs) söz ettiği demeciyle güçlendiğine işaret edilmektedir. AB Komisyonu raporunun da ele alındığı belirtilen haberde, Simitis'in, "Kıbrıs Cumhuriyeti ekonomik ve sosyal boyutta, aday ülkeler arasında birinci sıradadır. Siyasi sorun ise gelişme göstermiyor. Ancak AB Komisyonu raporunda da yer aldığı gibi, Kıbrıs sorununun çözümünün AB üyeliği için bir koşul oluşturmadığını belirten Helsinki anlaşması ve sonuçları geçerlidir" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır.
RUSYA BASINI: Gazeta'nın (21/10) "Akdeniz Savaşı... Kıbrıs AB'ye Katılacak" başlıklı ve Vahtang Canaşiya imzalı haberinde, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılacak olmasının Doğu Akdeniz'deki durumu bir hayli gerginleştirdiği ileri sürülmekte, Türkiye'nin "Kıbrıs'ın AB'ye katılmasını önlemek için her türlü araca başvurma" tehdidinde bulunmasına karşılık Yunanistan Silahlı Kuvvetlerinin savaş hazırlığını artırdığına işaret edilmektedir. Kıbrıs sorununun, adanın İngiltere sömürgeciliğinden bağımsızlığını ilan ettiği 16 Ağustos 1960'tan bu yana gündemden düşmediğine dikkat çekilen haberde, adanın tarihi geçmişinden söz edilmektedir. Kıbrıs'ın Rum kesimi temsilcileri ve onlarla birlikte Yunanistan ve BM'nin, adada, kuzeyin ve güneyin geniş eşit yetkilere sahip bir federal cumhuriyet kurmayı teklif etmelerine karşılık, Kıbrıs Türklerinin ise görüşmelerin başlatılması için mutlaka KKTC'nin bağımsızlığının tanınmasını talep ettikleri belirtilen haberde, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın son zamanlara kadar Kıbrıs Cumhurbaşkanı Glafkos Kleridis ile buluşmayı reddetmesine karşılık, Kıbrıs'ın AB'ye katılması konusunun durumu kökten değiştirdiği ifade edilmektedir. Kıbrıslı Türklerin tek devletin vatandaşı olduklarını kabul etmeleri halinde, AB'ye üyelikten yararlanabilecekleri dile getirilen haberde, "Nitekim Türkiye'de durum çok gergindir. Türkiye'nin AB'ye kabul edileceği konusunda son 3 yıldır halkı oyalayan ve ülke ekonomisini çökerten Başbakan Bülent Ecevit'in vaatleri gerçekte blöf oldu" denilmektedir
ESKİ SAYILAR |