|
23/10/2002
ANKARA, 23/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 22 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
AVUSTURYA BASINI:
Kurier gazetesinin "Bekleme Hattında" başlıklı ve Walter Friedl imzalı yazısında, son İlerleme Raporu'na göre, Ankara'nın, AB'nin kendisine adil davranmadığını düşündüğü, Baltıklardan Kıbrıs'a kadar 2004 yılında Birliğe yeni üyelerin katılmaya hazırlandığı, Türkiye'nin ise daha müzakerelere bile başlayamadığı bildirilmektedir. İrlandalıların AB'nin genişlemesine evet demesinden sonra, Avrupa Birliği'nde Portekiz'den Polonya'ya kadar bir rahatlama hissedildiğine işaret edilen yazıda, yalnızca Türkiye'de coşku olmadığı, çünkü, Türkiye'nin hala bekleme hattında durduğu belirtilmektedir. Türkiye'deki AB Genel Sekreterliği'nden Volkan Bozkır'ın, "Brüksel adil davranmıyor. Gerçi biz AB raporunun iddia ettiği gibi, bütün siyasi kriterleri yerine getirmedik, ama Slovakya ve Romanya gibi diğer aday ülkeler de tüm şartları yerine getirmediler. Buna rağmen onlarla müzakerelere başlandı" dediği aktarılan yazıda, Bozkır, ayrıca, AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi vermesi gerektiğini vurgulayarak, bunun için de "geçerli nedenler" olarak şunları öne sürmektedir: "Aday olarak en uzun tecrübesi olan biziz, ilk yakınlaşma 50'li yıllarda oldu. Doğu Avrupalı reform ülkelerinin aksine, pazar ekonomisi ve 1995'ten bu yana AB ile Gümrük Birliği konularında yıllar süren bir pratiğimiz var. Ayrıca AB, Orta Asya'daki petrol zengini bölgelere ulaşmak için bizim jeostratejik anahtar konumumuzdan yararlanabilir". Ancak bu argümanların şimdiye kadar Brüksel'i etkileyemediği belirtilen yazıda, şöyle denilmektedir: "Türkiye, Birliğin kendini incitmiş olduğunu düşünüyor. Üstelik ülkenin siyasi ve aydın elit tabakası kendini koyu Avrupalı olarak görüyor. Gerçekten de araba plakaları çoktan AB boyutlarına dönüştürüldü, Türk ay yıldızı ile AB sembolü bazı gazetelerin Avrupa sayfalarını süslüyor ve 70 milyon nüfusun üçte ikisinden çoğu AB'ye girmekten yana. 3 Kasım'daki seçimlerin galibi olabilecek ılımlı İslamcıların partisi AKP bile AB yanlısı bir rota izliyor. Köklü partilerden yalnızca MHP Birliğe karşı cephe alıyor. MHP lideri Bahçeli, seçimlere gönderme yaparak, 'AB'nin amacı PKK'nınki (eski Kürt gerilla örgütü) gibi vatanın bölünmesi. Brüksel sempatizanları ile Türkiye hayranları bir yol ayrımına gelecekler' diyor. Ancak ortalığa giderek bir kötümserlik havası yayılıyor. Tanınmış siyasi yorumcu Ömer Tarkan Kurier'e, 'Ekonomik eksikliklere rağmen, Türkiye'nin AB'ye ait olduğundan eminim, ama şu sıralar buna inanmak çok zor, Brüksel bizimle oynuyor' diyor."
AZERBAYCAN BASINI:
Yeni Azerbaycan gazetesinin "AB, Türkiye'den Çekiniyor" başlıklı ve Akşin Şahinoğlu imzalı yorumunda, AB Komisyonu'nun 13 aday ülke ile ilgili İlerleme Raporu'ndan söz edilmekte, Komisyon'un, Türkiye'nin gerçekleştirdiği reformları görmezden gelerek, bu ülkenin Avrupa Parlamentosu'ndaki nüfuzunu sarsmaya çalıştığı, özellikle 3 Ağustos reformlarından raporda bahsedilmemiş olmasının bu görüşü ispatladığı ifade edilmektedir. Komisyon'un bu "taraflı" tutumunun Avrupa basınında sert tepkilere neden olduğu belirtilen yazıda, İngiltere'de yayımlanan ünlü "Independent" gazetesinin, AB'nin 10 aday ülkeyi 2004 yılında, 2 aday ülkeyi ise 2007 yılında üyeliğe kabul edeceğini açıklayıp, Türkiye'ye müzakere tarihi vermemesini "sahtekarlık ve dar görüşlülük" olarak nitelendirdiği, "Financial Times"ın ise olayı, "Burada asıl neden kriterlere uyum konusu değil, Türkiye'nin Müslüman bir ülke olması ve 70 milyonluk bir nüfusa sahip olmasıdır. Bu durum AB'yi korkutuyor" şeklinde değerlendirdiği, Belçika'da yayımlanan "La Derniere Heure" gazetesinin ise AB'yi ciddi olmamakla suçladığı aktarılmaktadır. "Objektif bir yorum yapacak olursak, ilerleme raporunda Türkiye lehine birçok maddenin de yer aldığını söyleyebiliriz. Ancak bu maddeler Türkiye'nin beklediği müzakere tarihinin belirlenmesine katkı sağlamıyor. Bu rapor, tarihlerin kesinleştiği bir belge değil. Sadece Türkiye'ye yapılacak yardımın miktarını arttırıyor. Bu durum ise olaylara yeni bir bakış açısı getiriyor. Maddi yardım konusu üyelik tarihinin belirlenmesi sürecini geri plana iteceği için Türkiye tarafından kabul edilmedi" denilen yazıda, şu ifadelere de yer verilmektedir: "Komisyon raporunda ifade edilen sorunların Türkiye'de mevcut olduğu bir gerçektir. Ancak bu problemlerin ortadan kaldırılması için hükümetin gerekli işleri gördüğünü de unutmamak gerekiyor. Asıl sorun, bütün bu çabaları AB'nin görmek istememesidir. AB bu sorunu ortadan kaldırmak için tarihi önem arz eden bir karar vermek zorundadır. Olayın tarihi bir karar özelliği göstermesine, bir taraftan ciddi reformlar gerçekleştiren bir ülkeye müzakere tarihi verilmemesi, diğer taraftan da bu ülkenin şiddetle karşı çıkmasına rağmen, Rum Kesimi'nin üye olacak ülkeler listesine alınması ve Türkiye'nin 70 milyon nüfusa sahip Müslüman bir ülke olması yol açmaktadır. Böylece Brüksel bugün AB içinde karar alma mekanizmasında Hrıstiyanlardan başka hiç kimsenin yer almasına izin vermemiş oldu. Türkiye'nin üyeliği, iddia edildiği gibi, AB'nin bir Hrıstiyan topluluğu olup olmadığını da ortaya çıkaracaktır. Diğer taraftan Türkiye üye olduğu taktirde, Birliğin yönetimini bile ele geçirebilir. Olaya hangi yönünden bakılırsa bakılsın AB'nin gelecekte daha büyük sorunlarla karşılaşacağı söylenebilir."
FRANSA BASINI:
AFP'nin "Brüksel Zirvesi Ankara'ya Bir 'Teşvik Mesajı' Vermeli" başlıklı haberinde, Fransa Dışişleri Bakanı Dominique de Villepin Lüksemburg'da AB'li mevkidaşlarıyla birlikte katıldığı bir toplantı sonunda yaptığı açıklamada, gerçekleştirilecek olan Brüksel Zirvesi sırasında Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye bir "teşvik mesajı" göndermesi gerektiğine işaret ettiği bildirilmektedir. Villepin'in, ayrıca, Birliğe katılmak yolunda, "Türkiye, önemli ilerlemeler sağlamıştır; ancak siyasi kriterleri henüz yerine getirmemiştir" dediği de aktarılan haberde, Avrupa Komisyonu'nun, 9 Ekim tarihinde yayımladığı raporunda, Ankara'da bir yıldır kaydedilen siyasi gelişmelere rağmen, insan hakları gibi bazı konularda bu gelişmelerin yetersiz olduğu görüşünden hareketle müzakerelerin başlaması konusunda bir tarih vermediği ifade edilmektedir. Fransız Bakan'ın, Danimarka'da 12-13 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek Avrupa zirvesi sırasında 15'lere katılmaya resmen davet edilmesi beklenen ve AB'ye aday 10 ülke arasında yer alan Kıbrıs konusunda ise, "adanın bölünmüşlüğü konusunda Kopenhag Zirvesi'nden önce bir çözüm bulunmasının esas alınması gerektiğine" inandığını belirttiğine işaret edilen haberde, Avrupa Komisyonu'nun, raporda, adanın bölünmüşlüğüne bir çözüm bulunmasa bile, Kıbrıs'ın 2004 yılında AB'ye üyeliği konusunda olumlu görüş bildirdiği kaydedilmektedir.
JAPONYA BASINI:
Mainichi Shimbun gazetesinde "Türkiye'nin AB Üyeliği Henüz Uzak... İnsan Haklarıyla İlgili Reform Yasalarının Uygulanmasında Gecikme..." başlığı ve Naoki Higuchi ile Tadahiko Mori imzalarıyla yayımlanan yazıda, Avrupa Komisyonu'nun 9 Ekim'de açıkladığı AB'nin genişlemesine ilişkin raporu bağlamında, "demokratik çizgiye doğru yönelen" Türkiye'nin bugünkü durumu ile, "üyelik görüşmelerini başlatmayan" AB'nin tutumu ele alınmaktadır. Türkiye'nin, AB talepleri doğrultusunda gerçekleştirdiği reformlardan söz edilen yazıda, ancak, uygulamaya geçilemediğine dikkat çekilmektedir. 3 Kasım'da yapılacak seçimlerin yasaların uygulanmasını geciktirdiği belirtilen yazıda, Öcalan'ın cezasının müebbet hapise çevrilmesine de işaret edilmektedir. Komisyon'un raporuyla ilgili yetkililerin açıklamalarına yer verilen yazıda, Kıbrıs Rum kesiminin, 2004 yılında AB'ye üyeliğinin kabul edilmesine de Türkiye'nin tepki gösterdiği bildirilmektedir. İlerleme Raporu'nun içeriğinden söz edilen yazıda, konuyla ilgili olarak ABD'nin AB'ye yönelik baskısının da karışıklığa yol açtığı ileri sürülmekte ve şöyle denilmektedir: "ABD'nin hava üssünün bulunduğu Türkiye AB'ye katılırsa, ABD'nin, AB üzerinde daha çok söz hakkına sahip olma olasılığı var. Buna AB tarafı tepki gösteriyor. AB'nin, 2003 yılında başlatacağı kendine ait özel 'Acil Önlem Birliği' NATO'nun imkanlarından yararlanacak. Fakat AB, üyelik görüşmelerini başlatma tarihini belirlemezse, NATO üyesi olan Türkiye'nin, AB'nin NATO'nun imkanlarından yaralanmasına onay vermeyeceği ve siyasi pazarlığa yöneleceği belirtiliyor.”
ESKİ SAYILAR |