|
31/10/2002
ANKARA, 31/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI: Time dergisinin 28 Ekim-4 Kasım 2002 tarihli sayısında, "Gözler Türkiye'de" başlığı ve Andrew Purvis imzasıyla yayımlanan ve internetten sağlanan makalede, Türkiye'yle ilgili bir değerlendirme yapılmakta, yapılacak seçimlerin iç ve dış politikayı belirleyici olması bakımından önemine işaret edilmektedir. Türkiye'nin coğrafi konumundan kaynaklanan özelliğinin göz önünde bulundurulması gerektiği vurgulanan makalede, ülkenin doğuya mı, batıya mı ait olduğunun da seçim sonuçlarıyla belirleneceğine dikkat çekilmektedir. Türklerin, AB'yi kurtarıcı olarak gördüğüne de işaret edilen makalede, henüz üyelik müzakerelerine başlamak için kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da Türkiye'nin, AB'ye yönelik gerçekleştirilen reformlardan söz edilmekte ve şu ifadelere yer verilmektedir: “Bu ayın başlarında Avrupa Komisyonu Türkiye'ye bir tarih vermeyi reddettiğinde asıl sebep ekonomik değil siyasiydi. Temel kaygılar arasında; Türk Silahlı Kuvvetlerinin sivil meseleler üzerindeki etkisi ve son dönemde partilerin kapatılması ve liderlerin yasaklanması yer alıyor... Azınlıklara karşı tutum da bir diğer endişe konusu. Türkiye'de yaşayan çok sayıdaki Kürtün durumunun iyileştirilmesi için bu yaz önemli reformlar -Kürtçe eğitim ve yayın hakkı üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması- onaylandı. Ancak bunlar ve yapılan diğer değişiklikler hala yeterince hayata geçirilmiş değil. Bunun nasıl yapılacağı hatta yapılıp yapılmayacağı gelecek hafta kimin kazanacağına bağlı. Eğer AK Parti kazanırsa, AB'nin, ifade özgürlüğüne dair verdiği güvenceler sayesinde süreç, partinin kapatılmasını daha da zorlaştıracağı için Türkiye'nin AB girişimini desteklemeye devam edecek gibi görünüyor... Ankara'nın yeni liderlerinin politikaları güçlükle ayırt edilebiliyor olsa bile, Türkiye'nin daha önce yaşadıklarına hiç benzemeyen bir tartışma şekilleniyor. Siyasi partilerin büyük ölçüde hiyerarşik, otoriter ve laik olduğu eski Türkiye soluyor. Şimdi artık azınlık haklarını, ifade özgürlüğünü, sivil özgürlükleri ve serbest bir ekonomiyi destekleyenlerle desteklemeyenler arasında daha belirgin bir fark var. Tartışma AB'den çok Avrupai ideallerle ilgili.
ALMANYA BASINI: Deutsche Welle gazetesinin (30/10) "Alman Meclisi'nde Türkiye Kavgası" başlıklı ve Mehmet Aktan imzalı yazısında, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in, Federal Meclis'te yeni hükümetin programını açıkladığı oturumda, dış politika hedeflerini Irak'tan Avrupa Birliği'ne dek anlattığı, dünya ülkelerinin, Irak'ın silah potansiyeli hakkında tümüyle bilgi sahibi olmaları gerektiğini ve hükümetin bu amaçla siyasi çabalarını sürdüreceğini söylediği, AB'nin genişlemesinden yana olduklarına değindiği, muhalefetin ise Schröder'in Irak politikasını ve özellikle AB konusunda Türkiye'ye verdiği desteği eleştirdiği bildirilmektedir. Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel'in, hükümetin ABD ile ilişkilerini bozmasını eleştirerek, "Almanya güvenilir bir müttefik olmak zorunda. Biz de savaşa karşıyız ve tüm siyasi çabaları destekliyoruz, ama Irak'a yönelik operasyon kararı alınması durumunda, Bağdat yönetiminin İsrail'e ya da Türkiye'ye saldırması durumunda ne olacak?" dediği aktarılan yazıda, Türkiye'de Alman vakıflarına karşı açılan davayı da hatırlatarak, "bu olayın cereyan ettiği bir ortamda, Türkiye'nin AB'ye girmesi konuşulamaz. Böyle birşey, AB'nin de yararına değil" dediğine işaret edilmektedir. Hür Demokrat Parti (FDP) Başkanı Guido Westerwelle'in de, Başbakan Schröder'e seslenerek "Türkiye'deki hapishanelerde hala işkence yapılırken, kalkıp Türkiye'ye 'siz pek yakında somut bir tarihle AB'nin tam üyesi olacaksınız' denmesi, asla kabul edilemez. Türkiye'ye akıl almaz sözlerle üyelik perspektifi verilemez. İnsan hakları mücadelesi nerede kaldı?" diye sorduğu belirtilen yazıda, Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) adına konuşan Michael Glos'un da, "ekonomisi AB ülkelerinden çok geride ve yüzde 50 enflasyon olan bir ülkeye, tam üyelik verileceğine hiç kimse, Türkler bile inanmaz" diye konuştuğu, CDU'nun eski Genel Başkanı Wolfgang Schaeuble'in ise, Türkiye'nin Avrupa'ya sıkı bir ilişkiyle bağlanmasından yana olduklarını, ancak tam üyelikten farklı, özel bir statü sağlanmasının Türkiye'nin de menfaatine olacağını söylediği ve Schröder hükümetinin Türkiye'ye umut vermemesini istediği aktarılmaktadır. Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in ise, ABD'nin hatırı için Türkiye'ye yardım etmediklerini ve Helsinki'deki kararın da ABD'nin hatırı için alınmadığını hatırlatarak, şöyle dediği bildirilmektedir: "Eğer Türkiye'ye AB kapısını kapatırsanız, Türkiye'deki sivil güçlere ve Kemal Atatürk döneminden beri ülkeyi modernleştirmek isteyenlere kapıyı kapatmış olacağınızı, siz benden daha iyi bilirsiniz. Türkiye'de modernleşmek, Avrupa'ya yönelmektir. Türkiye'nin zor bir partner olduğunu biliyoruz. Kopenhag Kriterleri'ni hala tamamlamadı ve günün birinde tamamlasa bile, tam üyelik için bazı egemenlik haklarından vazgeçip geçemeyeceğinden emin değilim. Ancak bir konuda çok eminim. Eğer sizin yaptığınız gibi kapıyı Türkiye'ye kapatırsak o zaman aşırı milliyetçiler ve İslamcılar avuçlarını sevinçle ovuşturacak ve bunun Türkiye'de modernleşmenin sonu demek olacağına eminim".
AVUSTURYA BASINI: Der Standard gazetesinin (30/10) "Türkiye ile Randevu" başlıklı ve Jörg Wojahn imzalı yorumunda, AB'nin, Ankara ile genişleme müzakerelerinden kaçamayacağı ifade edilmekte, son günlerde Brükseldeki bürokratlar tarafından dile getirilen "randevu" sözcüğüne dikkat çekilmektedir. Türklerin, aralık ayında Kopenhag'da yapılacak genişleme zirvesinde, kendilerine AB ile giriş müzakerelerine başlama tarihi verilmesini bekledikleri, ancak onlara, bu tarihin konuşulacağı ikili bir görüşme tarihinin verilebileceğine işaret edilen yorumda, "Ankara'da, Avrupa politikası açısından 'Jöntürkler' değil, 1959'da o zamanki AET'ye ilk kez başvuruda bulunan, 1963'ten bu yana ortak üye olan, 1995'den beri AB ile gümrük birliği bulunan ve 1999'da birliğin Helsinki'deki zirvesinde de kendisine aday statüsü verilen bir ülkenin yöneticilerinin bulunduğu" kaydedilmektedir. Ankara'daki yönetimin girişimlerinden söz edilen yorumda, diplomatik bütün tuşlara basıldığı belirtilmekte ve “Çekiciliğini kullanıyor ve Avrupa ile Orta Doğu arasında, petrol yataklarına giden yol üzerindeki stratejik rolünü vurguluyor. Dostlarına başvuruyor; Washington, NATO ortağının birliğe alınması için ısrar ediyor. Baskı yapmakla tehdit ediyor; AB'nin Kıbrıs'ı almaya kalkışması halinde, Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etme tehdidinde bulunuyor” denilmektedir. Ancak, Kıbrıs konusundaki tehditlerin işe yaramayacağı, Kıbrıs'a, bölünmüş olan Almanya'ya 1989'da yapılan muamele yapılarak, birliğe, şeklen adanın tümü, fiilen ise yalnızca güneyinin alınacağı, kuzeyin ise, adanın güneyi ile görüş birliğine varır varmaz otomatikman AB'ye kayacağı ifade edilen yorumda, AB üyelerinin, Türkiye'nin, AB güvenlik ve savunma politikasında NATO kaynaklarından yararlanması konusunda, bir uzlaşmaya yanaşmamasından dolayı daha fazla endişe duydukları vurgulanmaktadır. Washington'un desteğinin, randevunun başarılı olacağını vadettiğine işaret edilen yorumda, Almanya'daki seçimlerde ABD Başkanı George W. Bush'u Irak savaşına açıkça "hayır" diyerek "kızdıran" Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in, "ABD'nin sempatisini kazanmak amacıyla" AB içinde Ankara'ya bir görüşme tarihi verilmesinden yana olan açıklamasının da Türkiye'nin şansının artmasını sağladığı dile getirirlmektedir. Yorumda, ayrıca, önümüzdeki altı ay içinde AB Konseyi Başkanı olacak olan Yunanistan'ın da, Ankara'nın birliğe alınmasından yana çıktığı belirtilmekte, Atina'nın gerekçesi, "AB'nin sıkı üyelik kriterlerini yerine getirmek için her şeyi yapmaya hazır olan bir Türkiye, sonunda Yunanistan'ın görüşüne göre bir tehlike teşkil eden bugünün Türkiye'si olmayacak. Geriye, yalnızca iki ülke arasındaki kin kalacak. Ama bunlar, en başarılı randevudan sonra bile nasıl olsa olacak" şeklinde ifade edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI: Reuter'in (30/10) "Solana, AB-NATO Planını Kabul Etmesi İçin Türkiye'ye Dil Döküyor" başlıklı haberinde, bir AB yetkilisinin verdiği bilgiye dayanılarak, AB Ortak Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın, AB-NATO ilişkilerinin geleceği konusunda Yunanistan'ın da onaylayacağı bir anlaşmayı kabul etmesi konusunda Türkiye'yi etkilemeye çalıştığı ifade edilmektedir. AB'nin 60 bin kişilik Acil Müdahale Gücü'nün çalışmaya başlaması için bir anlaşmaya varılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekilen haberde, Solana'nın iki yıldır devam eden çıkmaza son vermek amacıyla AB zirvesi sırasında üzerinde mutabakata varılan bir belgeyi, Kopenhag'da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e ve Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'e sunduğu bildirilmektedir. "Statejik öneme sahip bir NATO üyesi olan Türkiye'nin AB üyeliğine aday olduğu, ancak insan hakları sicili ve siyasi özgürlük konularından dolayı" üyelik görüşmelerine başlayamadığı belirtilen haberde, diplomatların, beş büyük AB üyesi Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve İspanya'nın geçen hafta prensipte bir karar alarak, Kopenhag zirvesinde üyelik görüşmelerine başlanması için Ankara'ya kesin bir tarih verilmesi gerektiğini söylemelerinin önemine işaret edilmektedir. Financial Times gazetesinde (30/10) "Bu Hafta AB Adayı ve ABD'nin Müttefiki Olan NATO Üyesi Ülke, Eski İslamcıları Hükümete Getirmeye Hazırlanıyor" başlığı ve David Gardner ile Leyla Boulton imzasıyla yayımlanan makalede, Türkiye'deki iç ve dış siyasi gelişmelere yer verilmekte, bir gazetenin "Mahşerin Dört Atlısı"nın ülkeye doğru gelmekte olduğu uyarısında bulunduğuna işaret edilmektedir. Yapılacak seçimlerde önde gittiği ifade edilen Adalet ve Kalkınma Partisi'nden söz edilen makalede, “Türkiye'nin Irak sınırında yaklaşan savaş; Kıbrıs konusundaki gelişmeler; Ankara'nın giriş müzakerelerine başlayabilmesi için tarih talebiyle ilgili AB'nin testi; ve ülkenin 1945'den bu yana yaşadığı en büyük ekonomik gerileme” belli başlı sorunlar olarak dile getirilmektedir. Seçim tarihi kararının alındığı döneme kadarki gelişmelere yer verilen makalede, kamuoyu yoklamalarında AKP'nin ardından Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin geldiğine işaret edilmektedir. Türkiye'nin bir sonraki hükümetinin yapısı hakkında bir fikir beyan etmenin zor olduğu dile getirilen makalede, yeni hükümeti çok ciddi sorunların beklediğine dikkat çekilmektedir. Özellikle Türkiye'nin AB adaylığı konusunun önemine işaret edilen makalede, "Brüksel kapılarının kapanmasının, Türkiye'yi, Avrupa sınırıyla kuzeydoğusundaki Orta Asya ve güneydoğusundaki Orta Doğu'nun istikrarsız durumu arasında daha fazla tecrit edilmiş hale sokaca" ileri sürülmektedir.
İTALYA BASINI: La Stampa gazetesinde (30/10) "Türkiye Kapıyı Çalıyor... Avrupa Ne Yapacağını Bilemiyor" başlıklı ve Aldo Rizzi imzalı haberinde, Avrupa Birliği'nin, Kopenhag Zirvesi'nde üyelik için resmi müzakerelerin başlatılması konusunda Türkiye'ye olumlu bir işaret vereceğini vadettiği, ancak AB'nin de Türklerden bir işaret beklediği ve bu işaretin, 3 Kasım'da yapılacak seçimlerle geleceği, bu nedenle seçimlerin hayati bir önem taşıdığı ifade edilmektedir. Türkiye'nin, karşıt baskıların merkezi haline geldiği vurgulanan haberde, özellikle, ABD'nin kendi çıkarları doğrultusunda, Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi yönünde AB'ye uyguladığı baskıdan söz edilmektedir. "Bu arada, Türkiye de kendi açısından kesin bir tehdit yöneltmektedir: Kıbrıs iki yıla kadar yeniden birleşmeden ve Türkiye için bariz bir perspektif belirlenmeden Birliğe üye olursa, Türkiye, 1974 yılında işgal edilen adanın kuzey kesimini 'anavatan' topraklarına ilhak edecektir. Bu durumda Yunanistan, tabiatiyle gelecekte Türkiye'nin üyeliğini veto edecektir. Öte yandan Türkiye bu durumda, NATO dahil olmak üzere Batı ile ilişkilerini yeniden gözden geçirebilir" şeklinde bir değerlendirmeye yer verilen haberde, ancak, Türkiye'nin laik ve Batı yanlısı demokratik bir rejim tarafından yönetilen yegane İslam ülkesi olmasının göz önünde bulundurulması gerektiği dile getirilmektedir. "Bu ülke, getireceği avantajlar ve riskler gözönünde tutularak entegre mi edilecek, yoksa Avrupa, büyük bir hataya yol açacak şekilde, bir 'Hristiyan kulübü' zihniyeti içinde kapanıp kalacak mıdır?" sorularına yanıt aranan haberde, bu sorunun, Türk meselesi açısından temel öneme haiz olduğuna dikkat çekilmekte ve şöyle denilmektedir: "Bunun sonucu olarak stratejik tercih Türkiye'den yana olursa, askıda kalan sorunlar çözümlenebilir. Ama katı bir etnik-dini yaklaşım benimsendiği takdirde, hiçbir vaadin veya koşullu randevunun geçerliliği kalmaz. Böyle bir tercih çok önce yapılmış olmalıydı; Avrupa yanlısı oyların İslam yanlısı oyların altında kalacağına dair ciddi kaygıların ortaya çıktığı, seçimlerin altı gün öncesinde değil. İslam yanlısı oyların ağır basması halinde, bir kez daha liberal Avrupa, hazmedemediği laik generallerin iktidarı ile karşı karşıya kalacaktır." ************** İnsan Hakları İzleme Komitesi (Human Rıghts Watch)'nin 28 Ekim 2002 tarihli internet sayfasında, "Türkiye Seçimlerin Yakından İncelenmesi İçin Garanti Verdi" başlığıyla yayımlanan belgede, "Türkiye'nin Seçim Sicili: 1999 Genel Seçimleri" ile "2002 Yılında Ön Seçim Koşulları" hakkında bilgi verilmekte, giriş kısmında ise şu ifadeler aktarılmaktadır: "Türkiye'nin 3 Kasım'da yapılması planlanan genel seçimleri, AB'nin Türkiye'ye, birliğe üyelik ihtimali için bir işaret vermesinin beklendiği Kopenhag Zirvesi öncesi, ülke için önemli bir deney niteliğinde olacak. Bu yılın ön seçim kampanyasında siyasi hakların ihlaline, polis, jandarma ve yerel hükümet görevlilerinin 1999 Nisan seçim kampanyası ve seçimler esnasında görevlerini kötüye kullandıklarına ilişkin haberler, gelecek seçimlerde, özellikle de ülkenin güneydoğusunda olmak üzere, bağımsız seçim denetimlerinin önemli olduğuna işaret ediyor. Olumlu bir işaret olarak Türkiye ilk defa, hem Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü'nün (OSCE) Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi'nden (ODIHR), hem de Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nden seçim gözlemcilerini kabul etti. Bir İnsan Hakları İzleme Komitesi heyeti de seçim sürecinde yaşananları belgelemek üzere Türkiye'de bulunuyor. Heyet ayrıca, "Göç Ettirilmiş ve Yüzüstü Bırakılmış- Türkiye'nin Başarısız Köye Dönüş Programı" başlıklı yeni bir İnsan Hakları İzleme raporunu takdim edeceği bir basın toplantısı da düzenleyecek. Basın toplantısı 30 Kasım tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilecek."
ESKİ SAYILAR |