01/11/2002                       

                        

 

            ANKARA, 01/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  31 Ekim 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            The Washington Times gazetesinin (31/10) "Hayati İki  An" başlıklı ve UPI Uluslararası Baş  Muhabiri Martin Walker  imzalı internetten sağlanan yorumunda, Washington'da Eski  Dışişleri ve Hazine Bakan Yardımcılarından ve Eski Avrupa  Birliği Büyükelçisi Amerikalı Stuart Eizentat  ile kimliğinin açıklanmasını istemeyen Avrupalı büyükelçinin girişim ve  açıklamalarına yer verilmektedir. Eizentat için en kiritik  konunun, BM Güvenlik Konseyi'nde Irak konusunda yapılacak  oylama, Avrupalı büyükelçi  için ise kritik konunun,  Türkiye'de bu pazar yapılacak olan seçimler olduğu belirtilen  yorumda, seçimler, Türkiye için "en önemli siyasi an" olarak  tanımlanmaktadır. AB'nin doğuşunun, zamanımızın en önemli  jeopolitik olayının yani Çin'in yükselişiyle çakıştığına  dikkat çekilen yorumda, "Önümüzdeki 20 yıl ya da daha fazlası  için Çin gücünü toplarken, Amerika'nın tek makul stratejik  rakibi AB'dir ve AB'nin süpergüç potansiyelinin -ihmal ya da  aptallık sonucu- gerçeğe dönüşmemesini sağlayacak büyük  strateji ABD'nin önceliklerinin başında yer almalıdır"  denilmektedir. AB ve Çin'in süper güç olma girişimlerinden  söz edilen yorumda, Polonyalılar, Çekler, Slovaklar ve  Baltık ülkeleri halklarının Avrupa Birliği ve NATO'nun  siyasi karakterini, Amerikalılara yeni güvenceler verilmesini  gerektirecek şekilde değiştirecekleri ileri sürülmektedir.  Bu sürecin, ancak NATO'nun 50 yıldır sadık bir üyesi olan  Türkiye'nin AB'ye, uzun katılım prosedürüne başlamasıyla  yoğunlaşabileceği ifade edilen yorumda, bu nedenle Türkiye'deki  seçimlerin önemli olduğu vurgulanmakta ve şu ifadelere yer  verilmektedir: "İlk soru, Türk ordusunun, AKP'nin, bir  koalisyon hükümeti içerisinde iktidara gelmesine izin verip  vermeyeceği. Eğer vermezlerse o zaman demokratik seçimlerin  reddedilmesi, Türkiye'nin AB başvurusunu belirsiz bir tarihe  ertelemesi için her türlü bahaneyi verecektir. İkinci soru  ise, yeni bir Türk hükümetinin bir BM kararı olsun ya da  olmasın Irak'a yönelik bir savaşta müttefiği Amerika'yı  destekleyip desteklemeyeceğidir... Üçüncü soru ise, AB'nin,  İslami partilerin dahil olduğu ve Bush'un Saddam Hüseyin'e  yönelik kampanyasını destekleyen demokratik ve reformist  bir Türk hükümeti ile üyelik görüşmelerine başlamaya hazır  olup olmadığına dairdir. Tüm bunlar aslında Eizenstat'ı da  rahatlatacak çok  ilginç bir Avrupa'ya gebe."

 

            ALMANYA BASINI: 

            Die Welt gazetesinde (31/10) "Türkiye Bir Gemi, Avrupa  ise Deniz Feneri" başlığı ve Liberal Türk Alman Birliği'nin  Genel Sekreteri Sina Afra imzasıyla yayımlanan makalede,  Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili gelişmelerden söz edilmekte,  ülkenin AB serüveni söz konusu olduğunda Avrupa ülkelerinin  Osmanlı döneminden kalma hikayelerle hareket ederek Türkiye'ye  haksızlık yaptıkları ifade edilmektedir. Aralık ayında  Kopenhag'da gerçekleştirilecek zirvenin önemine işaret edilen  makalede, atılacak adımın çok dikkatli atılması ve Türkiye'nin  bölgedeki öneminin göz önünde bulundurularak hareket edilmesi  gerektiği vurgulanmaktadır. Türkiye'nin çoktan Avrupa'nın  güvenilir bir müttefiki olduğuna dikkat çekilen makalede,  siyasi, kültürel, ekonomik ve askeri alanlardaki işbirliğine  verilecek örneklerin bir kolyenin inci taneleri gibi yan yana dizilebileceği, bu nedenle, Avrupalıların, artık kapıyı biraz  daha açmaktan başka çarelerinin kalmadığı dile getirilmektedir. Avrupa'nın, aday Türkiye'yi AB'ye entegre etmeden İslam  ülkeleriyle diyalog kurmasının mümkün olmadığı belirtilen  makalede, şu ifadelere de yer verilmektedir: "Türkiye'nin  laik cumhuriyet modeli ve siyasi istikrarsızlığın hakim  olduğu bir bölgede, Müslüman nüfusuyla demokrasiyle yönetilen  tek ülke oluşu örnek teşkil etmektedir. Bunu desteklemek,  Balkanlar'dan Orta Doğu'ya kadar uzanan bir bölgede istikrarı  desteklemek anlamına geliyor ve bu istikrara, AB de en azından  ABD kadar ihtiyaç duyuyor... Türkiye AB'ye entegre edilmeden,  bu ülkede diğer reformların kabul ettirilmesi de zorlaşır.  Türk Meclisi tarafından güçlü bir iradeyle bu yılın ağustos  ayında karara bağlanan, çoktan gerçekleştirilmiş olması  gereken reformlar, AB'nin azınlıkların korunması, idamın  ve Kürtçe dil yasağının kaldırılmasına yönelik taleplerini  yerine getiriyor. Bu sonuçtan, birbirleriyle karşılıklı makam  ve mevki mücadelesi vererek, nesilleri boşa tüketen Türk  Meclisi'nde temsil edilen partilerin milletvekilleri değil,  AB gurur duymalıdır. AB, Kopenhag Zirvesi'nde, Türkiye'yi  bundan sonra da bu yolda destekleyeceğini açıkça gösteren  bir sinyal vermelidir. Bu sinyal sadece katılım  müzakerelerinin  başlatılmasıyla ilgili bir tarihle  etkili olabilir... AB'nin Türkiye ile ilgili ekim raporundaki  çekimserliğe rağmen, Berlin, Londra ve Atina'daki hükümet  başkanları böyle bir sinyalin verilmesinin gerekliliğinin  bilincinde gözüküyorlar. Şimdi ise tüm gözler, AB'nin  Türkiyesiz genişlemesinin başlıca malzeme olarak kullanıldığı,  Türkiye'de yapılacak seçimlere çevrilmiş durumda. Seçimler  sonrasında belki de bazı Avrupalı siyasetçiler, daha önce  belirgin bir sinyal vermiş olmayı arzu edecekler. Türkiye  şu an Avrupa Birliği'ne doğru seyredecek bir gemi inşa  ediyor. Eğer AB onun deniz feneri olmak istiyorsa,  tarihi  bir sinyal vermelidir."

            Frankfurter Rundschau gazetesinin (31/10) "Değişen  Türk İslamcıları Avrupa'yı Keşfediyorlar" başlıklı ve Gerd  Höhler imzalı yazısında, 3 Kasım'da yapılacak genel seçimde,  ülkenin Avrupa Birliği perspektifinin de söz konusu olduğuna  dikkat çekilmekte, "muhafazakar-dinci" Adalet ve Kalkınma  Partisi'nin AB'ye ve Batı'ya yönelik bir değişimi dile  getirmelerine işaret edilmektedir. AKP'li politikacıların  AB ile ilgili çabalarının, en başta demokrasi ve düşünce  özgürlüğüne ilişkin reformların daha da genişletilmesi  umudu ile bağlantılı olduğu belirtilen yazıda, bu  reformların, daha şimdiden bir kapatma davasıyla  karşı karşıya olan AKP'ye sadece yarar sağlayacağı  kaydedilmektedir. Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in,  "Birlik bize katılım müzakerelerinin başlatılması için  bir tarih vermezse, Türkiye'nin AB ile ilişkileri büyük  zarar görecek" diye uyardığı aktarılan yazıda, AB hükümet  ve devlet başkanlarının, Kopenhag'da gerçekleşecek zirvede  bu durumdaki bir ülkeyi katılım müzakerelerinin başlaması  için daha fazla bekletmenin nasıl bir hayal kırıklığına  neden olacağını da dikkate almak zorunda oldukları  vurgulanmakta, "Böyle bir durumda reform süreci büyük bir  ihtimalle duraksayacak. Ankara'ya katılım müzakerelerinin  başlatılması için muhtemelen kesin bir tarih verilmeyecek,  ama belki bu tarihin açıklanacağı bir tarih belirlenmesi  söz konusu olacak" denilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Oberösterreichische Nachrichten gazetesinin (31/10)  "Güdümlü Demokrasinin Zorlu İlerleme Gayretleri" başlıklı  ve Gerhard Maurer imzalı yorumunda, pazar günü yapılacak  seçimlerin, ekonomik kriz, Irak savaşı ve AB ilişkileri  etkisi altında yapılacağına dikkat çekilmekte, seçimlerin  yalnızca seçmenlerce belirlenmediği, ordu ve adaletin de  partilerin hareketlerini dikkatle izlediği ve kulislerde  siyasi süreci yönlendirdikleri ileri sürülmektedir. Ordunun,  NATO vasıtasıyla ABD'ye bağlı olan ve sonuçta Türkiye'yi  AB üyeliğine götürecek bir milliyetçilikten yana olduğu  vurgulanan yorumda, Türkiye'nin, özellikle de şimdi,  istikrarlı bir hükümete ihtiyacı olduğu, sorunların sadece  ekonomi ve maliye alanında değil, dış politika açısından da  önemli kararlar aşamasında olduğu kaydedilmektedir.  "NATO'nun tek Müslüman ülkesi olarak Türkiye'ye, ABD'nin  Orta Doğu'da kurmaya çalıştığı yeni düzende anahtar rolünün  düştüğü" ifade edilen yorumda, Irak'a karşı bir savaşın,  Türkiye'nin katılımı olmadan düşünülemeyeceği, bu nedenle  yeni bir savaşa katılımını da ağıra satmak istediği  belirtilmekte, şöyle denilmektedir: "Hazar bölgesindeki  petrol ve Çeçenistan'daki savaş da Türkiye'ye Batı  stratejisi açısından hem cazip hem de tehlikeli bir  anahtar rolü biçilmesine neden oluyor. Ve sonuçta Türkiye,  tüm gücüyle AB'yi zorluyor. Ankara'nın tam üyeliğini  Avrupa'ya nüfuz için garanti şeklinde algılayan ve Türk  müttefikin güvence altına alınması olarak gören ABD'den de  destek geliyor. Ankara olmadan, yakında AB iç sorunu haline  gelecek olan Kıbrıs sorununun çözümü ve NATO desteğine  ihtiyaç duyan AB ordusunun kurulması mümkün değil. Yani  hem Türkiye hem de ortakları için altından kalkılması  gereken meseleler olağanüstü büyük. Bu nedenle pazar günü  yapılacak seçimler sadece Türkiye'nin iç meselesi olmaktan  çok ötede."

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Reuter'in (31/10) "Türkiye, Toplanan Kara Bulutların  Gölgesinde Seçimlerle Karşı Karşıya" başlıklı ve Ralph  Boulton imzalı haberinde, Türkiye'de, "bir yanda toparlanma  ile krizler arasında gidip gelen ekonomi, diğer yanda  güneyde Irak sınırında hazırlıkları süren savaş ve Kıbrıs  konusunda AB ile bir çatışma olasılığı" sorunlarının söz  konusu olduğu bir ortamda seçime gidildiğine dikkat  çekilmektedir. "Dünyanın en istikrarsız bölgelerinden  birinin hemen kıyısında bulunan NATO üyesi ülkenin,  güçlü ve istikrarlı bir hükümete bu kadar ivedi şekilde  nadiren ihtiyaç duyduğu ve geleceğinin, nadiren bu denli  belirsizlikle gölgelendiği" ifade edilen haberde, seçime  giren partilerin vaat ve söylemlerine yer verilmektedir.  Özellikle AKP'nin, kamuoyu yoklamalarına göre önde  gitmesinin, Başbakan Ecevit'in yanında ordunun da  kaygılanmasına yol açtığı iddia edilen haberde, AKP'nin  "İslamcı" yaftasını ısrarla reddetmesinin, 16 milyar  dolarlık IMF kriz anlaşmasına ve Türkiye'nin AB adaylığına  dair girişimlerine bağlı kalacağına dair beyanatının,  piyasaları rahatlatmış göründüğüne işaret edilmektedir.  Bölünmüş bir Kıbrıs'ın AB'ye kabulünün, büyük olasılıkla  AB ve Yunanistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerde bir  kriz yaratabileceği belirtilen haberde, Kıbrıs görüşmelerinde  bir anlaşma olasılığına dair işaretler alınması bile,  AB'nin Kopenhag Zirvesi sırasında Türkiye'nin Birlik'e  üyelik arzusunu canlandırabilir. Türkiye, üyelik görüşmeleri  için bir başlangıç tarihi alma umudunda. Bu tarihi alamasa  bile, Washington AB'yi, buna yakın bir şey önermesi için  zorlayacaktır. Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak yazgısı  ve Avrupa'daki geleceği, hızla kurulması gereken yeni  hükümetin becerisine bağlı" denilmektedir.

            Times gazetesinin (31/10) "Avrupa'yı Endişelendiren  Pürüz" başlıklı ve Roger Boyes imzalı internetten sağlanan  makalesinde, pazar günü yapılacak seçimlerin önemine işaret  edilmekte, Avrupa'nın, "dünyanın en tehlikeli bölgeleri  olan Irak, Kaskasya, Balkanlar ile sınırdaş olan Türkiye'nin  zayıf yönetiminin kaygı verici jeostratejisinden dolayı"  endişeli olduğu ifade edilmektedir. Çok önemli bir NATO  müttefiği olan "Türkiye'nin istikrarsızlığının", çevresindekileri de krize sokabileceği ileri sürülen  makalede, "AB, Türkiye'nin katılım görüşmelerine hız  kazandırarak, onun  istikrarına katkıda bulunabilir mi?"  sorusunun en kritik soru olduğu vurgulanmakta ve yanıtı  aranmaktadır. ABD'nin, aşırı bir tepki vermekten alıkoymak  için Türkiye'ye daha büyük bir üyelik umudu verilmesi  konusunda AB'ye baskı yaptığı, bunun da Türkiye'nin  pazarlık gücünü ve siyasetçilerinin uluslararası bir  avantaj sağlama konusundaki kabiliyetlerini büyük ölçüde  artırdığı belirtilen makalede, AB içerisinde ise, Ankara'ya  ne kadar baskı uygulanması gerektiği konusunda anlaşmazlık  olduğu kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: "Türkiye'ye  AB'ye katılım görüşmelerine başlamak için kesin bir tarih  verilmesi halinde, bu insan hakları konularının aciliyetinin  olmadığı  hissi uyandırabilir. Türkiye'ye demokrasi ve piyasa  ekonomisinin tam olarak uygulanmasını öngören koşullu bir  tarih verilmesi halinde, sevindirici sinyal belirsizlik  sisine sokulmuş olacak. Dile getirilmeyen ancak kaçınılmaz  gerçek şudur ki, birçok AB ülkesi, çoğunluğu Müslüman olan  bir nüfusa sahip ülkeye üyelik verme konusunda kuşkulu.  Almanya'da geçen ayki seçimlerde Gerhard Schroder'in  muhfazakar rakibi Edmund Stoiber, Türkiye'nin AB içinde  yeri olmadığını bildirmek konusunda acele etmişti. Almanya  bu oyunda kilit role sahip. Ekonomik durgunluk döneminde  iş kapılarını açtığı iki milyondan fazla Türk yerleşimciyi  barındırıyor. Ancak ülkede daha fazla Türk göçmene  kapıları açma konusunda bir direniş var. Schoreder, ABD  ile ilişkileri düzeltmelidir. Fakat ABD'nin bir an önce  Türkiye'ye AB üyeliği verilmesi talebine  karşı çıkarsa  şansı yok."

 

            İSVİÇRE BASINI: 

            La Liberte gazetesinin (31/10) "İnsan Hakları Konusunda  Zor İlerlemeler" başlıklı ve Burçin Gerçek  imzasıyla  yayımlanan yorumunda, uzun zamandır Avrupa Birliği'ne (AB)  aday olan Türkiye'nin, "insan hakları alanındaki açığını  kapatmak amacıyla" ağustos ayında tabu haline dönüşmüş  konular hakkında bir dizi reformu kabul ettiği, bu şekilde  ödevini tamamladığını düşündüğü belirtilmekte, ancak AB  Komsiyonu'nun, gerçekleştirilen reformların uygulamasını  yetersiz gördüğü gerekçesiyle Türkiye'ye üyelik sürecinin  başlatılması için bir müzakere tarihi vermeyi reddettiği  ifade edilmektedir. Söz konusu uygulamalarla ilgili  örneklerin verildiği yorumda, ancak çok sayıda yasa,  yönerge ve kararnamenin değiştirilmediği ve bunların  hala özgür ifadeyi suç unsuru olarak kabul ettiğine işaret  edilmektedir.  

  

             

           

ESKİ SAYILAR