|
05/11/2002
ANKARA, 05/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 4 Kasım 2002 tarihlerinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (04/11) "Dünya Liderleri AKP'nin Zaferi Karşısında Temkinli Bir Memnuniyet Gösterdiler" başlıklı ve Tom Rachman imzalı haberinde, Batılı liderlerin Türkiye'deki seçimlerde İslami kökenli AKP'nin galip gelmesi karşısında temkinli bir biçimde memnuniyetlerini ifade ettikleri ve pek çoğunun, parti yetkililerinin ülkeyi tamamen başka bir yöne çevirmeyeceklerine dair açıklamaları karşısında rahatlamış göründükleri bildirilmektedir. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman'ın Yunanistan'da yaptığı bir açıklamada, "Türk insanının liderinin kim olacağına karar vermeye hakkı var ve biz yeni Türk hükümeti ile çalışmaya hazırız" dediği aktarılan haberde, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun ise tebriklerini dile getirdiği ve iki ülke arasındaki ilişkilerde uzun süredir devam eden sorunların çözümü için ilerleme kaydetmeyi umduğunu söylediği belirtilmektedir. Haberde, diğer tepkilere şöyle yer verilmektedir: "İngiltere Başbakanı Tony Blair ise, AKP'nin kazandığı zaferden sonra yaptığı açıklamalar karşısında 'son derece cesaretlenmiş' olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: 'Türkiye'deki seçimleri kimin kazanmış olması gerektiğini söylemek bana düşmez. Türk insanının seçtiği her hükümetle çalışırız' dedi. Almanya'da yerleşen Türklerin sayısının çokluğu sebebiyle Türkiye ile önemli bağları bulunan Almanya ise 'İlk işaretleri memnuniyetle karşılıyoruz' şeklinde bir açıklama yaptı. Hatta IMF'nin bile Türkiye'de siyasi belirsizliğin azalmasını memnuniyetle karşıladığı bildirildi. Öte yandan AB sözcüsü Jean Christophe Filori, 'Önemli olan sözler değil hareketlerdir. Bu sebeple hükümet göreve başlayıncaya kadar beklemeliyiz' dedi. Washington Post gazetesinin (04/11) "Türkler İslami Kökenli Partiye Oy Verdiler" başlıklı ve Karl Vick imzalı internetten sağlanan bir makalesinde, kilit önemi haiz mütteffiki olmasından dolayı Washington'un İslam dünyasına demokratik örnek olarak görüp destek verdiği Türkiye'de yapılan genel seçimlerde siyasi İslamla bağlantılı Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kesin zafer elde ettiği bildirilmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin, kendisinin tek başına iktidara gelmesine imkan sağlayacak şekilde oyların üçte birini aldığı, laik ve modern Türkiye'nin yaratıcısı Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin ise, yüzde 19 oranında oy aldığı belirtilen makalede, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, yüzde 98'i Müslüman olan, ancak dindarlık dereceleri farklılık gösteren Türklerin "yaşam tarzlarına" müdahalede bulunulmayacağını açıkladığı aktarılmaktadır. Erdoğan'ın, yeni hükümetin öncelikli konusunun, çoğunluğu düşük gelire sahip 67 milyonluk ulusun ortak amacı olan ülkesinin AB üyeliğine kabulü yönünde AB'nin ikna edilmesi olduğunu açıkladığı aktarılan makalede, zamanını önemine işaret edilerek, gelecek on yıl içinde AB'ye kabul edilmek için bir fırsat niteliğindeki Kopenhag Zirvesi'nin gelecek ay yapılacağına dikkat çekilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel gazetesinde 804/11) "Her An Hazırız" başlığı ve Gerd Appenzeller/Stephan-Andreas Casdorff/Andrea Derbach imzalarıyla yayımlanan, CDU'nun Meclis Grup Başkan Yardımcısı Wolfgang Scheuble ile yapılan mülakatta, Türkiye'nin AB'ye üyeliğiyle ilgili sorulara verilen yanıtlar aktarılmaktadır. Scheuble'ın, "Türkiye AB'ye dahil midir? Üyeliğine karşı olmayı gerektiren sonsuz nedenler var mıdır?" sorusuna, "Bu, herkesin AB anlayışına bağlı. Benim AB anlayışım, onun gerçekten siyasi bir birlik olduğudur. Fakat bu birliğin ortak bir kimliğe ihtiyacı var. O zaman da bir ekonomik alan ya da güvenlik ortaklığı olarak görülen, AGİT türü bir AB'den ziyade, daha dar sınırlara ihtiyacı var" şeklinde yanıt verdiği, "Amerikan tarzı bir AB anlayışı mı?" sorusunu ise şöyle yanıtlamıştır: "Avrupa Birliği, Avrupalıların bir projesidir. Benim AB anlayışıma göre, ki Avrupa'daki birçoklarının istediğinden çok daha iddialıdır, kısıtlamasız olarak AB'ye dahil olmak, Türkiye'nin bile kendi çıkarına değildir. Tam üyelik olmadan, daha sıkı bir aidiyet şekli için çaba gösterilmesinin daha iyi olup olmayacağını Türkiye ile dostça konuşmalıyız. Ayrıca bunu, Dışişleri Bakanı Fischer'den de duyduğumu zannediyorum. Rusya için de aynı şey geçerli: Avrupa'ya kısmen dahil olan ya da kısmen dahil olmayan ülkeler var. Bu ülkeler için sıkı işbirliğini gerektiren, fakat tam üyeliğin dışında, farklı bir formüle ihtiyacımız var. Benim anlayışıma göre bir AB, Vladivostok'a kadar uzanamaz".
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinin (04/11) "Türkiye: Seçimin Galibi Erdoğan, Batı Yanlısı AB Çizgisinde Kalmak İstiyor" başlıklı haberinde, muhafazakar dini parti AKP'nin, parlamento seçimlerini kazandığı, parti liderinin, verdiği ilk tepkide, radikal bir değişiklik konusunda duyulan korkuları yatıştırmaya çalıştığı bildirilmektedir. Erdoğan'ın,seçim kampanyasında İslam'a pek değinmediği, daha ziyade laik sistemin avantajlarından ve ülkesinin AB üyeliğini desteklediğinden bahsettiği, gerekçe olarak da üyeliğin, Türkiye'deki ifade özgürlüğünü ve dini özgürlüğü güçlendireceğini gösterdiği belirtilen haberde, AKP'nin, Batı yanlısı, muhafazakar, demokratik Müslüman olarak tanınmaya büyük önem verdiği ifade edilmektedir. Bu bağlamda da, partisinin seçim galibiyeti belli olur olmaz, Türkiye'yi Avrupa rotasında tutmaya devam edeceğini açıkladığı, ayrıca, ülkenin AKP yönetimi altında yabancı yatırımcılara karşı "çok daha açık" olacağını vurguladığına işaret edilen haberde, ekonominin ıslahı için sert talepleri olan Uluslararası Para Fonu'nun 16 milyar dolarlık yardım programına karşı da konuşmayan Erdoğan'ın, ancak, AKP hükümetinin gerekirse borç ödemelerinin ertelenmesi için gayret edeceğini söylediği kaydedilmektedir. Haberde ayrıca, Erdoğan ve diğer AKP temsilcilerinin, diğer alanlarda da ılımlı bir görüntü verdikleri aktarılmakta ve şöyle denilmektedir: "Dış politika açısından AB üyeliğinin şimdi de öncelikli olduğu, NATO ülkesi Türkiye'nin Irak'a olası bir askeri harekattaki rolü üzerine orduyla birlikte ortak karar alınacağı söylendi. Ordunun ileri gelenleri, pazar akşamı, gelecekteki hükümete yönelik bir değerlendirme yapmadılar. Ordunun etkin temsilcileri geleneksel olarak, bir Anayasa prensibi olan devlet ve din işlerinin birbirinden ayrılması konusuna sıkı sıkıya bağlılar".
BELÇİKA BASINI:
La Libre Belgique gazetesinde (04/11) "Verdrine: Kayda Değer Bir Ülke, Ancak Bir Avrupa Ülkesi Değil" başlığıyla yer alan ve Sabine Verhest'ın Fransa eski Dışişleri Bakanı Hubert Védrine ile yaptığı bir söyleşide, Védrine'in Türkiye'nin AB'ye üyeliğiyle ilgili görüşlerine yer verilmektedir. Türkiye'nin AB'yle ilişkilerinin tarihçesine de değinilen, Dışişleri Bakanı'nın, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğu ve "Stratejik Büyük Bir Partner" statüsü önerdiğine işaret edilen söyleşide, Türkiye'nin AB'deki yeri ve "Avrupa ülkesi"nin ne olduğu hakkındaki şu açıklamaları aktarılmaktadır: "Bazıları, her demokratik ülkeye Birliğin kapılarının açık olduğunu söylüyor ve Türkiye'nin de demokratik olduğunda AB üyesi olabileceğini belirtiyor. Türkiye, gerçekten kayda değer bir ülke. Geleceğin büyük bir stratejik ülkesi, ancak bir Avrupa ülkesi değil. Güney Kore de demokratiktir, ama bu onu AB'ye üye yapmamız için bir neden değil!.. Kendi çıkarına da olsa, Avrupa ile çok iyi ilişkiler içinde olmasına rağmen, Fas, bir Avrupa ülkesi değil. Rusya'nın üyeliğinin de büyük bir saçmalık olacağı biliniyor. Türkiye de bir Avrupa ülkesi değil ve nasıl biz Afrika Birliği üyesi olmuyorsak Türkiye'nin de AB üyesi olmak için bir nedeni yok. Türkiye'nin en çağdaş aydınları, biraz ilkelliğe dönüş ve biraz da İslamcılık şeklinde beliren gericilikle mücadele etmek için Avrupa'nın vaadlerine güveniyorlar, Avrupalılar da bunların umutlarını kırmamaları gerektiğini düşünüyorlar. Bu nedenle de, daha fazla gayret etmelerini, daha fazla yaklaşmalarını, kriterlere uymalarını söylüyorlar ancak bu yalancı bir tutum, çünkü Avrupa ülkelerinin çoğu Türkiye'nin AB üyesi olamayacağını gayet iyi hissediyorlar. Türkiye'yi çok seviyorum, ancak Türkiye için, bizim için ve ilişkilerimiz için bunları açıkça söylemenin daha sağlıklı olacağını düşünüyorum".
FRANSA BASIN:
AFP'nin (04/11) "Avrupa Birliği, Türkiye'deki İslamcıların Zaferinden Sonra Temkin ve Şaşkınlık Arasında Gidip Geliyor" başlıklı ve Bertrand Pinon imzalı haberinde, Onbeşlerin, Türkiye'deki genel seçimlerde zafere ulaşan ılımlı İslamcıları temkinle karşılayarak, Ankara'nın AB üyelik müzakerelerinin başlaması ile ilgili olarak kurulacak Türk hükümetinin "icraatlarını değerlendirmek" istediklerini vurguladıkları bildirilmektedir. Belirli bir şaşkınlığın işaretinin de, AB dönem başkanlığını yürüten Danimarka'nın, Türkiye'deki seçim sonuçlarına karşı tepki göstermemesi olduğu ifade edilen haberde, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, ılımlı İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) Avrupa yanlısı "beyanatlarından rahatladığını" ifade ettiği, Almanya'nın, "istikrarlı bir hükümet" umudunu dile getirdiği, Fransa'nın ise, Türkler tarafından istenen "önemli siyasal değişikliğin" altını çizmekle yetindiği aktarılmaktadır. Sadece İspanya'nın, Dışişleri Bakanı Ana Palacio aracılığıyla, "Hristiyan bir kulüp" olmayan Avrupa Birliği'ne Türkiye gibi ılımlı İslamcı bir ülkenin bütünleşmesinde "hiçbir engel" olmadığını açıklayarak en cesur tutumu gösteren ülke olduğu, buna karşın, hiç kimsenin AB üyelik müzakerelerini Ankara ile başlatmak üzere bir tarih saptamak için öne çıkmadığı belirtilen haberde, 12 ve 13 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek olan Kopenhag Zirvesi'nin önemine değinilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
The Guardian gazetesinin (04/11) "Türkiye'nin İslamcıları AB Üyelik Girişimini Önceliklerinin Başında Görüyor" başlıklı ve Owen Bowcott imzalı internetten sağlanan bir makalesinde, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Başkan Yardımcısı ve Türkiye'nin eski BM büyükelçilerinden Yaşar Yakış'ın görüşlerine yer verilmektedir. Yakış'ın, yaptığı açıklamada, partinin Batı'ya yönelişini vurgulayarak, "Hükümette önceliğimiz, Kopenhag kriterleriyle ilgili belgenin ana hatlarını tamamlamak olacaktır. AB'ye, Türkiye'nin kabul edilmeyeceğini söyletecek hiçbir bahane bırakmak istemiyoruz" dediği aktarılan makalede, sözlerinin, Ankara'daki gergin kurulu düzende güven tesis etme eğilimi taşıdığı kaydedilmektedir. Reuters'in (04/11) "AB Yetkilileri Türkiye'de Kökten Dincilik Tehlikesi Görmüyorlar" başlıklı ve Marie-Louise Moller imzalı haberinde, Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu Yüksek Komiseri, Türkiye'deki genel seçimlerin sonucunu, Müslüman bir ülkede Müslüman demokrat bir partinin, Avrupa'daki Hristiyan Demokratların üstlendiği rolü üstlenip üstlenemeyeceği konusunda bir sınav olarak gördüğü bildirilmektedir. Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu Yüksek Komiseri Gunther Verheugen'in, İslamcı kökenlere sahip olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti), Türkiye'yi kökten dinci bir yöne sürükleyeceğine dair bir tehlike görmediğini belirttiği aktarılan haberde, ayrıca, "Bizim de Avrupa Birliği'nde dinci partilerimiz var. Dine dayanan değerleri olan bir partinin demokratik olamayacağını söyleyemem. Neden demokratik olmasın ki?" dediği ve din meselesinin Türkiye'nin AB üyeliğine gölge düşürmesine izin verilmemesinin "çok önemli" olduğunu sözlerine eklediğine işaret edilmektedir. Verheugen'in, Hristiyan Demokratlar'ın İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg'da olduğu gibi, geleneksel aile değerlerini, sosyal refah politikalarını ve pazar ekonomisini birleştirerek İkinci Dünya Savaşı sonrası politikaya büyük ölçüde egemen olduğu Almanya'dan bir Sosyal Demokrat olduğu kaydedilen haberde şu ifadelere de yer verilmektedir: "AB şimdiye kadar Türkiye'ye, insan hakları, azınlık hakları ve demokrasi sicilinden duyulan endişelerden dolayı katılım müzakerelerine başlayabilmesi için bir tarih vermedi. Ankara, AB liderlerinin önümüzdeki ay Kopenhag'da, Kıbrıs'ın da aralarında bulunduğu 10 aday ülkeyle görüşmelerini tamamlamak için bir araya geldikleri zaman, Türkiye'nin katılım müzakerelerine başlayabilmesi için bir tarih verilmesi konusunda baskı yapıyor. Verheugen, pazar günü yapılan erken genel seçim sonuçlarındaki tek sürprizin, hükümette bulunan partilerin parlamentoya girmek için gereken yüzde 10 barajını aşamamaları olduğunu söyledi. Verheugen, seçim kampanyalarına, Avrupa meselelerinden çok ekonomi, işsizlik, vergiler ve enflasyon gibi sorunların egemen olduğunu ve bu seçimlerin AB üyeliği için bir referandum olmadığını belirtti. Verheugen, 'Ben, yeni Türk hükumetinin ülkeyi şu anki laik görüşünden saptıracağını ve şu anki laik sistemini kökten dinci bir yöne sürükleyeceğini söyleyemem. Ben, böyle birşey olacağını sanmıyorum' dedi".
İSPANYA BASINI:
El Mundo gazetesinin (04/11) "Palacio: AB, Bir Hristiyan Kulübü Değildir, Ancak Türkiye Belirli Kriterleri Yerine Getirmek Zorunda" başlıklı internetten sağlanan haberinde, İspanya Dışişleri Bakanı Ana Palacio'nun, Avrupa Birliği'nin bir Hristiyan klübü olmadığını ve bu yüzden Türkiye gibi modern İslamcı bir ülkenin, Onbeşler tarafından konulan siyasi kriterleri tamamladığı takdirde AB'ye girebilmesi için hiçbir engel olmadığını belirttiği, bununla birlikte, Adalet ve Kalkınma Partisi'yle birlikte Türk İslamcıların zaferinin Türkiye'ye nasıl yansıyacağını ve aynı zamanda da sonuçlarının ne olacağını AB'nin bekleyip görmesi gerektiğini eklediği bildirilmektedir. Bakan'ın, "Şu an AB olarak bu zaferin ve sonuçlarının gidişatını bekleyip görmeliyiz. İslamcı bir hükümetin Avrupa'ya katılım yörüngesi edinmesi çok iyi olacak" diye ekleyerek, "İslami bir ülke ve toplum elbette ki AB'ye girebilir. Kopenhag kriterleri; AB'nin kamu düzeni olarak atfettiği belirli şartlar konusunda çok açık, kendine has özelliktedir, herhangi bir aday bunları yerine getirmek zorunda" dediği aktarılan yorumda, Türkiye'deki olayların nasıl gelişeceğini beklemek gerektiğini tekrarlayan Bakan'ın, modern İslamcı bir hükümetin, AB konusunda önceki hükümetlerin açık yöntemini devam ettirmesi yönünde umutlu olduğunu da belirttiği kaydedilmektedir.
PAKİSTAN BASINI:
Nawa-I-Waqt gazetesinde (04/11) "Ondan Vefa Bekliyoruz..." başlığı ve M.M. Hassan imzasıyla yayımlanan yorumda, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin tarihi süreci ele alınmakta, Türkiye'nin yıllardan beri AB üyeliği ümidinde olduğu, ancak konunun her zaman sadece söz verilerek ertelendiği ifade edilmekte, son olarak da dünyanın tek süper gücü ABD'nin, NATO üyesi Türkiye'ye AB üyeliği verilmesi konusundaki desteğinin bile reddedildiğine işaret edilmektedir. AB'nin, ABD'nin, Türkiye'nin Avrupa ile Orta Doğu arasında bir köprü olduğunu, AB'nin, Türkiye'nin önemini bilmediğini ve en önemlisi de Türkiye'nin dini baskı uygulamayan, laik anayasası olan tek İslam ülkesi olduğuna da önem vermediği konusundaki açıklamalarını kınadığı vurgulanan yorumda, Birlik diplomatlarının çoğunun, Türkiye'nin üye olabilmesi için, üyelik isteyen diğer ülkeler için gereken ekonomik ve siyasi düzeye gelmesi gerektiği görüşünde oldukları kaydedilmektedir. Komisyon Başkanı'nın, gösterdikleri hataların bazılarının düzeltilmesi amacıyla biraz ilerleme kaydedildiğini, ancak görüşmelerin başlatılmasının henüz uygun olmadığını söylediği hatırlatılan yorumda, bazı çevrelerin "Müslüman bir ülkenin Avrupa Birliği ile ne ilgisi var?" itirazında bulundukları, ancak incelenince bu itirazın sadece Türkiye'yi AB'den uzak tutmayı amaçlayan bir bahane olduğunun anlaşılabileceği dile getirilmektedir.
ESKİ SAYILAR |