30.10.2003

   

Anasayfa

e-posta


 

  

            ANKARA, 30/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  28-29 Ekim 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ALMANYA BASINI: 

            Süddeutsche Zeitung'da (29/10) "Türk Miladı" başlığı  altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Atatürk Cumhuriyeti'nin 80'inci yıldönümünde  İslamcı politikacıların kendilerini gerçek Avrupalı olarak  gösterdikleri belirtilmekte ve Türkiye Cumhuriyeti ne kadar  yaşlanırsa, bayrağının da o kadar büyüdüğüne işaret  edilmektedir. Yorumda, Türk gelenekçilerinin dernekleri ve  devlet organları tarafından yapılan Cumhuriyet'in kuruluş  ideolojisi yemininin bu yıl biraz daha fazla gösteriş  içerdiği, fakat bunun, Atatürk bayraktarlarının savunmada  oldukları gibi bir yanlış izlenime yol açmaması gerektiği,  tam da İslami köklere sahip bir hükümet partisinin, ülkeyi  siyasi ve ekonomik bakımdan modernleştireceği ve böylece  Avrupa'ya sağlam bir şekilde demir atmasını sağlayacağı  iddiasında bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Neyin "çağdaş"  olduğunu bir zamanlar Atatürk'ün, fesi yasaklayarak, Şeriat'ın  yerine İtalyan ceza yasasını getirerek, medeni evliliği ve  Latin harflerini uygulamaya sokarak tanımladığı hatırlatılan  yorumda, bunun bugün ise, eşleri başörtüsü takan AKP  milletvekillerinin, Türkiye'nin mutlaka Batı'nın bir parçası  olması gerektiğini söylerken, daha güçlü bir devlet ve çok  daha güçlü bir ordu isteyen koyu laik Atatürkçü derneklerin,  geriye dönmüş, gerçekleri reddedenler izlenimi verdikleri vurgulanmaktadır. Yorumda şöyle denilmektedir: "Cumhuriyet'in  kurucusu Atatürk bir zamanlar Türkiye'yi Batı'ya yönlendirmişti,  fakat onun mirasının ordu ve bürokrasi içindeki koruyucuları,  ülkenin demokrasi ve şeffaflık talep eden modern Avrupa'ya  gerçekten yönelmesinin yaratacağı sonuçlardan korkuyorlar.  Erdoğan ve hırslı yeni Meclis çoğunluğu için ise, Avrupa  Birliği ile müzakerelere başlanması, siyasi bir prestij ve  yaşam meselesi. 2004 yılı sonunda Brüksel'den özlemle beklenen  olumlu bir cevabın, ekonomik kalkınmayı hızlandırması ve  bürokrasi, ordu ve yargıdan gelen tüm direnişlere rağmen  hızla ilerleyen demokratikleşme rotasına destek vermesi  bekleniyor. Demokrasi konularında izlenen yol, Kürtçe  kurslarını mümkün kılıyor ve askerlerin ağırlıkta olduğu  Milli Güvenlik Kurulu'na sivil bir genel sekreteri empoze  ediyor. Bu politika, Türklerin büyük bir çoğunluğu tarafından paylaşılıyor..." 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (29/10) "İnsan Hakları İzleme Örgütü İcra  Direktörü: Türkiye Reformları Uygulamakta Yavaş Hareket  Ediyor" başlığı altında ve Ayla Jean Yackley imzasıyla  yer verdiği bir haberde, merkezi ABD'de bulunan bir insan  hakları örgütünden yapılan açıklamada, Türkiye'nin Avrupa  Birliği'nin siyasi kriterlerini yerine getirmek için  gösterdiği gayretlerin takdir edildiği, ancak Ankara'nın  AB ile üyelik müzakerelerini başlatabilmek için gereken  acil reformları hayata geçiremediğinin kaydedildiği  belirtilmektedir. Müslüman Türkiye'nin insan hakları  sicilinin kötü olmasının, Ankara'yı üyelik müzakereleri  başlatılmayan tek AB aday üyesi konumuna getirdiği belirtilen  haberde, Ankara'nın, önümüzdeki ay Brüksel'in olumlu bir  ilerleme raporu yayımlamasını sağlayabileceği umuduyla bu  yılın başlarında bir dizi reformu parlamentosundan geçirdiği  ve 2004 yılı sonunda toplanacak AB zirvesinde 2005 yılı  içinde görüşmelere başlama tarihi alabilmek için Birlik  nezdinde lobi faaliyeti yürüttüğüne işaret edilmektedir.  Merkezi New York'ta bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün  İcra Direktörü Kenneth Roth'un verdiği bir mülakatta,  "Hükümet anlamlı ve cesur reformlar yaptı. Şimdi anahtar,  bu reform sürecini tamamlamakta ve uygulamaya yoğunlaşmaktadır"  dediği aktarılan haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de  dahil Türk yetkililerle görüşen Roth'un, "Sorunların  çözüldüğünü söyleyebilmek için hala katedilmesi gereken  uzun bir yol var. Aralık 2004'te bir dizi reformun apar topar  çıkartılmış olması yeterli olmayacaktır, çünkü o noktada  AB'nin, bu reformların samimiyetini ölçmesi mümkün değildir.  Üyelik müzakereleri için bir tarih verip vermeyeceğine karar  vereceği zaman Avrupa'nın, bütün bir yılın uygulamasına  bakması gerekecektir" şeklinde ifadelerine yer verilmektedir.  İşkence, Kürtçe eğitim ve yayın konusunu düzenleyecek kurallar,  Kürtçe okul ve kursların açılması konularına da değinen Roth'un, gözaltındaki kişinin hiç kimseyle görüştürülmemesi uygulamasının yasaklanmasının, Türkiye'nin, AB üyeliği arzusunun önündeki en  büyük engel olan işkencenin kökünü kazımasına yardımcı olacağını  söylediği ifade edilen haberde, AB'nin, Türkiye'den, 30 bini  aşkın kişinin hayatına mal olan ve bölücülerden kaynaklanan  çatışmaların 1990'ların sonlarında azalmasından sonra, 12  milyonluk Kürt nüfusun kültürel haklarını genişletmesini  istediği vurgulanmaktadır.  

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinde (29/10) "Kinik İtiraf" başlığı  altında yayımlanan başmakalede, AB'nin, İstanbul'daki Rum  azınlığın kaderinin, Ekümenik Patrikhane ve Heybeliada Ruhban  Okulu'nun yeniden açılması konularına gösterdiği ilginin,  Ankara'nın bu kritik konularla ilgili davranışını değiştirmesine,  aynı zamanda da Rumların yok edilmesine yönelik bir politikanın  uygulanmış olduğunu itiraf etmesine neden olduğu belirtilmektedir. TBMM'nin İnsan Hakları Komisyonu önünde -Komisyon üyeleri geçen  hafta Avrupalı Büyükelçilerle görüşmüştü- Dışişleri Bakanlığı,  Emniyet Genel Müdürlüğü ve Vakıflar Genel Müdürlüğü  temsilcilerinin, son 50 yılda Kıbrıs meselesi ile bağlantılı  olarak Rum azınlığın haklarının çiğnenmiş olduğunu kabul  ettikleri ileri sürülen başmakalede, Türk devletinin  temsilcilerinin, kovuşturmalarla, Yunan uyrukluların sınırdışı  edilmesiyle ve "azınlık okullarını yok etmeye" yönelik  önlemlerle, Rum azınlığı yok etme politikasının uygulanmış  olduğunu itiraf ettikleri, "insan haklarının ve Lozan  Antlaşması'ndan kaynaklanan hakların ihlal edilmiş olduğunu"  kabul ettikleri kaydedilmektedir. AB'nin baskısı altında  Türkiye'nin, değişik, demokratik bir imaj sergilemek zorunda  olması nedeniyle azınlıklar ve insan hakları konularındaki  tutumunda bir değişiklik olasılığı için konuşmaya başladığı,  ancak demokratik bir devlet sayılmayı isteyen her devletin  kabul edilmesi imkansız sınırlamalar koymayan, insan haklarına  saygı gösteren bir devlet olması için kat etmesi gereken yolun  çok uzun olduğu vurgulanan başmakalede, karşılıklılıktan,  insan haklarına saygıdan söz edilmesinin, yolun ne kadar  uzun olduğunu belirtmek için yeterli olduğuna işaret  edilmektedir.

            Kathimerini gazetesinde (29/10) "Ege'de Türklerin  İhlallerinin Yarattığı 'Muğlak' Ortamda İlerleme" başlığı  altında ve Y. Murdara imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Atina'ya yaptığı ziyaret ve  iki ülke ilişkileri ele alınmaktadır. Kıta sahanlığı, hava  sahası, "gri bölgeler", Batı Trakya'daki Türk azınlığın  durumu ve Kıbrıs meselesinin konu edildiği yorumda, Ankara'nın,  "iyi niyetli" olduğu yolunda bir izlenim yaratma çabasında  olduğu dikkate alındığında, Türk tarafının sorunları çözme  yolunda siyasi iradeye sahip olup olmadığı konusunun kafalarda  soru işareti yarattığı, belki de, Türkiye'nin sadece AB  yönelimini kolaylaştırmak amacıyla taktik uyguladığı, başka  bir deyişle, Türkiye'nin taktik uygulayıp, uluslararası topluma,  AB üyesi bir ülke ile var olan sorunlarını çözmek amacıyla  görüşmeler başlattığı izlenimini vermeye çalışıyor olabileceği kaydedilmektedir.

            To Vima gazetesinde (29/10) "Western Policy Center Müdürü  Stilidis: Yunanistan ile Türkiye Doğru Yolda" başlığı altında  ve Tania Bozaninou imzasıyla Western Policy Center Müdürü John  Stilidis ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Türkiye'de  hükümetin durumu ve Türk-Yunan ilişkilerinin ele alındığı  mülakatta, Stilidis'in, "Yunanistan ile Türkiye arasında,  'ikinci derece önemi haiz konular' üzerinde yapılan temaslarla  -kanımca bu konuların ikinci derecede öneme haiz konular olarak algılanması haksızlıktır- ilgili olarak bizi  bilgilendirdiği  için Yorgo Papandreu'ya minnettarız. Ege ve Kıbrıs gibi daha  önemli olan konular tabii ki vardır, ancak 'ikinci derecede  önemi haiz' deyimi küçümseyicidir. İki ülke arasında bu alanda kaydedilenler ikinci derecede önemli değil, 'olağan politikadır.'  Bu arada, Yunan ve Türk siyasileri arasında yakınlaşma  başlamasına rağmen, Türk askerlerinin onları izlemekte niyetli  olmadıkları görülüyor... Sadece askeri kesimde değil, siyaset  dünyasının lider kesiminde ve de kamuoyunda bu konu tartışmalara  yol açtı. Çoğu askeri yetkili, Kıbrıs'ta çok Türk kanı  döküldüğünden, Türkiye'nin AB üyeliği uğruna Kıbrıs'ın feda edilemeyeceğini düşünüyor. Başka çevreler ise, Türkiye'nin  AB üyeliği bir yana, Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin başlı  başına önemli olduğunu düşünüyorlar, çünkü Brüksel ve  Washington'un sürekli olarak Kıbrıs sorununun çözümü konusunda  nelerin yapıldığını sormalarından, askeri ve diplomatik  çevrelerin rahatsızlık duyduğunu düşünüyorlar..." şeklindeki  sözleri aktarılmaktadır. 

 

ESKI SAYILAR