ANKARA, 04/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın
organlarında 03 Kasım 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt
gazetesinde (03/11) "Öylesine Sırtına Yükleyemeyiz" başlığı
altında ve Katja Ridderbusch imzasıyla AB Bütçe Yüksek Komiseri
Michaele Schreyer ile yapılan mülakatın Türkiye ile ilgili
bölümüne yer verilmektedir. Mülakatta, "AB'ye üye adayı olarak
Türkiye finansman planlamasında nasıl bir rol oynayacak?"
şeklindeki bir soruya, Schreyer'in, "Türkiye şimdiye dek diğer
adaylara nazaran çok daha az para alıyor. Avrupa Birliği 2006
yılına kadar üyelik öncesi yardımı 250 milyon eurodan 500
milyona çıkaracak. 2007'den sonra da Türkiye'ye yönelik üyelik
öncesi yardımı çok daha belirgin bir şekilde artırmamız
gerekir." dediği, "Bu siyasi bir sinyal mi?" şeklindeki bir
başka soruyu ise, "Bu her halükarda, yaptığı reformlarda ve
AB'ye yakınlaşmasında Türkiye'yi desteklediğimiz yönünde bir
sinyaldir." ifadeleriyle cevapladığı kaydedilmektedir.
Financial Times Deutschland gazetesinde
(03/11) "Brüksel, Türk Devlet Sistemini Eleştiriyor" başlığı
altında ve Thomas Klau imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB
Komisyonu'nun raporunda, Türk Hükümeti'nin AB'nin siyasi
standartlarına yakınlaşma konusunda biraz daha ilerleme
kaydettiği belirtilmektedir. Komisyon'un, AB üyeliğine hazır
olunup olunmadığına ilişkin son raporunda, özellikle reform
yasalarının; polis, adli makamlar ve devlet dairelerince
uygulanmasında fazlasıyla eksiklik olduğu eleştirisini
getirdiği ifade edilen yazıda, Brüksel'de Komisyon
çevrelerinden belirtildiğine göre, Türk Hükümeti'nin, kısmen
şiddetle direnen devlet sisteminin AB standartlarını tam olarak
üstlenmesini şimdiye dek sağlayamadığı ve çarşamba günü
açıklanacak olan ilerleme raporunda, "Hükümetin iyi niyetli
olduğuna inanıyoruz, ama devlet mekanizmasının bazı kesimlerinde
direniş hala oldukça yoğun" denildiği ve reformların
uygulanmasının "yavaş ve düzensiz" olduğunun belirtildiği
kaydedilmektedir. Brüksel'in, önümüzdeki dönemde diğer konuların
yanı sıra Kıbrıs'ta bölünmüşlüğün sona ermesine katkıda
bulunması için de Ankara'ya baskıyı artıracağı ifade edilen ve
AB'de, 'eğer Kıbrıs meselesi 2004 yılının sonuna dek
çözümlenmezse, Türkiye için büyük bir engel olacak' denildiğine
işaret edilen yazıda, 2004 yılının sonbaharında, AB
hükümetlerine Türkiye'nin katılım müzakerelerinin başlatılması
için hazır olup olmadığına ilişkin belirleyici raporunu sunacak
olan AB Komisyonu'nun, özellikle neye dikkat edeceğinin de
böylece belli olduğu ve bu rapor olumlu çıktığı takdirde,
Birliğin, aralık ayında müzakereleri başlatma kararı alabileceği
öne sürülmektedir.
Aynı haber, Frankfurter Allgemeine Zeitung ve
Süddeutsche Zeitung'da yer almaktadır.
Die Welt gazetesinde (03/11) "Adaylar" başlığı
altında ve Dietrich Alexander imzasıyla yayımlanan bir yorumda,
AB Komisyonu'nun çarşamba günü, daha şimdiden kaba hatları
dışarı sızan ve öncelikle de Türkleri hayal kırıklığına uğratan
AB'nin üye adayı ülkelerindeki gelişmelerle ilgili ilerleme
raporlarını açıklayacağı belirtilmektedir. Sonuçta Başbakan
Erdoğan'ın hükümeti Meclis'ten hızla AB'ye uyum yasalarını
geçirdiği, reformları kabul ettirdiği ve bazı tabuları kırdığı
hatırlatılan yorumda, Ankara'da görevini yerine getirmiş olmanın
verdiği memnuniyetin, "şimdi hamle sırası AB'de" şeklindeki
beklenti pozisyonuna dönüştüğü ve AB'nin artık "anlaşmanın"
kendine düşen payını yerine getirmesi ve Türklere nihayet
katılım müzakerelerinin başlamasını teklif etmesinin beklendiği
kaydedilmektedir. Komisyon'un, Erdoğan'ın dini-muhafazakar
hükümetinin reform çabalarını gördüğü ve memnuniyetle
karşıladığı, fakat yine de daha fazla düzeltme, kontrol ve
reformların Türklerin güncel yaşamında uygulanması ile Türklerin
Kıbrıs ihtilafında uzlaşmaya hazır olmalarını talep ettiği
vurgulanan yorumda, "Türkiye'de, AB'nin devam etmesini ve
yoğunlaştırılmasını talep ettiği bir sürecin çarkı dönmeye
başladı. Buna tabii ki, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesinin daha
fazla engellenmemesi ve Avrupa'nın son iç sınırını ortadan
kaldırmak için BM'ye bir şans verilmesi de dahil. Sonuç olarak:
Erdoğan ülkesini sırf AB'nin hoşuna gitsin diye reforme etmiyor.
O, reformları halkının onurlu bir şekilde ve insan haklarının
koruması altında yaşaması için gerçekleştiriyor. Sadece bu bile
onu gayretlendirmek için yeterli olmalı."
denilmektedir.
BELÇİKA BASINI:
La Libre
Belgique
gazetesinde (03/11) "Türkiye'ye Gül Yaprağı Yok" başlığı altında
yayımlanan bir haberde, Jacques Simonet'ye (AB işlerinden
sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı, Liberal Parti) Türkiye'nin
Avrupa Birliği'nde yeri olup olmadığı sorulduğunda, konuya
girmeden önce sözleri aklından geçenleri yansıtmasa bile
düşündüğü belirtilmektedir. Başbakan'ın pazartesi günü Ankara'ya
gideceği sırada bir gaf yapması ya da "sizi istemiyoruz"
demesinin söz konusu olmadığı ifade edilen haberde, Dışişleri
Bakan Yardımcısı'nın, "1999 yılında Türkiye'ye kapıları
gerçekten açtığımızda, bunu, Avrupa'nın yapılanmasını ve
güçlenmesini bir hedef olarak görmeyen Amerikalıların baskısı
ile çok kötü nedenlerle yaptık. Siyasal bir sinyal vermek güzel
birşey, ancak AB'ye girmek isteyen herkesin uyması gereken bazı
siyasal ve demokratik ölçütler var." görüşünde olduğu
kaydedilmektedir. Jacques Simonet'in, "Dosya masada bulunuyor,
keyfi bir kararla dosyayı kapatmak çok kötü bir sinyal olur.
Ancak bu yola gül yaprakları da serpilmeyecektir." uyarısında
bulunurken, "1 Mayıs 2004'te yeni ülkelerin üye olmasıyla
Türkiye'nin üyeliğine muhalefet tartışmasız olarak artacaktır."
dediği ifade edilmekte ve AB Bakanlar Konseyi'nde nüfus
yoğunluğuna dayalı söz hakkı ya da yoksul bölgelere yardım
konusuna değinerek, "Türkler 80 ya da 100 milyon olduklarında
bazı sorunlar da ortaya çıkacaktır." şeklindeki ifadesi
aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
BBC'nin
Türkçe yayınında (03/11) "Yorgo Yakovu: Kıbrıs AB'ye Katıldığı
Zaman Bölünmüşlüğünü Korursa Bu Büyük Bir Felaket Olur" başlığı
altında yer verilen bir haberde, Londra'yı ziyaret eden Kıbrıs
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun, İngiltere Dışişleri Bakanı
ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada, mayıs ayında Kıbrıs
AB'ye katıldığı zaman adanın hala bölünmüşlüğünü koruması
durumunda bunun büyük bir felaket olacağını söylediği
belirtilmektedir. Haberde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack
Straw'un da, Yakovu ile yaptığı görüşmenin ardından basına
yaptığı açıklamada, Annan planı üzerinde bir uzlaşmaya
varılmasının Kıbrıs'ta herkesin çıkarına olacağı gibi bunun AB
ve Türkiye'nin de çıkarına olacağına inandığını belirttiği
kaydedilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Alithia
gazetesinde (01/11) "Büyükelçilerle Olay" başlığı altında
yayımlanan başyazıda, Başbakan Erdoğan'ın, Türkiye'nin AB üyelik
sürecinin ilerleyebilmesi için Kıbrıs sorununun çözümlenmesi
gerektiğini vurgulayan İngiltere ve Danimarka'nın Türkiye
Büyükelçilerine karşı sözlü saldırıda bulunduğu öne sürülmekte
ve bunun, Ankara'nın maruz kaldığı baskının ve Türk politikasını
ifade edenler arasındaki karışıklığın bir göstergesi olduğu
belirtilmektedir. Erdoğan'ın resepsiyon sırasında İngiliz
Büyükelçiye kaba bir şekilde, "Kıbrıs sorunu hakkında benimle
oyun oynama." dediği ileri sürülen başyazıda, Türkiye
Başbakanı'nın özellikle hangi oyunlardan bahsettiği ve Kıbrıs
sorununa ilişkin Avrupa nasihatini neden beğenmediğinin
öğrenilemediği, ancak Türk Hükümeti'nin bakanlarının,
Türkiye'nin Avrupa yolunun Kıbrıs'tan geçtiğini kabul ettikleri
kaydedilmektedir.
SİNGAPUR BASINI:
The
Straits Times
gazetesinin internet sayfasında (03/11) "Türkiye Cumhurbaşkanı
Sınırı Çizdi" başlığı altında yer alan bir yorumda,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Cumhuriyet Bayramı
dolayısıyla verilen resepsiyona eşleri türbanlı oldukları
bilinen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekillerine yalnız
katılmalarının istenmesinin, Cumhurbaşkanı ile hükümet arasında
gerginlik yaşanmasına neden olduğu belirtilmektedir. Bu
vesileyle türban konusunun yeniden gündeme geldiği ifade edilen
yorumda, laiklik ve demokrasinin Türkiye'nin gurur duyabileceği
iki başarısı olduğu kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir:
"Ankara, İslam dünyasında felaketle sonuçlanmış iki uçtan;
Afganistan'da birçok acıya neden olan Taliban modelinden ve
İslamcıları iktidardan uzak tutma çabalarının inanılmaz insan
hakları ihlallerine yol açtığı Cezayir modelinden uzak durmayı
başardı. Türk modelinin, yani demokratik niteliklere sahip laik
sistemin desteklenmesi gerekiyor ve bunu yapmak hükümetin
görevi. Türkiye'nin bu konuda izleyeceği yol, ülkenin Avrupa
Birliği üyeliği şansını da etkileyecektir. Cumhurbaşkanı'nın
siyasetçilerle, cumhuriyetin yıldönümü gibi önemli bir günde
didişmesi, Türkiye'ye AB gibi laik bir topluluğa katılmasında
yardımcı olmayacaktır. Dinin ve siyasetin birbirinden ayrılması
sürecinde ortaya çıkan tüm güçlüklere rağmen Avrupa bu prensip
üzerine kuruludur. Türkiye'de Cumhurbaşkanı bir sınır çizdi. Bu
öyle bir sınır ki hükümet eğer bunu aşarsa, ülkenin AB üyeliği
şansı yok olabilir; üstelik hükümetin kendi geleceği de
tehlikeye girebilir. Türkiye'nin böyle bir krize ihtiyacı yok."
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia
gazetesinde (01/11) "AB: Türkiye-Kuzey Kıbrıs Gümrük Birliği
Geçersiz" başlığı altında ve Meri Savva imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, Türkiye-KKTC Gümrük Birliği anlaşmasını Avrupalıların
tanımadığı ve yakın zamanda Brüksel'de yayımlanacak olan
ilerleme raporunda, "Bu tür bir anlaşma, Türkiye'nin AB'ye karşı
yükümlülüklerine aykırıdır." denildiği belirtilmektedir. Erdoğan
hükümeti ile Denktaş arasında 8 Ağustos'ta imzalanmış olan
Gümrük Birliği Anlaşması'nın ilerleme raporunda yer alacağını
bilen Türk diplomatik kaynaklarının, bu konunun yansımalarını
oldukça olumsuz olarak nitelendirdikleri ifade edilen yorumda,
aynı Türk diplomatik kaynaklarının, bu gelişmenin, Kıbrıs
meselesini çözme niyetinde olmayan, aynı zamanda da Avrupa'ya,
Türkiye'nin "öteki" yüzünü göstermeye çalışan Türk Hükümeti
için ağır bir tokat olduğunu söyledikleri ve Hannay'ın "1 Mayıs
2004 tarihine kadar çözüm bulunmazsa, Türkiye AB üyeliğine
ilişkin müzakerelerinde sürekli olarak Kıbrıs'ı karşısında
bulacak" şeklindeki uyarısı üzerinde özellikle durmalarının
tesadüfi olmadığı kaydedilmektedir.
Kosmos tou Ependiti gazetesinde (01/11)
"Komisyon 'Geceyarısı Ekspresi' Filmini Yeniden Çeviriyor"
başlığı altında ve Lambros Kalarritis imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, AB Komisyonu'nun gelecek çarşamba günü yayımlanacak
olan Türkiye'ye ilişkin yıllık ilerleme raporunun Ankara için
"hazmedilmesi güç" bir rapor olduğuna işaret edilmektedir.
Strateji metni olarak bilinen metinde ve nihai kararlarda, tüm
belirtilere göre, Ankara için boğucu düzenlemeler yapılacağı ve
kullanılacak olan "tarafsız" ifadelerin, Türkiye'yi bir kez daha
kendi gerçekleriyle karşı karşıya getireceği belirtilen yorumda,
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'nın bir yetkilisinin, "Metinde
sert ifadeler kullanılmayacak, Türkiye için gerçekler sert
olacak." şeklindeki ifadesi aktarılmakta ve AB Komisyonu'nun
nihai kararında, "Reformlara ilişkin yasaların kabul edilmesi
açısından olumlu yönde ilerliyorsunuz, ancak bu yasaları
uygulamanız da gerekir; şimdiye kadar da böyle bir şey olmadı."
denileceği ileri sürülmektedir. Dışişleri Bakanlığı'ndaki
kaynaklara göre, Kıbrıs meselesi ve Türk-Yunan sorunları olmak
üzere, iç reformlarla ilgili eksikliklerin o kadar büyük olduğu
ve Türkiye'nin amaçladığı 2004 yılının Aralık ayında AB ile
üyelik müzakerelerinin başlayacağı tarihin belirlenmesinin "çok
zor olacağı" öne sürülen yorumda şöyle denilmektedir: "AB
Komisyonu'nun gelecek raporunun yayımlanmasına kadar olan bir
yıllık süre, Türk Hükümeti'nin şimdiye kadar uygulayamadığı
büyük reformları uygulaması için çok kısa bir süre. İnsan
hakları, azınlıkların durumu, ordunun ve MGK'nın rolü,
demokrasinin kalitesi gibi konularda herhangi bir gelişme
kaydedilmedi. Durum karamsarlık yaratıyor. Türkiye'nin AB
üyeliği için yasal önşart oluşturmayan, ancak Helsinki Kararları
temelinde kesinlikle siyasi yükümlülük oluşturan Türk-Yunan
sorunları ve Kıbrıs meselesi, AB'nin takınacağı tavrı son
derece etkileyecek; metinde yer alacak olan ifadeler ılımlı
olabilir ancak yanlış yorum payı da bırakmayacak. Özellikle
Kıbrıs konusu için metnin konuya ilişkin paragrafında büyük bir
olasılıkla 'havuç ile sopa' yer alacak. 'Havuç', işgal
kesimindeki seçimlerin arifesinde, Denktaş faktörünün ortadan
kalkması durumunda Kıbrıs'ın AB üyeliğinin sağlayacağı yararları
ima ederek, özellikle Kıbrıslı Türklere yönelik olacak. 'Sopa'
Türkiye'ye yönelecek; çünkü, Yunanistan ile Kıbrıs aynı zamanda
da (zaten bahane arayan) diğer AB ortakları, Türkiye Kıbrıs
sorununun çözümlenmesine katkıda bulunmakta 'güçsüz' olmaya
devam ederse, AB üyeliği müzakerelerine başlamak için tarih
belirlemeyi kabul etmeyecekler."