ANKARA, 07/11(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 06 Kasım 2003 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(06/11) "İrlanda: Türkiye'nin AB'ye Katılım Yolu Kıbrıs'ın
Birleşmesinden Geçebilir" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Avrupa Birliği'nin gelecek dönem başkanı İrlanda'nın,
Türkiye'nin Birliğe katılım yolunun, savaşın böldüğü Kıbrıs
adasının yeniden birleşmesinden geçebileceğini bildirdiği
belirtilmektedir. İrlanda Başbakanı Bertie Ahern'in, Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Tassos Papadopoulos ile birlikle katıldığı bir
basın toplantısında, "Bu çözülmek zorunda olan bir sorun. Bu
yasal bir bağ değil, ancak bir realite. Herkes mayısta AB'ye
Kıbrıs'ın birleşmiş bir Kıbrıs olarak katıldığını görmek
istiyor" şeklindeki ifadesi aktarılan haberde, Brüksel'de
açıklamalarda bulunan AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin,
Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ı işgalinin AB'ye üyeliği için "bir
engel olabileceğini" bildirdiği kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter
Rundschau gazetesinin
(06/11) internet sayfasında Martin Winter imzasıyla ve "Karışık
Karne" başlığıyla yayımladığı bir yorumda, ilerleme raporunda,
"AB Türkiye'nin reform çabalarına övgüler yağdırırken,
reformların hayata geçirilmesinde büyük eksikliklerin olduğu
görüşünde." değerlendirmesine bulunulmakta, Türkiye adım adım
AB'ye yaklaşırken Brüksel'de hiç kimsenin kesin olarak bir şey
bilmediği ifade edilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir:
"Eksiklikler listesi çok uzun, ancak yeni değil. Adaletin
yeterli şekilde bağımsız olmadığı, halen var olan işkence
süreci, temel özgürlüklerin kısıtlanması, ülkenin
güneydoğusunda sıkı yönetim kaldırılmış olmasına rağmen
Kürtlerin herkesle eşit tutulmaması ve ordunun devam eden
hakimiyeti. Gerçi Komisyon, Erdoğan hükümetine gerçekleştirdiği
reform yasaları için övgüler yağdırırdı, ancak reformların
hayata geçirilmesinde önemli eksikliklerin olduğu kanaatinde.
Reformların mahkemeler, savcılar ve bunlardan sonraki yetkili
merciler tarafından bloke edildiği ya da çok kısa tutulduğu
belirtildi. Ankara'ya açıkça hükümetin de yasaların
kullanılmasından sorumlu olduğu hatırlatıldı. Brüksel'in
tutumu, ekonomik ve mali alanda da bir 'belki' cevabının
izlerini taşıyor. Kıbrıs meselesi Türkiye için en büyük engel
olmaya devam edecek. Ankara önümüzdeki aylar içinde bir çözüm
yolunu onaylamadığı takdirde ülkenin AB planları suya
düşecektir. Alınan haberlere göre, Türkiye Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, geçen günler içerisinde raporda ağır ithamların
yer almaması için elinden geleni yaptı. Ancak Brüksel'de,
Kıbrıs meselesinin 1 Mayıs 2004 tarihine kadar bir çözüme
kavuşturulmadığı takdirde 'Türk gayretleri için ciddi bir engel
teşkil edeceği' konusunda şüphe yok. Söz konusu tarihte bölünmüş
adanın Rum kesimi AB'ye dahil olacak... Birlik, on yeni üye
ülkeyi kabul ederek genişledi, Romanya ve Bulgaristan 11. ve 12.
ülke olarak kapının önünde beklemeye başladı bile. Özellikle de
Birliğe yeni dahil olanlarda, zaten küçük olan pastayı diğer
aile bireyleriyle bölüşme eğilimi çok fazla yok. Eski birlik
ülkelerinde gözle görülür bir şekilde, zaten hiçbir zaman çok
büyük olmayan Türkiye'nin Birliğe dahil edilmesi eğilimi iyice
azalmaya başladı. Ancak buna Brüksel'de müzakerelere başlanılması
konusunda direten seslerin yükselmesi de tezat değildir. Birçoğu
görüşmeler sayesinde Türkiye'nin üyeliğine mani olunabileceği
görüşünde. Ankara, gerçekten de AB kurallarının hepsini yerine
getirmek zorunda olduğunda, kendi toplumundan iç politik olarak
neler talep ettiğinin farkına vardığında, ülke kendiliğinden AB
ile özel bir ilişki içerisinde olma fikrine varacaktır zaten.
Bu, şimdilerde ülkenin aday ülke olduğu ve gelecekte olmak
istediği tam üyelik arasında bir durumdur."
Financial Times Deutschland gazetesinin (06/11) Rainer Koch-Marina
Zapf imzalarıyla ve "AB, Türkiye'nin Kıbrıs Konusundaki Tutumunu
Üyelik için Engel Olarak Görüyor" başlığıyla yer verdiği yazıda,
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Günther Verheugen'in
Türkiye'ye ilişkin ilerleme raporunda sonuç itibariyle olumlu
bir hükme vardığı, ancak AB'nin, Ankara'nın umduğu gibi 2004
yılı sonunda katılım müzakerelerini başlatma vuruşunu yapıp
yapmayacağının belirsizliğini koruduğu ifade edilmekte, raporun
Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Türkiye'nin şansının kötü olduğunu
ortaya koyduğuna, AB'nin belirleyici değerlendirmesinin gelecek
yılın sonbaharında netleşeceğine işaret edilmektedir. Yazıda,
AB'nin raporla, tartışma konusu Kıbrıs'ın dışında, Türkiye'nin
geçtiğimiz yıl içerisinde "reformların hızını artırmak için
büyük kararlılık" gösterdiğini belgelediği, bunun, ülkenin
siyasi ve hukuki sisteminde geniş kapsamlı değişikliklere yol
açtığı, hükümetin, temel özgürlükler ve insan haklarında Avrupa
standartlarına uyum sağlamak için önemli adımlar attığının
belirtildiği ve genel olarak ülkenin Kopenhag kriterlerini
yerine getirmek için "önemli ilerlemeler" kaydettiğinin
vurgulandığı aktarılmaktadır.
Süddeutsche Zeitung'un (06/11) Christiane Schlötzer
imzasıyla ve "Türkiye'ye Övgü" başlığıyla yayımladığı yazıda,
Brüksel'de açıklanan raporla, AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin
reform rotasında hızlanma konusunda "büyük kararlılık"
gösterdiğini belgelediği böylece Ankara'nın geniş kapsamlı
siyasi değişiklikler sağladığının belirtildiği ifade edilmekte,
çok sayıda reform yasasının uygulanmasının sürekli olarak
bürokrasi ve yargı tarafından engellendiği eleştirisini de
getiren Komisyon'un, Tayyip Erdoğan hükümetinin aynı zamanda
ilk kez, askerlerin ağırlıkta olduğu Milli Güvenlik Kurulu'nda
reform yapmasını olumlu olarak değerlendirdiği, askerlerin hala
radyo-televizyon ve üniversite denetim kurullarında
bulunmalarını ise eleştirdiği aktarılmaktadır.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (06/11) Horst Bacia
imzasıyla ve "AB: Türkiye, Kıbrıs Meselesini Çözmek Zorunda"
başlığıyla yayımladığı yazıda, AB Komisyonu'nun Türkiye'yi,
Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğünün Avrupa Birliği'ne üyeliğin
önünde "ciddi bir engel" olabileceği konusunda uyardığı
bildirilmektedir. Komisyonun, üyelik için gerekli olan siyasi
ve ekonomik kriterlerin yerine getirilip getirilmediğine
ilişkin olarak çarşamba günü açıkladığı ilerleme raporunda,
Ankara'daki hükümetten, Kıbrıs'ın AB'ye tam üye olacağı 1 Mayıs
2004 tarihinden önce, BM Genel Sekreteri Annan tarafından
hazırlanan barış planı çerçevesinde uzlaşmanın mümkün olabilmesi
için, adada yaşayan Rumlar ile Türkler arasındaki ihtilafın
giderilmesini "kararlı" bir şekilde desteklemesini talep ettiği
belirtilen yazıda, Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Verheugen'in
Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ın, dikenli
teller ve BM askerleriyle süregelen bölünmüşlüğünün bu şekilde
devam etmesini Avrupalıların "kolayca kabullenemeyeceklerini ve
kabullenmemeleri gerektiğini" söylediği kaydedilmektedir.
Yazıda, "Komisyon'a göre, ılımlı İslamcı Erdoğan hükümetinin
katı reformları gerçekleştirmekteki kararlılığı, 'Türkiye'deki
siyasi sistemde kapsamlı değişikliğe' neden oldu. 'Etkileyici'
yasal değişikliklerle siyasi kriterlerin yerine getirilmesinde
'önemli' derecede ilerleme kaydedildi. Buna rağmen reformların
gerçekleştirilmesinde 'uyumsuzluk' söz konusu. Düşünce özgürlüğü
alanında hala sınırlandırmalar uygulanıyor, ordu üzerinde siyasi
denetim eskiden olduğu gibi hala sağlanamadı ve yargının
bağımsızlığı güvence altına alınabilmiş değil ve işkence
olaylarının sayısındaki gerilemeye rağmen, 'endişelenmek için
hala neden var.'" denilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard
gazetesinde (06/11) "Kıbrıs Paragrafı Türkiye'yi Kızdırdı"
başlığı altında ve Jörg Wojahn/Jürgen Gottschlich imzalarıyla
yayımlanan bir yazıda, AB Komisyonu'nun Türkiye raporunda,
Kıbrıs sorununa ilişkin sert ifadeler yer almadığı, ama sorunun,
ülkenin AB üyeliği ile bağlantılı olarak anılmasının bile
Ankara'daki politikacıları ve medyayı ayağa kaldırdığı
belirtilmektedir. Raporun, Avusturyalı AB Parlamenteri Ursula
Stenzel gibi muhafazakar AB politikacılarına, Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı çıkmak için yeni bir vesile yarattığı kaydedilen
yazıda, Türkiye'ye ilişkin Komisyon raporunun ağırlıklı
noktalarını, hükümetin reform paketinin övülmesi, ancak
reformların yönetimde tam olarak uygulanmamasının eleştirilmesi
oluşturduğu ifade edilen yazıda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Günther Verheugen'in, bunu, "Bürokrasinin ve yönetim
sisteminin bir kesimi parlamentonun isteklerini uygulamıyor"
şeklinde ifade ettiği vurgulanmaktadır. Yazıda, AB Komisyonu'nun
öncelikle de, basın ve toplanma özgürlükleri, gayrimüslim
cemaatlerin özgürce faaliyet göstermeleri ve azınlıkların
korunması konularında birçok endişeleri olduğu, hem Kürtçe radyo
yayınlarının, hem de Kürtçe derslerinin resmi makamlarca
önlendiğinin söylendiğine dikkat çekilmektedir.
Wiener Zeitung gazetesinde (06/11) "Türkiye Sınavı Veremedi"
başlığı altında yayımlanan haberin Türkiye ile ilgili bölümünde,
AB'nin İlerleme Raporu'nun Ankara'nın beklentilerine gem vurduğu
belirtilmekte ve 1 Mayıs 2004'te Birliğe katılmaları planlanan
10 ülkenin tümünün de bu tarihe kadar siyasi ve ekonomik açıdan
AB olgunluğuna kavuşmuş olacakları ifade edilmektedir. AB
Komisyonu'nun bunu Brüksel'de açıklanan raporunda belirlediği
kaydedilen haberde, Komisyon'un Türkiye'nin AB standartlarına
daha ulaşamadığı görüşünde olduğu ve ülkenin yakında giriş
müzakerelerine başlama hevesinin ise kursağında kaldığına işaret
edilmektedir. Brüksel'in Boğaz'daki ülkenin gösterdiği yoğun
gayretleri inkar etmese de, ülkenin AB olgunluğunda olmadığını
belirttiği ve öncelikle de Türkiye'nin, Kıbrıs'a ilişkin
tutumunun, Ankara'nın AB üyeliği konusunda bir engel teşkil
ettiğini düşündüğü kaydedilen haberde, hala çözüme
kavuşturulmamış olan Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB
çabalarında bir "engel" teşkil ettiğinden emin olan AB
Parlamentosu'ndaki ÖVP Delegasyonu Başkanı Ursula Stenzel'in,
Türkiye'nin AB'ye katılmasının Birliğin genel anlamda
zorlanmasına yol açacağını, ancak "özel bir ortaklığın" mümkün
olabileceğini söylediği, önümüzdeki yıllarda üyelik
müzakerelerinin başlamasının mümkün olmayacağı görüşündeki SP
Delegasyonu Başkanı Hannes Swoboda'nın da şimdi bu çizgiye
yöneldiğine işaret edilmektedir. Haberde, Yeşillerin ise
Stenzel'in reddedici tutumunu eleştirdiği ve Yeşillerin Dış
Politika Sözcüsü Ulrike Lunacek'in, "Stenzel'in Hıristiyan garp
camiasını tehlikede gördüğü" izlenimi uyandırdığını söylediği
aktarılmaktadır.
Aynı haber, Der Standard gazetesinde de yer almaktadır.
Die Presse gazetesinde (06/11) "Türkiye Açık Bir Cevabı Hak
Ediyor: Hayır" başlığı altında ve Michael Fleischhacker
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB Komisyonu'nun genişleme
konusunda kararlaştırdığı İlerleme Raporu ile Avrupa Birliği'nin
Türkiye'nin üyelik çabaları konusunda ne derece doğru davrandığı
sorusunun bir kez daha zihinleri kurcalamaya başladığı ve
Türkiye'nin üye olmasını destekleyenlerin tüm endişelere rağmen
artık geri dönülemeyeceğine işaret ederken, buna karşı olanların
artık "lafı evirip çevirmeye" son verip, Türklere üyeliğin
değil de özel ilişkilerin söz konusu olabileceğinin açıkça
anlatılmasını istediği vurgulanmaktadır. Yorumda şöyle
denilmektedir: "'Artık çok geç' şeklindeki argümanın lehinde
şunlar söylenebilir: Birliğin devlet ve hükümet başkanları,
demokrasi ve pazar ekonomisi konularındaki Kopenhag kriterlerini
yerine getirmesi halinde Ankara'ya üyelik müzakerelerine başlama
sözü verdiklerinden, kesin bir hayır cevabı bu vaadin geri
alınması anlamına gelebilir. Bu da, Avrupa'nın güneydoğu
kanadının siyasi istikrarı üzerinde ne gibi etkileri olacağı
önceden kestirilemeyen siyasi bir sinyal olarak algılanabilir.
Avrupalıların kesin 'hayır' cevabından sonra ılımlı İslamcılar
ılımlı olmak için bir neden kalmadığını düşünecek olurlarsa ne
olur? İşte o zaman NATO, güvenlik politikası açısından en hassas
olduğu bir bölgede İslamcı bir cumhuriyet ya da laiklik prensibi
yalnızca ordunun gücü ile ayakta tutulan bir devlet ile karşı
karşıya kalmış olur. Yani Türkiye'nin üyeliğine karşı olanların
çoğunun üyelik konusundaki başlıca engel olarak niteledikleri
sistemle yönetilen bir devletle... 'Kültürler savaşının
engellenmesine kim karşı çıkar ki?' şeklindeki, aslında kulağa
oldukça sempatik gelen bu argümanın zayıflığı, soruyu tersine
çevirdiğimizde ortaya çıkıyor. Türkiye'nin üyelik başvurusunun
reddedilmesi, kültürler arası savaşı kızıştırır mı? Genişleme
tartışmasının ahlaki açıdan ele alınmasının ardında çok büyük
bir tehlike yatıyor: Siyasi dürüstlükten dolayı ülkenin birliğe
alınmasının zorunlu olduğunu düşünenler, birliğin arkasında
yatan zihniyeti sorgulamış olurlar. Ülkenin üyeliğine karşı
olanların öne sürdükleri başlıca neden, Türkiye'nin dini ve
kültürel geleneklerinden dolayı Avrupa'nın bir parçası
olamayacağı şeklindeki 'kültürel argüman.' Aslında bu 'yalnızca'
tam olarak açıklanamayan bir endişeye dayanıyor ve halkçıların
yabancı düşmanı reflekslerini gizlemelerine yarıyor. Buna
rağmen aslında Türkiye'ye kesin bir ret cevabı verilmesi
konusunda gösterilebilecek tek gerekçe. Demokratik siyasi
standardın yeterli düzeyde olmayışı da dahil olmak üzere diğer
bütün engeller zamanla aşılabilir nitelikte. Böylece Türkiye'nin
AB'ye girmesine 'kültürel' açıdan karşı olanlar ile Başbakan
Erdoğan aynı görüşte birleşmiş oluyorlar: Üyelik müzakerelerinin
geciktirilmesi konusunda gösterilen tüm nedenler aslında
'bahaneden' ibaret. Nitekim son İlerleme Raporu'nda öncelikle de
Ankara'nın Kıbrıs politikasına işaret ediliyordu."
Avusturya Televizyonu ORF'de 5 Kasım 3002 tarihinde
24.00'deki haber bülteninde görüntü eşliğinde "Türkiye AB Üyesi
Olmalı Mı?" başlığıyla Dieter Bornemann tarafından sunulan haber
programında Avusturya Halk Partisi ÖVP'den Ursula Stenzel ve
Avusturya'daki Türk Derneklerinden Yavuz Kuşçu'nun "Türkiye
Avrupa Birliği'ne katılmalı mı?" konulu tartışmalarına yer
verilmiştir. Tartışmada şu ifadeler yer almıştır: "Türkiye
Avrupa Birliği'ne katılmalı mı? Esasen evet, zira Türkiye dört
yıl evvel Avrupa Birliği tarafından resmen aday ülke konumuna
getirildi. Öte yandan ise tam katılım konusunda Avrupa Birliği
içinde yoğun bir direniş oluştu. Türkiye'nin Müslüman bir ülke
olduğu, batılı değerler toplumuna ait olmadığı ve 70 milyon
nüfusluk bir ülkenin birliğe entegre edilmesinin muazzam
masraflı olacağı belirtilmektedir. Komisyon, Rum ve Türk
kesimlerine ayrılmış olan Kıbrıs adasındaki problemi katılım
için ciddi bir engel olarak nitelendirmektedir. Türkiye'nin
katılımından yana olanlar, bu durumu, yeni bahaneler ve
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımını engelleme taktiği
olarak değerlendirmektedirler. Görünüşe bakılırsa, Türkiye'nin
katılımına ilişkin bugüne kadarki AB parolası imrendirmek ve
yakınlaştırmak olmuştur. Ama birçokları, hatta Avrupa Birliği
Parlamentosu'nda da ellerini siper ederek, gerçekte işin hiçbir
zaman bu noktaya varmamasını ümit ediyorlar.... Sayın Kuşçu,
birçok eleştirmen, şu anda, Türkiye'nin ne kültürel bakımdan ne
de değerler bakımından Avrupa Birliği'ne uymadığını söylüyorlar.
Bunun, ekonomik bakımdan da masif bir problem teşkil edeceğini
belirtiyorlar. Eleştirmenlere karşılık siz ne diyorsunuz?
KUŞÇU: Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk tarafından laik ve
demokratik bir cumhuriyet olarak kurulduğundan beri Batı'ya
dönüktür. Mustafa Kemal Atatürk Türk ulusuna yön olarak batılı
kültürü ve medeniyeti göstermiştir. Türkiye tüm dünyadaki 55
Müslüman ülke arasında laik olan tek ülkedir. Demokrasi ve
İslam en iyi biçimde birleşmiş ve bütünleşmiştir. Bu sebeple
İslam, yani dinimiz Avrupa Birliği'ne uyumda bir engel değildir.
İzninizle Brüksel'deki stüdyomuzdaki Bayan Stenzel'le bağlanalım
ve onu dinleyelim. Bayan Stenzel, bugün oldukça yoğun biçimde
Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığına karşı çıktınız. Türkiye,
NATO, OECD ve Avrupa Konseyi gibi batılı ve Avrupalı kurumlara
üye iken, neden AB'ye de üye olmasın.
STENZEL: Sanıyorum Türkiye oyalama taktiğinden çok daha iyisini
haketmiştir. İlk kez 1959 senesinde Avrupa Birliği'ne aday
olmuştur ve o zamandan beri de oyalanmaktadır. Şimdi Kopenhag
kriterleri vardır. Ben, bu önemli, büyük ve dost ülkeye dürüst
davranılmasından, iyi ilişkilerden, Avrupa Birliği'nin Türkiye
ile imtiyazlı ilişkilerinden yanayım. Gerçek nedenleri açıkça
ortaya koymayan, yanlış bahanelere karşıyım. Ben, dürüst bir
tartışmadan yanayım. Bu tartışma eğer bir başka yerde
olmayacaksa Avrupa Parlamentosu'nda yapılmalıdır. Bugün Komiser
Verheugen bunu söyledi. Ve ben, çıkarların ne olduğunun enine
boyuna tartışılmasından yanayım. Bunlar Avrupa Birliği için ne
anlama geliyor, Türkiye için ne anlama geliyor.
Durumu somutlaştıralım. Siz Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
katılımına karşısınız. Bunun yerine ne istiyorsunuz.
STENZEL: Şunları söylemek isterim. Avrupa Birliği'ne katılımda
ölçü alınan dört kriter vardır. Bunlardan birisi siyasi
kriterdir ve Türkiye bu kriterden hala çok uzaktadır. Bunun
dışında, Avrupa Birliği hukukunun üstlenilmesi, AB'ye giren bir
ülkenin üstesinden gelmesi gereken rekabet kabiliyeti söz
konusudur. Dördüncü bir kriter vardır. Avrupa Birliği'nin de absorbe
kudretinde olması gerekmektedir ve bir katılımın üstesinden
gelebilmelidir. Sırf coğrafi değil, aynı zamanda Türkiye'nin
büyüklüğü ve buna bağlı ortaya çıkacak masraflar bakımından da
Avrupa Birliği'ne çok fazla yük bineceğine inanıyorum. On aday
ülkeye, üye olduklarında, tarımsal ve yapılanma yardımı olarak
üç yıl içinde yaklaşık 40 milyar euro ödeyeceğimizi gözünüzde
canlandırmanız yeterli. Türkiye bu meblağı bir yıl içerisinde
yutacaktır. Bu noktada da, bunun Avrupa Birliği'nin menfaatine
olup olmadığını sormak gerekir, bunun üstesinden gelebilir
miyiz? Ben, dürüst bir cevap vermemiz gerektiğine inanıyorum ve
Türkiye de dürüst bir cevap almalıdır. Gerçekten imtiyazlı bir
ortaklığın onun daha çok yararına olduğu hususunda. Bu
alternatifleri tartışmak gerekir.
Şimdi Kuşçu'ya dönüyorum. Ne diyorsunuz, Türkiye tam üye yerine
Avrupa Birliği ile bir ortaklığa mı girsin? Bu size göre yeterli
olur mu?
KUŞÇU: Türkiye muhakkak ki tam üyelik için hazırdır. Biz,
Avrupa'daki Türk vatandaşları Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam
üyeliğinden yanayız.
Yani, Bayan Stenzel'in önerisi size yeterli gelmiyor...
KUŞÇU: Hayır, biz yıllardan beri Avrupa Birliği ile Gümrük
Birliği içinde bulunuyoruz. Yani, biz ihraç ediyoruz, ithal
ediyoruz ve güçlü bir ortaklığımız var. Bu devreyi arkamızda
bıraktık ve tam üyelik için çaba harcıyoruz. Yani tam üyelik
istiyoruz."
BELÇİKA BASINI:
La Libre Belgique
gazetesinde (06/11) "Üyelik Adaylarının Ödevleri" başlığı
altında ve Sabine Verhest imzasıyla yayımlanan bir haberde, AB
Komisyonu'nun, üye olmalarına 6 ay kala 10 aday hakkındaki
raporunu açıkladığı ve raporda üye olacak ülkelere eleştiriler
getirildiği belirtilmektedir. Raporda, Türkiye'nin de
eleştirilerden payını aldığı ve bu eleştirilerin gözardı edilecek
türden olmadığı ifade edilen haberde, AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Verheugen'in, "Ankara daha olumlu bir
değerlendirme bekliyordu. Ancak temel haklar konularında hala
sorunlar var" dediği aktarılmaktadır. Haberde, Türk
yetkililerin, Komisyon'un, Türkiye'nin "Avrupa emelleri" ile
Kıbrıs'ın Türkler ve Rumlar arasında bölünmüş olması sorunu ile
ilişki kurmasından rahatsız olduğu vurgulanmaktadır.
Verheugen'in, "Bu bilinerek verilen siyasal bir mesajdır. Bu
mesaj, sorunun çözümlenmesi için Türkiye'nin girişimlerde
bulunmasını teşvik etmek içindir" diyerek, adanın kuzeyinde
yapılacak seçimlerin konuyu çıkmazdan kurtaracağını umduğunu
söylediği belirtilmektedir.
De Standaard gazetesinde (06/11) "PPE Grubu, Türkiye'nin
Üyeliğine Karşı Çıkmayı Sürdürüyor" başlığı altında ve Bernard Bulcke
imzasıyla yayımlanan bir haberde, Avrupa Parlamentosu'ndaki PPE
grubu (Hırıstiyan-Demokrat) Başkanı Gert Hans Poettering'in,
grubunun, Türkiye'nin AB'ye üye olmasına karşı çıktığını
doğruladığı belirtilmektedir. Poettering'e göre Birliğin
"ayrıcalıklı bir ortaklık" üzerinde durması gerektiği kaydedilen
haberde, Poettering'in, bu açıklamayı, Avrupa Komisyonu'nun 13
aday ülke hakkında hazırladığı değerlendirme raporlarının
açıklanması vesilesiyle yaptığı ifade edilmektedir.
ÇEK CUMHURİYETİ BASINI:
RFE/RL Radyosu'nun
internet sayfasında (05/11) "AB Raporu Türkiye'nin İlerleme
Sağladığının Altını Çiziyor, Ancak Hala Yapılacak İşler Olduğunu
Belirtiyor" başlığı altında ve Breffni O'Rourke imzasıyla yer
alan bir yorumda, Türkiye'nin gerçekleştirdiği geniş kapsamlı
reformlar için Avrupa Komisyonu'nun övgüsünü kazandığı, ancak
Komisyon'un aynı zamanda Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine
hazır olması için hala yapacağı pek çok şey olduğunu belirttiği
kaydedilmektedir. Bu yorumların, Komisyon'un, Ankara'nın, AB'nin
üyelik gereklerini yerine getirme doğrultusundaki ilerlemeleri
konusunda Brüksel'de yayımlanan yıllık raporunda yer aldığı
belirtilen yorumda, bu yılki raporun, özellikle AB Komisyonu'nun
Ankara'ya 2004'ün sonuna kadar AB'nin şartlarını yerine
getirdiği takdirde, tam üyelik müzakereleri için başlama tarihi
verileceği vaadinde bulunması açısından anlamlı olduğu
vurgulanmakta ve raporun, geçen yıl Türkiye'nin, AB'nin tavsiye
ettiği gibi, geniş kapsamlı siyasi ve hukuki reformları hızla
gerçekleştirmek adına "büyük kararlılık" gösterdiğini, ancak
özellikle kağıt üzerinde mutabık kalınan reformların fiili
uygulamasında kat edeceği uzun bir yol olduğunu belirttiği
kaydedilmektedir. Brüksel'deki yetkililerin, eğer yakın bir
gelecekte üyelik müzakereleri için gerçek bir şansa sahip olmak
istiyorsa, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözülmesine daha fazla
yardımcı olması gerektiğini söyledikleri, Türk yetkililerin bunu
rabıtalandırmaya öfkelendiklerinin bildirildiği, ancak AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in buna tepki
göstererek, "Öncelikle, Türk tepkisini anlamıyorum çünkü bu,
olgulardan kaynaklanan bir ifade ve Avrupa'daki herkes bunu
biliyor. Kıbrıs'taki ihtilaf çözülmezse, Türkiye ile
müzakerelere ne zaman başlayacağımızı Avrupa'da kimse tasavvur
edemez. Bu bir şart değil ve Türk dışişleri bakanına bir telefon
görüşmesinde, yeni şartlar çıkarmadığımızı, ama Türkiye'yi
çabalarını yoğunlaştırmaya teşvik mahiyetinde bunun bir engele
dönüşebileceği gerçeğini ifade ettiğimizi söyledim" dediği
aktarılan yorumda, Verheugen'in, Kıbrıs üye olduktan sonra
Türkiye'nin üyeliğini bloke etme hakkına sahip olacağını,
dolayısıyla sorunun çözülmesinin Türkiye'nin de çıkarına
olduğunu sözlerine eklediğine işaret edilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(06/11) "Kıbrıs, Türkiye ile İlgili AB Raporunu Olumlu
Karşıladı" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Kıbrıs'ın,
Avrupa Komisyonu'nun, adanın bölünmüşlüğü sorununa çözüm
bulunamayışının Türkiye'nin AB adaylığına "ciddi engel teşkil
edebileceğine" karşı Ankara'ya uyarıda bulunduğu raporu olumlu
karşıladığı belirtilmektedir. Haberde, Kıbrıs Hükümet Sözcüsü
Kipros Hrisostomidis'in basına yaptığı açıklamada, "Komisyon,
AB'nin yeniden birleşmiş bir adanın üyeliğini istediğini açık
bir şekilde ifade etti ve Türkiye'den, Ankara'nın Avrupa
emellerine Kıbrıs'ın sorun teşkil etmemesi için bu yönde
çalışmasını istedi. Türk siyasiler, Türkiye'nin AB'ye
gelecekteki üyeliğinin Kıbrıs sorununun çözümünden geçtiğini
anladılar" dediği aktarılmaktadır.
Le Figaro gazetesinde (06/11) "Türkiye, Kıbrıs Konusunda
Brüksel Tarafından Azarlandı" başlığı altında ve Eric Biegala
imzasıyla yayımlanan bir yazıda şöyle denilmektedir: "Kıbrıs
meselesi Kopenhag Kriterleri'ne dahil değil. Bunu herkes
biliyor! Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Komisyonu'nun
yıllık ilerleme raporunun yayımlanmasından birkaç dakika sonra,
ülkesinin AB'ye katılması ile Kıbrıs sorununun çözümü arasında
bir bağlantı bulunmadığını tekrarladı. AB Komisyonu, yıllık
raporunda, 'Kıbrıs sorununa çözüm bulunmamasının Türkiye için
ciddi bir engel olabileceğini' belirterek, ilk defa, Kıbrıs'ın
kuzey kesiminin Türkiye tarafından işgalini açıkça eleştirdi.
Salı günü yapılan bu açıklama Türkiye'nin sesini yükseltmesine
neden oldu."
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(06/11) "Genişlemeyi Onaylayan AB Türkiye'ye Karşı Sert
İfadelerde Bulundu" başlığı altında ve Sebastian Alison-Marcin
Grajewski imzalarıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa
Komisyonu'nun, hepsinin 1 Mayıs 2004'te üyeliğe hazır olacağını
söyleyerek, gelecek yıl Birliğe katılacak 10 yeni ülkenin
önündeki son engeli de ortadan kaldırdığı, ancak üyelik yolunda
kaydettikleri ilerlemeyle ilgili son raporunda Brüksel'in, bütün
ülkelerde çözülmediği takdirde üyelikten tam olarak
faydalanmalarını engelleyecek ciddi eksiklikler olduğu
uyarısında bulunduğu belirtilmektedir. Komisyon'un, Kıbrıs
sorununu çözmeyi başaramamasının Türkiye'nin üyelik
müzakerelerini başlatma girişimi önünde "ciddi bir engel"
teşkil edebileceğini söyleyerek, Ankara'dan bu iki konu
arasında ilişki kurmaktan kaçınması yönünde gelen baskıları
reddettiği ifade edilen haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Üyesi Günther Verheugen'in, Avrupa Parlamentosu'na, Komisyon'un
güçlü mesajının, Ankara'nın yurt içinde Kıbrıs'ta bir anlaşmaya
karşı çıkanları sindirmesine yardımcı olacağına inandığını
anlattığı kaydedilmektedir.
The Times gazetesinde (06/11) "Daha Geniş Bir Avrupa... AB
Türklerin Üyelik Yolunda İlerlemesini Teşvik Etmelidir" başlığı
altında yer alan başyazıda, Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'nin,
insan hakları, yargı reformu ve ordunun demokratik yollarla
kontrolü gibi temel konularda kaydettiği ilerlemeleri öne
çıkarmakta haklı olduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin üyelik
görüşmeleri için yeterlilik göstermek adına attığı adımların
değerlendirildiği bir raporla Komisyon'un, Recep Tayyip Erdoğan
hükümetini, yolsuzluk ve işkence ile mücadelede daha fazla ifade
özgürlüğü tanınması ve ordunun siyasete müdahalesi ile devlet
güvenlik mahkemelerinin yetkilerine yönelik kısıtlamaları içeren
"siyasi ve yasal değişiklikler" için övdüğü, ancak bu
değişikliklerin yeterli olmadığı vurgulanan başyazıda,
Komisyon'un ifadesiyle önümüzdeki yılın sonlarında AB ile resmi
görüşmelere geçebilmek için Türkiye'nin, Kıbrıs'ta bölünmüşlüğe
son vermek için daha fazla çaba göstermesi gerektiğine işaret
edilmekte ve Türkiye'nin yanıtının ise cesaret verici olduğuna
dikkat çekilmektedir. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, AB'nin,
ülkesinin, demokratik reformları tam anlamıyla hayata
geçiremediği yönündeki eleştirisini doğru bulduğunu ifade ettiği
belirtilen başyazıda, Gül'ün, bu değişikliklerin, Brüksel'in
yolunu açmak için değil gelişmekte olan bir demokrasinin temel
gerekleri için önem taşıdığı inancında olduğu ifade edilmekte ve
şöyle denilmektedir: "Türkiye çok büyük bir stratejik öneme
sahip, kültürel ve coğrafi geçiş noktası olmanın yanında dost
Müslüman ülkelerin önünde çoğulcu demokrasiye önemli bir örnek
teşkil eden bir ülke. Uzun zamandır Batı Avrupa'ya yazgısal bir
bağla bağlanmış olan ülke, büyük ölçüde kendi ekonomik ve
demokratik zaafları yüzünden onlarca yıldır geri püskürtülüyor.
Pek çok kimse, Türkiye'de Müslüman kökenli bir hükümetin
seçilmesinin, reddedilen talibin Avrupa'ya sırtını döneceği
korkusuna kapıldı. Ancak Erdoğan hükümeti reform sürecine ve
Kemalist Batılılaşma çizgisini destekleyecek değişikliklere hız
verdi."
The Guardian gazetesinde (06/11) "Türkiye'ye, AB Umutlarının
Kıbrıs'ı Birleştirme Çabalarına Bağlı Olduğu Söylendi" başlığı
altında ve Ian Black imzasıyla yer alan bir makalede, AB
Komisyonu'nun yıllık raporunda, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta bir
çözüme ulaşılması için yardım etmemesinin Avrupa Birliği'ne
katılım şansını azaltacağı yönünde uyarıldığı belirtilmektedir.
Avrupa Komisyonu ve AB'ye üye ülkelerin, Ankara'nın son
dakikadaki yoğun faaliyetlerini dikkate almadığı ve Kıbrıs'ın
mayıs ayından önce birleştirilememesinin, Türkiye'nin üyeliğinin
önünde "ciddi bir engel" teşkil edeceğini açık bir dille
belirttikleri ifade edilen makalede, AB'nin önümüzdeki aralık
ayına dek Türkiye'ye katılım görüşmelerine başlayabilmek için
üyelik kriterlerini yerine getirip getirmediğini açıklamasının
beklendiği, kimi gözlemcilerin, nüfusunun çoğu Müslüman olan
ülkenin hiçbir zaman AB'ye katılamayabileceğini düşündüğü öne
sürülmektedir. Türkiye'ye yönelik uyarının, Ankara'ya, Kıbrıs'ı
bir güvenlik meselesi olarak görmekten vazgeçmesi ve Kıbrıslı
Türkler üzerindeki nüfuzunu kullanması yönündeki baskıları
artırdığı belirtilen makalede, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
ilerleme raporuna, açıklanır açıklanmaz, yazılı bir açıklamayla
tepki gösterdiği ve Türkiye'nin sorunu çözmek için "büyük çaba"
göstereceğini ısrarla vurguladığı kaydedilmektedir. AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, Türkiye'ye
yapılan uyarının yeni bir koşul olmadığını, "gerçeği yansıtan
bir açıklama" olduğunu, bir anlaşmaya varılamaması halinde
Ankara'nın üyelik müzakerelerine başlama konusunda olumlu bir
karar çıkartmakta güçlük çekeceğini belirttiği ifade
edilmektedir.
Aynı haber, The Independent gazetesinde de yer almaktadır.
The Daily Telegraph gazetesinde (06/11) "Kürtler Artık En
Azından Özgürlük Umutlarını Dile Getirebilecekler" başlığı
altında ve Amberin Zaman imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Avrupa Komisyonu raporunda, "Türkiye'ye, AB'nin insan hakları
standartları, işkenceyi önleme, yazarlar ve muhaliflere yönelik
tacizler ile Kürtler, Hıristiyanlar ve Musevilere yönelik kötü
muamele" gibi konularda yetersiz kaldığının bildirildiği
kaydedilmektedir. Avrupa Komisyonu raporunda, adanın 30 yıllık
bölünmüşlüğüne son vermek konusunda Kuzey Kıbrıs üzerindeki
nüfuzunu kullanmadığı müddetçe Türkiye'nin AB'ye katılamayacağı
konusunun açıkça dile getirildiği belirtilen yazıda, Batman'da
Türkiye'nin resmi olarak onayladığı ilk Kürtçe dil kursunun
kayıt yaptırmak isteyen Kürtlerin tepkilerine yer verilmekte ve
dil okulunun müdürü Aydın Ünesi'nin, "Bu, milyonlarca Kürt için
bir rüyanın gerçeğe dönüşmesi ki bu Avrupa sayesinde oldu."
şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.
İTALYA BASINI:
Corriere della Sera
gazetesinde (06/11) "Avrupa Polonya'yı Azarlıyor" başlığı
altında ve Giuseppe Sarcina imzasıyla yayımlanan bir yorumda
şöyle denilmektedir: "En kötü karne Polonya'nınki. Türkiye ise
siyasi ve ekonomik alanlarda ileriye doğru birkaç adım attı.
Şayet, Kuzey Kıbrıs'taki birliklerini geri çekmezse uzun süre
Avrupa'nın bekleme odasında kalacak! Türkiye Dışişleri Bakanı
salı akşamı Verheugen'i telefonla arayarak, Türkiye'ye ilişkin
kararın Kıbrıs sorununa bağlamamalarını istemişti. Verheugen
ise, Kıbrıs'ın bir tarafının işgalinin -ki Türkler buna
'özgürlüğüne kavuşturma diyorlar'- Türkiye ve AB arasındaki
müzakerelerin resmen başlatılması açısından 'ciddi bir engel'
teşkil ettiğini ifade etti. Prodi bu konuda inançlı olduğunu,
taraflara güvendiğini ifade etti. Türkiye Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, akşam saatlerinde Kıbrıs sorununun 1 Mayıs 2004
tarihine değin çözülebilmesi için Türk hükümetinin 'büyük çaba'
sarfedeceğini belirtti."
Aynı haber, Il Messaggero, Il Giornale ve Liberazione
gazetelerinde de yer almaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia
gazetesinde (06/11) "Kıbrıs Konusunda Türkiye'nin 'Gırtlağına'
AB Bıçağı Dayandı" başlığı altında ve Kostas Moshonas imzasıyla
bir yorumda, Türkiye'ye ilişkin ilerleme raporunda, Türkiye'nin
AB yöneliminin Kıbrıs konusuna bağlanmasından dolayı Ankara'nın
gösterdiği sert tepkiye rağmen, AB Komisyon üyelerinin hiçbir
değişiklik yapmadan raporu kabul ettikleri belirtilmektedir.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Günther Verheugen'i telefonla arayarak, AB
Komisyonu'nun Türkiye'ye ilişkin hazırladığı ilerleme raporunun
"stratejik belgesinde" Kıbrıs konusunun yer almasına sert tepki
gösterdiği ve çıkarılmasını istediği, hemen ardından Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın gazetecilere ülkesinin
Brüksel'e gerekli olan protestolarda bulunduğunu açıkladığı
kaydedilen yorumda, Alman yetkili Verheugen'in Türk itirazlarını
umursamadığı gibi, aynı zamanda Avrupa Parlamentosu'nda AB
Komisyonu tarafından hazırlanan raporları sunarken saldırıda da
bulunduğuna işaret edilmektedir. Raporların AB Komisyonu
tarafından benimsenmesinin ardından, Verheugen'in raporları
Avrupa Parlamentosu'na sunarken, AB Komisyonu'nun Kıbrıs'ın bir
bütün olarak AB üyesi olmasını arzuladığını yineleyerek, böyle
birşeyin Türkiye'nin çıkarına olduğunu vurguladığı ve adadaki
siyasi sorunun çözümlenmemesi halinde, Türkiye'nin AB yönelimini
engelleyebilecek faktör olabileceği yolunda Ankara'yı uyardığı
kaydedilen yorumda, Verheugen'in, "AB üyesi bir ülkenin BM
güçleri tarafından korunması mümkün değildir. AB böyle birşey
hak etmiyor. Bu nedenle AB Komisyonu, Türkiye raporuna bilinçli
bir şekilde Kıbrıs konusunu eklemiştir" dediği aktarılmaktadır.
Yorumda, Verheugen'in, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ne
ilişkin attığı adımlara da değinerek, bu alanda Türkiye'nin
genel olarak "önemli ilerleme" kaydettiğini belirttiği ifade
edilmektedir.
Elefterotipia gazetesinde (06/11) "Türk-Yunan İlişkileri de
Mevcuttur" başlığı altında yayımlanan bir yorumda, AB
Komisyonu'nun Türkiye hakkında hazırladığı ilerleme raporunu
açıklaması vesilesiyle Başbakan Simitis'in yaptığı açıklamada,
Ankara'ya Helsinki kararlarının uygulanmasının zorunlu olduğunu
hatırlattığı belirtilmektedir. Haberde, Simitis'in, "Türkiye, AB
ilkelerini uygulama konusunda önemli adımlar atmıştır, ancak
sadece yasal düzenlemelerin yapılması yeterli değildir. Bunların
uygulanması da gerekir. Yasal düzenlemelerin ötesinde, Helsinki
kararlarında bahsedilen genel başka konular da vardır ve bunlar
da çözümlenmelidir. Bu genel konular, Kıbrıs ve bölgedeki
Türk-Yunan ilişkileridir" şeklindeki ifadeleri aktarılmaktadır.
ABD DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI SÖZCÜ YARDIMCISI
ADAM ERELİ'NİN
BASIN BRİFİNGİ
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Adam Ereli'nin 5 Kasım
2003 tarihli basın brifinginde Türkiye, Kıbrıs ve Irak ile
ilgili sorulara verdiği cevaplar şöyledir:
SORU: AB'nin Türkiye konusundaki raporunu incelediniz
mi?
ERELİ: Evet, inceledik.
SORU: Bu konudaki görüşünüz nedir?
ERELİ: ABD, AB üyesi değildir. Türkiye'nin AB hedefini ve 2004
Aralık ayında AB'ye katılım görüşmelerinin başlatılması
konusunda tarih alma çabalarını kuvvetle destekliyoruz. Avrupa
Komisyonu tarafından bugün açıklanan, Türkiye'nin AB katılım
görüşmelerini başlatmak için gerekli kriterleri yerine getirerek
tarih alma yolundaki ilerleyişini ortaya koyan raporu
memnuniyetle karşıladık. Bizce Türkiye'nin ilerleyişine ilişkin
rapor olumlu ve objektif. Türkiye'yi kutluyoruz ve onları
kriterlerin yerine getirilmesi için gerekli olan reformların
uygulanması konusunda teşvik ediyoruz.
SORU: Türk hükümetine Kıbrıs konusunda bir uyarı da söz konusu
ve Türkiye Dışişleri Bakanı bu uyarıya, konunun AB üyeliğinin
bir ön şartı olmaması gerektiğini söyleyerek cevap verdi. Bu
konu hakkında bir görüşünüz var mı?
ERELİ: Rapordaki, 1 Mayıs'a kadar BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
barış planı temelinde Kıbrıs'ta bir anlaşma sağlanması
gerektiğini belirten ifadelere katılıyoruz. Bu, bizim uzun
süredir savunduğumuz tutumumuzu yansıtıyor. Bunun ötesinde
söyleyecek bir şey yok.