ANKARA, 10/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında
07-09 Kasım 2003 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi
Radyosu'nun Türkçe
internet sayfasında (05/11) "Reformlar Uygulanırsa AB Tarih
Vermek Zorunda Kalır" başlığı altında ve Taclan Suerdem
imzasıyla yer alan bir yazıda, New York merkezli İnsan Hakları
Gözlem Örgütü'nün, Türkiye'yi, AB üyeliği yönünde ilerleyebilmek
için başlattığı reformları hızlandırmaya çağırdığı ve bu
çağrının, örgüt temsilcilerinin Ankara'da yaptığı görüşmeler
sırasında hükümet yetkililerine iletildiği belirtilmektedir.
Yazıda, bu görüşmelerde İnsan Hakları Gözlem Örgütü'nü temsil
eden örgüt Başkanı Kenneth Roth'un, New York'a dönüşünde
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun sorularını yanıtladığı ve Roth'un,
Türkiye'ye bu ziyaretin, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde
son derece önemli bir döneme girildiği sırada yaptıklarını
söyleyerek, "Avrupa Birliği, Türkiye'ye, Birliğe girme konusunda
görüşme tarihi verip vermeyeceğini Aralık 2004'te
kararlaştıracak. Birlik, bu kararı üzerinde başlıca etken
olarak, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nde uygulanan insan hakları
standartlarına uyup uymadığına bakacağını açıkça belirtti. Biz
de hükümeti bu yönde teşvik amacıyla gittik." dediği
aktarılmaktadır. Türkiye'de son zamanda çıkartılan reform
yasalarının gerçekten uygulanmasının önemli olduğunu belirten
İnsan Hakları Gözlem Başkanı Roth'un, "Uygulama henüz belli
değil. Biz, hükümeti bu yasaları bir an önce uygulaması için
teşvik ediyoruz ki, Aralık 2004'de Avrupa Birliği, Türkiye'yle
ilgili kararını verirken son bir yılda bu reformların sadece
sözde kalmadığını, gerçekten uygulandığını görsün. Bu yapıldığı
takdirde, Birliğin, Türkiye'ye görüşme tarihi vermekten başka
bir tercihi olamaz..." şeklindeki ifadelerine yer verilen
yazıda, Türkiye'nin, insan hakları alanında gerekeni tam olarak
yapsa bile Avrupa Birliği'ne kabul edilmeme ihtimali konusunda
bir soruya karşılık, İnsan Hakları Gözlem Örgütü Başkanı'nın
"Türkiye'nin, üyelik için belirtilmiş olan tek koşulu, yani
Kopenhag kriterlerini tam olarak uygulama koşulunu yerine
getireceğini umarım. Kopenhag kriterleri de sadece insan
haklarıyla ilgili. Türkiye için bahsedilen kriterler, insan
haklarına saygı, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve azınlık
haklarına saygı. Hepsi bu kadar. Kopenhag kriterlerinde Kıbrıs
ya da başka siyasi koşullardan bahsedilmiyor. Türkiye insan
hakları reformlarını uyguladığını gösterirse, AB'nin de sözünü
tutacağını umarım." dediği kaydedilmektedir. Yazıda, Roth'un,
AB'nin, istediği koşulları yerine getirmiş bir Türkiye'yi kabul
etmesinin, Avrupa için de yararlı olacağını, demokratik ve
Müslüman nüfuslu bir ülkenin Avrupa içinde yer almasının, bütün
dünyaya, İslam ve demokrasinin birarada yaşayabileceği şeklinde
güzel bir mesaj teşkil edeceğini söylediğine işaret
edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Deutsche Welle
Radyosu'nun Türkçe internet sayfasında (06/11) "Türkiye Kıbrıs
Sorununu Aşmalı" başlığı altında ve Theo Georgitsopoulos
imzasıyla yer alan bir yazıda, AB'nin İlerleme Raporu'nun
Avrupa'da Türkiye'yle ilgili tartışmaların yeniden gündeme
gelmesine neden olduğu belirtilmektedir. Deutsche Welle'ye
görüşlerini açıklayan AB-Türkiye Karma Parlamenterler Komisyonu
Başkanı Joost Lagendijk'in, raporu değerlendirdiği ve Kıbrıs
konusunun ne kadar kritik bir noktada olduğuna değindiği ifade
edilen yazıda, AB'nin İlerleme Raporu'nda değindiği noktaların
sürpriz olmadığı ve reformların övüldüğü, ama hala hayata
geçirilemediği için eleştirdiği kaydedilen yazıda, Komisyon'un
Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu konusunda AB-Türkiye Karma
Parlamenterler Komisyonu Başkanı Avrupa Parlamentosu'ndan
milletvekili Joost Lagendijk'in de Komisyon'un Türk Hükümeti'nin
reform atılımlarını memnuniyetle karşılamakla doğru bir yaklaşım
sergilediğini düşündüğü ifade edilmekte ve "Öte yandan raporda,
reformların günlük yaşama uygulanmasının yavaş ve dengesiz
olduğu vurgulanmaktadır. Bence bu yerinde bir eleştiridir.
Şimdi ikinci bölüm, yani yasaların güncel yaşama uygulanması
konusu birinci aşama kadar önemlidir. Türkiye'dekiler 'artık
yasaları çıkardığımıza göre, müzakere masasına oturabiliriz'
diye düşünüyorsa bu yanlış bir mesaj olur. Bu uygulamaların
insanların günlük yaşamına nasıl yansıdığını, herkesin istediği
dili konuşup konuşmadığından ordunun rolüne kadar eskiye kıyasla
bir değişiklik olup olmadığını görmek istiyoruz." dediği
aktarılmaktadır. "Başbakan Erdoğan'ın Meclis'te mutlak çoğunluğu
elinde bulundurması Türkiye'deki kurumlarda kemikleşen yapıyı
değiştirmeye yeterli midir?" sorusuna ise, Avrupa Parlamentosu
Yeşil Milletvekili Lagendijk'in, "AB dürüst davranmak
zorundadır. Ankara'daki bu hükümet ya da herhangi bir hükümetin,
polisin, askerlerin ya da yargıçların davranışlarını, herşeyi
yüzde yüz değiştirebileceğini bekleyemeyiz. Bu konuda dürüst
olmalıyız. Öte yandan, bizim görmek istediğimiz kredibilitesi
olan ilerlemelerdir. Tüm bu alanlarda ilerleme olmalıdır. Ben ve
Avrupa'da pekçokları Türkiye'nin bir gecede değişmesini
beklemiyor. 80 yılın birikimi bir gecede değiştirilemez. Ancak
'yasalar çıktı, uygulamaları görmek için de 5-10 yıl
bekleyebiliriz' diyemeyiz. Avrupa milletvekili olarak benim için
ve AB ülkeleri için önemli olan Türkiye'nin dönüşü olmayan bir
yolda ilerlemesidir." şeklinde cevap verdiği belirtilen yazıda,
Lagendijk'in, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün Türkiye'nin Avrupa Birliği
ile bütünleşme sürecinde bir engel olarak ortaya çıkabileceği
kanısında olduğu ve başta Kıbrıs meselesi ile Türkiye'de
reformcularla muhafazakarlar arasındaki mücadelenin nasıl
sonuçlanacağının Avrupalılar açısından büyük önem taşıdığını
vurguladığı kaydedilmektedir.
Die Tageszeitung'da (07/11) "Kıbrıs'ın Umudu Türkiye'de"
başlığı altında ve Klaus Hillenbrand imzasıyla yayımlanan bir
yazıda, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti hükümetinin, Türkiye'nin, Kıbrıs
ihtilafının çözümü için daha fazla girişimde bulunulacağına dair
açıklamaları memnuniyetle karşıladığı belirtilmektedir. Hükümet
Sözcüsü Hırisostomidis'in, "Türk yönetimi AB'ye giden yolun
Kıbrıs'tan geçtiğini idrak etti." şeklindeki ifadesine yer
verilen yazıda, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yaptığı
açıklamada, adanın yeniden birleşmesi için girişimleri
artıracaklarına dair güvence verdiğine işaret edilerek, Gül'ün
böylece, AB'nin, adanın bölünmüşlüğünün Türkiye'nin AB'ye
yakınlaşmasının önünde "ciddi bir engel" olabileceği görüşünün
yer aldığı AB raporuna yanıt vermiş olduğu vurgulanmaktadır.
Türk Hükümeti'nin çabalarının, büyük ölçüde Kuzey Kıbrıs Türk
kesiminde aralık ayında yapılacak olan genel seçimlerin
sonucuna bağlı olacağına dikkat çekilen yazıda, Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, bir Rum-Türk Federal devleti
oluşturulmasını onaylamayı reddettiği ve bu konuda Türkiye'deki
muhafazakar siyasi ve askeri çevrelerle önemli ölçüde dayanışma
içerisinde olduğu belirtilerek, çözüm olmadığı takdirde Rumların
güney kesiminin gelecek yıl 1 Mayıs'ta tek başına AB üyesi
olacağı ifade edilmektedir.
FRANSA BASINI:
Le Monde
gazetesinde (07/11) "Ankara, Kıbrıs Konusunda 'Büyük Bir Çaba'
Göstermeye Hazır" başlığı altında yayımlanan bir haberde,
Türkiye'nin, AB Komisyonu'nun aday ülkelerle ilgili
değerlendirme raporunda yer alan, Birliğin işleyişiyle uyum
sağlaması için kendisinden gerçekleştirmesi istenilen
reformların uygulanması ve Kıbrıs konusunda kendisine yöneltilen
eleştirileri soğukkanlılıkla karşıladığı bildirilmektedir.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, "Reformların uygulamaya
konulmasındaki gecikmenin ve sorunların bilincindeyiz" diyerek,
bu sorunların "önümüzdeki aylarda" çözüme kavuşturulacağının
güvencesini verdiği belirtilen haberde, raporda, "Kıbrıs'taki
sorunu, adanın AB'ye katılım tarihi olan 1 Mayıs 2004'e kadar
çözüme kavuşturulamadığı takdirde, bu çözümsüzlük Türkiye için
'ciddi bir engele dönüşebilir'" denildiği ifade edilmektedir.
Libération gazetesinde (05/11) "Verheugen: Avrupa'nın
Genişlemesi Delice Bir Heves Değildir" başlığı altında yer alan
ve gazetenin Brüksel muhabiri Jean Quatremer'in AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ile yaptığı
söyleşiye yer verilmekte, Verheugen'in, 10 ülkenin Mayıs
2004'te AB'ye katılacak oluşuna gayet olumlu baktığını, söz
konusu ülkelerin fevkalade büyük ilerlemeler
gerçekleştirdiklerini kaydettiği belirtilmektedir. Avrupa
anayasasını veto etmekle tehdit eden Polonya'nın "Avrupalı"
olmadan önce kat etmesi gereken uzun bir yol olduğunu
düşündüğünü söyleyen gazetecinin, "Oysa Konvansiyon süresince,
Türkiye'nin, Polonya'dan farklı davranarak, Avrupa'ya uyum
konusunda çok talepkar olduğunu gördük." yorumunda bulunması
üzerine Verheugen'in, "Polonyalılara karşı Türkler kartını
oynamamak gerekir. Çünkü Türkiye'nin katılımı da, gerçekleşmesi
halinde, 10 yeni ülkenin katılımıyla şimdi tanık olduğumuz
değişim kadar büyük bir değişim arz edecektir. Türkiye'ye
katılım müzakerelerinin başlaması için şartları yerine getirip
getirmediğine dair önümüzdeki yıl sonunda bir cevap vereceğiz.
Türkiye hızla değişiyor ve gerçekleştirdiği reformlar
etkileyici. Avrupa Birliği'nin dış politikasının en büyük
başarılarından biri, bu ülkenin gelişiminde itici güç olmasıdır.
AB'ye belki bir gün üye olacak olan Türkiye, bugün tanıdığımız
Türkiye'den tamamen farklı bir ülke olacaktır. Hatta
halihazırdaki Türkiye, birkaç yıl önce olduğundan daha
farklıdır." şeklindeki ifadesi aktarılan söyleşide, Verheugen'in,
"Hem Türkiye'nin katılımından yana hem de bakanlar kurulunda
oylama sırasında nüfusa büyük önem veren anayasa projesinden
yana olunabilir mi?" şeklindeki soruya ise, "İspanya ve
Polonya'nın yönelttikleri soru da zaten budur. Bir kez daha
belirtmek isterim ki, Avrupa Birliği'ne üye bir Türkiye,
bugünkünden farklı bir Türkiye olacaktır. Aynı şekilde
Türkiye'yi bünyesine alabilecek Birlik de, başka bir Birlik
olacaktır." Cevabını verdiği kaydedilmektedir.
AFP'nin (07/11) "DEHAP: En Önemli Sorun Kıbrıs Değil Kürt
Sorunudur" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Türkiye'deki
Kürt yanlısı bir parti olan DEHAP'ın yayınladığı bildiride,
Türkiye'nin AB'ye girmesine engel olan en önemli sorunun Kıbrıs
değil Kürt sorunu olduğunun belirtildiği kaydedilmektedir.
Demokratik Halk Partisi DEHAP'ın yayınladığı bildiride, "Avrupa
Komisyonu'nun raporunda Kıbrıs sorunu ön plana çıkarılmış, ancak
Türkiye'nin AB'ye entegrasyonuyla ilgili en büyük sorunu Kürt ve
demokrasidir." ifadelerine yer verildiği belirtilen haberde,
DEHAP'ın, "hükümetin işkenceye son vereceği konusundaki
taahhüdüne rağmen ülkede işkenceye devam edildiğini ve
parlamentonun Kürtçe'nin kullanılması yönündeki reformu kabul
etmesine rağmen bürokratik engellerden dolayı bunun henüz mümkün
olmadığını" açıkladığı ifade edilmektedir.
France-Soir gazetesinde (06/11) "AB, Reformlar Konusunda
Ankara'yı Azarlıyor" başlığı altında yayımlanan bir yazıda,
Avrupa Komisyonu'nun açıklanan değerlendirme raporunda,
Türkiye'nin kendisini Avrupa Birliği'ne hazırlamak için
gerçekleştirdiği önemli siyasi reformların kısmen uygulamaya geçtiği,
günlük yaşamdaki yansımalarının geciktiğinin kaydedildiği
belirtilmektedir. AB'ye aday Türkiye'nin, Komisyon'un 2004
sonunda üye devletlere Ankara ile katılım müzakerelerini
başlatmayı tavsiye etmesini ümit ettiği belirtilen yazıda,
Brüksel'in, kararını vermesine bir yıl kala, Türkiye'nin
gösterdiği çabalara rağmen siyasi reformlar alanında yapılması
gereken daha çok şey olduğunu düşündüğü vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
The Guardian
gazetesinde (08/11) "Her Şerde Bir Hayır Vardır" başlığı altında
yer alan başyazıda, Türkiye'nin, ABD ve AB ile son
yaşadıklarından dolayı kendisini kötü hissedebileceği, fakat
Ankara'nın, bardağın dolu tarafına bakması gerektiğine işaret
edilmektedir. Washington'la Türk askerlerinin Irak'a
konuşlandırılması konusunda müzakerelerin çökmesinin, şer gibi
görünmesine rağmen, hayırlı bir iş olduğu ve genel olarak
Iraklıların, özel olarak da Kürtlerin, Türk askerlerinin hoş
karşılanmayacağını kesin olarak beyan ettiklerine dikkat çekilen
başyazıda, Irak ile gelişmeler değerlendirilmektedir. AB'nin,
Kıbrıs konusundaki tavrını değiştirmesinin, aksi takdirde üyelik
şansını tehlikeye atacağı konusunda yaptığı uyarıya da
Türkiye'nin olumlu bir gözle bakılması gerektiği belirtilen
başyazıda, Kıbrıs'ın Türklerin denetimindeki kesiminde 14
Aralık'ta yapılacak seçimlerin, seçmenlere, Denktaş'a çağın
gerisinde kaldığını söyleme fırsatı vereceği ve Birliğin uyarısı
aynı zamanda, birincil olarak bu konuya müdahale etme gibi bir
görevi olmayan generaller karşısında Erdoğan'ın elini
güçlendireceği kaydedilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Tages Anzeiger
gazetesinde (06/11) "Türkiye AB Yolunda Atakta Bulunuyor"
başlığı altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla yayımlanan bir
yorumda şöyle denilmektedir: "Avrupa Birliği, sadece bir refah
projesi olmakla kalmayıp aynı zamanda bir demokratikleşme
projesi de olmasıyla gurur duyabilir. Bunun en iyi örneklerinden
birisi de Türkiye. AB komisyonu, adaylar ligine doğru olan zorlu
yolda, Ankara'nın etkileyici çabalarını tescil etti. Reform
çizgisinin hızlanmasında 'büyük bir kararlılıktan' söz ediliyor.
Türkiye'nin ne kadar ileriye gittiğinin kanıtıymışçasına,
Brüksel'de Türkiye raporunun açıklandığı sıralarda üç bin
kilometre ötede, Diyarbakır'da, ilk Kürt yazarlar kongresi
toplanıyordu. Böyle bir şeyi Kürtler daha bir yıl önce hayal
etmeye bile cesaret edemezdi. Türkiye değişiyor ve bu hızla
gerçekleşiyor. Ancak Türkiye Avrupa Birliği'nin 2004 sonunda
adaylık görüşmelerinin başlamasına yeşil ışık yakmasını
gerçekten istiyorsa, elini çabuk tutması gerekiyor. Çünkü
Brüksel'deki rapor sadece Türklerin o denli sevdiği tatlıları
içermiyor, acı gerçekleri de masaya yatırıyor. Bu, özellikle de
1974'den beri bölünmüş olan Kıbrıs adası için geçerli. Kıbrıs
çekişmesinde Türkiye konumunu değiştirmedikçe, komisyon ve
sonrasında da 25 Avrupa hükümeti İstanbul Boğazı'ndan gelen
adaya görüşme kapısını kesinlikle bir yıl içerisinde açmayacak.
Ankara bunu duymaktan hoşlanmıyor. Ama Türkiye kendisine bir AB
ülkesi muamelesi yapılmasını istiyorsa, kendisi de buna uygun
davranmak zorunda. Kıbrıs bunun için yerinde bir kıstas. Çünkü
bölünmenin sona erdirilmesi, sonuçta Ankara'da politik yönelimi
Türk ordusunun mu yoksa sivil hükümetin mi belirleyeceğine
bağlı. AB için kabul edilebilir olan ise sadece ikinci seçenek.
Brüksel'in karnesi Türkiye'nin süregelen AB düşünü
gerçekleştirmek için şansının şimdiye dek hiç bu kadar büyük
olmadığını söylüyor. Ancak Ankara daha yolun sonuna varmış
değil. Brüksel'den gelen baskı ise etkisini gösterdi: Hükümet
hızla Kıbrıs'ı çözmeye söz verdi."
İSVEÇ BASINI:
Dagens Nyheter
gazetesinde (06/11) "Kıbrıs Sorunu, Türkiye'yle Başlatılacak
Üyelik Müzakerelerinin Gecikmesine Neden Olabilecek" başlığı
altında yayımlanan bir haberde, AB Komisyonu'nun Türkiye
İlerleme Raporu'nda, Kıbrıs uyuşmazlığı konusunda bir uzlaşmaya
varılamaması halinde Türkiye'yle başlatılacak üyelik
müzakerelerinin tehlikeye gireceğinin belirtildiği
kaydedilmektedir. Raporda, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin üyelik
görüşmelerinin önünde "ciddi bir engel" olarak
vasıflandırıldığı, Türkiye'nin ise AB'nin 2004 Aralık ayında
müzakereler için yeşil ışık yakacağını ümit ettiği belirtilen
haberde, Türkiye'nin, İlerleme Raporu'nda Kıbrıs sorununun
müzakerelerin bir koşulu haline getirilmesini engellemeye
çalıştığı ifade edilmektedir.
İTALYA BASINI:
Corriere della Sera
gazetesinde (07/11) "AB ve Demografik Türk Bombası... Yeni
Anayasaya Göre, Ankara'nın Oyları Almanların Oylarından Daha
Değerli Olacak" başlığı altında ve Franco Venturini imzasıyla
yayımlanan makalede, hükümetlerarası konferansın bir yandan
İtalya Dönem Başkanlığı'nın kasım ayı sonunda yapacağı uzlaşı
teşebbüslerini beklerken, bir yandan da İspanya ve Polonya'nın
Konsey'de "iki kat çoğunluk" sorunu konusundaki ayak sürmelerine
karşı koyduğu, ancak Komisyon tarafından aday ülkeler için
verilen "karnelerin" bizlere -anayasa projesinin savunucularının
biraz daha uzaklara doğru baksalar görebilecekleri- sorunun
adının "Türkiye" olduğunu gösterdiği belirtilmektedir. 2004 yılı
içinde Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin başlatılması
yönünde Türklere bir tarih vereceği ve birkaç yıl sonra,
Komisyon raporunda işaret edilen çekinceler düzelecek olursa,
Ankara'nın kalabalık Avrupa ailesine katılacağı ifade edilen
makalede, "Düne kadar bu manzara, AB üyesi ülkeler arasında
jeopolitik ya da dini nitelikli tartışmaların fitilini
ateşliyordu! Ancak şimdilerde, hükümetlerarası konferansta
müzakere edilen belgenin ışığında, tartışmaya yeni bir öğe daha
katıldı: Demografi!... Şayet Türklerin sayısı bugünkü ritimleri
ile artmaya devam edecek olursa ve Almanlar da yine aynı şekilde
yavaş giderlerse, 2020 yılında ya da daha yakın bir tarihte,
yani yeni Anayasa'nın muhtemel yürürlüğe giriş tarihinden
yaklaşık on yıl kadar sonra, Türkiye AB'nin en kalabalık ülkesi
ünvanını Almanya'nın elinden kapacak... Etkili bazı hükümetler
Türkiye'nin üyeliğini, Komisyon raporundan tamamen bağımsız
olarak ya da raporda yer verilen çekincelere dayanarak daha uzun
bir süre ertelemeye ve bu şekilde de yok etmeye karar vermiş
gibi görünüyor." denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia
gazetesinde (07/11) "Erdoğan, Kıbrıs için Duymazlıktan Geliyor"
başlığı altında ve Aris Abatzis imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, AB Komisyonu'nun hazırladığı Türkiye'ye ilişkin
ilerleme raporunda, Kıbrıs meselesiyle Türkiye'nin AB üyeliğinin
bağlantılı olduğu yönünde ifadelerin yer almasıyla ilgili bir
soruyu cevaplandıran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Kıbrıs
meselesi Kopenhag Kriterleri arasında yer almıyor, bu nedenle
de uygulamakta olduğumuz bu iki konuya ilişkin politikamızı
birbirine karıştırmamalıyız" dediği aktarılmaktadır. Kıbrıs
sorununun çözümlenmesi yönünde 1 Mayıs'a kadar ne yapma
niyetinde olduğu sorusuna Erdoğan'ın, "Raporda Kıbrıs
meselesiyle bir bağlantıdan söz ediliyor. Bu konu, Kopenhag
kriterleri arasında yer almadığına göre, bu iki konuya ilişkin
politikamızı birbirine karıştırmamalıyız. 1 Mayıs'a kadar,
bugüne dek takındığımız olumlu tavrı devam ettireceğiz."
şeklindeki ifadesine yer verilen yazıda, Erdoğan'ın ayrıca,
"Türk tarafı olarak, adil ve kalıcı bir çözüm için mücadelemize
devam edeceğiz" dediği belirtilmektedir. Yazıda, Kıbrıs
meselesinin Türkiye'nin AB üyeliğiyle bağlantısı hakkında AB
Temsilcisi Hans Jorg Kretsmer'in de, Kıbrıs meselesinin "siyasi
kriterlerin bir bölümünü oluşturmadığını, ancak sorunun
çözümlenmesinin AB için çok önemli olduğunu" vurgulayarak,
bağlantının "bir tespit oluşturduğunu" ve "bu uyarının, ilme ya
da matematiğe dayanan bir karar olmadığını, siyasi bir karar
olduğunu" belirttiği kaydedilmektedir.
İmerisia gazetesinde (07/11) "AB Komisyonu'nun Raporu için
Atina ve... Ankara'da Tebessümler" başlığı altında ve Meri Savva
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Dışişleri Bakanlığı, sözcüsü
aracılığıyla, AB Komisyonu'nun raporunda, tarafsız ve net bir
şekilde AB adayı Türkiye'nin, AB yönünde önemli başarılar
kaydettiğini, aynı zamanda da bu reformların uygulanmasında
önemli eksiklikler olduğunu belirttiğini söyleyerek, Atina'nın,
Türkiye'nin Avrupa yönelimine sabit bir şekilde desteğini dile
getirdiği kaydedilmektedir. Hükümet Sözcüsü'nün, Komisyon'un
Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin Türkiye'nin Avrupa yönelimini
kolaylaştıracağı yönündeki vurgusunu, "Türkiye'ye yönelik,
kuvvetli bir çan sesi" olarak nitelendirdiği belirtilen
yorumda, Protopapas'ın, "Kıbrıs Hükümeti bundan duyduğu
memnuniyeti dile getirdi, aynısını ben de yapacağım" diyerek,
Kıbrıs sorununun çözümlenmesi çabalarının, AB-Türkiye arasındaki
siyasi diyalogun bir bölümünü oluşturduğunu söylediği ifade
edilmektedir.