ANKARA, 14/11(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 13 Kasım 2003 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Frankfurter
Rundschau gazetesinde
(13/11) "Türkiye... İdam Cezasını Yasaklayan Protokol Onaylandı"
başlığı altında ve KNA'ya atfen yayımlanan bir haberde,
Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nin idam cezasının kaldırılmasına
ilişkin protokolünü imzaladığı belirtilmektedir. Türk
Meclisi'nin 2002 yılının ağustos ayında idam cezasının barış
dönemlerinde kaldırılmasına karar verdiği ve bunun ardından idam
cezalarının müebbet hapis cezalarına dönüştürüldüğü hatırlatılan
haberde, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer'in,
Türkiye'nin attığı adımı memnuniyetle karşıladığını açıklayarak,
bunun Türkiye'nin AB üyeliği sürecini olumlu etkilemesini
beklediğini söylediği kaydedilmektedir.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (12/11) "Avrupa Yol
Ayrımında" başlığıyla ve Berlin Humbold Üniversitesi tarih
Profesörü Heinrich August Winkler imzasıyla yayımlanan bir
yazıda şöyle denilmektedir: "Almanya yine özel bir yol mu
izliyor? 'Avrupa Projesi' hiçbir yerde burada olduğu kadar empatiyle
onaylanmıyor. Avrupa Birliği'nin gelecek yıl nihai bir şekilde
sonuçlanacak olan Doğu'ya genişlemesinin itici gücü Almanya idi.
Federal Almanya Cumhuriyeti eşzamanlı olarak da Birliğin
derinleşmesi hedefine bağlı kaldı ve bunu diğer büyük üye
ülkelerden çok daha ısrarlı bir şekilde yürüttü. Genişleme ve
derinleştirmeden oluşan bu iki hedefin bir nevi 'paralel
eylemler' olarak yürütülebileceği, önceden olduğu gibi hala
sadece Almanların inandığı bir olgu. Yoksa bunu artık
'Almanların yalanı' diye tanımlamak daha mı iyi olur? Almanya,
kendi tasarladığı Avrupa projesine AB'nin halihazırdaki üyeleri
arasında fazla destekçi bulamıyor... Avrupa, 'biz duygusu'nun
tarihi önkoşullarının eksik olduğu yerde sona erer. Avrupa'nın
birleşme politikası bu düsturu izleyecek olursa, güvenilir bir
pusulaya sahip demektir. Avrupa'nın bu pusulaya şimdi hiçbir
zaman olmadığından daha fazla ihtiyacı var. Avrupa Komisyonu
2004 yılının sonuna kadar, Aralık 2002'deki Kopenhag zirvesinde
alınan karar doğrultusunda, AB Konseyi'ne bundan sonraki yıl
içinde Türkiye ile katılım müzakerelerine başlanmasını tavsiye
edip etmeyeceğine karar vermek zorunda. Bu tavsiyenin
yapılmasından yana olan güçlü argümanlar var. En başta da jeostratejik
güvenlik ve uluslararası terörizmle ortak mücadele. Fakat karşı
argümanlar çok daha güçlü... Türkiye şu anki AB'nin ortalama
kişi başına düşen gelirinin ancak yüzde 22'sine erişiyor... Bu
ülke yaklaşık 15 yıl içinde 80 milyon nüfusu ile AB'nin en fazla
nüfuslu üye ülkesi konumuna gelecek ve Almanya'yı ikinci sıraya
kaydıracak... Türkiye'nin üyeliğinin AB'ye ne kadara mal olacağı
ise tartışmalı. Yılda 20 milyon euro ödeneceği ve bunun beş
milyon eurosunu Almanya'nın üstlenmesi gerekeceğine ilişkin
rakamlar makul tahminler. Türkiye'nin belirli bir geçiş
sürecinden sonra serbest dolaşım hakkını kazandığında başlayacak
olan göç sürecinin boyutunun ne olacağını tahmin etmek imkansız
değilse de çok zor. Ancak Türklerin üyeliğinin AB'ye getireceği
ekonomik ve sosyal yük sadece sorunların küçük bir kısmını
oluşturuyor. Büyük sorunlar başka bir alanı, yani
siyasi-kültürel alanı kapsıyor... AB Komisyonu 2004 yılının
sonunda mutlaka, Türkiye'de hukuk devleti yolunda daha fazla
ilerleme kaydedildiğini, Erdoğan hükümetinin polis işkencesine
ve adli makamların keyfi davranışlarına karşı mücadeleyi ciddiye
aldığını, ordunun siyaset üzerindeki etkisini kaybettiğini ve
Kürtlerin öncesine göre daha fazla kültürel özerkliğe sahip
olduklarını saptayacak. Ancak tüm bunlar, AB'ye katılım
müzakerelerinin başlatılmasını tavsiye etmek için yeterli
midir? Hayır. 2003 yılının Türkiye'si üyeliğe ehil değildir.
Zira siyasi kültürü hala Avrupa'nınkinden temel itibarıyla
farklılık göstermektedir... Türkiye'nin AB'ye üyeliği, zaten
yeterince güçlü olan yeniden uluslaşma eğilimini daha da
güçlendirecek, hatta geri dönülemez hale getirecektir. Türkiye
gibi bu denli milliyetçi ve egemenliğine düşkün bir ülke ile uluslarüstü
bir politika düşünülemez. Avrupa projesinin çekirdeğini
oluşturan siyasi birliğin zemini yok olacaktır. Avrupa Birliği,
yoğun bir serbest ticaret bölgesine ve gevşek bir devletler
birliğine geri dönecektir."
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (12/11) "AB Temsilcileri: On Ülkenin Birden Kabul
Edilmemesi Gerekirdi" başlığı altında ve Wolfgang Böhm imzasıyla
yayımlanan yazının Türkiye ile ilgili bölümünde, AB Komisyonu
yetkilileri arasında yapılan bir anketin genişleme konusunda
hissedilen geniş çaplı kuşkuları ortaya çıkardığı, ankete
katılanların büyük bir çoğunluğunun Türkiye'nin üyeliğine karşı
olduğu belirtilmektedir. Üst düzeydeki AB temsilcilerinin,
Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda açıkça olumsuz bir tavır
sergilediği belirtilen yazıda, Düsseldorf'taki Identity
Foundation tarafından hazırlanan ankete katılanların yalnızca
yüzde 12'sinin kesinlikle katılımdan yana olduğu, yüzde 58'inin
Türkiye'nin katılımına "daha çok karşı" ya da "kesinlikle karşı"
(geri kalanına ilişkin bir veri yok.) olduğu ve bu tavra gerekçe
olarak, Türkiye'nin coğrafi açıdan Avrupa'da yer almadığı ve
Birliği çökertebileceğinin gösterildiği kaydedilmektedir.
Yazıda, "Türkiye gelirse Ukrayna da gelecektir, sonra da 'peki
ya Kuzey Afrika?' sorusu ile karşılaşabiliriz" dendiği ifade
edilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(13/11) "Avrupa, Türkiye Üzerinde, Kıbrıs Dosyası Baskısını
Artırıyor" başlığı altında ve Pierre Glachant imzasıyla yer
verdiği bir haberde, Avrupa'nın Türkiye üzerindeki Kıbrıs
dosyası baskısının arttığı belirtilmektedir. Adanın bölünmüşlüğü
konusunda ayak diremenin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin mayıs ayında
gerçekleşecek adaylığından sonra, Ankara'nın AB'ye üyelik
hedefini ipotek altına alabileceği kaydedilen haberde, Avrupa
Birliği'ne göre, adanın bölünmüşlüğü konusundaki çözümün,
cumartesi günü 20. yılını kutlayacak Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ni (KKTC) tanıyan tek ülke olan Türkiye'den geçtiği
vurgulanmaktadır. Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'nin AB
üyeliğine uyum çalışmaları konusunda 5 Kasım'da yayımladığı
ilerleme raporunu açıklarken gayet açık davrandığı ifade edilen
haberde, Komisyon'un, Kıbrıs sorununa 1 Mayıs 2004'e kadar bir
çözüm bulunmamasının, "Türkiye'nin AB üyeliği için ciddi bir
engel teşkil edebileceğini" ifade ettiği ve Avrupalı bir
diplomatın, "Kıbrıs sorunu ilk defa bu kadar sert bir şekilde
dile getirildi." dediği, Louvain Katolik Üniversitesi'nden
Christian Franck'ın, "Baskının artması kaçınılmaz... Avrupa
Komisyonu'nda ise, Denktaş hükümetinin direnişinin ya devam
edeceği, ya da aşılacağını anlatma isteği mevcut. Türkler,
ellerinde kalan son kartı da kaybetmek istemiyorlar... Adaylık
perspektiflerinden emin olmadıkça, Kıbrıs konusunda nihai bir
karar için girişimde bulunmak arzusunda değiller." şeklindeki
ifadeleri aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(13/11) "Türkiye, AB'yi Gözönünde Bulundurarak İnsan Hakları
Kurullarını Sivilleştiriyor" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Türkiye tarafından alınan insan hakları kurullarından
güvenlik ve ordu temsilcilerinin çıkartılması kararının, Avrupa
Birliği'ni tatmin etmek amacı taşıdığının düşünüldüğü
belirtilmektedir. AB'yi bir yıllık süre zarfında katılım
müzakerelerine başlamaya ikna etmeye çalışan Türkiye'nin
öncelikli olarak işkencenin ve diğer insan hakları ihlallerinin
önlenmesi ve hukuk devletini sağlam temellere oturtmak açısından
aşama kaydetmesi gerektiği ifade edilen haberde, Dışişleri
Bakanı Gül'ün, karardan önce yaptığı açıklamada, Türkiye'nin
insan hakları reformlarını sadece AB'den dolayı yerine
getirmediğini, bu standartların Türk insanının hakkı olduğundan
dolayı yerine getirildiğini belirttiği hatırlatılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima
gazetesinin eki İkonomikos Taihromos dergisinde (13/11) "AB
İçinde Türkiye Yine İkmale Kaldı" başlığı altında yer alan bir
yorumda, AB Komisyonu tarafından aday ülkelerle ilgili olarak
açıklanan ilerleme raporlarının, 1 Mayıs 2004 tarihinde 10 aday
ülkenin üye olacağını gösterdiği ve çoğu aday ülkelerin AB'nin
ilkelerine büyük ölçüde uyum sağlamayı başardığı
belirtilmektedir. AB Komisyonu'nun raporunda, Türkiye ile
durumun farklı olduğunu vurguladığı kaydedilen yorumda, raporda,
Türkiye'nin AB ilkelerine uyum sağlama konusunda önemli yol
katetmesine rağmen, atılan adımların yeterli olmadığı ve ülkenin
ek adımlar atması gerektiğinin kaydedildiği ifade edilmekte ve
ilk kez Komisyon'un rapora Kıbrıs şartını da koyarak, Kıbrıs
sorunu çözümlenmeden Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin
başlamasının mümkün olmadığının belirtildiğine işaret
edilmektedir. AB Komisyonu'nun raporunda Türkiye'nin AB'ye uyum
çerçevesinde bir dizi reformu hızlı bir şekilde benimsediği ve
bunların Türk siyasi ve hukuk siteminde geniş çapta
değişiklilerin yapılmasına yol açtığının kaydedildiği vurgulanan
yorumda, İlerleme Raporu'nda, Türk-Yunan ilişkilerine de
değinilerek, iki ülke arasında ilişkilerin olumlu yönde
gelişmesi gerektiğine işaret edildiği ve sadece Türkiye'ye
ilişkin hazırlanan raporda değil, AB Komisyonu'nun diğer ülkeler
için hazırladığı ilerleme raporlarında da AB ilkelerinin yerine
getirilmemesi halinde bu ülkelerin AB üyesi olamayacaklarının
bildirildiği kaydedilmektedir.
Atina Haber Ajansı'nın (APE) internet sayfasında (13/11) "Papandoniu'nun
Türk-Yunan İlişkileri Konusunda Açıklaması" başlığı altında yer
alan bir haberde, Yunanistan Milli Savunma Bakanı Yannos
Papandoniu'nun, Yabancı Gazeteciler Birliği'nin Atina'da
düzenlediği toplantıda verdiği demeçte gündemdeki konulara ve
Türk-Yunan ilişkilerine değindiği belirtilmektedir.
Papandoniu'nun, Türk-Yunan ilişkileri konusunda, Yunanistan'ın
komşu ülkeye karşı dostluk politikası izlediğini, aynı zamanda
da Avrupa sürecini desteklediğini, ancak bununla birlikte
Türkiye'nin, Kıbrıs sorununun uluslararası hukuk çerçevesinde ve
Annan planına dayalı çözümünün yanı sıra, Ege'deki tek taraflı
talepleri ile ilgili olarak Helsinki kararlarından gelen
taahhütlerini şu ana kadar yerine getirmediği için Silahlı Kuvvetler'in
üst düzeyde hazır durumda ve tetikte olduğunu vurguladığı
kaydedilen haberde, Türkiye'de bir yandan Avrupa yanlısı
hükümetin, diğer yandan ise Türkiye'nin AB perspektifine karşı
çıkan askeri ve bürokratik yerleşik düzeninin olduğunu ve bundan
dolayı belirsiz bir durumun hakim olduğuna dikkat çeken
Papandoniu'nun, "2004 yılında adaylığı değerlendirilecek olan
komşu ülkenin tutumunu konuşmamız için henüz çok erken." dediği
aktarılmaktadır.
LÜBNAN BASINI:
Al-Kifah Al-Arabi
gazetesinde (12/11) "Türkiye, Kıbrıs ve AB... Önemli Bir Yıl ve
Zor Tercihler... Çözüm Konusunda Ankara'da Bölünmeler" başlığı
altında ve Tarık Abdül Gaffar imzasıyla yer alan bir yorumda,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün, Türkiye'nin AB üyeliğinin Kıbrıs sorununun çözümü ile
bağlantı kurulmasının önlenmesi bağlamında son 48 saat boyunca
AB yetkilileri ile yoğun temaslarda bulundukları
bildirilmektedir. Türkiye'de, AB Komisyonu İlerleme Raporu'nun
içeriğinin ne anlama geldiği yorumları üzerinde durulduğu
belirtilen yorumda, AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin AB'ye üye
olabilmesi için kendisinden talep edilen koşulları ne ölçüde
yerine getirdiğini ve uyguladığını açıkladığı bu İlerleme
Raporu'nda, siyasi, ekonomik ve hukuk alanında bazı eksiklikler
olduğu ve bu eksiklerin tamamlanması gerektiğinin ifade
edildiği, ama AB'nin bununla yetinmeyerek, "Kıbrıs sorununun
çözülmemesi, Türkiye'nin AB üyeliğinin önünde bir engel teşkil
eder." maddesi ile Türkiye'yi şaşırttığı kaydedilmektedir.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, raporun genel olarak olumlu
olduğunu, çünkü raporda ifade edilenlerin doğru olduğunu ve
yapılan reformların önümüzdeki birkaç ay içinde uygulanmaya
başlanacağını vurgulayarak, Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB üyeliği
için yerine getirmesi gereken siyasi kriterlerden biri olmasını
reddettiklerini kaydettiği ifade edilen yorumda, Türk resmi
tavrı böylesine yumuşak olurken, AB'nin Kıbrıs'la ilgili
tavrının daha sert ve net olduğuna dikkat çekilmekte ve AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, Türkiye ile
üyelik müzakerelerine başlanabilmesi için Kıbrıs sorununun
çözümünün önkoşul olarak görüldüğünü belirttiği vurgulanmaktadır.
Orta Doğu Haber Ajansı muhabirinin, Türk karar mekanizması
içinde Kıbrıs sorununun çözümünün keyfiyeti ve Ankara'nın ne
ölçüde taviz vermesi gerektiği yönünde, görüş ayrılıkları olduğu
şeklinde nitelendirilebilecek bölünmeler olduğuna işaret ettiği
kaydedilen yorumda, Tayyip Erdoğan hükümetinin, Kıbrıs sorununa
bir an önce çözüm bulunması ve Kofi Annan planının bazı
düzenlemeler yapılarak kabul edilmesi eğiliminde iken, ordu ile
Cumhurbaşkanlığının, Annan planı konusunda çekimser davrandığı
belirtilmektedir.