ANKARA,
01/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 21-30 Kasım 2003
tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Boston Globe
gazetesinin internet sayfasında (23/11) "AB Üyeliği Türkiye'nin
İstikrara Kavuşmasına Yardımcı Olabilir" başlığı altında ve Sam
Wilkin-Marvin Zonis imzalarıyla yer alan makalede, ABD'nin,
Irak'ın istikrara kavuşturulmasına çalışırken, Orta Doğu'nun
istikrarı üzerinde daha büyük etkiler doğuracak kritik bir
kararın Avrupa tarafından alınacağı -Avrupa Birliği'ne üyelik
konusunda Türkiye'ye bir takvim verilip verilmeyeceği konusunda-
belirtilmekte ve bu kararın, Türkiye'nin politikalarını
değiştireceği ve yakın zamanda kaydettiği ilerlemeye zarar
vereceği ifade edilmektedir. İstanbul'da meydana gelen ve çok
büyük zarar veren terörist saldırıların, hem Türkiye'nin
stratejik önemini, hem de ön cephede yer alan bu çok önemli
müttefiki istikrara kavuşturmanın gerekliliğini vurguladığı
belirtilen makalede, AB'nin, Türkiye ile müzakerelere başlasa
bile, Türkiye'nin tam üye olabilmesi için önünde yıllar olduğu,
fakat AB üyeliği ihtimalinin bile, Türkiye'nin politikasının
seyrini değiştireceği değerlendirmesinde bulunulmaktadır. AB
üyeliği yolunda Türkiye tarafından gerçekleştirilen reformlar ve
kaydedilen ilerlemeye değinilen makalede, AB'nin, henüz
Türkiye'nin üyeliği konusunda resmi bir karar almadığı, olumsuz
bir kararın, kaydedilen ilerlemeye zarar verebileceği, olumlu
bir kararın ise, ülkenin önde gelenlerini daha olumlu ve
kararlı bir eylem arkasında birleştirebileceği vurgulanmaktadır.
Makalede şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin reformları,
ekonomisini ve siyasi istikrarını güçlendirecektir. AB üyeliği,
Avrupa'nın 'kulübe' Müslümanları kabul edebileceğini gösterecek
ve böylelikle Orta Doğu'yu istikrara kavuşturmaya yardım
edecektir. ABD, Avrupa Birliği'ni, Türkiye'nin lehinde karar
alması için cesaretlendirmelidir. Bu, Kıbrıs konusunda hem
Türkiye hem de Yunanistan'a baskı yapılması, Türkiye'nin
reformlara devam etmesi, AB'ye de kurallarını Türkiye için
değiştirmemesi ve Türkiye'ye üyelik için bir takvim vermesi
konusunda baskı yapılması anlamına geliyor."
The New York Times gazetesinin internet sayfasında (24/11)
"Türkler Avrupa'ya Sesleniyor: Olduğumuz Gibi Gelemez Miyiz?"
başlığı altında ve Graig S. Smith imzasıyla yer alan makalede,
İstanbul'da gerçekleştirilen bombalı saldırıların, bir kez daha,
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi konusundaki tartışmalara
hız kazandırdığı belirtilmektedir. Bazı Avrupalı liderlerin, bu
Müslüman ülkenin Batı saflarına daha hızlı ve sıkı bir şekilde
getirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ifade edilen makalede,
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un, şiddet olaylarının,
"Türkiye'nin mümkün olduğunca çabuk tam üye olabilmesi için herşeyi
yapmak yönündeki isteğimizi ve kararlılığımızı güçlendirmiştir"
dediği, fakat pek çok Avrupalının, hem kültürel hem de siyasi
açılardan, Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğu ve ülkenin,
coğrafi olarak sadece küçük bir bölümünün yer aldığı kıtaya daha
fazla entegrasyonunun önünde büyük engeller bulunduğu
kaydedilmekte ve Türkiye'nin bekleme süresi uzadıkça, insanların
istenmediklerini düşündükleri bir organizasyona üye olma
taleplerinin azaldığı vurgulanmaktadır. Türkiye'nin AB üyeliği
için yaptığı reformlar, Kıbrıs konusu ve Birliğin ülkenin
üyeliğine karşı duyduğu isteksizliğin ele alındığı makalede,
Birliğin isteksizliğinin temelinde, Kıbrıs ya da Türkiye'nin
reformlarından ziyade, Avrupa'nın kendi kimliği üzerinde AB
içinde yapılan tartışmaların yattığı ve Avrupa'da pek çok
kişinin, atalarının beyaz, Hıristiyan kültürünün, İslam'ın
ağırlıklı yer aldığı çok kültürlü bir karışıma doğru gittiğini
henüz kabul etmediği kaydedilmektedir. Avrupa'da hükümetlerin,
göçmen Müslüman toplulukların yol açtığı sosyal gerilimlerle
boğuştuğu ve Avrupa'da nüfusun azalmasının da, daha fazla göçün
kapıda olduğunun habercisi olarak gördüğü belirtilen makalede,
Türkiye'yi Avrupa Birliği üyesi olarak kabul etmenin, bu trendi
hızlandıracağı ve Avrupa'nın tanımını geriye dönüşü olmayan
biçimde değiştireceği öne sürülmektedir.
The Washington Times gazetesinin internet sayfasında (24/11)
"Türkiye, AB'ye Katılım ve Terör Sorunlarıyla Karşı Karşıya"
başlığı altında ve Nathan C. Santamaria imzasıyla yer alan
makalede, uzmanların, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin 15 üyeli
Birliğe katılım görüşmelerine başlamaması halinde yüz yüze
kalacağı muhalefetin, ülkenin müttefiklerine sırtını dönmesi
için yeterli olacağını söyledikleri, Nixon Center Uluslararası
Güvenlik ve Enerji Programları Direktörü Zeyno Baran'ın da "Bu
muhalefet, Türklerin, 'bizi istemiyorlar, çünkü Müslümanız'
şeklinde düşünmelerine yol açacak. Türkiye mantıksız ve bencil
bir tutum takınabilir." dediği aktarılmaktadır. Türkiye'nin
AB'ye katılım girişiminde zorlu yollardan geçtiği, Birliğin,
NATO'nun tek Müslüman ülkesini çeşitli kereler insan hakları
konusundaki endişeler ve Ankara'nın Kıbrıs sorunu konusunda
Yunanistan ile anlaşmazlığı nedeniyle reddettiği belirtilen
makalede, Baran'ın İslamcı örgütlerin artan saldırılarının,
Türkiye'de silahlı kuvvetlerin iktidarı yeniden ele geçirmesine
yol açabileceğini söylediği "Artan saldırılar ordunun müdahalede
bulunmasıyla sonuçlanabilir. Bu AB'deki imajımızı zedeler"
dediği belirtilmektedir. Makalede, Türk hükümetinin saldırılar
veya AB üyeliği nedeniyle hükümetin politikalarının değişmesi
olasılığını bertaraf ettiği de kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter
Allgemeine-Sonntagszeitung'un
(23/11) "Schröder Birlik Partilerine Saldırıyor" başlığı altında
yayımlanan bir yazıda, İstanbul'a yapılan terör saldırılarından
sonra Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda sürdürülen kavgaya
Başbakan Gerhard Schröder'in de katıldığı belirtilmektedir. Schröder'in,
Spiegel dergisine yaptığı açıklamada, Hıristiyan Birlik
Partilerinden, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda gelen
uyarıları geri çevirerek, "Türkiye'deki insanların hepimizin
dayanışmasına ihtiyaç duydukları böyle durumlarda, bu şekilde
bir beyanatta bulunulmasını tamamen karaktersizlik olarak
görüyorum" şeklindeki ifadeleri aktarılan yazıda, Birlik
Partileri Meclis Grup Başkan Vekili Wolfgang Bosbach'un (CDU),
saldırılardan sonra Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı uyarıda
bulunarak, bu şekilde "terör sorununun ithal edileceğini"
söylediği, bunun üzerine AB Komiseri Günther Verheugen'in,
"Kendini Hıristiyan sayan bir politikacıda bu kadar edepsizliğin
ve anlayışsızlığın mümkün olamayacağını düşünüyordum"
açıklamasında bulunduğu hatırlatılmaktadır. Yazıda, CDU Başkanı
Angela Merkel'in de, "Bu korkunç terör saldırıları herkesi
sarsıyor. Kurbanların ailelerinin acısını derinden paylaşıyoruz.
Ancak, AB'ye katılım konusunda hepimizin karşı karşıya olduğu
çok farklı talepler var" diyerek hızlı bir AB katılımına karşı
çıktığı kaydedilmektedir.
Die Tageszeitung'un (22/11) "Korkuyla Oynanan Fütursuz Oyun"
başlığı altında ve Lıkas Wallraff imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, CDU'nun anında, bir Pavlov refleksi gösterircesine
Almanya'da "güvenlik eksikliklerinin" bulunduğunu ve bunda
İçişleri Bakanı Otto Schily'nin suçlu olduğunu iddia etmesinin
neredeyse normal sayılabileceği ve bu konuda bir delil
olmamasına rağmen bir suçlama denemesinde bulunulabileceği
belirtilmektedir. Yorumda, "CDU'nun Başkan Vekili Wolfgang
Bosbach gibi diğer zamanlarda gayet aklıselim denilebilecek bir
siyasetçinin aklına İstanbul'daki ürküntü karşısında 'son
günlerdeki olaylar Türkiye'nin AB üyeliğine karşı konuşuyor'
demekten başka bir şey gelmiyorsa acaba içinden ne geçiyordur?
Neden Angela Merkel'in vekili Türkiye AB'ye alınırsa 'terör
sorunu birliğe taşınır' iddiasında bulunma gereği duyuyor? Bu
ifadenin problemli olmasının nedeni, onun temel siyasi
görüşünden kaynaklanmıyor. Türkiye'nin AB katılımına karşı
akılcı ve gözönüne alınması gereken nedenler vardır. Hatta
ABD'nin şimdi terörü bahane edip Türkiye'yi alelacele AB'ye
itmeye çalışması da acilen engellenmelidir..." denilmektedir.
Die Welt gazetesinde (24/11) "Türkiye'nin AB Üyeliği ile
İlgili Tartışma... 'Schröder Çocukça Davranıyor'" başlığı
altında ve Hans-Jürgen Leersch imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Alman partilerinin, Türkiye'nin AB'ye alınmasıyla ilgili
tartışmasının biraz daha tırmandığı ve Başbakan Schröder'in, CDU/CSU
Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Wolfgang Bosbach'ı
karaktersizlikle suçlamasının ardından, CSU Eyalet Meclis Grubu
Başkanı Michael Glos'un, Başbakanı "çocukça" davranmakla
suçladığı kaydedilmektedir. Bosbach ve diğer CDU'lu
politikacıların, İstanbul'daki saldırılar sonrasında
Türkiye'nin AB'ye alınmaması yönünde uyarılar yaptıkları,
Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen Schröder'in ise,
"Türkiye'deki insanların bizim her türlü dayanışmamıza ihtiyaç
duydukları bir ortamda" bu tür açıklamalar yapılmasını
"karaktersizlik" olarak nitelediği belirtilen yazıda, Başbakan
Schröder'in, "Bu açıklamalar, insanların acılarını kendi
amaçlarına alet etmeye çalışan zihniyetler olduğunu ortaya
koymaktadır" dediği, Glos'un ise yaptığı açıklamada, Schröder ve
Kırmızı-Yeşiller koalisyonunu, Bosbach'ın argümanlarını
saptırmamaları konusunda uyararak, "korkunç terör saldırılarını,
Türkiye'nin AB üyeliğini hızla gerçekleştirmek için bahane
olarak öne sürmek, yasaların işleyişini artık El Kaide'nin dikte
ettirebileceği anlamına gelir. Görünen o ki, Türkiye'nin AB'ye
alınması için Schröder'in aklına daha mantıklı nedenler
gelmiyor" şeklindeki ifadeleri aktarılmaktadır. CDU Genel
Başkanı Merkel'in, Türkiye'nin yakında AB üyesi olmasından yana
olmadığını söylediği, FDP Genel Başkanı Guido Westerwelle'nin
ise tartışmaları "utanç verici, rezilce ve insanlığa
yakışmayan" diye niteleyerek, İstanbul'daki saldırıların AB'ye
üyelik kararını etkilememesi gerektiğini söylediği ifade edilen
yazıda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Günther
Verheugen'in de Bosbach'ı eleştirerek "Kendini Hıristiyan diye
tanımlayan bir siyasetçinin bu denli uygunsuz, bu denli
akılsızca konuşabileceğini tahmin etmezdim" diyerek, AB'nin
Türkiye ile katılım müzakerelerini başlatıp başlatmayacağını
2004 yılının sonbahar ayında karar vereceğini söylediği
kaydedilmektedir.
Aynı haber, Financial Times Deutschland gazetesinde de
yer almaktadır.
Alman Televizyonu Birinci ve İkinci kanalları ARD ve ZDF'nin
(24/11) 08:15'teki sabah ortak yayını "Morgenmagazin"
programında, "Türkiye ve AB Üyeliği" başlığı altında ve Berlin
Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Hıristiyan Birlik Partilerinin Meclis Grup Başkan
Vekili Bosbach, İstanbul'daki bombalı saldırılar sonrasında,
Türkiye'nin AB'ye alınmasıyla birlikte terörün AB içine ithal
edilmiş olacağını söylüyor. Bu beyanatı nasıl yorumluyor, nasıl
karşılıyorsunuz?" şeklindeki bir soruya, İrtemçelik'in, "Burada
özel bir statüye sahibim, fakat esasen burada misafir
konumundayım. Bu yüzden, ifadelerimde dikkatli olmalıyım. Fakat
Başbakan Schröder'in bu konuda ne söylediğini hatırlatmak
istiyorum. Herhalde bunu yapabilirim" şeklinde cevap verdiği,
"AB'ye girdiği takdirde Türkiye'nin avantajları, diğer taraftan
da Türkiye üye olursa AB'nin avantajları ne olacaktır?"
şeklindeki bir başka soruyu ise, "Öncelikle şunu söylemeliyim:
Avrupa Birliği, Türkiye için yeni değil, eski bir konudur. Biz
Atatürk'ün ülkesiyiz ve Atatürk'ün bize gösterdiği yolda
yürümeye devam ediyoruz. Bu da, medeniyetin, çağdaş medeniyetin
zirveleridir. Bunun anlamı şudur: AB'ye yürüyüşümüz, Atatürk'ün
o zamanlar verdiği işareti takip etmekten başka birşey değildir.
Bu, bizim için vazgeçilmez bir hedeftir. Türkiye her halükarda
bundan kazançlı çıkacaktır. Türkiye, Cumhuriyet'in kurulmasıyla
çok şey kazanmıştır. Bu hedef bu gelişmeyi sağlamlaştıracaktır.
Türkiye zaten Avrupa'ya aittir. Türkiye NATO'dadır, OECD'de,
Avrupa Konseyi'ndedir, eksik olan sadece Avrupa Birliği'dir ve
fazla bir eksik de kalmamıştır" şeklindeki cevapladığı
kaydedilmektedir.
Der Tagesspiegel gazetesinde (25/11) "Sadece Üyelerin
Acıları Paylaşılmamalı" başlığı altında ve Christoph von Marschall
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, İstanbul'daki intihar
saldırılarının Türkiye'nin AB üyeliğinin ne lehinde ne de
aleyhinde kullanılabileceği ifade edilmekte, "İngiltere bugün
terör saldırılarının hedefi oldu diye kimse onları AB'den ihraç
etmeyi düşünmeyecektir. Almanya tehlikede olsa bunu yetkili
merciler akıllarına bile getirmezler. Bu durumda gereken cevap,
güvenlik güçlerinin ve hükümetlerin olabildiğince yakın
işbirliğine gitmesi olacaktır. Bu da, Avrupa Birliği üyeliğini
gerektirmez. ABD ile var olan işbirliği, AB üyesi olmasalar da
mükemmeldir. İçişleri Bakanı Schily de, Türkiye'nin AB'ye
yakınlaşmasının bu işbirliğini güçlendirdiğini belirtmiştir. Eğer
bu işbirliği üyelikten sonra başlayacaksa, bu 15 yıldan önce
gerçekleşemez. Çünkü Ankara'nın AB üyeliği koşulu olarak
gerçekleştirmesi gereken pek çok reform söz konusudur. Teröre
karşı birlikte mücadele için bu kadar beklenilemez. Bu
mücadelede başarıya ulaşmak AB sınırları ötesinde pek çok
ülkenin çıkarınadır. Bunun içinde dayanışma içinde olmak, bu
ortak duyguyu taşımak önemlidir" denilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da (26/11) "Aleni Yargılama" başlığı
altında ve Susanne Höll imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Hıristiyan Birlik Partilerinin Türklerin AB üyeliği meselesini
"bir taraftan, şu anda başka konular kamuoyundaki tartışmayı
belirlediği için, öte yandan da CDU ve CSU bu konuda, her
halükarda şimdilik aynı görüşte olmadıkları için" bu yıl artık
tartışmak istemedikleri, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini
kesinlik reddeden CSU'nun bu konuyu gelecek yıl yapılacak olan
Avrupa seçim kampanyasına taşımak istediği belirtilmekte,
"Birlik Partileri'nin yöneticileri, o zamana dek bu konuda
konuşulmaması kararı almışlardı. Ancak İstanbul'daki terör
saldırıları ve iç siyasetten sorumlu CDU'nun Federal Parlamento
Grubu Başkan Yardımcısı Wolfgang Bosbach'ın sarfettiği birkaç
cümle, bu planı alt üst etmekle kalmayıp bunun yanı sıra
Hıristiyan Birlik Partileri'nin üst düzey politikacılarının
birbirlerine karşı tutumlarını da açığa çıkardı." denilmektedir.
Bosbach'ın "bombalı saldırıların, terörün ithal edilmesi
tehlikesi içerdiği için daha ziyade ülkenin AB'ye alınmasının
aleyhine bir gelişme olduğu" açıklamasıyla tepkiye neden olduğu,
sadece Başbakan Schröder'in değil, koalisyondaki siyasetçilerin
de Bosbach'ı bu nedenle şiddetle eleştirdiler ve onu insanların
acısını siyasete alet etmekle suçladıkları aktarılmaktadır.
Yazıda, "En azından bu süreç Birlik Partileri içinde bir
yakınlaşmaya neden oldu. Artık hepsi en azından bir konuda
hemfikirler. Terör saldırıları, Türklerin AB üyeliği
tartışmalarında kullanılacak bir argüman değildir ve olamaz."
denilmektedir.
Berliner Zeitung'un (26/11) Gerold Büchner imzasıyla ve
"Türkiye İltimas Bekleyemez" başlığıyla yayımlanan AB Yüksek
Komiseri Günther Verheugen ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın ilgili bölümü şöyledir:
"SORU: Sayın Verheugen, Türkiye'deki terör saldırılarının bu
ülkenin AB katılımı için ne gibi sonuçları olabilir?
VERHEUGEN: Yaklaşık bir yıl içinde katılım müzakerelerinin
başlatılması konusunda karar vereceğiz. Terörist saldırıların bu
konuda bir etkisinin olmamasını umarım. Eğer teröristler
Türkiye'yi, modernleşme, demokratikleşme ve liberalleşme
yolunda engellemeyi başaracak olurlarsa bu durum söz konusu
olabilir. Türk hükümetinin beyan edilen niyeti, tam da buna
izin verilmemesi yönündedir. Bu yüzden Alman muhalefet
temsilcilerinin fırsattan yararlanarak, tamamen iç politik
gerekçelerden dolayı Türkiye'nin Avrupa'da işi olmadığını
açıklamalarını inanılmaz buluyorum.
SORU: Reform rotası için Avrupa'nın aktif desteği ne derece
önemlidir?
VERHEUGEN: Bu, şu sıralar en önemli husustur. Reformlar
Türkiye'de tartışmalıdır. Büyük bir kısmı geleneklere bağlı
olan bir toplumu bu şekilde kararlı bir reform güzergahına
yönlendirmek kolay değildir. Bu güzergahın Avrupa perspektifi
ile irtibatlandırılmasının gerekli olduğu ortaya çıkmıştır.
Eğer şimdi birisi çıkar da, bu perspektifi Türkiye'nin elinden
alacak olursa veya Türkiye'nin Avrupa standartlarını
yakalayabilme kabiliyetinin olmadığını ileri sürecek olursa, o
zaman reformların zeminini kaydırmış olur.
SORU: Bu endişeler tamamen yersiz midir?
VERHEUGEN: Gayet tabii ki Türkiye'nin AB'ye katılımı gibi önemli
bir mesele üzerinde tartışılmalıdır. Ancak herkes, hepimizin
ortak bir çıkarı olduğunu dikkate almak zorundadır. Bu da, insan
haklarına saygılı ve azınlıkları koruyan istikrarlı, demokratik,
hukuk devleti olan bir Türkiye'nin yanımızda olmasıdır. Eğer söz
konusu olan, Batı ve İslam dünyası arasındaki ilişkiyi 21.
yüzyılda belirlemek ve onu anlaşmazlık olmayacak şekilde
biçimlendirmekse, böyle bir Türkiye'ye ihtiyacımız vardır.
(...)
SORU: AB'nin, Türkiye'nin uzaklaşacağı endişesiyle katılımda
kolaylık gösterilmemesine dikkat etmesi gerekiyor mu?
VERHEUGEN: Türkiye halihazırdaki tehdit nedeniyle Avrupa
Birliği'nden hiçbir siyasi iltimas bekleyemez ve beklemeyecektir
de. Ancak diğer taraftan Türkiye bunun kendisinin aleyhine
olmamasını bekleyebilir. En iyisi, çizgi ve zaman planlamamızda
kalmamız ve bu ülkeye, katılım müzakereleri için gerekli
şartları yerine getirmesi için yardım etmemizdir."
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger
Nachrichten
gazetesinde (22/11) "Teröre Karşı İleri Karakol" başlığı altında
ve Viktor Hermann imzasıyla yayımlanan bir yorumda,
İstanbul'daki feci saldırıların sesi hala kulaklarda çınlarken,
Avrupa'nın bu kadar çok terörist saldırıya sahne olan
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınıp alınmayacağını tartışmaya
başladığı, bu konuda ilk önce Almanya'daki Birlik Partilerinin
söz aldığı ve terörizmin ülkelerine yerleşmesini
istemediklerini söyledikleri belirtilmektedir. Muhafazakar
politikacıların en olumlu görüşte olanlarının bile, Türkiye'nin
AB'ye yakınlaşması ile geçtiğimiz günlerde cereyan eden bombalı
saldırılar arasında bir bağlantı kurmak istemedikleri ifade
edilmekte, bu tavrın "yanlış" olduğu değerlendirmesinde
bulunulmaktadır. Yorumda, El Kaide'nin küresel terör ağının
Türkiye şubesine mensup teröristlerin, Türkiye uzun zamandan
beri Avrupa'ya dahil sayıldığı için, İstanbul'da birkaç gün
arayla iki kez dehşet verici saldırılarda bulundukları ileri
sürülmektedir. İstanbul'da hedef olarak sinagogların ve İngiliz
kuruluşlarının seçilmesinin de, Müslümanların yaşadığı, ancak
laik olan ve kesinlikle İslamcı olmayan bir ülkenin hükümetini,
ABD ve Avrupa'ya yakınlığı yüzünden cezalandırmayı hedeflediği
vurgulanan yorumda, Türkiye'nin El Kaide'nin terör listesine
alınmasıyla, ülkenin Avrupa'ya dahil olup olmadığına dair
kararın çoktan verildiği ve artık AB ile Türkiye arasındaki
bağların ne kadar sıkı olması gerektiği konusunda da tartışmaya
gerek kalmadığı, bunun cevabını da, terör gerçeğinin üstlenmiş
olduğuna işaret edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(22/11) "Türkiye'nin AB Üyeliği Kararı İçin Henüz Çok Erken"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB Dış Politika Yüksek
Temsilcisi Javier Solana'nın, yaptığı açıklamada, İstanbul'daki
bombalı saldırıların Türkiye'nin Batı'ya ilerlemesine karşı
tepki niteliğinde olduğunu, ancak Türkiye'nin AB'ye katılımı
kararının daha kısa sürede alınması yargısına varmak için henüz
çok erken olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. Solana'nın,
Avrupa-1 televizyonuna yaptığı açıklamada, "Türkiye'ye yönelik
saldırının muhtemel sebebi, Türkiye'nin şu anda Batı'ya yönelen
ılımlı bir İslami hükümet tarafından yönetiliyor olması.
Bölgede, Türkiye'nin Avrupa ve Batı yönünde ilerlemesini
istemeyen kişiler var" dediği belirtilen haberde, Solana'nın,
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım arzusuna yönelik olarak
alınacak kararın daha çabuk alınıp alınmayacağına dair bir
soruya karşılık olarak, "Bu bağlamda herhangi bir karara varmak
için henüz çok erken... Ancak şu konuda kesinlikle emin
olabilirsiniz ki, son gelişmelerin nasıl bir tatminkar cevap
verileceğine etkisi kesinlikle olacaktır" şeklindeki ifadesi
aktarılmaktadır.
Reuter'in (27/11) ve "Schröder: Türkiye'nin AB'ye Girmesi
Avrupa'yı Daha Güvenli Bir Hale Getirebilir" başlığı altında ve
Erik Kirschbaum imzasıyla yer verdiği haberde, Almanya Başbakanı
Gerhard Schröder'in Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği isteğine
yönelik güçlü bir destek vererek, İslam dünyasına açılan bir
köprünün Avrupa'daki güvenliği iyice güçlendireceğini ileri
sürdüğü bildirilmekte, Schröder'in parlamentoda yaptığı bir
konuşmada, İstanbul'da meydana gelen bombalı saldırıların
Türkiye'nin üyelik şansına zarar verdiğini, zira AB'nin militan
İslami ithal etme riskine girmeyi istemediğini ileri süren
muhafazakar muhalif politikacılara çıkıştığı, Müslüman laik bir
demokrasinin ve bir NATO üyesinin AB'ye girmesi halinde durumun
tam tersi şekilde olacağını söyleyerek "Siyasi bir bakış
açısından şu, tam olarak gözden geçirilmesi gereken bir
düşüncedir: Türkiye'deki bir denemenin başarıya ulaşması ve
İslam ile özgürlük değerleri arasında bir bağlantı kurulması,
Almanya ve Avrupa'nın güvenlik çıkarlarına hizmet eder mi etmez
mi?" şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır.
İTALYA BASINI:
Corriere della Sera
gazetesinde (23/11) Gianna Fregonara imzasıyla ve "Dışişleri
Bakanı Frattini: "Türkiye AB'de..! Terörizme Karşı Kuvvetli Bir
Mesaj" başlığıyla yayımladığı İtalya Dışişleri Bakanı Franco
Frattini ile gerçekleştirilen mülakatta yer verilmektedir.
Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: İtalya Dönem Başkanlığı Türkiye'ye yönelik olumlu birkaç
adım atacak mı?
FRATTINI: Son aylarda Türkiye ile ilişkiler yoğunlaştırıldı.
Türkiye için öngörülen müzakere tarihinin belirleneceği dönemde,
Kopenhag'da görülen bazı kararsızlıkları gidermek için Avrupa'da
çok çalıştık. O dönemde, Fransa ve biraz da Almanya bir tarih
belirtmeyi reddetmeye çalıştılar. En sonunda bir randevu tarihi
belirlenmesi için kesin bir nokta koymanın önemli olduğu fikri
üstün geldi. O zamandan beri de, sadece Komisyon zirvesinin
ötesinde, Avrupa halklarının içinde var olan bazı kuşkuları
aşmak için Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ne uyması yönünde
çaba gösterdik... Romano Prodi'nin 'Anacığım Türkler' dediğini
unutmayalım!!!
SORU: O halde terörizme karşı savaşın da desteğiyle, AB ile
müzakerelerin başlangıç tarihini öne almak mümkün mü?
FRATTINI: Şimdiki AB Komisyonu'nun görev süresi ekimde bitiyor.
Genişlemeden Sorumlu Komisyon üyesi Günther Verheugen çok iyi iş
çıkarmışsa da, gelecek yıl sonuna kadar halen yapılması gereken
birtakım şeyler kalmışsa da, Türk hükümetince gerçekleştirilen
reformlar bu Komisyon tarafından takdir ediliyor olsa da, görev
süresi bitmek üzere olan bir yönetimin Türkiye'ye olur vermek
gibi böylesine stratejik bir hedefi belirlemesi uygun değildir.
(...)
SORU: Türkiye, ki AB'deki ilk ve tek Müslüman ülke olacak, 67
milyon insanıyla AB'ye girdiği zaman, neredeyse Almanya kadar
ağırlıklı olabilir. Peki bu bir sorun teşkil eder mi?
FRATTINI: Yeni anayasa için düşündüğümüz kriterler yeni bir
devletin üye olması üzerine şekillendirilemez. Bizler de
Türkiye'nin katılımından fayda sağlayacağız, bir şeyler elde
edeceğiz: Müslüman bir halkın Avrupalılarla masaya oturmayı
seçebileceğini gösterebiliriz... Avrupa'yı seçecek olan Türk
halkıdır.
SORU: Bu kadar kalabalık nüfuslu bir ülkenin üyeliği ve
Avrupa'nın Hıristiyan kökleri konusundaki tartışma nasıl
dengelenir?
FRATTINI: Hıristiyan kökler geçmişten, Türkiye'nin olmadığı
tarihimizden bahsediyor... Ancak, Türkiye'nin laik yapısı bugün
Avrupamızda din özgürlüğünün var olduğunu öngörüyor."
FRANSA BASINI:
Le Monde
gazetesinde (25/11) "Terörizm Karşısındaki Ankara, Hedefini Bir
Kez Daha Tekrarlıyor: AB'ye Katılmak" başlığı altında ve Nicole
Pope imzasıyla yayımlanan bir yazıda, İstanbul'daki bombalı
saldırılar konu edilmekte ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
BBC'ye verdiği bir mülakatta, terör ağlarını çözmek ve başka
saldırıların önüne geçmek için uluslararası işbirliği çağrısında
bulunarak, "Terörizm, uluslararası bir olgudur ve onunla
mücadele etmek için ortak bir platform oluşturmalıyız" dediği
belirtilmektedir. Erdoğan'ın, teröristlerin kanlı metodlarının
Türkiye'yi reform programından ve temel amacından, bir başka
deyişle, Avrupa Birliği'ne üye yegane Müslüman ülke olma
amacından saptıramayacağının altını çizerek, "Yıllardır,
medeniyetler çatışmasını isteyen insanlar var. Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne girmesi bu dönemde daha da büyük bir önem arz
etmektedir... AB'yi medeniyetlerin buluştuğu ve anlaştığı bir
mekan olarak görüyoruz." şeklindeki ifadelerinin aktarıldığı
yazıda, geçtiğimiz yıllarda birçok siyasi ve ekonomik kriz
dönemi geçiren Türklerin, kanlı saldırıların etkisini inanılmaz
bir güçle atlatmayı başardıkları vurgulanarak, saldırıların
ardından yaşanan gelişmeler ele alınmaktadır.