02. 12. 2003

   

Anasayfa

e-posta


 

                                      

            

            ANKARA, 02/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  01 Aralık 2003 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir: 

            ALMANYA BASINI: 

            Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (01/12)  "Yeşiller Partisi Kurultayından Türkiye'ye AB Yolunda Destek  Kararı Çıktı" başlığı altında ve Mehmet Aktan imzasıyla yer  verilen bir haberde, koalisyon hükümetinin ortağı Yeşiller  Partisi'nin Dresden'deki kurultayında, Türkiye-AB ilişkileri  üzerinde çok durulduğu, hatta İtalya'da Dışişleri Bakanları  toplantısından uydu aracılığı ile kurultaya bağlanan  Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in, Türkiye'nin  desteklenmesini savunduğu kaydedilmektedir. Fischer'in,  "Lehte ve aleyhte gerekçeler var. Ama ben Avrupa'nın kapısını  Türkiye'nin yüzüne kesinlikle kapatamayacağımız inancındayım.  Avrupa Türklere 40 yıldan beri vaatlerde bulunuyor. Şimdi  Erdoğan hükümeti refah programını yürürlüğe koyarken,  terörizm İstanbul'da çok sayıda insanın ölümüne yol açarken  ve uzun süreli dayanışma söz konusuyken, Avrupa Türkiye'ye  verdiği sözleri hatırlamalı." dediği belirtilen haberde,  Yeşillerin eski Genel Başkanı Claudia Roth'un da Türkiye ile  dayanışma önergesi sunduğu kurultayda önergeyi oybirliğiyle   kabul eden delegelerin, Yeşiller Partisi'nin Türkiye'yi AB  yolunda destekleyeceğini göstermiş oldukları ifade  edilmektedir. Haberde, Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin  Leipzig'deki kurultayında da, Türkiye-AB ilişkilerine  değinileceğinin tahmin edildiği, ama asıl programın,  Schröder hükümetinin sosyal reformlarına yönelik eleştirilerin,  ekonomik ve mali sorunların olacağı kaydedilmektedir.

            Aynı haber, Handelsblatt gazetesinde yer almaktadır.

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (01/12) "Solana:  Suriye Yakında Komşu Olacak" başlığı altında yayımlanan bir  yazıda, Türkiye'nin olası AB üyeliğinin sadece siyasi partiler  içinde  değil, Alman halkı nezdinde de oldukça tartışıldığı  belirtilmekte ve ZDF TV için araştırma yapan Wahlen Araştırma  Grubu'nun temsili kamuoyu yoklamasının sonucuna göre, Alman  halkının yüzde 41'i Türkiye'nin  AB üyeliğine evet derken,  yüzde 52'sinin reddettiği ifade edilmektedir. AB'nin ise  artık  Türkiye'nin üyeliğini kesin olarak hesaba katıyor  gözüktüğü kaydedilen yazıda, AB'nin Ortak Dış ve Güvenlik  Politikası Sorumlusu Solana'nın,  Delhi'de (Frankfurter  Allgemeine Zeitung) gazete tarafından yöneltilen, AB'nin  gelecekteki  stratejik çıkar bölgesi sınırlarına ilişkin  soruya, "Suriye  yakında komşu ülke olacak." şeklinde  cevap verdiği vurgulanmaktadır.

            Berliner Zeitung'da (01/12) "Türkiye... Reformcular  Desteklenmeli" başlığı altında ve  Jörg Michel/Bettina  Vestring imzalarıyla yayımlanan ve Türk kökenli Yeşiller  Partisi Milletvekili Cem Özdemir ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

            "SORU: Kendinizi Türkiye'nin üyeliğinin özel avukatı   olarak görüyor musunuz? 

            CEM ÖZDEMİR: Kendimi sadece bununla sınırlandırmak   istemiyorum. Bu benim için yeterli değildir. Ben Türkiye'nin   sadece güneş, plaj ve fevkalade bir tatilden ibaret olduğunu  da söylemiyorum. Fakat tam da insan hakları konusunda daha   yapılacak çok şey olduğu için, Türkiye'nin Avrupa'ya daha   fazla yakınlaştırılması gerekir. 

            SORU: İnsan hakları konusunda nerede sorun görüyorsunuz? 

            CEM ÖZDEMİR: Yasalar itibarıyla çok şey yapıldı, örneğin   idam cezası kaldırıldı. Fakat Türk bürokrasisinde uygulamayı   sabote etmeye çalışan güçler var. Bir örnek verecek olursam:   Meclis, Kürtçe ders verilmesine ilişkin yasayı onaylıyor.   Fakat bir memur, Kürtçe dersi verilecek okulun kapısının   normlara uymadığını söylüyor. Sanki Türkiye'de normlara her   zaman katı bir şekilde riayet ediliyormuş gibi. 

            SORU: AB üyeliğinin, bu durumun değişmesine faydası   nasıl olacak? 

            CEM ÖZDEMİR: Türkiye'deki reform mücadelesi verenlere   yardımcı olmamız önemlidir. Bunun alternatifi çok basit:   Birlik Partileri, Türkiye ne yaparsa yapsın, kapıyı suratına   kapatmak istiyor. Bu ülke bir insan hakları cenneti olsa bile,   Birlik Partileri hala "saç renginiz hoşumuza gitmediği için,   dininiz farklı olduğu için ve yanlış komşularınız olduğu için   sizi istemiyoruz" diyebilir. Ancak Hıristiyan Birlik  Partileri böylece Türkiye'nin kökten dincilik ve aşırı  milliyetçiliğin  gelişeceği bir istikamete yönelmesi riskine  giriyor. 

            SORU: Bu konu Avrupa seçim kampanyasına taşınacak mı? 

            CEM ÖZDEMİR: Kesinlikle evet, çünkü insanları  ilgilendiren bir konu. Ancak bir şeye dikkat çekmek oldukça  önemli: Söz konusu olan Türkiye'nin şimdi üye olması meselesi  değil, AB'nin 2004 yılının sonunda müzakereleri başlatıp   başlatmayacağıdır. 

            SORU: Türkiye'nin Birliğe alınması ne kadar sürebilir? 

            CEM ÖZDEMİR: Bu yaklaşık 10 yıllık bir süreç olacak. Daha  azını pek gerçekçi bulmuyorum.  

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (29/11) "İçişleri Bakanı Strasser:  Türkiye'nin Entegre Olması Düşünülemez" başlığı altında ve  "and" rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, İçişleri Bakanı Ernst  Strasser'e göre, Türkler sığınma başvurusunda  bulunmak için  sıraya girerken Türkiye'nin AB üyesi olamayacağı  belirtilmektedir. İçişleri Bakanı Ernst Strasser'in, geçen  haftalardaki  terörist saldırıların ardından Türkiye'nin  entegrasyon  sürecinin hızlandırılmasına ilişkin çok sayıdaki  çağrıya  katılmadığı ifade edilen yazıda, "Basklardaki terör  yüzünden AB'ye katılımın  hızlandırılmasının gerekip  gerekmediğini kimse şimdiye  kadar tartışmak istemedi."  şeklinde konuşan Strasser'in, dikkatin  daha çok insan hakları  gibi temel sorunlara yöneltilmesi  gerektiğini, Avusturya  tarafından kabul edilen sığınmacılar  arasında sık sık Türk  vatandaşlarına rastlanıldığı sürece, "AB açısından Türkiye  ile yoğun bir entegrasyon süreci  düşünülemez" dediği  aktarılmaktadır.

            Kurier gazetesinde (29/11) "Türkiye'nin AB'ye Katılımı:  SPÖ-ÖVP Tartışması" başlığı altında yayımlanan bir haberde,  Avrupa Parlamentosu'ndaki SPÖ Delegasyonu Başkanı Hannes  Swoboda'nın, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda  incitilmemesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir.  "Türkiye'de terörün  yol açtıkları, katılım konusunda bir  avantaj olarak  değerlendirilmemeli, ancak katılıma karşı  popülist bir  argüman olarak da kullanılmamalıdır." diyen  Swoboda'nın, AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişimi   için sakin bir şekilde çalışmaya devam edilmesinden yana   olduğu ifade edilen haberde, bundan önce ÖVP Delegasyonu  Başkanı Ursula Stenzel'in,  Türkiye'nin AB'ye katılımı  konusunda tarafsız bir tartışma başlatılmasını isteyerek,  Türkiye'nin de bu bağlamda, öncelikle de Kıbrıs sorununda  daha fazla hareketlilik  göstermesi gerektiğini belirttiği  kaydedilmektedir.

            Aynı haber, Die Presse gazetesinde de yer almaktadır.

            Der Standard gazetesinde (29/11) "Verheugen'den  Türkiye'nin Reformlarına Övgü" başlığı altında yayımlanan  bir haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther  Verheugen'in,  Türkiye'nin AB'ye katılma ihtimalinin,  önümüzdeki yıl  Avrupa seçimlerinde kullanılmaması yolunda  uyararak,  "Financial Times Deutschland"a, "Avrupa seçim  kampanyasının  Türkiye'nin katılımına ilişkin bir referanduma  çevrilmemesini  salık veririm. Çünkü biz daha bundan çok  uzaktayız." dediği aktarılmaktadır. CDU Parlamento Grubu  Başkan Yardımcısı Wolfgang Bosbach'ın, Türkiye'nin katılımı  ile terör tehlikesinin Avrupa'ya ithal edileceğini söylediği  hatırlatılan haberde, Verheugen'in, Bosbach tarafından  İstanbul'daki terörist saldırıların gölgesinde başlatılan  tartışmayı "yakışıksız ve ahlaka  aykırı" olarak tanımlayarak,  Komisyonun katılıma ilişkin takvimi değiştirmeyeceğini  belirttiği ve Türk reformlarının "hızını ve kalitesini"  övdüğü kaydedilmektedir.  

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (01/12) "CDU, Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı,  Türkiye ile Bir Ortaklık Taraftarı" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Almanya'daki Hıristiyan-Demokratlar  Birliği (CDU, muhafazakar) Başkanı  Angela Merkel'in yaptığı  açıklamada, Türkiye'nin AB'ye  tam üye olmasına karşı  olduklarını belirttiği ve Başbakan  Schroeder'i iç politika  hesapları ile bu üyeliği önermekle  suçladığı kaydedilmektedir.  Leipzig'deki kongre sırasında partisinin delegelerine   yönelttiği konuşmasında Merkel'in, "Avrupa'nın sınırları var.   Türkiye ile bir çeşit özel ortaklık istiyoruz, ancak AB'ye   tam üye olmasını istemiyoruz." dediği belirtilen haberde,  Merkel'in "Türkiye'de iç politikada gerçekleştirilen   ilerlemelerden memnuniyet duyuyoruz. Ancak, AB'nin   entegrasyon kapasitesi, Türkiye'nin tam üyeliği ile aşılmış  olacaktır." şeklinde konuştuğu ifade edilmektedir. Haberde,   CDU Başkanı Merkel'in, Almanya Başbakanı Gerhard Schroeder'i,   üyelik vaadiyle Türk halkını "yanılgıya" sevketmekle  eleştirerek, "Bu, Türk dostlarımızın gönlünü almak için   taktik bir bahanedir." dediği aktarılmaktadır. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            İmerisia gazetesinde (29/11) "Son Fırsat" başlığı altında  ve Yorgo Kapopulos  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs  sorununun çözümü ve AB üyeliği konu edilmektedir. Kıbrıs  sorununun 1 Mayıs'a kadar çözümlenmesinin, herşeyden önce,  2004 yılının aralık ayındaki AB-Türkiye randevusunda olumsuz  gelişmelerin engellenmesi açısından Ankara için son fırsatı  oluşturduğu belirtilen yorumda, terör darbeleri ve Kürt  meselesinin yeniden canlanacağı belirtilerinin Türkiye'deki  reformları zorlaştırdığı ve  Kıbrıs meselesinin, ülkenin AB  yöneliminin Avrupa'nın  tümü tarafından reddedilmemesi için  en önemli faktör olarak  ortaya çıktığına işaret edilmektedir.  Kıbrıs sorununun 1 Mayıs'a kadar çözümlenmemesi durumunda,  yolun AB-Türkiye arasında özel bir ilişkiye doğru açılacağının   kesinlikle ortaya çıkacağı ifade edilen yorumda, AB  ülkelerinin geri dönüşü olmayan adımı atarak, Türkiye ile  üyelik müzakerelerinin başlayacağı tarihi belirtmeye niyetli  olmayabilecekleri, ama Ankara ile ilişkilerinin bir soğuk   savaş yönünde gelişmesine de razı olmayacakları  kaydedilmektedir.

            Elefterotipia gazetesinde (30/11) "AB-Türkiye  İlişkilerinin Havada Kalmış Adımı" başlığı altında ve  Mihalis Moronis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Birlik  ülkelerinin büyük çoğunluğunun arzu ettiği AB üyeliği ile  uzun süreden beri sorun oluşturan Türkiye'nin yönelimi   sorununun kesinlikle çözüleceği sanılırken, İstanbul'daki  barbar terör saldırılarından sonra sorunun, bir gerginlik  ortamında yine  gündeme geldiği belirtilmekte, bunun,  mantıklı bir gelişme oluşturduğu, çünkü katliamın yarattığı  şokun en azından, gerek Türkiye'de gerekse Avrupa'da yapılan  konuya ilişkin konuşmaların aslında yüzeysel olduğunu  doğruladığı kaydedilmektedir. Türkiye'de herkeste, AB  üyeliğiyle bütün sorunların çözümleneceği sabit fikrinin  hüküm sürdüğü, Avrupa'da da herkesin, tezini açıklamaktan  kaçınmak için, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ne uyum  sağlamasının gerekli olduğunu vurgulayıp rahatına baktığına  işaret edilen yorumda, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack  Straw'un, üyelik kriterlerini  ikinci planda tutanların  görüşünü dile getirerek, saldırıların  "Türkiye'yi AB'nin tam  üyesi görmek yönündeki kararlılığımızı  artırmalı" dediği,  çünkü İtalyan meslektaşı Franco Frattini'nin vurguladığı gibi,  "Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla, ülkede  iktidarın yine  askerlerin eline geçmesini arzu edenlerin bu  yöndeki  çabalarının önleneceği" kaydedilmektedir. Başta Almanya  Başbakanı Gerhard Schröder olmak üzere, Avrupa hükümetlerinin  Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin  kararlı açıklamalarla  sempatisini dile getirmesinin, Avrupa'yı  ikiye böldüğü ifade  edilen yorumda, Almanya'daki Hıristiyan Demokrat muhalefetin   açıkça, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığı, Fransa'nın  sessiz kaldığı ve ülkenin Avrupa ilkelerine uyum sağlaması   şartının kolayca gözardı edilemeyeceği vurgulanmakta ve  "sadece özellikleri nedeniyle değil, büyük bir ülke olması  ve terör saldırılarından dolayı hüküm süren askeri güç  mentalitesinin güçlenmesi nedeniyle Türkiye, Avrupa'ya yeni  sorunlar getirecek. Ancak, Avrupa-Türkiye ilişkilerinin,   özel ilişkiler temelinde netleşmesi yönünde ilk adımı atma   cesaretini gösterecek olan yok. Oysa bu, her iki taraf için   yararlı olur." denilmektedir.

            Elefterotipia gazetesinde (30/11) "ABD'den, AB'ye Pas"  başlığı altında ve  Thanasis Tsitsas imzasıyla yayımlanan  bir yorumda, bombalı saldırılardan sonra Amerikalıların,  Ankara'nın AB  üyesi olması için baskı uygulama fırsatını  buldukları belirtilmektedir. ABD'li  siyasi yorumcuların,  gazetelerde yer alan yazılarla, İngiltere Dışişleri Bakanı  Jack Straw'un çizgisinde hareket ederek, terör  saldırılarından sonra Türkiye'nin hemen AB üyesi olması   gereğinden söz ettikleri ifade edilen yorumda, Türkiye'nin  Avrupa'nın avlusunda beklediği sürece, -AB üyeliğine   istenmediğini bilen- üyelikleri için yalvarmaya hazır olan   vatandaşların sayısının gittikçe azaldığına dikkat  çekilmektedir.  Yorumda, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın  değerlendirmesine göre, teröristlerin saldırıları devam  ederse, üyelik kriterlerini yerine getirmek için hazırlıklarda  bulunan (yasalarda değişiklikler, Kürt azınlığa haklar  tanınması, ülkenin siyasi yönetiminde askerlerin rolünün  azaltılması ve Kıbrıs meselesi), ancak hala hazır olmayan  Türkiye'nin zorunluluğunun artacağı kaydedilmektedir.       

 

ESKI SAYILAR