ANKARA, 04/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 3
Aralık 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
AVUSTURYA BASINI:
Haftalık Profil
dergisinde (03/12) "Hoşgeldiniz" başlığı altında ve Georg
Hoffmann-Ostenhof imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle
denilmektedir: "Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı olmak için
tabii ki mantıklı nedenler var. Oldukça zorlu bir doğuya
genişlemenin ardından Türkiye'yi Birliğe katmak, Birliğin gücünü
aşmayacak mı? Avrupa, kıtanın doğusundaki siyasi ve ekonomik
açıdan geri kalmış, nüfusunun çoğu Müslüman olan ve Irak ve
Suriye ile hassas sınırları olan böyle bir ülkeyi kaldırabilecek
mi? Bu, kuşkusuz ki meşru bir soru. Türkiye'nin AB'ye katılma
ihtimaline ilişkin tartışmanın İstanbul'daki feci terörist
saldırıların ardından yeniden alevlenmesi, bu tartışmanın
ardında aslında başka şeylerin yattığını bir kez daha
gösteriyor. Almanya Parlamentosu'ndaki CDU/CSU grubu Başkan
Yardımcısı Wolfgang Bosbach Boğaz'daki cesetler daha
toplanmamışken söz alarak, Türkiye'nin katılımı ile Avrupa'ya
bir güvenlik sorunu taşınmaması yolunda uyardı. ÖVP'li Avrupa
Parlamenteri, İstanbul'daki son terörist saldırıların
Türkiye'nin, 'radikal İslamcıların faaliyet bölgesine dahil
edildiğini' gösterdiğini belirtti. Stenzel işte bu yüzden de
Türkiye'nin Avrupa kulübüne alınmasının reddedilmesi gerektiğini
söyledi. Böyle bir analiz tabii tehlikeli hayalleri besliyor.
Terör sorunu Avrupa'ya çoktan ulaştı. Avrupalıların artık arka
kapıyı kapatıp jaluzileri indirme olanağı kalmadı. Burada ayrıca
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in Bosbach'ı eleştirirken
değindiği bir ahlaki olguya dikkat çekmekte yarar var. Schröder,
'Türkiye'deki insanların bizimle dayanışmaya ihtiyaç duyduğu
böyle bir anda söylenilen bu sözleri tamamen karaktersiz
buluyorum' dedi. İslamcı teröristlerin 11 eylül 2001'de New
York'tan sonra en büyük saldırı dizisini gerçekleştirmek için
neden İstanbul'u seçtiklerini analiz etmek gerekir.
Teröristlerin hedef aldığı, Türkiye'nin AB'ye aday olmasını
sağlayan ve onu Batı ile dünya gözünde bu kadar önemli bir
konuma getiren özelliklerdi... Türkiye'nin AB'ye katılımını
ihtimal dışı görenlerin teröristlerin ekmeğine yağ sürdüğünü
bilmeleri gerekir. Müslüman bir ülkenin herşeyiyle birlikte
sıkı sıkıya Avrupa'ya bağlanması, teröristler açısından
dayanılamayacak birşey... Türkiye'nin AB'ye entegrasyonu
kuşkusuz ki çok kolay olmayacak. Çok çabuk da olmayacak. Ama
Avrupa bazı Hristiyan Batılıların zannettiğinden çok daha
güçlü. Bu, özellikle de AB'nin yalnızca bir Hristiyan kulübü
olmamasından kaynaklanan bir güç... Avrupa'nın gücü, çeşitli
kavimleri, ulusları, kültürleri ve dinleri içinde bütünleştirme
ve bunu bir zenginlik olarak değerlendirme isteği ve
yeteneğinden ileri geliyor. Yani Türkiye içtenlikle hüsnükabul
görmeli."
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos
gazetesinde (03/12) "Türkiye'nin Kazançları" başlığı altında
yayımlanan başmakalede, İstanbul'da meydana gelen son terör
olaylarının ve Erdoğan hükümetinin ciddi bir şekilde soruna
eğilmesinin, Washington ile AB içinde Türkiye ile ilgili
görüşlerin, yavaş yavaş Ankara'nın lehine değişmeye başlamasına
yol açtığının görüldüğü kaydedilmektedir. Başka bir deyişle,
Irak savaşı sırasında ne yapacağını bilmez durumda olmasından
dolayı uluslararası ilişkilerinin olumsuz etkilenmesinin ardından
Türkiye'nin, yeniden yabancı ülkelerin desteğini kazanmaya
başladığı belirtilen başmakalede, Brüksel'de 12-13 Aralık
tarihinde yapılacak AB zirvesi ile ilgili hazırlanan karar
taslağında, "Kıbrıs sorununun çözümlenmesi, Türkiye'nin AB üyesi
olması yolundaki arzularının gerçekleşmesinde yardımcı
olacaktır" şeklinde bir ifadenin yer alacağı kaydedilmekte ve
"Bu ifadenin, AB Komisyonu tarafından Türkiye'ye ilişkin
hazırlanan İlerleme Raporu'nda yer alan ilgili ifadeden daha
olumlu olduğu açıktır. AB Komisyonu tarafından hazırlanan
raporda, Kıbrıs sorununun çözümlenmemesinin Türkiye'nin AB
beklentilerine ciddi engel teşkil edeceği kaydedilmiştir.
Türkiye'nin AB yönelimi konusunda, Avrupa'nın (özellikle merkez
sağ kanadının) büyük ölçüde ihtiyatlı olmasına rağmen, dünyanın
terör tehdidi ile karşı karşıya kalması ve İslamcı Türkiye'nin
Batı'nın 'arabasına' bağlı kalmasının önemli olduğu açıktır.
Ankara, Atina'nın da yardımıyla, her geçen gün Avrupa'ya daha
çok yaklaşıyor. Cevap arayan soru, 'bu durum, Ankara'nın
Yunanistan'a yönelik uyguladığı taktiğin değişmesine yol açacak
mı, yoksa ülkemize yönelik Türk taleplerinin gerçekleşmesinde
kolaylık mı sağlayacak?' sorusudur" denilmektedir.
BAHREYN BASINI:
Bahrain Tribune
gazetesinin internet sayfasında (03/12) "Avrupa Birliği'nin
Türkiye İçin Savaşı" başlığı altında ve Christoph Bertram
imzasıyla yer alan bir yorumda, İstanbul'da gerçekleşen son
intihar saldırılarının arkasındakilerin Yahudi sinagogları ve
İngiliz hedeflerine karşı bombalarını patlattıklarında
kafalarında kendilerini izlediklerini düşündükleri birkaç
seyirci olduğu, bunlardan biri ve belki de en önemlisinin, Türk
siyasi sınıfının mümkün olduğunca kısa bir süre içinde katılmaya
hevesli olduğu Avrupa Birliği vatandaşları olduğu
belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili savaşının
birçok cepheden yürütüleceği -Hükümetin şu anda adaylık statüsünü
kazanabilmek için büyük reformlar gerçekleştirdiği ülkenin kendi
içinde; Avrupa Konseyi Aralık 2004'te Komisyonun resmi giriş
müzakerelerine başlayabileceğine dair yetki verdiği zaman
müzakere masasında ve mevcut üyelerin kamuoyları arasında- ifade
edilen yorumda, bu üç cephenin en talepkarının en sonuncusu
olacağı ve birçok AB vatandaşının bugün Türkiye'nin üyelik
ihtimali konusunda rahatsız olduğu, İstanbul'daki canavarlıktan
sorumlu olanların İslami terörün bu rahatsızlığı daha da
artıracağını hesaplamış olabilecekleri kaydedilmektedir. Gelecek
yıl Birliğe katılacak olan 10 yeni ülkenin -ve hatta gelecekte
katılabilecekleri ihtimali verilen Balkan ülkelerinin bile-
hepsinin geleneksel bir Avrupa tanımıyla kucaklandığı ve
hiçbirinin AB'nin mevcut dengesini bozabilecek bir büyüklüğe
sahip olmadığı, fakat bunların hiçbirinin Türkiye için geçerli
olmadığına işaret edilen yorumda, Türkiye'nin İran, Irak ve
Suriye gibi ülkelere sınırı bulunduğundan AB'ye rahatsız edici
komşular getireceği ve üye olduğunda AB'nin bugünün dünyasındaki
en sorunlu bölge olan Orta Doğu'nun bir parçası durumuna
geleceği vurgulanmaktadır. Avrupa kamuoyunun Türkiye hakkında
duyduğu rahatsızlığa ülkenin potansiyel AB üyeliğiyle ilgili
referandumda dikkat çekilirse ülkenin katılma şansının iyice
azalacağı ve müzakerelerin sonunda bu yüzden Türkiye'nin Avrupa
için hazır olduğu, ama Avrupa'nın Türkiye için hazır olmadığının
ortaya çıkabileceği kaydedilen yorumda, bahsedilen nedenler
yüzden Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili savaşın başladığı ve
İstanbul'daki bombacıların bunu anlamış gibi göründükleri,
AB'nin, hem Türkiye hem de Avrupa için doğru olduğuna
inananların, iddiaları için savaşmaya hazır olmalarının
gerektiği vurgulanmaktadır.
RUSYA BASINI:
Rus haber ajansı
Regnum'un internet
sayfasında (02/12) "Estonya, Türkiye'de Kürt Dilinin
Dışlanmasından Hoşnut Değil" başlığı altında yer alan bir
yazıda, Estonya'daki Türkiye Büyükelçisi Ömer Altuğ ile
görüşmesi sonrasında Estonya Adalet Bakanı Ken-Marti Vaher'in,
Kürt dili sorununu çözmeden Türkiye'nin AB'ye üye olamayacağını
söylediği kaydedilmektedir. Büyükelçi Altuğ'un, buna cevap
olarak, siyaset ve adalet sisteminin düzeltilmesinde Türkiye'nin
başarılarının altının çizdiği ve Avrupa Komisyonu'nun raporunu
soğuk bir şekilde hatırlattığı belirtilen yazıda, Altuğ'un,
Vaher'in bu açıklamalarının Türk yetkililerin Estonya'ya karşı
tavrını değiştirebileceği olasılığından da bahsettiği ve aynı gün
içerisinde Estonya Hükümeti Basın Merkezi'nin, Vaher'in
görüşlerinin Estonya Hükümeti'nin görüşünü temsil etmediği
yününde bir açıklama yapmak zorunda kaldığı ifade edilmektedir.