11. 12. 2003

   

Anasayfa

e-posta


 

                     

            ANKARA, 03/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  10 Aralık 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ALMANYA BASINI: 

            Kölnische Rundschau gazetesinin internet sayfasında  (09/12) "Türkiye'nin AB'ye Üye Olmasına 'Göreceli Evet'"  başlığı altında yer alan bir haberde, Alman vatandaşların  büyük bir bölümünün (yüzde 66'sı) Türkiye'nin AB'ye girmesini desteklediği, fakat çoğunun, bunun gerçekleşmesi için bir  takım şartların yerine getirilmesini istediği belirtilmektedir.  Bu şaşırtıcı sonuca, Essen'de Türkiye Araştırmaları Merkezi  (ZFT) tarafından ekim ayında yapılan ve bin Alman'ın katıldığı  anket çalışmasından sonra varıldığı ve merkezin açıkladığı  anket sonucunun, ne kadar açık olsa da, tek bir düşünceyi  sergilemediğinin görüldüğü ifade edilen haberde, sonuca  bakılırsa, Türkiye'yi destekleyenlerin sadece yüzde 8'inin  Türkiye'nin koşulsuz AB'ye girmesini istediği, diğer yüzde  58'i ise bunun, Türk Devleti'nin demokratikleşmesi gibi bir  takım koşullara bağlı olmasını istediği kaydedilmektedir.  Almanların bu pozitif zihniyetinin oldukça göreceli olduğu  belirtilen haberde, Türkiye Araştırmaları Merkezi (ZFT)'nin  verdiği bilgilere göre, ikinci bir sorgulamada ortaya çıktığı  gibi, Birlik Partileri tarafından talep edilen AB ile Türkiye  arasında "yakın işbirliği statüsü" bir alternatif olarak  ortaya konulduğunda, üyeliği destekleyenlerin oranının yüzde  33'e düştüğü belirtilmekte, bu modeli destekleyenlerin  oranının yüzde 57, sadece yüzde 10'unun ise ikisini de  reddettiği vurgulanmaktadır.

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (10/12) "Türkiye'de  İşkencenin Biraz Azalması, Amnesty İçin Yeterli Değil" başlığı  altında ve Andreas Schwarzkopf imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  Ankara'nın gerçekleştirdiği reformların insan hakları alanında  ilk başarılı sonuçlarını vermeye başladığı, ancak Uluslararası  Af Örgütü'nün, bu durumun AB'nin gözlerini kamaştırmasına izin  vermemesini talep ettiği belirtilmektedir. Alman vatandaşı  Mehmet Desde'nin Türkiye'ye seyahat ettiği ve polisin,  Desde'yi geçen yılın yaz ayında Türkiye'nin batısında  tutuklayarak, onun "Türkiye Kuzey Kürdistan Türkiye Bolşevik  Partisi" adındaki yasadışı oluşumun lideri olduğunun iddia  edildiği kaydedilmekte ve gözaltındayken polis tarafından  işkence yapıldığı ileri sürülmektedir. Uluslararası Af  Örgütü'nün Türkiye uzmanı Amke Dietert'e göre, Deste  olayının yüzlercesinden sadece bir tanesi olduğu, zira insan  hakları örgütünün, Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin geçtiğimiz  aylarda çıkardığı reform paketlerine rağmen, Türk cezaevlerinde  işkence yapılmaya devam edildiğini bildirdiği belirtilen  yazıda, Amke Dietert'in, işkencecilere daha etkili cezalar  verilmesi gibi ilerlemeler kaydedilmesinden memnun olduğu  kadar, Ankara'nın reformları yeterince hızlı uygulamaya  geçirmeyişini de eleştirdiği kaydedilmektedir. AKP'li  politikacılar ve bakanların, bu tür raporlara işaret  edildiğinde bir "geçiş döneminden" söz ederek, çoğu kez  reformların uygulamaya geçirilmesinde zamana ihtiyaç olduğunu  dile getirdikleri belirtilen yazıda, SPD Federal Parlamento  Milletvekili Rudolf Bindig'in, bu tür vaatleri "25 yıldan  beri" duyduğunu belirtmekle birlikte, bu kez gerçekten bir  şey olabileceğini söylediği ve Avrupa Birliği'nin düzenli  olarak hazırladığı, "Türkiye'nin üyelik yolunda kaydettiği  ilerlemelerle ilgili raporunda" da belirtildiği gibi olumlu  gelişmeler yaşandığından, örneğin, işkence olaylarının  sayısında azalma kaydedildiğinden söz ettiği vurgulanmaktadır.

            Berliner Zeitung'da (10/12) "Demek Siz Türksünüz?"  başlığı altında ve Wiebke Hollersen imzasıyla yayımlanan,  Yazar Esmahan Akyol ile yapılan mülakata yer verilmektedir.  İstanbul'da yaşanan terör eylemleri, İstanbul ve Akyol'un  yaşadığı şehir Kreuzberg ile İstanbul'un kıyaslanması,  Almanya'da okullarda başörtüsü takılması konusu ve Türkiye'nin  AB üyeliğinin ele alındığı mülakatta, "Türkiye'nin AB  üyeliğine karşı olanlar da, üyeliğini destekleyenler de  İstanbul'daki saldırıları üyelikle ilgili tartışmalarda  argüman olarak öne sürüyorlar. Türkiye sizce ne derecede  Avrupalı?" şeklindeki bir soruya, Akyol'un, "Avrupalı ne  demektir? Avrupa'ya Yunanistan, Portekiz ve Almanya gibi  değişik ülkeler dahil. Yunanistan Avrupalı ise Türkiye de  öyledir. Sürekli olarak Türkiye'nin üyelik kriterlerini  yerine getirmediği söyleniyor. Asıl neden ise sadece İslam'dır.  Avrupa'nın başka bir dine sahip bir ülkeyi almak istemediğini   ise kimse açıkça söylemiyor." şeklinde cevap verdiği, " Türkiye'de insanlar kendilerini Avrupalı hissediyor mu?"  şeklindeki bir başka soruyu ise, "Türklerin büyük çoğunluğu  kesinlikle Avrupa'nın bir parçası olmak istiyor. Ama Avrupa'nın  nasıl olsa ülkelerini kabul etmeyeceğine, bunun sadece  hükümetin bir hayali olduğuna inanıyorlar. Avrupa'nın onları  neden istemediğini bilmedikleri için de komik tartışmalar  yapılıyor. Örneğin bir gazetede yayımlanan büyük bir yazıda,  'İşkembe çorbası içtiğimiz için, AB bizi kabul etmeyecek'  diye tahmin yürütüldü. İnsanlar asıl nedenin din olduğunu hiç düşünmüyorlar, çünkü din onlar için bir konu değil. Buradaki  üniversitede bir profesör, Müslüman gibi görünmediğim için  Hristiyan azınlığa mensup olduğumu sandı. Benim ateist  olduğumu öğrenince de çok şaşırdı. Benim Türk tanıdıklarım  ateisttir. Türkiye'de ateistlerin yaşadığını Almanya'da  kimse tasavvur bile edemiyor." şeklinde cevapladığı  kaydedilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (10/12) "AB ve İnsan Hakları Grupları,  Türkiye'nin Ceza Kanunu Tasarısında Eksiklikler Buldu" başlığı  altında ve Gareth Jones imzasıyla yer verdiği bir haberde,  Avrupa Komisyonu ve insan hakları gruplarının, "namus  cinayetlerini" ve kadınlara karşı diğer şiddet suçlarını  cezalandırmada yetersiz kaldığını söyleyerek Türkiye'nin  planladığı yeni ceza kanunlarını eleştirdikleri  belirtilmektedir. Haberde, Avrupa Komisyonu'nun Ankara Elçisi  Hansjoerg Kretschmer'in, bir basın toplantısında, "Maalesef  Türkiye'nin ceza kanunu tasarısı, cinsiyetler arasında eşitlik  sağlamıyor. Tasarı, Türkiye'nin AB üyelik kriterlerini yerine  getirme niyetiyle bağdaşmıyor. Türk Hükümeti'nden tasarıyı  yeniden gözden geçirmesini istiyoruz." dediği aktarılmaktadır. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            To Vima gazetesinde (10/12) "Kıbrıs Türk Toplumu Sandık  Başında" başlığı altında ve PASOK'un AB Parlamenteri Mirsini  Zorba imzasıyla yayımlanan bir yorumda, KKTC'de 14 Aralık'ta  yapılacak seçimler konu edilmektedir. Kıbrıs Türk toplumu ile  Kıbrıs Rum toplumu arasında gelişen temasların, Kıbrıs'ın AB  üyesi olacağı 1 Mayıs tarihine kadar olan zamanın azalmasının,  AB ile uluslararası toplumun ilgisi ve AB'ye katılım umutlarının, Kıbrıs Türk toplumunu geleceği için kritik olan bir ikilemle  karşı karşıya getirdiği belirtilen yorumda, AB ile uluslararası  toplumun Denktaş ile karşı karşıya gelmiş olduğu bu aşamada  Denktaş iktidarının elindeki bütün imkanlarla son mücadelesini  verdiğinin açıkça belli olduğu kaydedilmektedir. Denktaş  yanlısı muhafazakar partilerin, gerçek ikilemi çarpıtarak  "iki devlet çözümü" ve "Türkiye ile birlikte AB üyeliği"  şeklindeki aldatıcı slogan ile kaç seçmenin oyunu çekeceğinin  tam olarak hesaplanamayacağı vurgulanan yorumda, Kıbrıs  sorunu çözüme bağlanmadıkça, Türkiye-AB müzakereleri konusunun  havada kalmış bir adım oluşturduğunu ve mayıs ayında bütün  adanın AB üyesi olması fırsatının yegane fırsat olduğunu  herkesin bildiği ifade edilmektedir.  

 

ESKI SAYILAR