12. 12. 2003

   

Anasayfa

e-posta


 

                                

            ANKARA, 12/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  11 Aralık 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ABD BASINI:  

            AP'nin (11/12) "Denktaş, Türkiye'nin AB Üyeliğini  Engellediği İddialarını Reddediyor" başlığı altında ve Louis  Meixler imzasıyla yer verdiği bir haberde, KKTC Cumhurbaşkanı  Rauf Denktaş'ın yaptığı açıklamada, bölünmüş adanın birleşmesi görüşmelerinde acele etmediğini söylediği ve görüşmelerdeki  tutumunun Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme çabalarını zora  soktuğu iddialarını reddettiği belirtilmektedir. Denktaş'ın,  müfrit tutumunun Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme çabalarını  tehlikeye soktuğu yolundaki düşünceleri reddederek, BM planının,  Kuzey Kıbrıs'ın, daha geniş ve zengin güneydeki Kıbrıs Rum  Kesimi tarafından egemenlik altına alınmasına neden olacağını  söylediği kaydedilen haberde, Denktaş'ın, "Türkiye'ye  önümüzdeki 10-15 yıl içinde üye olarak kabul edilmeyeceğini  söylüyorlar. O zaman neden Türkiye'ye Kıbrıs'ı bırakması için  baskı yapıyorlar. Bütün bu aceleci tutum geçmişte de işe  yaramadı şimdi de yaramayacak. Kıbrıs Rum Kesimi'nin Avrupa  Birliği'ne girmesi bizim için onları daha da tehlikeli yapıyor,  çünkü düşman gördükleri Kuzey'i temizlemek için söyledikleri  gibi Avrupa Birliği'nin desteğini almaya çalışacaklar" dediği aktarılmaktadır. 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Salzburger Nachrichten gazetesinde (11/12) "Kuzey Kıbrıs  Avrupa'nın Kapısında" başlığı altında ve Susanne Güsten  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, KKTC'de yapılacak olan  seçimlerin Türkiye'nin AB başvurusunu geniş çapta etkileyeceği  ve kamuoyu yoklamalarında AB yanlılarının önde gittiği ileri sürülmektedir. Uluslararası topluluk tarafından tanınmayan bir  devlette yapılan seçimin, tüm Avrupa Birliği için önem  taşıdığı belirtilen yazıda, KKTC'deki 140 bin seçmenin yalnızca  yeni bir parlamento seçmekle kalmayacağı, Türkiye'nin AB  başvurusunun kaderinin de buna bağlı olacağına dikkat  çekilmektedir. Avrupa yanlısı muhalefetin seçimleri kazanması   halinde, bunun, adanın birleşmesine ilişkin çabalar açısından   yeni bir başlangıç olabileceği, ayrıca Türkiye'nin AB ile  üyelik  müzakerelerine yakında başlama şansının da  yükselebileceği öne sürülen yazıda, Rauf Denktaş'ın  taraftarlarının seçimleri kazanması halinde ise, bunun  Ankara'daki şahinler açısından bir zafer anlamına gelse de,  Türk Hükümeti için yutulması zor bir  lokma ve AB için de  bir sorun oluşturabileceğine işaret edilmektedir. 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (11/12) "AB, Kıbrıs'ta Bir Çözüm İçin Türkiye  Üzerindeki Baskıyı Artırıyor" başlığı altında ve Pierre  Glachant imzasıyla yer verdiği bir haberde, AB'nin, Kıbrıs  dosyası konusunda Türkiye üzerindeki baskısını aylardır sürekli  bir biçimde artırdığı ve  Ankara'nın AB'ye adaylığının da  bundan böyle açıkça adanın bölünmüşlüğü sorununa bir çözüme  bağlı bulunduğu belirtilmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti'nde (KKTC) önümüzdeki pazar günü yapılması  öngörülen genel seçimlere iki gün kala, AB Brüksel zirvesinin,  Ankara'ya, 1974 yılından bu yana bölünmüş durumdaki adanın  yeniden birleştirilmesine imkan verecek bir çözüm arayışına  daha fazla katılması çağrısında bulunarak, bu eğilimini teyit  etmesinin beklendiği belirtilen haberde, sonuç bildirisi  taslağına göre, devlet ve hükümet başkanlarının, bu  düzenlemenin, Türkiye'nin AB'ye üyelik "özlemlerini önemli  ölçüde kolaylaştıracağının" altını çizmelerinin beklendiği kaydedilmektedir. AB'nin, üye olmaya aday, ancak üye  devletlerden birinin topraklarının bir bölümünde ordularının  konuşlanmış bulunduğu Türkiye ile hassas bir durumla karşı  karşıya kalınabileceğine işaret edilen haberde, herşeyin,  hayati bir önem taşıyan birkaç ay içinde olup biteceği ve  Avrupalıların, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin   başlama tarihinin belirlenmesine ya da belirlenmemesine  Aralık 2004 tarihinde karar vereceği hatırlatılmaktadır.

            AFP'nin (11/12) "Danimarkalı Gözlemciler, Türkiye'deki  Siyasi Davaları Kınıyorlar" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Danimarkalı gözlemcilerin İzmir'de psikiyatrist Alp  Ayan'ın davasında, Türkiye'deki siyasi davaları kınadıklarını,  Türkiye'nin insan hakları ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini  ve AB'ye girebilmek için bu konularda yeterince olgunlaşmadığını belirttikleri kaydedilmektedir. Avrupalı milletvekili  Danimarkalı Torben Lund'un, Türkiye'nin AB ile masaya oturmak  için demokrasi yeterince gelişmiş olmadığını belirttiği  kaydedilen haberde, Lund'un, Ayan'ın Türkiye'de uygulanan  işkence konusunda fikir beyan ettiği ve eleştirdiği için  yargılandığını, ayrıca dava ile ilgili gözlemlerini AB  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'e bildireceğini  belirttiği ifade edilmektedir.  

            İRAN BASINI:  

            İran gazetesinde (11/12) "Türkiye'nin AB Üyeliği ve  Kıbrıs Sorunu" başlığı altında ve Mehrdad Molayi imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, AB'nin, Türkiye'nin Birliğe üyeliğine  ilişkin son tutumunu bildirerek, Kasım 2004 tarihinde  Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin müzakerelerin başlama  olasılığının bulunduğunu belirttiği kaydedilmektedir. AB'nin  olası bir tarih belirlemesinin, belli bir nedene dayandığı ve  bu nedeninde Türkiye'nin, Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Mayıs 2004  tarihinde kesinleşmesini gözönünde bulundurarak, bu tarihe  kadar KKTC meselesini kesin ve nihai bir şekilde çözmesi olduğu,  yoksa müzakerelerin başlatılması için bir tarih belirlenmesini bekleyemeyeceği vurgulanan yorumda şöyle denilmektedir:  "Türkiye'nin geçtiğimiz yıllarda izlediği diplomasi   şunu göstermektedir: Türkiye AB üyeliği konusunda Avrupalı   dostlarından ümidini kestiğinde, ABD ve İsrail'e yönelik  eğilimini artırarak, görünüşte AB'ye karşı ilgisiz davranıp   AB'yi yumuşamaya teşvik etmeye çalışmıştır. Söz konusu   politika bugüne kadar belli bir sonuç getirmemiştir ve bu  nedenle de Erdoğan hükümeti tarafından bir kenara bırakılmıştır.  Zira Tayyip Erdoğan, daha önceki yöneticiler gibi bu konuda  vakit kaybetmemektedir. Erdoğan hükümeti,  daha önceki  hükümetlere nazaran daha ciddi ve daha gerçekçi davranarak,  dış politikada AB üyeliğine öncelik verdiğini göstermiştir.  Erdoğan seçim kampanyaları sırasında yaptığı konuşmalarda,  seçimlere katılan diğer parti liderleri gibi, Türkiye'yi  kesinlikle AB üyesi yapacağı gibi gerçekçi olmayan vaatlerde  bulunmaktan kaçınmıştır. Erdoğan, seçimleri kazanması durumunda Türkiye'nin AB üyeliği konusunu kesin bir şekilde  sonuçlandıracağını net bir ifadeyle belirtmişti. Bunun anlamı  şudur: Türkiye'nin AB üyeliği için azami düzeyde çaba  harcayacaktır. Ancak, bir sonuca varılamaması durumunda, AB  üyeliği dosyasını sonsuza dek kapatarak, Türklerin milli  gururunun bundan fazla incinmesine ve daha fazla enerji ve   zamanın harcanmasına izin vermeyecektir. Erdoğan'ın bugüne   kadar yaptıkları, bu konuda seçim kampanyası sırasında   bulunduğu vaatleri yerine getirdiğini göstermektedir. Ancak  Kıbrıs öyle bir soruna dönüşmüş ki, Türkiye bu konuda yalnız  kalmıştır. Kıbrıs'taki iki kesimin birleşmesi yolundaki  ısrarlar ve Türk askerlerinin adanın kuzey kesimindeki  varlığının meşru olmadığı konusu sadece Avrupa tarafından  değil, daha ciddi bir şekilde ABD tarafından öne sürülmektedir...  Aslında AB, şimdilik belli bir perspektifi çizmekten kaçınıyor  ve daha çok Ankara makamlarını AB'nin önem verdiği en hassas  sorunlardan birisi olan Kıbrıs konusunu çözmeye zorlamaya  çalışıyor. Hatta Avrupa basınının bir kısmının Türkiye'nin  AB üyeliğine ilişkin sürecin hızlandırılmasını desteklemesine  sebep olan, geçtiğimiz günlerde İstanbul'da meydana gelen  patlamalar da, Birlik yetkililerinin Kıbrıs konusundaki  tutumunun değişmesine ve bu konuda daha çok tolerans  göstermelerine yol açmadı...Türkiye AB'ye üye olursa, Kıbrıs  da AB'nin diğer bir üyesi olduğu için Kıbrıs'ta düşman bir  devletin varolma olasılığı ortadan kalkmış olacaktır. Ancak  tüm bu  karşı çıkmaların asıl nedeni, Türkiye'nin, Kıbrıs  sorununu çözmesi durumunda bile, AB üyeliği konusunda ciddi  bir ilerlemenin kaydedileceğine ilişkin bir garantinin  bulunmamasıdır. Bu nedenle konuya karşı çıkanlar, ilk adımı   AB'nin atması gerektiğine inanmaktadırlar. Böylece Türk   makamları, buna dayanarak ve Türk kamuoyunu ikna ederek   Kıbrıs sorununu nihai bir şekilde çözebileceklerdir. Ancak   mesele şudur ki, AB'nin tutumundan anlaşıldığı kadarıyla   üye olmayı isteyen Türkiye'dir, Avrupa değil."   

 

ESKI SAYILAR