ANKARA, 16/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 15
Aralık 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(15/12) "AB'nin Geleceği İçin Kritik Kuzey Kıbrıs Seçimleri
Çıkmazla Sonuçlandı" başlığı altında ve Suzan Fraser imzasıyla
yer verdiği bir haberde, adanın birleşmesi için hazırlanan BM
planını destekleyen KKTC muhalefet partilerinin adanın geleceği
adına büyük kazançlar elde ettikleri, fakat parlamentoda
çoğunluğu sağlayamadıkları belirtilmektedir. Kıbrıs'ın bir
şekilde AB'ye girme tarihi yaklaştıkça Kuzey Kıbrıs'ta
muhalefetin güç kazandığı ve eğer Kıbrıs mayıs ayına kadar
birleşmezse, AB yasaları ve haklarının sadece Kıbrıs Rum
kesiminde uygulanacağı ifade edilen haberde, Kıbrıs'ın
geleceğinin Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik girişimleri için
çok önemli olduğu ve AB üyelerinin, Türkiye'nin üyelik
özlemlerinin gerçekleşebilmesi için adanın birleşmesine yardımcı
olması gerektiğini söyledikleri kaydedilmektedir.
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe internet sayfasında
(13/12) "Erdoğan: Bildirgeden Memnunum" başlığı altında ve Nusret
Özgül imzasıyla yer alan bir haberde, Türkiye'yi AB Liderler
Zirvesi'nde temsil eden Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, sonuç
bildirisinde kendilerini rahatsız eden ifadelerin bulunmadığını
ve verimli izlenimler ile döndüğünü açıkladığı belirtilmektedir.
Kıbrıs'taki seçimlerde kazanan kim olursa olsun, Türkiye'nin
çözüm için yapıcı davranmak niyetinde olduğunu beyan eden
Başbakan Erdoğan'ın, AB ile Rum yönetiminin de aynı olumlu
yaklaşımı sergilemesi halinde çözümün kolaylaşacağına dikkat
çektiği ifade edilen haberde, Avrupa Birliği Liderler
Zirvesi'nin yayımladığı sonuç bildirisinde, Türkiye ve Kıbrıs
ile ilgili olarak yer alan paragrafların tartışmaya yol açtığı,
Başbakan Erdoğan'ın , verimli ve olumlu bir netice ile Türkiye'ye
döndüklerini söylerken, üyelik sürecini yakından izleyen bazı
uzmanların, özellikle Kürt meselesinde ve Kıbrıs'ta, Türk
Hükümeti'nin kendisini daha fazla bağladığını ileri sürdükleri
kaydedilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın, "Bu zirve Türkiye'nin
üyelik süreci ile ilgili olarak belirleyici değildir.
Önümüzdeki döneme ilişkin bazı noktaları ortaya koyması
açısından önemlidir... AB, Kıbrıs konusunun çözümünün üyelik
müzakerelerinin açılması için bir kriter olmadığını, 1999
Helsinki Zirvesi'nden bu yana tarafımıza ifade etmektedir.
Türkiye tam bir açıklık ve kararlılıkla, Kıbrıs sorununun
çözümü için samimi gayret göstermeye devam edecektir. BM Genel
Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu destekliyoruz. Kıbrıs
konusunun Türkiye'nin üyeliğinden bağımsız biçimde kendi
mecrasında ele alınması, ayrıca çözüm için sadece Türk
tarafının değil, Rum tarafının da teşvik edilmesi gereğini bir
kez daha vurgulamak isterim." dediği aktarılan haberde,
Başbakan Erdoğan'ın, Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin bundan
sonraki aşaması hakkında hükümetinin neler düşündüğü konusunda
ise, "AB'ye katılım sürecimiz, hükümetimizin temel siyasi ve
stratejik hedefi olmaya devam edecektir. Kopenhag Kriterleri'ni
Ankara kriterleri haline getirmeye kararlıyız. Esasen zirve
bildirisinde Türkiye'ye bu mesaj verilmiş ve müzakerelere
hazırlık çalışmalarını daha da ileriye götürmesi istenmiştir.
Türkiye'nin AB'ye üyelik perspektifi bir medeniyet projesi
olduğu gibi, AB için de bir zenginliktir. Bu zenginlik ayrıca
stratejik öneme haizdir. Şu ana kadar, gösterdikleri ilgi, son
bildirideki ifadeler olumlu istikamette kendini gösteriyor. Yani
biz ne kadar girmek istiyorsak, AB de Türkiye'yi almakta o kadar
arzulu görünmelidir. Biz, AB'yi bir Hristiyan kulübü olarak
görmüyoruz, coğrafi sınırlarla tayin edilmiş birlik olarak
görmüyoruz, salt bir ekonomik birlik olarak da görmüyoruz. Biz
AB'yi bir siyasi değerler bütünü olarak görüyoruz. Türkiye'nin
müzakere tarihi alması, her taraf için kazanım olacaktır. Bunu
da bütün dostlarımıza iletiyoruz. Biz tarih aldıktan sonra AB
bir mesafeyi ve mesajı gerçekleştirmiş olacaktır." şeklinde
ifadesine yer verilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Profil
dergisinde (15/12) "Ayyıldız İstenmiyor" başlığı altında ve AB
Parlamentosu'nda SPÖ'nün Heyet Başkanı olan Swoboda'nın 1 Aralık
2003 tarihli Profil dergisinde aynı başlık altında yayımlanan
yazıya ithafen yazdığı okuyucu mektubunda şöyle denilmektedir:
"Türkiye'nin AB'ye katılma ihtimali konusunda, hem sert hem de
tarafsızca kontrol edilmesi mümkün bir ölçü kullanılması
gerekir. Türkiye'nin 2004 sonuna kadar, giriş müzakereleri için
gerekli olan AB kriterlerini yerine getirip getirmeyeceği
konusuna şüpheli gözlerle bakmak yerinde olur. Türkiye
karşısında gayet katı, ancak adil olmalıyız. Çünkü Avrupa'da,
İslam dini ile demokrasiyi biraraya getiren ve böylelikle
terörizmle mücadelede önemli bir faktör oluşturan bir
Türkiye'ye ihtiyacımız var. Acele edip, ülkenin hiçbir zaman AB
üyesi olamayacağını açıklayanlar, işte bu adil tutumu maalesef
unutuyorlar. O zaman Türkiye'ye daha başlangıçta ümit
vermemeliydik. Bu yüzden, AB kriterlerinin uygulanmasında taviz
verilmemeli, AB üyeliği aceleye getirilmemeli ve orta vadede
sıkı ve öncelikli bir ortaklık önerilmeli. Ancak öte yandan da
Türkiye'yi önyargılardan uzak bir ölçü ile değerlendirme
yükümlülüğümüzün de bilincine varmalıyız. Özellikle de oyunun
kurallarını bizim belirlediğimiz düşünülecek olursa."
Wiener Zeitung'da (15/12) "Genişleme Devam Ediyor...
Türkiye'nin Hala Katılım Şansı Var" başlığı altında ve Heike
Hausensteiner imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Romanya ve
Bulgaristan'ın Ocak 2007'de Birliğe üye olacakları ve AB Devlet
ve Hükümet Başkanlarının Avrupa Konseyi'nde bunu doğruladıkları
belirtilmektedir. Hırvatistan'ın başvurusunun halen incelendiği
ve Komisyon'un bu konuda ilkbaharda görüş bildirmesinin
beklendiği kaydedilen yazıda, Dışişleri Bakanı Benita Ferrero-Waldner'in,
Türkiye'nin de gerçekleştirdiği "etkileyici" reformlardan dolayı
övüldüğünü, ancak daha yapılacak çok şeyin olduğunu belirttiği
-yargı, temel haklar, ordu ve ekonomi konuları- ifade
edilmektedir. Ferrero-Waldner'in, terörist saldırıların
Türkiye'nin AB yönündeki çabaları ile bir bağlantısı olmadığını
söylediğine işaret edilen yazıda, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun
çözüme kavuşmasını "siyasi açıdan istediğini" göstermesinin de
Birlik açısından önem taşıdığı vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(15/12) "Seçim Sonuçları Türkiye'nin Kıbrıs İkilemini Daha Da
İçinden Çıkılmaz Hale Getirdi" başlığı altında ve Gareth Jones
imzasıyla yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin, kesilen Kıbrıs
barış görüşmelerini yeniden başlatmayı planladığı, ama
uzmanlara göre, KKTC'de yapılan seçimlerin "bir sonuca varmayan"
sonuçlarının ilerlemeyi baltalayacağı ve Ankara'nın AB'ye üyelik
girişimini çökertecek gibi göründüğü kaydedilmektedir. Ankara'da
bir AB diplomatının, "Bu Türkiye için de Kıbrıs için de kötü bir
durum... Seçim sonuçları şu anda kesinlikle sahip olmadığımız
ideal bir zaman kazanma formülü sağlamış gibi görünüyor." diye
konuştuğu belirtilen haberde, uluslararası camia tarafından
resmen tanınan Kıbrıs Rum yönetiminin önümüzdeki mayıs ayında
AB'ye katılmasının beklendiği ve bir çözüme varılamaması halinde
Türkiye'nin arzu ettiği üzere 2005'te AB ile üyelik
görüşmelerine başlama şansının kalmayabileceği ileri
sürülmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi
gazetesinde (14/12)"Mesaj Gönderildi, Türkiye Aldı mı?" başlığı
altında yayımlanan bir yorumda, AB'nin, Avrupa Komisyonu sonuç
bildirgesi aracılığıyla Ankara'ya açık mesaj göndererek, Kıbrıs
sorununun çözümünün Türkiye'nin üye olma beklentilerini
kolaylaştıracağını bir kez daha vurguladığı belirtilmektedir.
AB'nin, tüm tarafları, özellikle de Türkiye ve Kıbrıs Türk
toplumunu BM Genel Sekreteri'nin çabalarını içten desteklemeye
çağırarak, açıkça "Türkiye'yle ilgili bölümde de belirtildiği
gibi, Ankara'nın sadece siyasi irade sergilemesi, çözüm için
yeterli değildir." imasında bulunduğu kaydedilen yorumda,
dolayısıyla Ankara'nın, uygun eylemlerin eşlik etmediği söz ve
vaatlerle çözüm isteği konusunda ikna etmesinin mümkün
olmadığını anlaması ve kendi AB üyeliğini de kolaylaştırmak
amacıyla sözlerini eyleme dönüştürmesi gerektiği
vurgulanmaktadır. Avrupa Parlamentosu'nun Kıbrıs'la ilgili
açıklamasında, gerçekte Kıbrıs Hükümeti'nin uyguladığı
politikayı benimsediği ve giderek daha çok ülkenin, Türkiye'ye,
“çözümsüzlüğün Avrupa beklentilerinde engel teşkil ettiğini
vurguladığına” işaret edilen yorumda, "Şu anda top
Ankara'dadır. Birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB üyesi olabilmesi ve
Kıbrıs sorunu engeli olmadan Avrupa yolunun açılabilmesi
amacıyla, Ankara 'siyasi iradesinin' pratiğe dönüşmesi
gerektiği şeklindeki mesajı alıp almadığına yanıt vermek
zorundadır." denilmektedir.