17. 12. 2003

   

Anasayfa

e-posta


 

               

            ANKARA, 17/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  16 Aralık 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ABD BASINI: 

            The Christian Science Monitor gazetesinin internet  sayfasında (16/12) "Türkiye, Avrupa'nın Küçük Düşürücü Tavrına  Öfkelendi" başlığı altında ve Yigal Schleifer imzasıyla yer  alan bir makalede, İstanbul'daki terör saldırıları nedeniyle  Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde Beşiktaş ile İngiltere'nin Chelsea takımlarının maçının UEFA tarafından İstanbul'dan tarafsız bir  stada alınması ve Türkiye halkının buna tepki göstermesi konu edilmektedir. Maçı arkadaşlarıyla birlikte izleyen Rüştü  Dağlaroğlu'nun, "Avrupalılar 10 yıldır bize hep, 'siz  Avrupa'nın parçası değilsiniz' mesajını veriyor. Eğer  saldırılar İtalya'da  olsaydı, maçlar kesinlikle İtalya'da  oynanırdı." şeklindeki sözleri aktarılan makalede, başlangıçta İstanbul'daki saldırıların Türkiye ile Avrupa'yı  yakınlaştıracağı beklentisinin doğmasına rağmen, birçok Türk'ün  bunun tersinin doğru olduğunu düşündüğü, Türkiye ve Avrupa'daki gözlemcilerin, saldırıların aslında, Türkiye-Avrupa  ilişkilerinin temelinde yatan bazı çatlakları ve her birinin  ilişkiyi algılamasındaki temel farklılıkları gözler önüne  serebileceğini söyledikleri kaydedilmektedir. Alman  muhalefetinin üyelerinin, saldırıdan sonra Türkiye'nin AB   adaylığını sorguladığı ve bu ülkeyi AB'ye kabul etmenin, terörü   Avrupa'ya ithal etmek anlamına geleceğini iddia ettikleri  belirtilen makalede, Türk politikacılarının Avrupa'nın tepkisini  hedef alan eleştirilerinin ise çok sert olduğu ve bir süre önce  Türk televizyonlarına demeç veren Türkiye Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül'ün Avrupa'nın "terörizme karşı savaşta dayanışma  sınavında sınıfta kaldığını" belirttiği ifade edilmektedir.  AB Sözcüsü Jean-Christophe Filori'nin, AB'nin Türkiye'ye  İstanbul'daki terör saldırılarının, AB'nin Türkiye ile  ilişkilerini ve üyelik müzakerelerini dikte ettiremeyeceğine  dair "açık ve yüreklendirici bir mesaj" gönderdiğini  belirterek, "Terörizme verilecek en iyi cevap, gittiğin yolda   kesinlikle kararlı kalmak, başka bir yola sapmamaktır." dediği  belirtilen makalede, merkezi Brüksel'de bulunan Avrupa Politika  İnceleme Merkezi Direktörü Daniel Gros'a göre, Türkiye'nin  Avrupalıların tepkisinden duyduğu  memnuniyetsizliğin,  Avrupalıların ne yapabileceği veya ne yapamayacağından  kaynaklanmadığı, iki tarafın da ilişkiyi algılamalarındaki  farklılıktan kaynaklandığı belirtilmekte ve Gros'un, "Türkiye,  üye olana kadar hüsnü kabul görmeyi beklememeli. Bu bağlamda  Türkiye'nin, bombalama olaylarını Avrupa ile ilişkilerinde  bir sınav olarak görmesi hata olabilir. Türkiye açısından bu,  ilişkilerin doğasını kavramak için kaba bir yoldur." dediği aktarılmaktadır. 

            İNGİLTERE BASINI:            

            The Wall Street Journal Europe gazetesinde (16/12)  "Avrupa'nın Gücü" başlığı altında yayımlanan bir başyazıda,  Avrupa idealinin nelere muktedir olduğunu, bu haftasonu  AB  liderlerinin Brüksel'de yaptıkları zirve değil, Kuzey   Kıbrıs'taki genel seçimlerin gösterdiği vurgulanmaktadır.  KKTC'de seçim sonuçlarının ve bundan sonra neler olacağının  irdelendiği başyazıda, Türkiye'nin, bölünmenin onlarca yıl  geriye giden karmaşık tarihi yanlış yorumlanıp sık sık haksız  yere Kıbrıs'taki tek "saldırgan taraf" olmakla suçlandığı,  ancak AB üyeliğine hazırlanırken, Kıbrıs'ın birleşmesini  mümkün kılarak Türkiye'nin şansını büyük oranda artırabileceği  ve Avrupa'da kendisini eleştirenleri haksız çıkarabileceği kaydedilmektedir. Kıbrıs'ta olduğu gibi, Türkiye'de de AB  üyeliğine duyulan büyük özlem karşısında, Türk ordusunun,  Türkiye'nin kendisi için de bir sınav niteliğinde olan herhangi  bir Kıbrıs anlaşmasını engellediği takdirde, tarihi bir hata  yapma riskiyle karşı karşıya kalacağı ifade edilen başyazıda,  AB'nin en etkili dış politika aracının, hiç kuşkusuz üyelik  verme olasılığı olduğuna dikkat çekilmektedir. 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Neue Zürcher Zeitung'da (16/12) "Kıbrıslı Türklerin Son  Şansı" başlığı altında ve "c.sr"  rumuzuyla yayımlanan bir  yorumda, KKTC'deki seçimlerin yalnızca Kıbrıslı Türkler için  değil, aynı zamanda adanın tümü, Türkiye ve AB için de büyük  önem taşıyan ve adanın bölünmüşlüğüne son vermek için bir  referandum niteliğinde olduğu, ancak başa baş çıkan sonucun her   iki tarafı da tatmin etmediği kaydedilmektedir. Bu düğümün  çözümünün yine Ankara'da göründüğü ve bu durumda, adada bir  çözüm bulunmasında, 1 Mayıs 2004'te AB'ye girecek olan ve  ileride Türkiye ile olan görüşmelere başlanmasında veto hakkı  olacak olan Rumlardan daha çok Türkiye'nin çıkarının bulunduğu  ifade edilen yorumda, bundan sonra Ankara'nın Lefkoşa'yı eline  alabileceği ileri sürülmektedir. Yakında, pratikte yalnızca  güney, ancak hukuki olarak tüm Kıbrıs'ın AB'ye üye olacağı,  bölünmüş ve sınırında BM askerlerinin görev yaptığı bir üye  ülkeye sahip olmanın AB'nin çıkarına olmadığı ve bu nedenle,  soruna son ana kadar bir çözüm bulabilmek için birliğin her  türlü etkisini kullanacağı vurgulanan yorumda, bununla beraber  Türkiye'nin de AB ile görüşmelere başlayabilmek için Denktaş   üzerinde baskı uygulamak zorunda olduğu, aksi takdirde üyesi  bir  ülkenin topraklarında işgalci konumda olan bir AB ile  nasıl görüşmelere başlayabileceğine dikkat çekilmektedir. 

            UKRAYNA BASINI: 

            Den gazetesinde (11/12) "Türk Standardı" başlığı altında  ve Christoph Bertram imzasıyla yayımlanan bir makalede,  İstanbul'daki son terör saldırılarını düzenleyenlerin, Yahudi sinagoglarına, İngiltere Başkonsolosluğuna ve bir İngiliz  bankasına intihar saldırısı gerçekleştirenleri gönderirken,   tek bir seferde birçok farklı kitlenin dikkatini çekmeyi   bekledikleri ve bu kitlelerden birisinin ve belki de potansiyel   olarak en önemlisinin, Türk siyasi sınıfının tutkusu olan  Avrupa Birliği'nin vatandaşları olduğu belirtilmektedir.  Makalede şöyle denilmektedir: "Türkiye aynı anda birkaç cephede  AB'ye girme çabası göstermek durumunda kalacak: Birincisi  hükümetin aday statüsünü elde etmek için birkaç önemli reformu  uyguladığı kendi ülkesinde. İkincisi, Avrupa Konseyi'nin  katılım konusundaki resmi görüşmelerin Aralık 2004'te başlaması  için komisyona yetki verir vermez görüşmelerde ve sonuncusu AB  üyesi toplumlarda. En büyük çabayı bu üç cepheden sonuncusu  gerektirecek. AB vatandaşlarının çoğu şu sıralar Türkiye'nin  AB'ye girme olasılığı konusunda endişeli. İstanbul'daki terör saldırılarının sorumluları, İslamcı terörün bu endişeleri  artırmasını bekliyor gibi görünüyor... Avrupa Birliği daha  önce istisnai olarak Batı Avrupa topluluğundan ibaret  sınırlarını tüm yönlere doğru genişletti. Önümüzdeki yıldan  itibaren AB sınırları kuzeyde Finlandiya'dan güneyde Kıbrıs  ve Malta'ya, batıda İrlanda'dan, doğuda Baltık devletlerine  kadar uzanacak... Ancak Türkiye'nin durumu farklı. Önümüzdeki  sene katılımları gerçekleşecek olan on yeni ülke ve hatta  gelecek için katılım teklifleri alan Balkan ülkeleri,  Avrupa'nın geleneksel tanımına uyuyorlar. Bunun yanı sıra,  hiçbiri şu an AB'de var olan dengeyi bozacak kadar büyük  değil... Ayrıca Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerle  sınırdaş olduğu için AB de kendisini bu problemli, istikrarın  bir türlü temin edilemediği, aşırılık yanlısı İslamcıların ve  terörün merkezi olan bu bölgeyle direk temas halinde bulacak...   Türkiye üye olursa, AB bu çalkantılı ve şu anda dünyanın en  problemli bölgelerinden olan Orta Doğu'nun bir parçası  durumuna gelecek. Bununla beraber, AB'nin Türkiye'nin  üyeliğinden sağlayacağı fayda, bu risklere rağmen oldukça  fazla. Öncelikle, AB'ye giriş Türkiye'nin modernizasyonu için  itici bir güç olacaktır ki modern ve demokratik bir Türkiye  hem ülkenin kendisi hem de Avrupa için büyük önem taşımaktadır.  Ayrıca, bu ılımlı İslam ülkesinin üyeliği, Avrupa ülkelerinde  yaşayan Müslüman azınlığın da entegrasyonunu sağlayacaktır...  Türkiye'nin 2013'de AB'ye girmesini engellemek için, yaklaşık  30 üye ülkeden bir tanesi yeterli olacaktır. Tabii ki bazıları  bu konu üzerinde referandumda karar verecektir ve bu ülkelerin parlamentoları değil de halkları nihai kararı vereceklerdir.  Referandumun anayasa tarafından öngörülmediği Almanya'da bile,  Türkiye'nin AB üyeliği konusunda referanduma gidilmesini  destekleyen sesler şimdilerde duyulmaya başladı. Bir muhalefet  partisi halihazırda gelecek yılki Avrupa Parlamentosu  seçimlerindeki seçim kampanyasının ana unsurunun bu konu  olacağını açıkladı. Eğer Avrupa kamuoyunun Türkiye'nin AB  üyeliği konusundaki fikri bu referandumlara yansıyacaksa,  Türkiye'nin şansının oldukça zayıf olduğu söylenebilir.  Müzakerelerin sonunda Türkiye Avrupa için hazır hale gelebilir,  fakat Avrupa Türkiye için hazır değildir. İşte bu sebeple  Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki savaş halihazırda başlamış  durumdadır ve İstanbul'daki terörist saldırıların  düzenleyicileri de bunu anlamış durumdadırlar. AB'nin hem  Türkiye hem de Avrupa için en iyi seçim olduğunu düşünenler  kendi fikirlerini savunmaya başlamalıdırlar. Hem Türkiye hem  de bütün Avrupa için, Avrupa ülkelerinin hükümetlerinin  Türkiye'nin üyeliğine onay vermesi, fakat bunu kendi  halklarına kabul ettirememelerinden daha kötü bir durum   yoktur..."                                 

ESKI SAYILAR