ANKARA, 22/12(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 19-21 Aralık 2003 tarihlerinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt
gazetesinde "Avrupa En Derin Krizine Girdi" başlığı altında ve
Eckhard Fuhr imzasıyla yayımlanan, tarihçi Heinrich August
Winkler ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta, "Hans-Ulrich
Wehler'in yanı sıra, siz de Türkiye'nin AB'ye muhtemel üyeliğine
kesinlikle karşı çıkanlardansınız. İstanbul'daki saldırılardan ve
buna gösterilen siyasi tepkilerden sonra görüşünüzün şüpheli
hale geldiğini düşünüyor musunuz?" şeklinde bir soruya,
Winkler'in, "Saldırılar, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam
üyeliğinin ne lehinde ne de aleyhinde bir gerekçedir.
Belirleyici olan, AB'nin, sonunda derinleşmeyi imkansız kılacak
bir genişlemeyi gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğidir. Artık
bir tespitte bulunabilecek noktaya ulaşmış durumdayız:
Genişleme, derinleşmenin çok önünde gitmektedir. Şu anki
tartışmada, Türkiye'nin üyeliğinin getireceği sınırsız sosyal
ekonomik sorunlar hiç dile getirilmiyor. Üye olacak ülkeler
arasında yer alan 2.7 milyon nüfuslu Letonya, AB ortalama
gelirinin yüzde 33'ü ile ekonomik bakımdan en zayıf aday
durumundaydı. Neredeyse 70 milyon nüfuslu Türkiye, AB gelir
ortalamasının ancak yüzde 22'sine ulaşabiliyor. Hala ağırlıklı
olarak bir tarım ülkesi durumunda. Enflasyon oranı 2002'de yüzde
40 idi." şeklinde cevap verdiği belirtilmektedir. Mülakatta,
"Türkiye'de sivil topluma dayalı demokratik bütünleşme ile
İslam'ın gelişmesinin mümkün olup olmadığına karar verileceği,
böyle bir gelişme için ise AB üyeliğinin belirleyici olacağı
gerekçesi de var." şeklindeki değerlendirmeye karşılık,
Winkler'in "Mesele, katılım müzakerelerine başlanması ile
tamamlanması arasındaki kısa zaman içerisinde siyasi kültürlerin
uyumunun AB üyeliği için gerekli olan ölçüye ulaşıp
ulaşamayacağıdır. Bu konuda oldukça şüpheliyim. Şayet Avrupa
Komisyonu 2004 yılı sonunda Avrupa Konseyi'ne üyelik
müzakerelerinin başlatılmasını tavsiye eder ve bu müzakerelere
2005'te başlanırsa, şimdiye kadar edinilen tecrübelere göre
müzakerelerin 2013'te tamamlanmış olması gerekiyor. Sekiz yıl
içerisinde, yüzyılların izlerini taşıyan farklılıkların
giderilebileceğini düşünemiyorum. Bunun birkaç yıl içerisinde
başarılacağına inanılmasını, sadece bir temenninin ifadesi
olarak görüyorum. Avrupa'nın siyasi kültüründen bahsettiğimizde,
güç dağılımının, dünyevi ve dini güç ayrılığının ilk şeklinin
daha Orta Çağ'da gerçekleştiği tarihi Batı'nın mirasını
kastediyoruz. Burada laiklik, çoğulculuk ve bireysellik süreci,
Türkiye'den çok daha farklı bir şekilde gelişmiştir. Türkiye'de
bugün hala oldukça kısa bir zamanda gerçekleştirilen zorla
laikleştirmenin sonuçlarıyla uğraşıyoruz. Türkiye'nin Avrupa'ya
yakınlaşmasında düşünülmesi gereken asıl sorun, Hıristiyanlıkla
İslam arasındaki uyuşmazlıkta değil, burada yatmaktadır. Bu
yüzden, tam üyeliği değil, nispeten daha hızlı
gerçekleştirilebilecek sıkı ve ayrıcalıklı bir ortaklığı
savunuyorum." dediği aktarılmaktadır.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (19/12) "Katılım
Müzakereleri İçin Reformlar" başlığı altında ve Rainer Hermann
imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türk Hükümeti'nin, AB'nin 12
ay sonra Türkiye ile üyelik müzakereleri başlatıp
başlatmayacağına karar vermesi öncesinde, tüm engelleri aşmak
konusunda oldukça iyimser gözüktüğü ve iki olası engel ve
gerekçenin karşısına çıkabileceğini düşündüğü -alınan reform
kararlarının uygulanması için gerekli olan zaman ve Kıbrıs
ihtilafının çözümü- kaydedilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın Dış
Politika Danışmanı Cüneyt Zapsu'nun gazeteye yaptığı açıklamada,
Türkiye'nin olası AB üyeliği beklentisiyle şimdiye dek 250
reform yasası çıkardığını ve bunların yüzde 80'inin insan
hakları alanında iyileştirmeye yönelik olduğunu söylediği ve bu
reformların uygulanmasının uzun yıllar sürebileceğini kabul
ederek, bu reformların kendilerine ne getireceğini bilen
Türklerin sayısının oldukça az olduğunu belirttiği ifade edilen
haberde, Diğer muhtemel engelin Kıbrıs olduğunu söyleyen
Zapsu'nun, ancak bu engelin aşılabileceği görüşünde olduğu
kaydedilmektedir. Türk Hükümeti'nin, Kuzey Kıbrıs'ta yapılan
parlamento seçimlerinin ardından önümüzdeki günlerde bundan
sonra nasıl bir yol izleneceğini açıklayacağına işaret edilen
haberde, Türk medyasında, Ankara'nın AB katılım müzakerelerinin
başlatılması ile adanın bölünmüşlüğünün aşılması arasında bir
bağlantı kuracağına dair spekülasyonlar yapıldığı, zira,
Türkiye'nin yeniden birleşmeyi onayladıktan sonra AB'nin katılım
müzakerelerine başlanmasını reddetmesi halinde, AKP hükümetinin
ağır bir iç politik baskıyla karşılaşacağı, bunun da muhtemelen
hükümetin sonu olabileceğinin konuşulduğuna dikkat
çekilmektedir.
Financial Times Deutschland gazetesinde (19/12) "Türkiye AB
Krizinin Kurbanı Olmak İstemiyor" başlığı altında ve Marina Zapf
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin, AB'nin kendi
anayasa krizini mazeret olarak gösterip Türkiye ile katılım
müzakerelerini ileri bir tarihe ertelememesi hususunda Avrupa
Birliği'ni uyardığı belirtilmektedir. Türkiye'nin Almanya'daki
Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik'in gazeteye verdiği mülakatta,
anayasa görüşmelerinin başarısızlığa uğramış olmasının yarattığı
"büyük hayal kırıklığının" anlaşılır olduğunu, ancak ortaya
çıkan kargaşanın AB'nin yeni üyeler almasını "zorlaştırmaması"
gerektiğini, "bunlar arasında bir bağlantının bulunmadığını"
söylediği kaydedilen yazıda, bazı muhafazakar ve sosyal demokrat
siyasetçilerin, anayasa hezimetinden sonra, AB'nin tekrar
genişlemesinden önce düşünülmesi gerektiği hususunda uyarıda
bulundukları ve anılan siyasetçilerin, 25 üyeli bir AB'nin
anayasa hakkında mutabakat sağlamaktan aciz olmasının,
genişleme yönünde yeni bir adım atılmasını zorlaştırdığı
görüşünde oldukları ifade edilmektedir. CDU'nun, AB'nin gücünü
aşacağı gerekçesiyle Türkiye'nin AB üyeliğini reddettiği
hatırlatılan yazıda, Berlin Büyükelçisi İrtemçelik'in, buna,
"Türkiye'nin hemen yarın üye olmasından söz etmiyoruz. Bu,
yıllar alacaktır." sözleriyle karşı çıkarak, "Türkiye ile
ilişkilerin rayında tutulup yoluna devam etmesi ile bu
ilişkilerin öngörülebilir ve öngörülemez sonuçları göze
alınarak rayından çıkma riskine açılması şıkları arasında bir
karar verilecektir." dediği aktarılmaktadır. Yazıda, İrtemçelik'in,
Ankara'nın "25 üye ülkenin tamamının sorumluluk içinde, gerçekçi
ve stratejik açıdan ileri görüşlü bir yaklaşımla hareket
edecekleri" konusunda iyimser olduğunu ve Türkiye ile katılım
görüşmelerini başlatmasının AB'ye ilave bir yük getirmeyeceğini
belirttiği ifade edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
The Economist
dergisinde (20/12) "Kuzey Kıbrıs: Bir Umut Işığı" başlığı
altında yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "14
Aralık'ta yaklaşık 120 bin Kıbrıslı Türk, Akdeniz'deki bölünmüş
adayı yeniden birleştirme planlarında ilerleme kaydedilmesini ve
Türk-Rum kesimlerinin gelecek mayıs ayında Avrupa Birliği'ne
birlikte katılmasını sağlayacağı umulan genel seçimlerde oy
kullandı. Seçim, Türkiye'nin bir gün AB'ye katılma şansını da
etkilemesi bekleniyordu. Seçimlerde, büyük oranda özerkliğe
sahip Rum ve Türk devletlerinin oluşturacağı gevşek bir
federasyon öngören BM planından yana olan muhalefet ile bu plana
karşı çıkan iki milliyetçi iktidar partisi başabaş oy aldı.
Muhalefet tartışılmaz bir zafer kazansaydı, bunu sözlü olarak
ifade etmese de en azından BM planını destekleyen Türkiye'nin
reformcu Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın eli güçlenecekti. Ancak
Erdoğan hala Kıbrıs'ın Türk olan kuzey kesimini Akdeniz'de
ellerindeki stratejik bir nokta olarak gören (ve orada yaklaşık
35 bin asker bulunduran) katı tutumlu generallerin şiddetli
direnişiyle karşı karşıya. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi
Özkök, generallerin sadece Türkiye'nin AB'ye girmesi halinde
bundan vazgeçeceklerini söylüyor. Avrupalı liderlerin buna
verdiği yanıt ise, Türklerin üyelik müzakerelerinin başlaması
için bir tarih almasının bile, Kıbrıs sorununun çözülmesine
bağlı olduğu. Durum tam bir kördüğüm gibi görünüyor. Ancak,
hiçbir tarafın çoğunluğu elde edemediği seçim sonucunun çözüm
şansını yok etmeyebileceği yolunda bazı belirtiler de var.
Sonuç, 30 yıldır süren BM barış görüşmelerinin başarısızlığa
uğramasının sorumlusu olarak görülen inatçı Kıbrıslı Türk lider
Rauf Denktaş için bir darbe oldu. Denktaş, artık geri
çekilebileceğini ve yeni bir hükümetin Kıbrıslı Türkler adına
pazarlık yapmasına izin verebileceğini ima ediyor... Zaman
azalıyor. AB liderleri, barış anlaşması olmasa bile, Kıbrıslı
Türkleri ve Türkiye'yi dışarıda bırakarak, gelecek mayıs ayında
diğer dokuz yeni üyeyle birlikte Kıbrıslı Rumları da kabul
edeceklerini açıkça ortaya koydular."
İRLANDA BASINI:
The Irish Times
gazetesinin internet sayfasında (17/12) "Kıbrıs Çözümü" başlığı
altında yer alan bir yorumda, KKTC'de yapılan parlamento
seçimleri ve Kıbrıs konusundaki gelişmeler konu edilmektedir.
Parlamento seçimlerinde iktidar ile muhalefet arasında eşit bir
sonucun ortaya çıktığı ve pekçok kişinin bunun olabilecek en
kötü sonuç olduğunu düşündüğü, çünkü bu durumun Cumhurbaşkanı
Denktaş'a BM planını tekrar devreye sokmayı erteleme konusunda
mükemmel bir bahane sağlayacağının düşünüldüğü belirtilen
yorumda, Denktaş'ın Türk askeri yapılanmasına güvendiği; Türk
askeri yapısının, Kıbrıs'taki varlığını stratejik sebeplere
dayandıran ve Türkiye'nin AB üyeliği için Brüksel'le yapacağı
görüşmeler için gerekli olan siyasi ve demokratik reformlara
direnen bir yapı olduğu vurgulanmaktadır. Yakın zamanda bir
anlaşma sağlanamazsa, önümüzdeki mayıs ayında sadece Kıbrıs Rum
kesiminin AB üyesi olacağı ve Avrupa Komisyonu'nun aynı dönem
içerisinde Türkiye'nin kendi başvurusu ile ilgili bir rapor
hazırlayacağı ve AB liderlerinin önümüzdeki aralık ayında bu
konuyla ilgili nihai bir karara varacağı kaydedilen yorumda, bu
çakışan programların1974'te Türkiye'nin işgali sebebiyle ortaya
çıkan Kıbrıs sorunu konusundaki çözüm çabalarına bir dinamizm
getirebileceği, böylece de Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerine
başlama umudunun çok artabileceği ileri sürülmektedir.
JAPONYA BASINI:
Nihon Keizai Shimbun
gazetesinde (19/12) "Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, AB Üyelik
Müzakerelerinin Gelecek Yıl Başlamasını Ümit Ediyor" başlığı
altında yayımlanan bir haberde, Türkiye Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, 18 Aralık'ta Japonya Ulusal
Basın Kulübü'nde düzenlediği basın toplantısında, "AB ile resmi
üyelik müzakerelerinin 2004 yılı sonunda başlayacağını ümit
ediyorum" diye konuştuğu belirtilmektedir. Haberde, Dışişleri
Bakanı Gül'ün, "Türkiye, AB'nin istediği insan hakları,
demokratikleşme gibi alanlarda standartları yerine getirmek için
reformlara devam ediyor. İslam ülkesi Türkiye'nin AB'ye üye
olması, dünya barışına ve medeniyetler arası uzlaşmaya katkıda
bulunur." dediği aktarılmaktadır.
Aynı haber Mainichi Shimbun gazetesinde de yer almaktadır.