24.12. 2003

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 24/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  23 Aralık 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            The Washington Times gazetesinin internet sayfasında  (23/12) "AB Üyeliği Cazibesini Yitiriyor" başlığı altında ve  Andrew Borowiec imzasıyla yer alan bir makalede, Varşova'dan  Akdeniz cumhuriyetlerine kadar Avrupa  Birliği'ne mayıs ayında  üye olması planlanan 10 ülke arasında  endişelerin arttığı ve  bu ülkelerin şu sıralar sorunların hakim  olduğu bir birliğe  üye olmak üzere oldukları kaydedilmektedir. Bu ülkelerin  halihazırda 15 üyeli Birliğin bir anayasa ve oylama sistemi  üzerinde oy birliğine varamamış olmasına ve Almanya ile  Fransa'nın birlik üzerindeki hakimiyetine dikkat çektikleri  belirtilen makalede, mayıs ayında üye olacak ülkelerin,  ayrıca yeni üyeleri "ikinci sınıf Avrupalı" yerine koyacağı  "iki  vitesli" asimilasyon sistemi konusunda da endişeli  oldukları ifade edilmektedir. Makalede,  Kıbrıs Rum kesiminde  hakim olan resmi görüşün, Avrupa Birliği'ne üye olmanın,  Kuzey Kıbrıs'taki 35 bin Türk askeri ile karşı karşıya  gelinmesini engelleyecek olması ve Türkiye'nin aslında bir  AB üyesi ile ihtilaf yaşamaktan çekindiği, fakat Brüksel'in  de, hiçbir zaman AB'nin adaya askeri müdahalede bulunmayı  düşündüğünü ima etmediği kaydedilmektedir.

            AP'nin (23/12) "Türkiye...Yargıtay Kürtçe Afişlerin  Toplatılması Kararını Bozdu" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, geçen hafta Kürtlerin çoğunlukta olduğu Van'da bir   mahkemenin, üzerinde Kürtçe "barış kazanacaktır" "herkes   farklıdır, herkes eşittir" yazan afişlerin toplatılması  yönünde karar verdiği hatırlatılmakta ve Adalet Bakanı Cemil  Çiçek'in çabaları üzerine Yargıtay'ın, Kürtçe afişlerin  toplatılması  yönündeki mahkemenin aldığı kararı bozduğu  belirtilmektedir. Adalet Bakanı Çiçek'in, söz konusu  uygulamanın kısa süre  önce alınan AB'ye uyum reformları ile  ters düştüğünü söylediği ifade edilen haberde, AB ile üyelik  müzakerelerine 2004 yılında başlamak  isteyen Türkiye'nin,  ifade özgürlüğünü artırması ve Kürtlere  daha çok hak  tanınmasını isteyen AB'nin baskısı altında olduğu  kaydedilmektedir.

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (19/12) "Türk  Meselesi" başlığı altında ve tarihçi Hans-Ulrich Wehler  imzasıyla yayımlanan bir makalede, Avrupa Birliği İnceleme  Komisyonu'nun bu yılın sonunda Türkiye'nin üyelik kriterlerini  yerine getirip getirmediğine karar vereceği ve karar tarihi  yaklaştıkça, bununla ilgili problemlerin acil çözüme  ulaştırılması gereğinin arttığı  ve tartışmaların tonunun da  o derecede yükseldiği belirtilmekte, Berlin'deki hükümetin,  yıllar süren ve ağır basan tereddütlerin sonrasında üyelikten  yana bir karar verdiği kaydedilmektedir. Türkiye'nin kasım  ayındaki saldırılardan sonra, destek ve dayanışmayı hak  ettiği vurgulanan makalede, Türkiye'nin uzun vadede Avrupa  Ekonomik Topluluğu'na alınmasına ilişkin 1964'te verilen ve  1999 yılında Helsinki'de ve 2002 yılında Kopenhag'da yeniden  teyit edilen vaatten artık geri dönülemeyeceğine ilişkin  resmi gerekçenin öne sürüldüğü, ancak Türkiye'nin, 1960'lı  yıllardan beri 40 yıl boyunca Avrupa düzeyine gelebilmek için  kayda değer hiçbir çaba göstermediği ileri sürülmektedir.  Şüphesiz en çok işe yarayan sempatik gerekçenin de, demokrasi  deneyinin Türkiye gibi Müslüman bir ülkede başarılı olmasına  yardım edilmesinin Avrupa'nın da çıkarına olduğu, fakat  Anadolu'nun artık "Avrupalı" olarak kabul edilmesi için  yapılan neredeyse nevrotik baskının, bu karmaşık dönüşümün  kendi gücüyle gerçekleşmesi gerektiği temel sorununu bastırmak  olduğu belirtilen makalede, bu yüzden, Türkiye'nin üyeliği  için ortaya konan en önemli  bakış açılarının kesinlikle ikna  edici olmadığı kaydedilmektedir. Makalede, "Türklerin üyeliği  meselesi, seçmenlerin karar gündemine ait bir konudur. 2004  yılındaki Avrupa seçim  mücadelesi, reşit vatandaşların  ideallerinden bahsetmezsek,  açıkça üyelik lehinde ve aleyhinde  bir seçim olarak da ortaya konulmalıdır. Bunun da ötesinde,  daha şimdiden AB içindeki  ulusal parlamentoları ve  Strasbourg'daki parlamentoyu,  oportünist uysallığın ve  ihtilaf korkusunun karşısına kendi  denetim haklarını ve net  bir seçenek koymaları için dikkatli  olmaya çağırmak  gerekiyor." denilmektedir.

            AVUSTURYA BASINI:

            Der Standard gazetesinde (04/12) "Avrasya Birliğine  Karşı" başlık altında ve Jörg Wojahn'ın AB Parlamentosu'ndaki  ÖVP (Avrupa Halk Partisi) Heyeti Başkanı Ursula Stenzel ile  Türkiye'nin AB üyeliği, Avrupa Birliği'ni tehdit eden  tehlikeler ve Birliğin mevcudiyeti  konusunda yaptığı  mülakata yer verilmektedir. Mülakatta yer alan bazı ifadeler  şöyledir:

            "SORU: Türkiye'nin AB'ne katılımına açıkça karşı   çıkıyorsunuz. Neden?

            CEVAP: Daha çok geç olmadan kamuoyunda bu konunun  açıkça tartışılmasını istiyorum. Yani aralık 2004'de AB  Komisyonu'nun raporunu sunmasından önce... Avrupa  Parlamentosu'ndaki ÖVP heyeti  de bu konuda benimle aynı  görüşte.

            SORU: Türkiye'nin bir İslam ülkesi olması sizin için bir   sorun mu teşkil ediyor?

            CEVAP: Hayır. Kültürler savaşına dayalı hiç bir argümanı   doğru bulmuyorum. Demokrasi ile uyum sağlayan bir İslam  topluluğu da düşünülebilir. Türkiye'de durumu güçleştiren,  ordunun bu konuda garantör rolünü üstlenmesi.

            SORU: Ekonomik kriterler hakkında ne düşünüyorsunuz?

            CEVAP: Türkiye AB'nin ekonomik kriterlerini yerine   getirmekten çok uzakta. Buna karşın 70 milyon nüfusu ve  yüksek doğum oranıyla AB'nin neredeyse en büyük nüfuslu AB  ülkesi  olabilecek nitelikte.

            SORU: Bu ne anlama geliyor?

            CEVAP: AB yeni bir üye daha kabul ederek, şimdiye kadar   elde ettiklerini tehlikeye atmamalı. AB'nin mevcudiyeti  güvence altına alınmalı. Bunun Türkiye gibi bir üye ile  güvence altına alınabileceğinden şüpheliyim.

            SORU: Tehlike sizce nerede?

            CEVAP: 1 Mayıs'tan itibaren bünyesine 10 yeni üyeyi daha   katmak zorunda olduğu düşünülecek olursa, bugünkü şartlar   altında Türkiye büyüklüğünde bir ülkeyi üye olarak kabul etmek,   AB gibi paylaştırma mekanizmalarına sahip bir dayanışma  birliğinin gücünü aşacaktır. Bu durumda başka birinin elinden  birşeylerin alınması gerekecektir. Örneğin Polonya'nın bölgesel  ve zirai yardım paylarından vazgeçmek isteyip istemeyeceği  sorgulanabilir.

            SORU: Katılımdan yana olanlar Türkiye'nin stratejik  önemine işaret ediyorlar.

            CEVAP: Türkiye kuşkusuz ki önemli bir kriz bölgesinde  çok özel jeopolitik pozisyona sahip bir ülke. Ayrıca petrol  ve doğalgazın güvenli bir şekilde sevkiyatının da garantörü.  Ülke bir köprü işlevi görüyor ve bu bağlamda çok özel  görevleri var. Türkiye'nin bu görevleri, AB dışında,  içindekinden çok daha iyi  bir şekilde yerine getireceğine  inanıyorum. Güvensizlik ithal etmek mi, yoksa güven ihraç  etmek mi istiyoruz? Türkiye'nin Birliğe katılımıyla,  birdenbire Suriye ve Irak'a sınırımız olacak.

            SORU: Peki size göre Avrupa'nın sınırları nerede?

            CEVAP: Türkiye'yi Birliğe almamız halinde, Ukrayna'ya,   Moldavya'ya ya da Rusya'ya ne diyeceğiz? Coğrafi açıdan   Türkiye'nin yalnızca minik bir parçası Avrupa toprakları   üzerinde bulunuyor, geri kalanı Ön Asya. O zaman bu Avrupa   Birliği yerine bir Avrasya Birliği olur.”

            İNGİLTERE BASINI:

            The Wall Street Journal Europe gazetesinin Avrupa  baskısında (23/12) "Türkiye'nin Kıbrıslı Albatrosu" başlığı  altında ve  Dış İlişkiler Konseyi Önleyici Eylem Merkezi  Müdür Yardımcısı  David L. Philips imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Türkiye'nin, Rauf Denktaş'ı desteklemeyi sürdürmekle  AB'ye katılma ihtimalini sabote etme riskini aldığı ileri  sürülmektedir. Ankara'nın, Kıbrıslı Türk lider ile arasına  mesafe koymasının çok daha iyi olacağı ve Denktaş'ın, sadece  Türkiye'nin ilerlemesinin önüne geçmekle kalmadığı, adanın  bir bütün olarak AB'ye girebilmesi adına birleşmekten yana  olan Kıbrıslı Türklerin isteklerine de set çektiği ifade  edilen yorumda, Kıbrıs'taki olası siyasi çıkmazın, Türkiye  için zorlu bir zamana denk geldiği belirtilerek, AB'nin  gelecek aralık ayında Türkiye'nin  üyelik müzakerelerinin  başlangıç tarihini belirlemesi gerektiği ve  Brüksel'in,  Kıbrıs'ı birleştirmek konusunda nüfuzunu kullanması halinde  Türkiye'nin adaylık konumunun büyük oranda güçleneceğini   açıkça dile getirdiği vurgulanmaktadır. İslamcı kökenine  rağmen Başbakan Tayyip Erdoğan'ın,  Türkiye'nin Batı ile  geleneksel ilişkilerine kucak açtığı ve  ülkesinin AB  üyeliğini yılmadan desteklediğine işaret edilen yorumda  şöyle denilmektedir:  "Türkiye'deki kurulu düzenin bazı  temsilcileri, AB'ye katılma isteğine bile karşı çıkıyorlar.  Özellikle de Genelkurmay Başkanlığı, ordunun siviller  tarafından denetlenmesini ve milli güvenlik harcamalarının  şeffaf olmasını öngören AB ölçütlerinden rahatsız. Büyük bir   halk çoğunluğu tarafından seçilmiş olsa da, Erdoğan'ın   ülkenin kökleşmiş elit tabakasına karşı çıkacak gücü yok.  Halkın Güney Kıbrıs'la barış yapması yolundaki baskısına   direnen ve muhalefeti sindirmeye çalışan Denktaş'ın,   Türkiye'nin AB yoluna set çekmesi, Türklerin çoğunu rahatsız   ediyor. Ankara, Ada birleşmeden Kıbrıs AB'ye katılırsa, Kuzey  Kıbrıs'ı ilhak etme tehdidinde bulundu. Bu da, Türkiye'nin  Birliğe katılma ihtimalini çok kötü etkileyecektir... Açıkça  barış anlaşması için çaba göstererek Denktaş'ı  gözden  çıkarmak, Avrupa'ya katılmak isteyen Türkler ve  Kıbrıslı  Türkler için çifte kazanç olacaktır. Kıbrıs sorununun çözümü  yönünde kaydedilecek ilerleme, Türkiye'nin bağımsızlığı adına  da ilerleme sağlayacak ve Brüksel nezdindeki konumunu   güçlendirecektir. AB ile bütünleşme, Türkiye'nin demokratik   gelişimini hızlandıracak ve büyük bir ihtimalle, buradaki son   terör eylemlerinin arkasında olan İslamcılara, Türkiye'nin   geleceğinin tamamen Batıda olduğu sinyalini vererek, ülkenin   güvenliğini artıracaktır."

            YUNANİSTAN BASINI:

            İmerisia gazetesinde (23/12) "Erdoğan'ın İddiası"  başlığı altında ve Yorgos Kapopulos imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Derin Devlet ile uzlaşmak -aşamalı bir şekilde  mekanizmaların yerleşmesini ve kontrol altına alınmasını  başarmak amacıyla çarpışmadan kaçınmak- zorunda kalan  Başbakan Erdoğan'ın, Derin Devleti ve Denktaş'ı Annan planı  temelinde Kıbrıs sorununun çözümüne yol açacak müzakerelere  katılmaya sürükleyecek metotlar aradığı belirtilmektedir.  Başbakan Erdoğan'ın Ankara'da, Derin Devlet ile hükümet  arasında şekillendirdiği uzlaşmaya benzer bir uzlaşmayı,  Lefkoşa'da da uygulamayı az çok istediği kaydedilen yorumda,  Denktaş'ın iktidarda kalmaya devam etmesi için provokatör   olarak hareket etmekten, Erdoğan'ın kaçınmaya çalıştığı Derin   Devlet ile çarpışmasını sağlamaktan başka çaresi olmadığı,   Başbakan Erdoğan'ın dikkatli adımlar atarak, Denktaş'ı   Türkiye'nin Avrupa yönelimini sabote eden danışmanlarını   uzaklaştırmaya davet ettiyse, Kıbrıslı Türk liderin   provokasyonu ertelemeyeceğinin kesin olduğu ifade edilen  yorumda, Denktaş sorunun çözümlenmesine ilişkin dinamizmin  2004 yılının Aralık ayındaki AB-Türkiye randevusuna  rastlaması halinde dahi, gelişmelerde geri dönüş olamayacağını  iyi bildiği vurgulanmakta ve şöyle denilmektedir:  "Cevaplandırılması gereken asıl sorun, Ankara'daki Derin   Devletin çıkarlarını Denktaş'ın çıkarlarıyla özdeşleştirip  özdeşleştirmediğidir yani Erdoğan ile bir çarpışma riskini   alıp almayacağı ve ülkenin Avrupa yöneliminin çıkmaza   girmesinin faturasını ödeyip ödemeyeceği ya da Avrupa ile   ilişkilerinin olumsuz yönde gelişmesini bekleyerek, onu vatan   haini olarak sandalyesinden indirip indirmeyeceği yönündedir.  Bu ikinci seçenek, Denktaş'ın provokasyon taktiğini havada  bırakacaktır."

            AZERBAYCAN BASINI:

            Yeni Musavat gazetesinde (23/12) "Türkiye'nin  Ermenistan Politikası" başlığı altında ve  Z. Seferoğlu  imzasıyla yayımlanan bir makalede, 15 Ekim'de Azerbaycan'da  gerçekleşen seçimden sonra, bölgede ilginç gelişmeler  yaşanmaya başladığı ve son seçimden sonra uluslararası  imajına ağır bir darbe alan Azerbaycan'ın,  Karabağ  konusundaki manevra olanaklarının da büsbütün tükendiği  belirtilmektedir. Bu durumun, stratejik müttefikimiz olan  Türkiye'yi de etkilediği ve Azerbaycan kamuoyunda oluşan,  Ankara hükümetine -bazen tüm Türkiye'ye- karşı güvensizliğin  son derece rahatsız edici bir durum olduğuna işaret edilen  makalede, bu durumun tüm Türk dünyasının çıkarları bakımından  da tehlikeli bir eğilim olarak görülmesi gerektiği ifade  edilmekte ve şimdi daha çok petrolden, Bakü-Ceyhan'dan ve AB  üyeliğinden söz edildiğine dikkat çekilmektedir. Makalede  şöyle denilmektedir: "Türk dış politikasında AB ve petrol,  iki stratejik konuyu oluşturuyor. Son günlerde Ankara'nın  Kıbrıs konusunda bile belirli tavizler verebileceği, ihtiyatlı  bir şekilde olsa da belirtiliyor. Yeter ki AB üyeliği yolu  açılsın, ancak bu yeterli değil. Bilindiği gibi, Türkiye'nin  AB üyeliği, Ankara'nın Ermenistan politikasında pozitif   değişiklikler yapmasıyla ilişkilendiriliyor. Burada söz konusu  olan sınırların açılması, diplomatik ilişkilerin ve hatta  normal ekonomik ilişkilerin kurulmasıdır. Niyet ortada.  Karabağ sorununun uzun bir süre devam edeceğini bilincinde  olan AB, Türkiye'nin Birliğe üye olmasıyla birlikte  Ermenistan'la sınıra sahip olacak. Ancak AB sadece  müttefikleriyle komşu olmak istiyor. Demek ki, Ankara  gerçekten AB'ye üye olmak istiyorsa bu konuda taviz vermelidir.  Bazı gözlemciler, önümüzdeki yıl Ankara'nın bu tavizleri  vereceğini belirtiyorlar. Gelecek yıl, Türkiye'nin AB üyeliği  konusu bir sonuca bağlanacak. Bu durumda Ankara'nın  Ermenistan'la ilişkilerini canlandırması kaçınılmazdır."

            Ekspress gazetesinde (23/12) "Uyan Türk Ulusu, Yurduna  Kürtler Doluyor" başlığı altında yayımlanan makalede, Irak'taki  durum ve Kürtlerin faaliyetleri ele alınmaktadır. Irak'ta  faaliyet gösteren Kürdistan Kredi Bankası'nın Kuzey Irak'taki  Türklerin ev ve topraklarını satın almaları  için Kürtlere  beş yıl vadeyle faizsiz kredi verdiği belirtilen makalede,  "Türkmen Eli" teşkilatının Kafkasya temsilcisi Metin  Arslanlı'nın, yaptığı açıklamada, Türklerin gayrimenkullerini  satın almak için kredi veren bu bankanın İsrail'de faaliyette  bulunan dört şirket tarafından desteklendiğini belirterek,  "Azerbaycan'daki kankardeşlerime bildirmek istiyorum ki,  ABD'liler ve Yahudiler Kürtler aracılığıyla Musul, Kerkük,  Erbil, Dohuk, Bakuba, Felluce, Selahattin ve Süleymaniye'deki  toprakları satın alıyorlar. Uyan Türk ulusu, yurduna Kürtler  doluyor..." dediği aktarılmaktadır. Bu olayların Türkiye'ye  karşı hazırlanmış olan bir senaryonun ilk belirtileri olduğu  ve Ankara'da kulislerde dolaşan söylentilere göre, ABD'nin,  Kuzey Irak-Ermenistan ve Gürcistan  üçgeniyle Türkiye'yi  çevrelemek istediği, bu planların Türkiye ve Azerbaycan  açısından gerçek bir tuzak olduğu kaydedilen makalede, Siyasi  Araştırmalar  Merkezi'nin temsilcisi Vagif Bağırov'a göre bu  planların  Türkiye'yi kuzeyden ve güneyden "etkisizleştirme"  ve Ankara'yı zayıflatarak, Azerbaycan'ın bölgedeki jeopolitik   önemini azaltma amacını güttüğü ifade edilmektedir. Batı'nın,  Güney Kafkasya'yı Ermeni bölgesine dönüştürmek istediği ve  AB'nin Ankara'ya verdiği son mesajlarda da bu hususun   kendisini gösterdiği belirtilen makalede, "Ankara'nın  yürütmekte olduğu dış politika fiyaskoya uğruyor. Türkiye'nin  Kuzey Irak, Güney Kafkasya, Kıbrıs ve AB politikaları iflas  ediyor. 'Soğuk savaş' bittikten sonra alternatifsiz kalarak  seçim imkanını kaybeden Türkiye'nin güvenebileceği tek bir  güç kalmış bulunuyor. Bu güç Türkiye'nin  kendi gücüdür."  şeklinde bir değerlendirmeye yer verilmektedir.

 

             

ESKI SAYILAR