ANKARA,
26/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 25 Aralık 2003
tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber
ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
PBS TV'nin önde gelen programlarından "Newshour With Jim Lehrer"
programında (24/12) "Thomas Friedman'la Mülakat" başlığı altında
New York Times gazetesi köşe yazarı Tom Friedman ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. ABD'nin iki müttefiki Türkiye ve
Polonya'ya yaptığı ziyaretin ardından New York Times gazetesi
köşe yazarı Tom Friedman'ın, Türkiye, Başkan Bush, ABD ve
Irak'taki askeri operasyonu farklı yönleriyle ele aldığı
mülakatta, "Türkiye'yi İslami kökenli bir parti yönetiyor.
Irak'taki savaşa yardım etmedi. Bununla beraber ölümcül bombalı
saldırılardan büyük zarar gördü. Türkiye'deki siyasi iklim
nedir?" şeklindeki bir soruya karşılık olarak, Friedman'ın,
"Bombalı saldırılarda beni en çok şaşırtan şey şu oldu:
Türkiye'de insanlar, İngiliz bankası ve konsolosluğuna, iki
sinagoga o korkunç saldırılar yapıldığında -duruma boş verdiler
demek istemiyorum tabii- ama daha ziyade 'böyle şeyler olur, biz
bundan sonrasına bakalım' şeklinde Avrupai bir tavır takındılar.
Şimdi Türklerin de kendi kendilerine sordukları en büyük soru
şu: Neden Türkiye? Zira bu saldırıları yapanlar da, El Kaide ile
bağlantılı olduklarını düşündükleri ya da İslami gündemin bir
parçası olan Türklerdi ve bu haliyle durum çok tedirgin
ediciydi. Türkiye, modern ve Batılı görünümde, AB'ye girmeye
çalışan demokratik bir ülke ve 30 bin Yahudi vatandaş yaşıyor
topraklarında... Dolayısıyla da Usame Bin Ladin'in öncülüğünü
etmeye çalıştığı modele hiç uymuyor" dediği, "savaşa giden
süreçte pekçok noktada gerilim yaşandı iki ülke arasında...
ABD-Türkiye ilişkileri ne durumda?" şeklindeki bir soruyu ise,
Friedman'ın, "Kesinlikle doğru. Fakat sen de biliyorsun ki, Türk
Parlamentosu sonunda Irak'a 10 bin asker göndermeyi kabul etti.
Iraklılar ise, yüzlerce yıl süren Osmanlı işgaline ilişkin kötü
anıları canlandığından Türklere, 'teşekkürler ama kalsın!'
dediler. Türkler önce asker göndermeyi teklif ettiler, ama
göndermediler. Biz yardımlarımızı yeniden başlattık; Türkiye iyi
ve sadık bir müttefiktir ve bu özelliğiyle hem bizim hem de
Avrupa için bölgede önemli bir konuma sahiptir... Bir sabah
gittim ve çok güzel bir otelde, Four Seasons Hotel'de kaldım.
Eskiden bir hapishane imiş ve otele çevirmişler. İstanbul
Boğazı'na nazır Topkapı Sarayı'nın hemen yanında bir otel bu.
Asya ile Avrupa'nın birleşim noktasındaki konumuyla medeniyet
sürecini başka hiçbir yer bu kadar iyi yansıtamaz. Türkiye
örneğinden yola çıkarak şu anda geleceğe temel oluşturacak iki
büyük olaya tanıklık ettiğimizi düşünüyorum -ki günümüzün,
medeniyetler arası ya da medeniyetler içi bir çatışmaya mı sahne
olduğunu anlamak için de daha uzun bir yol var önümüzde-. İki
büyük olaydan biri, 'Türkiye AB'ye girecek mi?' sorusuna
verilecek yanıtı gizliyor içinde. Zira gelecek aralık ayında AB,
Avrupa'daki tek Müslüman ülke olarak Türkiye'yi kabul edip
etmeyeceğine karar vermek zorunda. İkinci olaysa, ABD'nin
ileriye bakan, sağlam bir Irak projesi. Bu iki süreç de rayında
giderse, yani Türkiye AB'ye girer ve Irak istendiği gibi olursa
Doğu ile Batı arasında iki köprüye kavuşacağımız kanısındayım.
Ama tersi olur da işler yolunda gitmezse, Doğu ile Batı arasında
iki duvar birden örülmüş olacak. Dolayısıyla da bu iki olay da
son derece önemli. Türkiye'nin AB'ye girmesi bizim çıkarımıza,
umarım olur" şeklinde cevapladığı kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
BBC Radyosu'nun Türkçe yayınında (25/12) "Ankara'da Kıbrıs
Hareketliliği... AKP Hükümeti Düğümü Çözecek Bir Girişim
Başlatacak mı?" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
KKTC'deki seçimler ve seçim sonuçları ardından başlayan hükümet
kurma çalışmaları konu edilmektedir. KKTC, Rumlar ile yeniden
pazarlığa oturacak bir hükümet kurabilecek mi? sorusuna cevap
aranırken, Kıbrıs'ın birleştirilmesi konusunda müzakereyi
savunan ve müzakereye artık pek sıcak bakmayan partiler bir
noktada uzlaştıkları, bunun da, erken seçimin kaçınılmaz hale
gelebilir noktasında olduğu belirtilen haberde, böyle bir
seçeneğin, 1 Mayıs tarihine kadar çözüm arayışını
zorlaştıracağı, 1 Mayıs hedefine varılmaz ve Rumlarla Türkler
bir barış anlaşması imzalamazsa, Türkiye'nin Avrupa Birliği
umutlarının da gölgeleneceği öne sürülmektedir. AKP hükümetinin
Kıbrıs konusunda bir süredir hazırlıklarını sürdürdüğü ve
hazırlığın bir boyutunun, Rumlarla barış pazarlığına yeniden
oturmanın zeminini kurmak, ikinci boyutun da, Kuzey Kıbrıs'ta
hükümet kurulmasını zorlaştıran engelleri kaldırmak ve bu amaçla
Cumhurbaşkanı Sezer ve generallerin hükümetle buluşacağı bir
toplantı yapılmasının beklendiğine işaret edilen haberde,
KKTC'deki seçim sonuçları, yeni kurulması beklenen hükümet ve bu
çerçevede Türkiye'nin AB üyeliği ile AKP hükümetinin tavrı
konusunda Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru'nun, "Çok belirgin olan
birşey var ki, adadaki insanların sandığa yansıyan iradesi,
çözüm yolunda adımların atılmasına yönelik bir iradedir. Bugüne
kadar hiçbir şekilde yaşayamadıkları bir başarıyı sandık onlara
verdi. Fakat herhalde şu andaki kilitlenmenin, düğümlenmenin
gösterdiği üzere bu başarı hükümete yansıyacağa benzemiyor.
Dolayısıyla yeni yapıya benzer bir hükümet kurulması yönünde
ittifaklar oluştu, bugünlere baktığımızda gördüğümüz manzara bu.
Oysa mevcut durumla Kıbrıs'ta, Türkiye'nin Avrupa Birliği
yolunun önünü açacak ilerlemelerin kaydedilmesi mümkün değil.
Avrupa Birliği noktasında Türkiye'ye 2004 hedefini koymuş olan
bugünkü hükümettir; Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'dür. Dolayısıyla eski durumun devamı, yani
statükonun devamı Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunun önünün
kesilmesi demektir. Bu noktada müdahil olmazlarsa, Kıbrıs'ta
çözümü zorlayacak tarzda bir hükümeti mevcut yapıdan
çıkartamazlarsa, Türkiye'nin Avrupa Birliği hayali suya düşecek
demektir" şeklindeki değerlendirmesine yer verilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi gazetesinde (25/12) "Papadopulos: Uluslararası Camia,
Çözümün Daha İşleyebilir ve Yaşayabilir Olabilmesi İçin Annan
Planının İyileştirilmesi Gerektiğini Kabul Ediyor" başlığı
altında ve Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ile yapılan mülakata
yer verilmektedir. Papadopulos'un Kıbrıs sorunundan AB'nin
işleyişine kadar geniş açıklamalarda bulunduğu mülakatta şu
ifadeler yer almaktadır:
SORU: Kıbrıs sorununun çözümü prosedürüne AB katkı sağlayabilir
mi ve katkısı nasıl olur?
CEVAP: Yapılacak çalışmalara AB'nin daha aktif şekilde
karışmasını dört gözle bekliyoruz. Bu bizim için büyük bir prosedürel
ilerleme olacak.
SORU: Türkiye'yi -hükümet ve derin devlet- Kıbrıs sorununun 1
Mayıs'a kadar çözümü için işbirliği yapmaya ikna veya mecbur
edecek nedenler olduğuna inanıyor musunuz; yoksa herşeyi 2004
sonuna mı bırakacaklar?
CEVAP: Türkiye'nin beyan edilmiş tutumu, Kıbrıs sorununun,
Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin
belirlenmesiyle eş zamanlı oynanması gereken bir koz olduğudur.
Bu politikanın yanlış olduğuna inanıyorum. AB ve özellikle Verheugen
defalarca kamuoyuna, bunun AB'ye karşı oynanabilecek bir koz
olmadığını söyledi. Yani, hem Kıbrıs sorunu çeşitli ülkeler
tarafından, ön şart olmaksızın, tarih belirlenmesi konusu için
gittikçe daha çok değerlendiriliyor, hem de Türkiye'nin diğer
kriterleri yerine getirmemesi halinde, Kıbrıs sorunu çözüldü
diye tarih alacağı anlamına gelmiyor. Kıbrıs sorununun çözümünün
yardımcı olacak olması, bunu tarihle zorla takas edebileceği
anlamına gelmiyor. Bu noktada anahtar söylem şudur: Türkiye
elbette ki Kıbrıs sorununda birşey yapıyor görünmek istiyor.
Bizim için mesele birşey yapıyor görünmesi değil, birşey
yapmasıdır.