29.12. 2003

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 29/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  26-28 Aralık 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            The Washington Times gazetesinin internet sayfasında  (26/12) "Kıbrıs'taki Demokrasi Açığı" başlığı altında ve  Nikolas K. Gvosdev imzasıyla yer alan bir makalede, Kıbrıs  konusu ve çözüm arayışları ile  AB üyeliği  konu edilmektedir.  14 Aralık'ta Kuzey Kıbrıs'ta yapılan seçimlerde  sandıktan  çıkan sonucun, adada bir türlü sona ermeyen etnik soruna en  iyi çözümün demokrasi olduğunu ileri sürenleri bir kere daha  düşünmeye sevk etmesi gerektiğine işaret edilerek, seçim  sonuçlarının, ABD'nin geniş çerçevede Orta Doğu'yu  daha  istikrarlı bir bölge kılma çabaları üzerinde dramatik bir  etkiye sahip olacağına dikkat çekilmektedir. Kıbrıs Rumlarının  mayıs ayında Avrupa Birliği'ne gireceği, bölünmüşlüğün daha  da aşılamaz bir hal almasını engellemek ve adayı yeniden bir  bütün kılmak için çok çaba sarfedildiği ve böylelikle adadaki  her iki toplumun  da, AB'nin getireceği nimetlerden  yararlanmasının sağlanacağı ifade edilen makalede, Türkiye'nin,  AB üyesi bir ülkede bölünmüşlüğü destekleyen ve kışkırtan  tutumundan vazgeçmemesinin kendi AB şansını yitirmesine neden  olabileceği, ancak adanın birleşmesi durumunda Türkiye'nin   kendi AB üyeliği önündeki en büyük engelin de kalkacağı  vurgulanmaktadır. Washington'un, Batı modernliğinin ve İslami   kimliğin birbirleriyle uyuşamayacak şeyler olmadığını  kanıtlamak için Türkiye'nin AB üyeliğini hızlandırmak için  çabaladığı, Bush yönetiminin ayrıca, Avrupa'nın barış ve  refah kuşağını Orta Doğu'ya kadar genişletmek istediğine  işaret edilen makalede, Türkiye'nin AB'ye üye olması  durumunda Avrupa'nın, Suriye, İran, Irak ve Güney  Kafkaslar'daki devletlerle doğrudan sınıra sahip olacağı  belirtilmekte ve hem ABD hem de AB'nin, Kıbrıs'ta ulaşılacak  ve toprak bütünlüğünü ve bölgesel özerkliği birarada  barındıracak bir çözümün Kosova ile Sırbistan, Abhazya ile  Gürcistan ve Dağlık Karabağ ile Azerbaycan arasında kalıcı  bir anlaşma sağlanması için örnek teşkil edebileceğini  umdukları kaydedilmektedir.

            Newsweek dergisinin internet sayfasında (29/12) "Ayrılık  Durumu" başlığı altında ve Owen Matthews imzasıyla yer alan  bir makalede, Türkiye'yi AB'ye kabul edip etmeme sorununun  Avrupa'daki bölünmeleri derinleştirebileceği belirtilmektedir.  Makalede şöyle denilmektedir: "Avrupa Birliği'nin merkezinde  bölünmeler içinde bölünmeler yaşanıyor. 14 Aralık'ta Kıbrıs'ın  Türk azınlığının yaklaşık yarısı, Brüksel'in çekici ekonomik   ve siyasi özendirmelerine rağmen parlamento seçimlerinde AB  karşıtı adaylara oy verdi. Bu seçim, 1 Mayıs 2004'te AB'ye  katılmadan önce Adayı birleştirme umudunu suya düşürerek,  kolay kolay halledilemeyen Yunan-Türk ihtilafını da Avrupa'ya  ithal etmiş oldu... Bu, uzun süreli bir destanın yalnızca son  pürüzü mü? Belki ama Kıbrıs seçimleri zamanın da bir göstergesi.  Avrupa'yı tanımlayan şey, şu anda bölünme, birleşme değil.  Avrupa'nın barometresi olan Avrupa Komisyonu'nun kendi kamuoyu  araştırması, şu anda Birliğe desteğin altı puan azalarak yüzde  48'e düştüğünü gösteriyor. Buna bir de, Avrupa'nın Brüksel'deki  anayasa konusunda yaşadığı başarısızlığı, AB'nin mali  sorumlulukla ilgili kurallarının ters tepmesini ve zayıf düşen  ekonomiyi de eklersek diyor Avrupa Parlamentosu üyesi Daniel  Hannan, 'Bütün bunlar Avrupa için kötüye işaret.' Bu endişeler  önümüzdeki yıllarda, Birlik, giriş müzakereleri için gün almak  isteyen Türkiye konusunda ne yapacağıyla ilgili sıkıntılı  sorunla boğuşmaya başladığında iyice artacak. Ankara'da  iktidardaki AKP, daha çok Avrupa'nın ısrarıyla insan hakları  ve ekonomik reformlarda hızlı adımlar attığını söylese de,  çabalarının karşılığını henüz alabilmiş  değil. Bu böyle devam  ederse asıl tehlike, Türkiye'nin AB'ye  sırtını dönmesi ve  muhtemelen kabul edilmek için üstlendiği  reformlarda geri  adım atması. Avrupa tarafında ise mevcut üyeler, ne tür bir   'Avrupa' istediklerine karar veremiyorlar. Fransa ve Katolik  güney Avrupa, Müslüman Türkiye'nin girişi konusunda din ya da  'medeniyet' ile ilgili nedenlerle titiz davranırken, Almanya  göçmen akınından ve büyük bir kalkınma faturasından korkuyor.  Birliğin en büyük nüfuslu üyesi olarak Türkiye'nin elinde  bulunduracağı veto hakkından söz etmeye bile gerek yok...  Bazı ülkeler bölünmelerin üstesinden gelinebileceğini   düşünüyor gibi. Örneğin, hepsi daha yakın bir birliğin ateşli  savunucuları olan Fransa, Almanya ve Belçika, 'iki vitesli'  Avrupa tarzında birşeyi destekliyorlar. Ayrı bir AB askeri  karargah fikrini zaten ortaya atmış durumdalar ve anayasayla  ilgili müzakerelerin başarısızlığa uğramasının ardından Jacques  Chirac ve Gerhard Schroeder, bir Alman  Dışişleri Bakanlığı  yetkilisinin tanımıyla, bir 'öncü grup' tarafından  uygulanabilecek daha fazla girişim üzerinde çalışmak için,  biraraya geldi. Bu arada Türkiye sorunu bu tip planlarla  çözülecek gibi durmuyor. Önümüzdeki birkaç ay içinde,  Avrupa'daki ayrılıkların çözülecek bir sorun mu, yoksa  sürekli devam edecek bir varoluş meselesi mi olduğu   belirlenecek." 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (27/12) "Patten: Türkiye İçin AB'de Yer Var,  İsrail İçin Yok" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  Avrupa Birliği  Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Chris Patten'in,   Birliğin genişleme sınırlarına yaklaştığını ancak  Müslüman  NATO üyesi Türkiye'nin Birliğe üye olabileceğini umduğunu  söylediği belirtilmektedir. Patten'in, bazı Avrupalı  politikacılar  tarafından üyelik için önerilen İsrail'in,  gelecek  yıl üye sayısı 15'ten 25'e yükselecek AB'ye üye   olmasının mümkün olmadığını söylediği kaydedilen haberde,  Patten'in, İngiliz BBC Radyosu'na verdiği demeçte, "AB'nin  bittiği bir çizgi olmalı. Neredeyse o çizgiye  ulaştık. 25  ya da 30 üyeden sonra AB'nin çalışmasının  zorlaşacağına  dair bir düşünce var. Bundan daha fazlası  olası değil"  dediği aktarılmaktadır. Patten'in, gelecek yılın sonunda  üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamayacağına ilişkin bir  karar bekleyen Türkiye'nin Birliğe katılmasını çok istediğini  belirttiği ve "Önümüzdeki birkaç ay içinde bize üyelik  müzakerelerine hazır olduğunu gösterebilmesini umuyorum"  dediği ifade edilen haberde, Patten'in, Türkiye'nin kabul  edilmesine ilişkin bir anlaşmanın "Kıbrıs konusunda olumlu  bir karara" bağlı olduğunu da sözlerine eklediği  kaydedilmektedir.

            Reuter'in (26/12) "Türkiye, AB Reformlarının  Uygulamasını Hızlandıracak" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Türk liderlerin, zengin bloğun önümüzdeki aralık  ayında düzenleyeceği  zirvede Ankara ile uzun süredir  ertelenen katılım  müzakerelerini başlatma kararı almasını  sağlamak amacıyla,  Avrupa Birliği'nden esinlenilen  reformların uygulanmasına  hız kazandırmak konusunda ortak  bir karar aldıkları belirtilmektedir. Türkiye'nin, 15 AB  üyesi, ABD ve Kıbrıslı Türklerin ikamet ettiği Kuzey  Kıbrıs'ta görev yapan büyükelçilerinin, Ankara'da,  Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı'na AB ile  ilişkilerde oynadıkları rol konusunda bilgi verdikleri  ifade edilen haberde, Toplantılara katılan diplomatik bir  kaynağın  gazetecilere, "AB'nin en geç önümüzdeki haziran  ayının sonunda siyasi kriteri (katılım müzakerelerine başlamak   için) yerine getirdiğimize inanması çok önemli" diyerek,  bunun ekim ayında yayınlanacak olan Avrupa Komisyonu'nun  yıllık ilerleme raporunda olumlu bir değerlendirmenin yer  almasını sağlayacağını söylediği kaydedilmektedir. Bu  olumlu değerlendirmenin AB liderlerinin Türkiye'ye aralık  ayında müzakerelere başlaması için yeşil ışık yakması yolunu  da açabileceği öne sürülen haberde, yetkililerin, Türkiye'nin,  Kıbrıs sorununun müzakerelere başlamayı engellemek için  kullanılmaması gerektiğinde ısrar edeceğini söyledikleri  belirtilmektedir. 

            AZERBAYCAN BASINI: 

            Halk gazetesinin (25/12) "AB, Nihayet 'İBDA-C'yi  Terörist Örgüt Olarak Tanıdı" başlığı altında ve Rauf Aliyev  imzasıyla yayımlanan bir haberde, AB'nin, artık "İBDA-C"yi  terörist örgüt olarak tanıdığı ve bu kararın Brüksel'de  yapılan AB toplantısında alındığı belirtilmektedir.  "İBDA-C"nin Avrupa ülkelerindeki mali kaynaklarının kontrol  edileceği ve bu teşkilatın faaliyetlerine son verilmesi için  gerekli tüm önlemlerin alınacağı ifade edilen haberde,  Türkiye'nin artık "İBDA-C"ye karşı mücadelede yalnız olmadığı  ve bu mücadelede Avrupa ülkelerinin Türkiye'ye yardım edeceği,  ayrıca teşkilatın Avrupa bankalarındaki hesaplarının  dondurulacağı ve  bunun da teşkilatın mali kaynaklarının   kurutulması anlamına geldiği vurgulanmaktadır.

 

 

 

 

                                 

ESKI SAYILAR