ANKARA, 30/12(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında
29 Aralık 2003 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau gazetesinin
internet sayfasında (29/12) "Ahmet, Kıbrıs Sorununda Kararını
Verdi Bile..." başlığı altında ve Gerd Höhler imzasıyla yer alan
bir yorumda, Kıbrıs konusu ve AB üyeliği ele alınmaktadır.
Uluslararası hukuka göre, 1 Mayıs 2004 tarihinde Kıbrıs'ın
tamamının AB'ye üye olacağı, ancak AB müktesebatının güneydeki
Rum kesimini kapsayacağı ve böylece adayı yatay olarak bölen ve
henüz dokuz ay önce açılan Yeşil Hat'tın, Türkiye'yle AB
arasında sınır olacağı belirtilen yorumda, Papadopulos'un
müzakereye hazır olduğunu, ancak anahtarın Ankara'nın elinde
olduğunu vurgulayarak, Türkiye'de kimsenin 5, 10 ya da 15 yılda
AB üyesi olunacağına inanmadığını, bu nedenle Ankara'da bazı
insanların belki de hiçbir zaman olmayacak birşey için taviz
verilip verilmemesi gerektiği sorusunu sorabileceği görüşünde
olduğu ifade edilmektedir.
KKTC'deki seçimlerde, Rumlarla münasebeti ve AB üyeliğini
savunan muhalefet partilerinin, az bir farkla da olsa çoğunluk
sağladığına işaret edilen yorumda, Türk Hükümeti'nin, Kuzey
Kıbrıs'taki siyasetçileri bir koalisyona zorladığı, Başbakan
Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün, AB ile üyelik müzakerelerine
başlama arzusunun Kıbrıs sorununun çözümüyle
gerçekleşebileceğinin farkında oldukları ve muhtemelen bu hafta
Türk Hükümeti'nin Annan planı temelinde Kıbrıs'ta çözüm için
yeni öneriler sunacağı kaydedilmektedir.
Yorumda, "Başbakan Erdoğan'ın uğraşması gereken tek direnişçi
Denktaş değil. Kemalist seçkinler ve nüfuza sahip ordu da
Kıbrıs sorununda Türk tarafının taviz vermesine karşı çıkıyor.
Buna rağmen Dışişleri Bakanı Gül, 1 Mayıs 2004 tarihine kadar
bir uzlaşma sağlanabileceği güvencesi vermekten yorulmuyor. Bu
tarih büyük bir önem taşıyor. Çünkü bu tarihten itibaren
Kıbrıslı Rumlar Brüksel'de masada olacaklar. AB üyesi olarak
Türkiye'nin üyelik çabalarını engelleyebilirler. Türkiye 1
Mayıs tarihinden itibaren zaten zor bir durumla karşı karşıya
olacak: AB ile üyelik müzakerelerine başlamak isteyecek ama AB
üyesi Kıbrıs'la diplomatik ilişkileri olmayacak. Daha da
düşündürücü olan, bir AB ülkesinin topraklarını askeri olarak
işgal altında tutmuş olacak" denilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Independent gazetesinin (29/12) internet sayfasında, "İrlanda
Başbakanı: AB Anayasası Tartışmaları 2005'e Kadar Sürebilir"
başlığı ve Stephen Castle imzasıyla yayımlanan makalede, İrlanda
Başbakanı Bertie Ahern'in yaptığı açıklamada, genişlemiş Avrupa
Birliği için bir anayasanın kabul edilmesini geciktiren
anlaşmazlığın 2005'e kadar sürebileceği konusunda uyarıda
bulunduğu bildirilmektedir.
İrlanda'nın önümüzdeki altı ay içinde tüm diplomatik
yeteneklerini kullanmasının gerekeceği, AB liderleri arasında
anayasa üzerinde yapılan görüşmelerin oy hakkı konusundaki
anlaşmazlık nedeniyle bozulduğu belirtilen makalede, Polonya ve
İspanya'nın üç yıl önce Nice'de kabul edilen ve kendilerine
neredeyse iki katı nüfusa sahip Almanya ile eşit oy hakkı
tanıyan sistemden vazgeçilmesini reddettiği ifade edilmekte ve
Almanya ve Fransa'nın 'iki vitesli oylama sitemi' önerisinde
taviz vermeyecekleri kaydedilmektedir. Oylama sistemi üzerindeki
tartışmalarla, Türkiye'yi kabul etme konusunda AB'nin 2005
yılında görüşmeleri başlatıp başlatmayacağı gibi konuların
birbiri içine geçme riskinin bulunduğu ifade edilen makalede,
"İki vitesli oylama sistemini eleştirenlerin bir kısmı bu
sistemin, AB'ye kabul edildiği taktirde Türkiye'ye çok fazla
etki sağlayacağını düşünüyor" denilmektedir.
YUNANİSTAN
BASINI:
Ta Nea gazetesinin (29/12) "Chris Patten: Türkiye'nin Avrupa
Yolu Kıbrıs'tan Geçer" başlığı altında yayımlanan yorumda,
Patten'ın yaptığı açıklamayla bazı Avrupalı faktörlerin
önerisini cevaplandırarak, İsrail'in gelecekte AB üyesi olması
olasılığını kesinlikle reddettiği ifade edilmekte, İngiliz
politikacının Türkiye'nin Avrupa yönelimine karşı olumsuz bir
tavır takınmadığı tam aksine, gelecek AB genişlemesinde Türkiye
için de Avrupa saatinin gelebileceğini ima ettiği, ancak bunun
"Kıbrıs için alınacak olumlu bir karara bağlı olduğunu" da
vurguladığı kaydedilmektedir.
Yorumda, "Önümüzdeki aylarda Türkiye'nin, AB üyeliği hakkında
müzakerelere başlayacak durumunda olduğunu gösterebileceğini
ümit ediyorum" diyen Patten'ın mesajı ile ilgili olarak
Türkiye'nin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'ın,
"Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözüme bağlanması yönündeki
iradesi her zamankinden daha güçlü" şeklinde bir açıklama
yaptığı ve "tarihi bir fırsattan" söz ederek, "Kıbrıs'ın
bölünmüşlüğünün devam etmesinin kimsenin yararına olmadığını"
belirttiği ifade edilmektedir.
RUSYA BASINI:
Zavtra gazetesinin 25-31 Aralık 2003 tarihli sayısında
"Avrupa'ya Uzun Yol" başlığı altında ve Valentin Prussakov
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, İstanbul'da İngiltere
Başkonsolosluğu ve iki sinagog yakınında meydana gelen terör
eylemleri ve İslami terörizm kavramı, Osmanlı İmparatorluğu'nun
Ortodoks ve diğer Hristiyanlara karşı toleransı ve Türkiye'de
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana geçen süreç ile AB üyeliği
konu edilmektedir.
Yazıda şöyle denilmektedir: "1923 yılında Cumhuriyetin ilanından
sonra medrese ve türbeler kapatıldı. Müslümanların taktığı fes
ve şeriat uygulamaları da tamamen yasaklandı. Devrimci
reformlara direniş göstermeye çalışan kişilere aman verilmedi.
Atatürk, Türk halkının gelenekleriyle ve İslam dünyasıyla olan
tüm bağlarını koparmak ve böylece 'Avrupa'ya girmesini'
kolaylaştırmak için Arapça alfabeyi Latince alfabeyle değiştirdi.
Atatürk tarafından oluşturulan devlet ve yargılama yapısı,
Avrupalı devletlerden örnek alınarak düzenlendi... 1924
Anayasası'nda 'İslam' resmi din olarak ilan edildi. Gerçi din,
devlet işlerinden kesinlikle ayrı tutuldu ve sırf ibadetle
sınırlı kılındı.
Bugün de laiklik Türk demokrasisinin temel taşlarından biridir.
Atatürk'ün politikasının temelini oluşturan milliyetçiliğe
gelince, bence bu milliyetçilik daima Arap aleyhtarı, Avrupa
yanlısı ve modernist karakterli olmuştur. Atatürk, hem Avrupalı
milliyetçi liderlerle, hem de Sovyet Rusya'nın kurucusuyla
baştan iyi ilişkiler kurdu. Bilindiği gibi güçlü din aleyhtarı
tutum, Rusya liderine de özgüydü. Galiba her ikisi de birbirine
manevi yakınlık hissediyorlardı ve iki genç devlet arasında
ortak özelliklerin çok olduğunu kaydediyorlardı... Acaba
tarihindeki 'yeni çağ'ın başlamasının üzerinden 80 yıl geçtikten
sonra Türkiye bugün nasıl yaşıyor? Yıllarca sürdürdüğü 'Asya'dan
Avrupa'ya engelli koşusu'nun neticesi nedir?... Türkiye
Anayasası kriz durumlarında ordunun siyasi hayata müdahale
etmesini öngörmektedir. Ülkedeki siyasi partilerin hiçbiri
anayasanın bu maddesine itiraz etmiyor ve halkın çoğunun, bazı
verilere göre yaklaşık yüzde 80'inin bu maddeyle mutabık olduğu
iddia ediliyor. Eskiden ordu, savaşçı ruhlu solculara veya
faşist ruhlu aşırı milliyetçilere karşı önlemler almak yoluyla
ülkede istikrarı sağlayarak olumlu rolünü oynadı.
Bugün Türkiye nelere yöneliyor, uluslararası arenada neler elde
etmek istiyor? Buluştuğum herkes hiç düşünmeden aynı şeyi,
-yasal hakları olan- Avrupa Birliği'ne üyeliği beklediklerini
söylüyorlardı. Bana öyle geliyor ki, AB'ye katılma emeli Türk
siyasi elitinin birçok temsilcisi için bir nevi saplantı halini
almış. Çünkü bunun dışında herşey arka plana itilerek önemsiz
kılınmış. Türkiye AB'nin kapısını ilk kez 40 yılı aşkın bir
süre önce çalmıştı. Nihayet 1999'da Helsinki'deki toplantıda
AB'ye katılma hakkı ifade edilmişti. Şimdiyse Türkiye'de herkes
Aralık 2004'ü bekliyor. AB'nin bu tarihte yapacağı zirvede bu
ülke, teorik olarak Avrupa Birliği'ne kabul edilebilir. Türk
politikacılarından, örneğin Meclis Başkanı Bülent Arınç ve
Meclis Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger'e göre
Türkiye, bazı çok önemli göstergeler bakımından 'gayet
Avrupalıdır' ve AB üyesi ülkelerden istenilen taleplere de
tamamen uymaktadır..."