05.01.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

             

            ANKARA, 05/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  02-04 Ocak 2004 tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:  

            ALMANYA BASINI: 

            Süddeutsche Zeitung'da, (02/01) "Merkel: Türkiye  AB'nin Gücünü Zorlar" başlığı altında yayımlanan bir haberde,  CDU Başkanı Angela Merkel'in, Avrupa Anayasası'nı görüşmek   için toplanan zirvenin başarısızlığa uğramasını vesile yaparak   bir kez daha Türkiye'nin AB üyeliği konusunda uyarıda bulunduğu belirtilmektedir. DPA'ya yaptığı açıklamada, Türkiye'nin   üyeliğinin, AB'nin bütünleşme yeteneğini "açıkça zorlayacağını"   belirten Merkel'in, "Doğuya genişleme önemli ve tarihi bir  adımdır. AB önce bu yeni 10 ülkenin üyeliğinin üstesinden  gelmelidir. Artık 25 ülkeden oluşan Avrupa'nın hayatı başlıyor   ve bunlara ilaveten Bulgaristan ve Romanya da gelecek; önce  bu hayat yaşanmalıdır. Bu aşamada ortaya çıkacak olan  güçlükler hiçbir şekilde küçümsenmemelidir. Böyle bir şey,  bütün Avrupa düşüncesini tehlikeye sokar." şeklindeki ifadeleri  aktarılan haberde, Merkel'e göre, AB Anayasası'ndaki geçici  başarısızlığa rağmen, Anayasayı "elden gelen tüm güçle"  2004 yılında kabul ettirmeye çalışmak gerektiği vurgulanmaktadır.

            Süddeutsche Zeitung'da (02/01) "19'uncu Yüzyıl Zihniyeti"  başlığı altında ve "Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili tartışma" ve  "AB Ankara'ya mükafat ümidi veriyor" başlıklı yazılara ilişkin  olarak Marcel Siepmann Seibt imzasıyla yayımlanan okuyucu  mektubunda şöyle denilmektedir: "Meclis Grubu Başkan Yardımcısı  Wolfgang Bosbach'ın ağzından çıkan sözler ne kadar acı bir  kinizme işaret ediyor! CDU'lu politikacı, İstanbul'daki  korkunç saldırılara ilk tepki olarak, Türkiye'nin AB üyeliğine  karşı bir hava oluşturmaya çalıştı: 'Üyelik terör sorununu  Birliğe ithal eder.' Önde gelen Birlik Partili bazı  politikacıların Türk kültürü ve bu kültürün insanlarını  düşündüklerinde nasıl bir korkuya kapıldıklarını öğrenmek,  duygusal açıdan yoğun ve sarsılmış olan buradaki Türkler için  nasıl bir duygu acaba? Hohmann olayında basiret ve itidal  ricasında bulunmuş olan CDU'lu politikacının bu anlık tepkisi  başka türlü yorumlanamaz. Bunun dışında, bu tartışma başka bir  açıdan daha aptalcadır; çünkü gelecekteki muhtemel saldırılar  Paris ya da Madrid'te meydana gelirse, Bosbach tarzı mantık  için bu ne anlama gelecektir? O zaman Jacques Chirac ve  Jose Maria Aznar, diğer AB ülkelerinin güvenliği için  şapkalarını alıp Birliği terketmek zorunda mı kalacaklar?  Bosbach'ın ifadesi gayet açık: Terörün kökenleri İslamdadır  ve Müslüman ülkeler bu sorunu kendi başlarına  halletmelidirler! Bu bizi hiç ilgilendirmez! Fakat Hristiyanlık  değerleri ve erdem hakkındaki bilinen zevzekliğin arkasında,  geri kalmış, ırk ve dine göre parsellenmiş bir düşünce kendini  gösteriyor şaşkın gazete okuyucusuna. Bu, 19'uncu yüzyılda  ve bedeli ödenen Alman milliyetçiliğinde rastlanan bir ruh  halidir ve 21'inci yüzyılın sorunlarıyla başa çıkamayacaktır.  Bu, ekonomik ve sosyal politikadaki önemli sorunların yanı  sıra, Alman politikası içinde de tartışılması gereken bir  konudur. Şimdi Türkiye için geçerli olan bizim desteğimiz,   dayanışmamız ve dostluğumuzdur."  

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (02/01) "Kıbrıs: Washington  Ankara'yı Acele Etmeye Zorluyor" başlığı altında ve Jan  Keetman imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Ankara'nın 2003  yılını, Kıbrıs konusunda bir dizi görüşmelerin yanı sıra  Washington'dan gelen düşündürücü bir mektup ile kapattığı  ve uluslararası alanda Kıbrıs sorununun adanın Rum  kesiminin 1 Mayıs'ta AB'ye katılmasından önce çözülebilmesi  için, Türkiye'nin bazı adımlar atmasının beklendiği  kaydedilmektedir. AB ile giriş müzakerelerine başlamak  üzere Türkiye'ye yakın bir zamanda yeşil ışık yakılıp  yakılmayacağının da yine Kıbrıs sorununa bağlı olduğu  belirtilen yazıda, ABD Başkanı Bush'un Amerikan Büyükelçisi  Eric Edelman aracılığıyla Erdoğan'a iletilen mektubunda,  Kıbrıs konusunda vakit kaybedilmemesi konusunda zorladığı  ve 28 Ocak'ta Washington'da yapılacak Bush ile Erdoğan  görüşmesinde, Bush'un, stratejik açıdan Orta Doğu'da Batılı  politikanın temel direği işlevini üstlenecek olan Türkiye'nin  AB'ye girmesini sağlama hedefini gütmesinin beklendiği  kaydedilmekte ve "Ankara şimdi, Kıbrıs sorununda nasıl bir  çizgi izlemesi gerektiğini düşünüyor. Gizliden gizliye bir  fikir oluştu bile: Erdoğan Bush'a, Türkiye'nin ancak, AB'nin  aynı anda giriş müzakerelerine başlama garantisi vermesi  halinde Kıbrıs sorununda yumuşayacağını söylemeli. Ancak  Bush'un Ankara'ya bu arzusunu gerçekleştirmesi için yardım  etmesi pek kolay olmayacak gibi." denilmektedir.  

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Makedonya Haber Ajansı'nın internet sayfasında (MPE)  (02/01) "Hristofias, BM Kararlarına Uyması İçin Ankara'ya  Baskı Yapılmasını İstedi" başlığı altında yer alan bir  haberde, Kıbrıs Meclis Başkanı ve Kıbrıs Komünist AKEL  Partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofias'ın, Brüksel  tarafından Türkiye'ye üyelik görüşmelerine başlanması için  bir takvim verilmesinin, Kıbrıs sorununa bağlanması ve  soruna bir çözüm bulunmasıyla değerlendirilmesi gerektiğini,  AB'nin bu konuda ısrar etmesi ve ödün vermemesi gerektiğini  söylediği belirtilmektedir. Hristofias'ın, Atina Haber  Ajansı'na (APE) verdiği demeçte, 2004 yılı Aralık ayının  çok iyi bir fırsat sunduğunu belirterek, AB ile uluslararası  kamuoyuna, bunu gerektiği gibi değerlendirmeleri ve  Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004 tarihinde AB'ye  üyeliği tamamlanmadan önce, Kıbrıs sorununa bir çözüm  bulunmasına bağlamaları çağrısında bulunduğu ifade edilen  haberde, uluslararası kamuoyu tarafından, BM kararlarına  uyması için Ankara'ya baskı yapılması gerektiğini ifade eden Hristofias'ın, "Erdoğan Hükümeti, göreve yeni başladığı  zaman, Türkiye'nin Avrupalaşma beklentileri çerçevesinde,  Kıbrıs konusunda yumuşak bir ifade şekli tercih etmişti.  Zaman zaman, önceki Türk hükümetlerinde görmeye alıştığımız  açıklamalardan daha değişik bir ifade kullanıldı. Ancak bu   açıklamaları, fiili jestler ve Türk Hükümeti'nin Kıbrıs   konusundaki politikasının değiştiğini gösteren hareketler   izlemedi... AB, BM tarafından Kıbrıs sorununa bir çözüm  bulunması çabalarına katkıda bulunmak zorundadır ve buna  hakkı vardır. AB'nin böyle bir rol üstlenmesi için olanak  vardır ve bu, Türkiye'nin AB'ye üye adayı olması gerçeğinden kaynaklanmaktadır... Türkiye, AB'nin üyelik görüşmelerinin  başlaması için kendisine 2004 yılının aralık ayında bir  tarih vermesini bekliyor. Bu, muhakkak değerlendirilmesi  gereken çok iyi bir fırsattır. Türkiye'yi de ilgilendiren  AB'nin  Strateji Genel Raporu'na iyi bir giriş yapılması,  Türkiye'nin Avrupalaşma sürecinin Kıbrıs sorununa bir çözüm  bulunmasına bağlanması gerektiğini ilk kez açık bir şekilde göstermektedir. Çünkü, Kıbrıs sorununun halledilmemesi,  Türkiye'nin Avrupalaşma beklentisi önünde ciddi bir engel  olacaktır" dediği aktarılmaktadır.

            Politis gazetesinde (01/01) "Türkiye'nin Irkçı ve  Gerici İdeolojisi" başlığı altında ve Londra Yunan-Kürt  Komitesi Başkanı Yannis Çangaris imzasıyla yayımlanan bir  yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye Kıbrıs'ı, ayrıca Avrupa  Birliği'ni ve genel olarak uluslararası topluluğu Kıbrıs'ta  meydana gelen gerçekleri kabul etmeye çağırıyor. Ancak  Türkiye'nin, uluslararası topluluğun kabul etmesini istediği  gerçekler nelerdir? Tabii ki Kıbrıs Cumhuriyeti'nin işgal  altındaki bölgesindeki Kıbrıs halkının etnik temizliği ve  Türkiye'den yerleşiklerin taşınması ve oraya yerleştirilmesi  suretiyle söz konusu bölgenin demografik yapısının  değiştirilmesi. Bu olaylar uluslararası hukuka göre savaş  suçudur. Sonuç olarak, uluslararası topluluktan kabul etmesi  istenen gerçekler savaş suçunun ürünüdür ve hiçbir zaman  tanınmayacaktır. Türk yönetici sınıfının empoze ettiği ve  tanınması gereken, Türkiye'nin polietnik bir özellik  taşıdığıdır. Türkiye gerçekten Avrupa ve Orta Doğu'nun en  polietnik ülkesidir... Türkiye'nin üye olmak istediği AB'ye  mensup diğer ülkeler de, Türkiye'nin polietnik yapısını kabul  ediyor ve bunu bir zenginlik olarak değerlendiriyor...  Türkiye demokratikleşmezse, Kıbrıs sorununa çözüm bulmamız  söz konusu olmayacak ve Kıbrıs'la, Yunanistan'la ve bu  ülkeye sınırı olan diğer bütün ülkelerle her zaman sorunu  olacak. Gerçekten bütün komşu ülkelerle sorunları olacak.  Türkiye'nin ırkçı ve gerici ideolojisiyle AB'ye üye olmasına  müsaade edilirse, AB de gerçekten büyük sorunlarla karşı  karşıya kalacaktır."

            Makedonya Haber Ajansı'nın internet sayfasında (MPE)  (03/01) "Sezer'den Türk Hükümeti'ne Uyarı" başlığı altında  yer alan bir haberde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in,  yeni yıl mesajında, Türk Hükümeti'ni uyardığı ve Kıbrıs  konusuna değindiği belirtilmektedir. Haberde, Sezer'in  hükümeti uyardığı mesajında, "Ekonomide sağlanan güvenin  yıkılmaması için popülist yaklaşımlardan kaçınılmasını arzu  ediyorum. Yeni yılın, Kıbrıs'ta, Adadaki Türklerin refah ve  güvenliğini garanti altına alacak adil ve kalıcı bir  çözümün bulunacağı yıl olmasını umuyoruz. Kıbrıslı Türk  kardeşlerimizin, yıllardan beri sorunlarla karşı karşıya  olmalarına ve uluslararası toplum ve AB ile birleşmelerini  engelleyen haksız ambargolardan kurtulmalarını arzu ediyoruz.  AB üyeliği, Türkiye'nin stratejik hedefinin bölünmez parçasıdır.  En geç 2004 yılı sonuna kadar, AB ile üyelik müzakerelerinin  başlamasını bekliyoruz." dediği aktarılmaktadır. 

 

ESKI SAYILAR