07.01.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

           ANKARA, 07/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  6 Ocak 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer  verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ALMANYA BASINI: 

            Focus dergisinde (05/01) "Tevazu Şimdi İyi Gelir" başlığı  altında ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Günther  Verheugen ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu  ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: 2004 yılı sonunda, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin  başlayıp başlamayacağı konusunda görüş açıklamak zorundasınız.  Lütfen açık konuşun: Evet mi, hayır mı? 

            VERHEUGEN: Açık bir 'evet' ile sınırsız bir 'hayır'  arasında, Türkiye'deki asıl durumu yansıtacak daha başka  imkanların bulunmasına kendisini hazırlaması akıllıca olur.  Sonunda teknik bir mekanizma değil, üye devletlerin siyasi  iradesi karar verecektir. 

            SORU: Peki bu eğilim hangi yönde? 

            VERHEUGEN: 1999 yılında Avrupa'daki tüm hükümet başkanları,  'Türkiye üye olabilir, fakat aslında bunu istemiyoruz' dediler.  Bugün ise çoğunluğu, 'Türkiye üye olsun diyor' ve bazıları da  dış politika ve güvenlik konularına dayalı nedenlerle 'üye  olmak zorundadır' diyorlar. Bu gelişme 11 Eylül 2001'de  başladı." 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (06/01) "Avrupa'nın  Cevabı" başlığı altında ve Münih Üniversitesi Tarihçisi  Wolfgang Burgdorf imzasıyla yayımlanan bir yorumda, son  dönemde Türkiye'nin AB'ye bağlanmasına karşı açıklamaların  çoğaldığı ve Hans-Ulrich Wehler'in (19 Aralık) yazdığı  makalede, "bu Asya devletinin Avrupa'ya aidiyetini gösteren  inandırıcı bir gerekçe olmadığını" iddia ettiği, fakat  Türklerin 500 yıldan fazla bir süre boyunca bir Avrupa gücü  ve diğer Avrupalı güçlerin müttefiki olarak, Avrupa  tarihinin şekillenmesine önemli ölçüde katkıda bulundukları  belirtilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "Avrupa,  Avustralya veya Afrika gibi coğrafi açıdan net olarak  tanımlanabilen bir kıta değildir. Her dönemde Asya ile  sınırları yeniden tanımlanmıştır. Avrupa ile ilgili farklı  tasarımlar çoğu zaman aynı anda yan yana olmuştur. Türkiye'nin  AB üyeliğine karşı olanlar dönüp dolaşıp, 'İncil ve Antik  Çağ'ın Avrupa kimliğinin temelini oluşturduğunu' sürekli  olarak öne sürüyorlar. İncil burada Hıristiyanlıkla eşanlamlı  olarak kullanılıyor. Fakat, Antik Çağ'ın eğitim bilgileri biz  Avrupalılara büyük ölçüde Araplar ve Osmanlılar tarafından  getirildi... İlk Hıristiyanlık imparatorluğu ise Roma  İmparatorluğu değildi: M.Ö. 301 yılında Ermenistan'da  Hıristiyanlık ilk kez devlet dini oldu. Aziz Paulos bugünkü  Türkiye toprakları üzerinde yetişti. Şayet Avrupa'nın tanımı Hıristiyanlığa dayandırılacaksa, Türkiye için haklı olarak  Avrupa'nın beşiği tanımı kullanılabilir... Eski Hıristiyanlıkla  bağlantılı Doğu Roma ve Bizans, Türkiye'de yaşamaya devam  ediyor. Avrupa ile bağlantı kurulması, kısmen yok olan bu  geleneklerin güçlenmesini ve Avrupa'nın yeniden eski  köklerinden bazılarına geri dönmesini sağlayabilir... İslam,  her halükarda Türkiye'nin AB üyeliğine karşı bir gerekçe  olmamalıdır. Gerek Avrupa Birliği gerekse Türkiye'de  şehirleşmiş merkezlerde sekülerlik ileri derecede gelişmiştir.  Buna ilaveten 2003 yılında yapılan Selanik zirvesinde,  hepsi de Müslümanlığın etkisinde olan; Arnavutluk, Makedonya  ve Bosna Hersek için üyelik perspektifinin önü açılmıştır.  Bunun dışında Avrupa Birliği'nde daha şimdiden milyonlarca  Müslüman yaşamaktadır. Türklerde aydınlanmanın ilk kez  Kemalizm ile baskı altında zorla kabul ettirilmeye çalışıldığı  doğru olsa bile, bu durum bugünkü Avrupa Birliği'nin büyük  bir bölümünde daha farklı değildi... Türkiye'nin üyeliğiyle  birlikte AB'nin coğrafi ve kültürel açıdan çok fazla yayılacağı  gerekçesi ise, küreselleşme çağına uymuyor. Çok yakın bir  gelecekte Avrupa; Kuzey ve Güney Amerika'nın tamamından oluşan  serbest ticaret bölgesi ve Çin'le yakın işbirliği halinde  çalışan ve Çin'in etrafında tamamlanan Asya Ortaklığı ile  rekabet edecektir... Avrupa Birliği toplumlarında yaşlanma  oranının yüksekliğinden ve bunun sosyal güvenlik alanında  getirdiği sonuçlardan genel olarak yakınılırken,  vatandaşlarının yaş ortalaması dikkate alındığında Türkiye'nin  genç bir ülke olduğunu görüyoruz. Bu koşullar altında Türkiye,  Avrupa Birliği için ideal bir tamamlayıcı olacaktır. 1915/1916  Ermeni soykırımı, karanlık bir dönemdir. Fakat bunun Almanlar  tarafından Türkiye'nin Avrupa'ya uygun olmadığı yönünde  argüman olarak ileri sürülmesi tuhaf bir etki yapmaktadır.  Almanların sorumlu olduğu, Avrupalı Yahudilere yönelik  soykırımı daha yakın bir geçmişte gerçekleştirilmiştir ve  sahip olduğu boyutlar hiçbir şeyle mukayese edilemez. Almanya  buna rağmen AB üyesidir. Ancak tarihle yüzleşme konusundaki  uygulamalar farklıdır. Fakat Almanya'nın da geçmişiyle  hesaplaşması, köle işçilere tazminat ödenmesine varıncaya dek,  dış baskılar sonucunda mümkün olmuştur. Avrupa, Türkiye'de  benzer bir etkiye sahip olacaktır... Uzun yıllardan beri  Batılılaşmak isteyen bir Müslüman ülkenin entegrasyonuna  karşı çıkmak, bir felaket, bir yüreksizlik olur. Türkiye,  1993 yılında belirlenen Kopenhag Kriterlerini üyelik  perspektifi sunulan bazı Balkan ülkelerinden daha iyi yerine getirmektedir. Birleştirici Avrupa'nın Türkiye'den farklı  olarak yaşayan bir demokrasiye sahip olmayan ülkeleri üye  olarak kabul ettiği çok olmuştur..."  

            İRAN BASINI:  

            İran gazetesinin internet sayfasında (06/01) "Fransa'daki  Türban Yasağı" başlığı altında ve Mesud Dehkani imzasıyla yer  alan bir yorumda, Fransa'da laikliğin güçlendirilmesi için  yasal çerçevede devlet dairelerinde ve okullarda türbanın  yasaklanması kararı ve bu konuda çıkarılması beklenen yasa  tasarısı ele alınmaktadır. Fransa'nın Müslümanlar konusundaki  kaygısının türban ile sınırlı olmadığı belirtilen yorumda,  Fransız yetkililerin, çeşitli ortamlarda mültecilerin yoğun  olduğu bölgelerde İslami akımın artmasından dolayı kaygılarını  dile getirdikleri, Fransa'daki bazı İslami gruplara göre ise,  okullardaki türbanı yasaklama girişiminin, önce Fransa sonra  Avrupa'da İslam'ı dizginleme politikaları yönündeki  girişimlerin başlama noktası olarak kabul etmek gerektiği kaydedilmektedir. Fransa'nın, AB'de 4-6 milyon Müslüman  nüfusuyla, bünyesinde en çok Müslüman'ı barındıran ilk ülke  sayıldığı, Türkiye'nin AB'ye katılması ve bütün Avrupa'ya  Türklerin özgürce seyahat etmelerinin, bu kıtadaki Müslüman  sayısını şiddetle artırabileceği ve İslamı, Avrupa kıtasının  ikinci büyük dini haline getirebileceğine dikkat çekilen  yorumda, bir taraftan Müslümanların azlığı, diğer taraftan da  İslamcı akımların gelişiminin, Avrupa'nın diğer başkentlerinden  daha çok Paris'in, Müslümanların işlerini örgütlemesine ve  kendi gereksinimlerine uygun düzene koymasına neden olduğu  ifade edilmektedir. 

            SURİYE BASINI:  

            Baas gazetesinde (05/01) "Erdoğan Hükümetinin Gölgesinde  Türk Siyasi Hayatı" başlığı altında yayımlanan makalede,  Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidar süreci ve Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın kısa bir biyografisi ele alınmaktadır.  Başbakan Erdoğan'ın, Uluslararası Para Fonu'nun programını ve  AB'ye katılım programını kabul ederek, mevcut tehditlere karşı  koymasını bildiği belirtilen makalede, Erdoğan ve partisinin,  hükümette bulunmaları ve TBMM'ye egemen olmaları dolayısıyla,  askerlerin etkisini azaltmak gibi çok zor bir göreve giriştiği  ve bu görevi de AB'nin kriterlerine uygun olarak yapılan siyasi  reformlar çerçevesinde yürüttüğü kaydedilmektedir. ABD ile  yaşanan gerilim sonucunda ordunun etkisinin azalmasından  faydalanan AKP'nin, AB'ye katılım sürecine hız kazandırmada  büyük oranda başarılı olduğu ifade edilen makalede, Erdoğan  ve partisi AKP'nin, özgürlük, demokrasi ve insan hakları  alanlarında da gelişme kaydettiği ve Avrupa'nın dayattığı  reformları gerçekleştirme yönünde adım atmak suretiyle  toplumun tüm kesimlerinin kendilerine güven duymasını  sağladığı vurgulanmaktadır.

 

 

 

ESKI SAYILAR