ANKARA,
12/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 09-11 Ocak 2004
tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Deutsche Welle Radyosu'nun Türkçe internet sayfasında (08/01)
"Hıristiyan Birlik Partilerinin Yanlış Türkiye Kararı" başlığı
altında ve Baha Güngör imzasıyla yer alan bir haberde,
Hıristiyan Demokrat ve Hıristiyan Sosyal Birlik Partilerinin
Türkiye'yi Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi seçim malzemesi
olarak kullanmaya kararlı olduklarını resmen ilan ettikleri ve
böylelikle Alman muhafazakarların Avrupa davasına hizmet
ettiklerinin söylenemeyeceği belirtilmektedir. Alman
kamuoyundaki Türkiye'nin AB üyeliği ya da imtiyazlı ortaklığı
ile ilgili tartışmaların artık nesnel zemine çekilmesinin mümkün
olmayacağı belirtilen haberde, Birlik Partilerinin bu çıkışının
ve Türkiye'nin AB üyeliğine direnişin, 2.5 milyon Türk'ün
yaşadığı Almanya'dan kaynaklanmasının Türkleri de incittiği
ifade edilmektedir. İki Alman devletinin birleşmesine
Türkiye'nin çoğu komşu Avrupa ülkesinden çok daha büyük bir
samimiyetle sevindiği ve milli birleşmeden dolayı Almanları
kutlayan ilk devletlerden biri olduğu hatırlatılan haberde,
Türkiye'nin bir NATO devleti olarak 52 yıldır batılı değer ve
normları istikrarsız bir bölgede yaşatma mücadelesi verdiğinin
de unutulmuşa benzediği vurgulanmakta ve şöyle denilmektedir:
"Türkiye, görülebilir zaman içinde AB üyesi olamayacağının
farkındadır. Öncelikli hedefi, Avrupa perspektifini
kaybetmemektir ve bundan dolayı tam üyelik müzakereleri için
tarih verilmesini sağlamayı arzulamaktadır. Aksi takdirde,
Türkiye'nin Avrupa'nın çağdaş değerlerinden soğuyup uzaklaşma
tehlikesi baş gösterebilir. Bu da Avrupa'nın çıkarına olmaz.
Hıristiyan Birlik Partilerinin böyle bir amaç gütmediklerini
söylemelerine rağmen Avrupa'da önyargılardan kaynaklanan olumsuz
Türkiye imajı doğması ihtimal dahilindedir. Türkiye'nin
Avrupa'ya ait olup olmadığıyla ilgili hararetli tartışmaların,
yabancı düşmanlığını körüklemeyeceğini kim iddia edebilir?
Birlik partileri entegrasyon açısından da son derece sakıncalı
bir sinyal vermiş olmaktadırlar."
Frankfurter Rundschau gazetesinde (09/01) "Türkiye'nin AB
Üyeliği, Seçim Kampanyasında CDU'nun Merkezi Konusu Değil"
başlığı altında ve DPA'ya atfen yayımlanan bir haberde, her ne
kadar Türkiye'nin AB üyeliğine karşı da olsa, CDU'nun, seçim
kampanyasında reklam filmleriyle Türkiye'nin üyeliğine karşı bir
hava yaratmaya çalışmayacağı belirtilmektedir. CDU Genel
Sekreteri Laurenz Meyer'in, yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin
muhtemel AB üyeliği, CDU için AB Parlamentosu seçimlerinde
merkezi bir konu değildir" dediği aktarılan haberde, CSU'nun ise
şimdiye dek Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çok daha katı bir
tavır sergilediği ve bu meseleyi seçim kampanyasının en önemli
konusu olarak tanımladığı kaydedilmektedir.
Die Welt gazetesinde, (09/01) "Avrupa... SPD, Türkiye'nin Seçim
Kampanyalarında Konu Edilmesinden Kaygılanıyor" başlığı altında
ve Peter Dausend imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Almanya
Başbakanı Schröder'in Berlin'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ile biraraya geldiğinde, bu yıl şiddetli tartışmalara yol açması
beklenen Türkiye'nin AB'ye muhtemel üyeliğinin, görüşmenin
merkezini oluşturacağı belirtilmektedir. AB'nin sınırlarının Ön
Asya'ya kadar uzanmasına karşı olan Birlik Partilerinin (CDU/CSU),
bu konuyu Avrupa Parlamentosu seçimlerinde malzeme olarak
kullanmak istedikleri, Federal Hükümetin ise buna karşı çıktığı
ifade edilen yazıda, Federal Hükümet Sözcüsü Bela Anda'nın,
yabancı düşmanlığı eğilimi olmaksızın Türkiye karşıtı bir
kampanya gerçekleştirme iddiasını "riyakarlık" olarak
nitelendirdiği ve Federal hükümetin bu konudaki tutumunun
muhafaza edildiğini belirttiği kaydedilmektedir. Başbakan
Schröder ile Federal Dışişleri Bakanı Fischer'in, 40 yıldır
AB'ye üyeliği bekleyen Türkiye'ye gerçekçi bir perspektif
sunulmasından yana görüş bildirdikleri hatırlatılan yazıda, bu
görüşün, bugün AP üyesi olan 35 SPD'li milletvekilinin tamamı
tarafından paylaşılmadığı, zira bunların, Türkiye'nin AB
üyeliği konusunun pek yararlı olmadığının bilincinde oldukları,
nitekim yapılan araştırmaların sonuçlarının, SPD'li seçmenlerin
çoğunluğunun Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğunu gösterdiği
vurgulanmaktadır.
BELÇİKA BASINI:
De
Tijd gazetesinde (09/01) "Türk Ordusu ve Hükümeti, Kıbrıs İçin
Kısa Sürede Bir Çözüm İstiyor" başlığı altında ve LDV (Ludwig de
Vocht) rumuzuyla yayımlanan bir haberde, Kıbrıs konusu ve
KKTC'de hükümet kurma çalışmaları ele alınmaktadır. Türkiye'nin
siyasi ve askeri yöneticilerinin Kıbrıs konusunda kısa sürede
bir çözüm bulunmasını istedikleri belirtilen haberde,
Ankara'nın, yeni Kıbrıs Türk Hükümeti kurulur kurulmaz Kıbrıslı
Türkler ile Rumlar arasındaki görüşmelerin bir an önce
başlamasını istediği vurgulanmaktadır. Kıbrıs meselesine bir
çözüm bulunamaması halinde sadece Kıbrıs Rum tarafının AB'ye
üye olacağı, Türkiye'nin ise, Kıbrıs'ta bir çözüm bulunmasına
yardımcı olması için ABD'nin ve AB'nin baskısı altında
bulunduğuna dikkat çekilen haberde, AB'nin, aksi durumda
Türkiye'nin AB üyeliğinin tehlikeye gireceği konusunda uyarıda
da bulunduğu kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (09/01) "Erdoğan: 2004 Yılı Türkiye'de Reformları
Uygulama Yılı Olacak" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Bertelsmann
kuruluşunun Avrupa'nın geleceği konusunda düzenlediği foruma
katılmak amacıyla Almanya'yı ziyaret eden Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, Berlin'de yaptığı konuşmada, 2004'ün Türkiye için AB
kriterlerine uyma yolunda "reformların uygulanması yılı"
olacağını belirttiği kaydedilmektedir. Erdoğan'ın, "Türklerin
yüzde 75'i AB yanlısı. AB'ye yeni üye olan diğer ülkelerde böyle
bir oran olduğunu zannetmiyorum" dediği belirtilen haberde,
Avrupa Birliği'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama
tarihine 2004'ün sonunda karar vereceği hatırlatılmakta ve
Başbakan Erdoğan'ın konu ile ilgili "2004'ün sonunda kesin bir
tarih verileceğini umut ediyoruz" şeklinde konuştuğu, ayrıca
nüfusun genç ve dinamik olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin
AB'ye entegrasyonunun ekonomik açıdan avantajlı olduğunun da
altını çizdiği ifade edilmektedir.
İSPANYA BASINI:
ABC gazetesinin internet sayfasında (10/01) "Berlin... İspanya
Dışişleri Bakanı Palacio, AB'nin Türkiye ve Orta Doğu'ya
Açılmasını Destekledi" başlığı altında ve Ramiro Villapadierna
imzasıyla yer alan bir haberde, İspanya Dışişleri Bakanı Ana
Palacio'nun, Berlin'de, Türkiye konusundaki Alman
çekimserliğinin aksine, AB'nin Akdeniz ve Orta Doğu'ya
yaklaşımını "Avrupa'nın hemen halletmesi gereken büyük engel"
olarak değerlendirdiği belirtilmektedir. Haberde, Türkiye'ye
olan desteğiyle ilgili olarak İspanyol Bakan Ana Palacio'nun,
AB'nin yeni anayasası konusunda da, "Giscard d'Estaing'in
planının, Türkiye'nin Birliğe girişini imkansızlaştıracağını"
belirttiği ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ancak insan
hakları konusunda reformlar gerçekleştiren ve eleştirilere son
verme yolunda ilerleyen Türkiye'ye veto konusunda Halk Partisi
ile muhafazakarların aynı tutumu paylaşmadıklarını söylediği
kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Eksoterika Temata dergisinin Ocak 2004 sayısında, "Türkiye'nin
Avrupa Yönelimi ve Uluslararası İlişkilerde İngiliz Ekolü"
başlığı altında ve Spiros Makris imzasıyla yayımlanan araştırma
yazısında, Avrupa Birliği'nde, Helsinki Zirvesi (Aralık 1999) ve
Kopenhag Zirvesinin (Aralık 2002) Türkiye'nin Avrupa yönelimi
sorununu ön plana çıkardığı ve o günden bugüne, Türkiye'nin
gelecekte AB üyesi olma yönündeki kaygısının yanı sıra (üyelik
işlemleri ve boyutları) ortaya konulan kritik sorunun,
"Türkiye'nin tarihi, siyasi ve en önemlisi kültürel varlık
olarak, bir Hıristiyan devletler kulübünün eşit üyesi olma
hakkına sahip olmasının 'doğal' olup olmadığının" sorulması
gerektiği belirtilmektedir. Söz konusu sorunun özellikle,
Türkiye'nin AB'ye üye olmasıyla (demokratik barış argümanı)
birlikte, komşu ülkeyle var olan sorunumuzun yeni temellere
dayanmasını ya da uluslararası hukuk mantığının hakim olması
üzerine sorunların azalmasını bekleyen Yunanlılar için,
gerçekten çok kritik olduğuna işaret edilen araştırma yazısında,
Türk toplumunun ve siyasetinin demokratikleşmesinin (ünlü
Kopenhag kriterleri), Yunan toplumunun ve siyasilerin büyük bir
bölümü için Türk dış siyasetinin, stratejisinin ve diplomasisinin
demokratikleşmesinin bu bağlamda da, Türk-Yunan sorunlarının
kısmen ya da hepsinin çözümlenmesi için tek çare olarak
görüldüğü kaydedilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliğinin, Kıbrıs
meselesinin çözümü ve Türk-Yunan ilişkilerinin düzelmesinden
geçtiğine dikkat çekilen araştırma yazısında şöyle
denilmektedir: "Uluslararası ilişkiler teorisi açısından, daha
ayrıntılı olarak da, uluslararası ilişkilerde İngiliz ekolü (Dunne,
1998 ve Makris, 2002) ve çok sevilen uluslararası toplum (international
society) kavramı açısından, konuya ışık tutmaya çalışacağız.
Konuya bu tür bir yaklaşım, bize iki kazanç sağlıyor;
birincisi, bu kritik konuya teorik bir nitelik kazandırıyor. Dış
politika sorunlarıyla uğraştığımızda bu, maalesef pek nadir
durumlarda gerekli görülüyor. İkincisi; bir yandan, sorunun
tarihini araştırmamızı ya da hatırlamamızı başka bir deyişle de,
Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa devletleri sistemi içindeki
rolünü araştırmamızı sağlıyor. Konuya bu tip bir yaklaşım
getirmek, Türkiye'nin AB yöneliminin uluslararası boyutlarını
tanımayarak öne sürülen, Asyalı bir ülke ile ilişkiler gibi bazı
konular üzerinde ısrarla duran argümanları aşmamıza yardımcı
olacak. Çünkü Türkiye, 'Büyük Güç' olarak ya da 'Hasta Adam'
olarak (sick man at the Bosphorus) asırlarca, Avrupa güç
sisteminin (Doğu Meselesi) biçimlenmesinde kritik bazen de en
önemli rolü oynamış bulunuyor. Aynı zamanda, Yunan tarafının
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı herhangi bir itirazı dile
getirmesi halinde, haksız olarak milliyetçi davranış
göstermekle suçlanmasına son veriyor. Çünkü Türkiye'nin,
Avrupa yönelimini başarılı bir şekilde tamamlamak istiyorsa, Barry
Buzan'a göre (Buzan, 1993) Avrupa uluslararası toplumun işlevsel
modelini ya da 'gesellschaft' modelini kabul etmesinin gerekli
olduğunu ortaya koyuyor... Türkiye'nin AB yönelimi ile ilgili
olarak metnin başında yer alan soruyu cevaplamak için her
şeyden önce, Avrupa ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki
ilişkilere göz atmak gerekir. Tarihe göre, Bizans
İmparatorluğu'nun çökmesinin ardından Osmanlı İmparatorluğu'na,
Batı, büyük bir güç olarak bakıyordu. Avrupa kıtasının dörtte
birini içine alan Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa'nın büyük
güçleri arasında güç dengelerinin kurulmasında ciddi bir faktör
oluşturdu. Ancak bu, Osmanlı İmparatorluğu'nun da Avrupa
tarafından benimsenmiş olan Grotius'un uluslararası toplum ile
ilgili teorisini benimsediği anlamına gelmiyor... Avrupa, her
zaman Batı'da hüküm süren siyasi sistemin Türkiye tarafından
kabul görmesi için çalıştı. Ancak, bu o kadar kolay olacak bir
şey değil. Çünkü, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'nin
rolü, Avrupa'dan çok ABD tarafından belirleniyor. Bu da, daha
sonra garip bir durumun ortaya çıkmasına yol açıyor; Türkiye bir
yandan AB'ye girmek isterken diğer yandan ABD'ye de göz
kırpıyor. Türkiye'nin AB üyeliği bu nedenle Truva Atına
benzetiliyor. Yunanistan, AB'ye tam üye bir ülke olduğundan
siyasi tercihleri de bellidir. Yunanistan-ABD ilişkileri,
ABD-Türkiye ilişkileri gibi olamaz. Bunun iyi mi yoksa, kötü
mü olduğunu bilmek zor. Türkiye bölgesel güç konumunda
bulunmaktadır. Bu da Yunanistan ile Türkiye arasında güç
dengesini bozduğundan Yunan Dışişleri Bakanlığı'nda her zaman
baş ağrısı yaratmıştır. Yunanistan'ın 21'inci yüzyılda
Türkiye'ye yönelik uyguladığı strateji, Türkiye'nin AB
üyeliğini desteklemektir. Yunanlı ve Kıbrıslı Rumlar,
Türkiye'nin AB ailesine katılmasına razılar. Ancak, bu yönde
Türkiye'ye destek verilmesi için her şeyden önce komşumuz,
Kıbrıs'ta 'status quo ante'nin uygulanmasını kabul etmelidir.
Türkiye, Kıbrıs meselesinde uzlaşıcı bir tavır takınmalıdır.
Türkiye Kıbrıs konusunda tavır değiştirmezse AB üyesi
olmamalıdır."
Yunanistan Radyo-TV Kurumu'nun (ERT) internet sayfasında (10/01)
"Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin İdam Cezasını Tamamen
Kaldırmasından Memnun" başlığı altında yer alan bir haberde,
Türkiye'nin tüm durumlarda idam cezasını kaldırmasından duyduğu
memnuniyeti açıklayan Avrupa Komisyonu'nun, bunu, insan hakları
alanında AB kriterlerinin benimsenmesi açısından Ankara'nın "çok
önemli" bir adımı olarak nitelendirdiği belirtilmektedir.
Komisyon Sözcüsü Jean Christophe Flori'nin açıklamasında,
"Komisyon, insan hakları açısından iyi bir başlangıç olan
Türkiye'nin bu girişiminden son derece memnun" dediği aktarılan
haberde, Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin idam
cezasını tüm durumlarda kaldıran 13 nolu protokolü imzaladığı
kaydedilmektedir.
ÇEK CUMHURİYETİ BASINI:
RFE/RL'nin internet sayfasında (08/01) "Suriye-Türkiye...
Irak'taki Ortak Çıkarlar İkili İlişkilerin İyileşmesini
Sağladı" başlığı altında ve Ron Synovitz imzasıyla yer alan bir
yorumda, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın Ankara'ya yaptığı
üç günlük ziyaret ve Türkiye-Suriye ilişkileri ile bunun bölgeye
etkileri ele alınmaktadır. Yorumda, Türk dış politikası
konusunda uzman ve Kıbrıs merkezli özel bir siyasi risk
danışmanlık kuruluşunun icra direktörü James Ker-Lindsay'ın,
Ankara ve Şam arasında iyileştirilen bağların yansımalarının,
Orta Doğu ve Irak'la sınırlı kalmayacağını ve bu gelişmenin,
muhtemelen Ankara'nın Avrupa Birliği'ne üye olma amacına da
hizmet edeceğini belirterek, "Bunun, Türkiye'nin Avrupa ile
ilişkileri açısından önemli bir simge olduğunu düşünüyorum.
Birçok kimsenin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınması
konusunda dile getirdikleri kilit kaygılardan biri de,
Türkiye'nin üyeliği ile AB'nin sınırlarının Orta Doğu'ya
dayanacak olmasıdır. Ve bunun, Avrupa'nın Orta Doğu ile
ilişkileri açısından türlü problemler yaratacağı açıktır.
Örneğin, eğer Suriye ve Türkiye arasındaki ilişkiler kötüyse, ne
olur? Bu, Avrupa Birliği'ne nasıl yansır? Dolayısıyla açıkça bu
gelişmelerin Avrupa Birliği için çok olumlu olduğunu
düşünüyorum." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KIPE) internet sayfasında (09/01) "Powell
ve Klosson'un Açıklamaları" başlığı altında yer alan bir
haberde, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın Washington'a yapacağı ziyaret ve Kıbrıs
konusunda bir soruyu cevaplandırarak, Kıbrıs konusunun
görüşüleceğini ve soruna Annan planı temelinde bir çözüm
bulunması için Washington'un Ankara ile işbirliği yollarını
arayacağını belirttiği kaydedilmektedir. Türkiye'nin AB
üyeliğine hazırlığından dolayı, ABD'nin Ankara ve Avrupalılar
ile çalışmak istediğini ifade eden Powell'ın, "Kıbrıs'ta Annan
planı temelinde bir çözüm bulunup bulunamayacağını görmek için
Türkiye ile birlikte çalışmak istiyoruz. Ayrıca Türkiye'yi AB'ye
dahil etmek için hazırlarken, Ankara ve diğer Avrupalı
meslektaşlar ile de işbirliği yapmak istiyoruz" dediği
aktarılan haberde, Kıbrıs'ta mayıs ayından önce bir çözüm
bulunmasının mümkün olduğunu belirten ABD'nin Kıbrıs
Büyükelçisi Michael Klosson'un, Türk Hükümeti'nin, AB ile üyelik
müzakerelerine başlama tarihine öncelik verdiğini vurgulayarak,
bu bağlamda AB'nin katalizör rol oynadığını söylediği ifade
edilmektedir.