ANKARA, 13/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 12
Ocak 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Frankfurter
Allgemeine-Sonntagszeitung'da
(11/01) "Müzakerelere Hayır Halkı Üzer" başlığı altında ve
Eckhart Lohse imzasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
yapılan mülakata yer verilmektedir. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, AB'ye katılım, Kıbrıs konusunun çözümü, Kürt
devleti ve başörtüsü yasağı konularına değindiği mülakatta,
Erdoğan'ın, "AB bu yılın aralık ayında ülkenizle katılım
müzakerelerine başlanıp başlanmayacağına ilişkin kararını
verecek. Bu konunun halihazırda Türkiye'nin lehine
kararlaştırılmış olduğunu düşünüyor musunuz, yoksa bu kararın
ne olacağı hala belli değil mi? şeklinde bir soruya,
"Türkiye'nin AB üyesi olup olmayacağı, olacaksa bunun ne zaman
gerçekleşeceği konusu 2004 yılı Aralık ayında tartışılacaktır.
Ancak tarih almış diğer ülkeler, burada Romanya ve
Bulgaristan'ın adını anmak istiyorum, birçok alanda Türkiye'nin
çok daha gerisindedirler. Aralık 2002'deki AB Kopenhag
Zirvesi'nde bize önce kanunların değiştirilmesi gerektiği, sonra
da bu yeni kanunların uygulanmasının kontrol edileceği söylendi.
Kanunlarımızı Kopenhag kriterlerine uygun bir şekilde
değiştirdik. Oluşturmuş olduğumuz bakanlıklar arası bir komite
aracılığıyla kanunların uygulanmasını denetliyoruz. Aralık
ayına kadar çok büyük gelişmeler kaydedeceğiz. O tarihten sonra
da herşey dostumuz olan AB üyesi ülkelere bağlı olacaktır.
Katılım müzakerelerine başlayabileceğimize inanıyoruz. Ancak
bütün şartları yerine getirdiğimiz zaman üye olabileceğimizi
biliyoruz. Katılım müzakereleri konusunda verilecek 'evet' ya da
'hayır' şeklindeki bir cevabın hem Türkiye'de hem de AB'de
psikolojik açıdan büyük bir önemi olacaktır." şeklinde cevap
verdiği, "Cevap 'hayır' olursa ne olacaktır?" şeklindeki bir
diğer soruya ise, "Türk halkının yüzde 75'i AB'ye girmek
istemektedir. Müzakerelerin başlamaması halkımızı derinden
üzecektir. Halk, 'Batı yine bir oyun oynadı' diyecektir.
Hükümetim, Türkiye'nin katılımı için herşeyi yapma hususunda son
derece kararlıdır. Bu meselede hükümet, muhalefet ve halk tek
vücuttur." karşılığını verdiği kaydedilmektedir. Mülakatta,
"Türkiye AB'ye ne zaman tam üye olacaktır?" şeklindeki bir
soruya karşılık olarak, Erdoğan'ın, "Bu bizim sorunumuz değil.
Önemli olan müzakerelerin başlatılması için bir tarih
almamızdır. Ondan sonra 'kriterlerin tamamını yerine
getirdiğimizde üye olacağız' ilkesi geçerlidir. Tabii ki bunun
mümkün olduğunca çabuk bir şekilde gerçekleşmesini arzu
ediyoruz." dediği aktarılmaktadır.
Aynı mülakat Welt am Sonntag gazetesinde de yer almaktadır.
ARD Radyosu'nun internet sayfasında, (09/01) "Türkiye AB'ye
Giden Yolda" başlığı altında ve SPD'nin dış politika
sözcülerinden Gert Weisskirchen ile yapılan bir mülakata yer
verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye Avrupa'da mıdır?
WEİSSKİRCHEN: Türkiye AB üyesi olma şansına sahip. Bu şans
yıllardır dile getirilmekte -tüm Alman hükümetleri ve CDU/CSU
iktidarları tarafından da- bunda bir değişiklik yok. Şu anki
hükümetin ve Ankara'nın bariz şekilde Avrupa yanlısı bir yol
izlediklerini görüyoruz, en azından bugüne kadar Türkiye'de
hiçbir hükümetin yapmadığı şekilde.
SORU: Geçmişte verilen sözlere dayanarak Ankara'nın gerçekçi bir
şansa sahip olduğunu söylüyorsunuz. Soruyu bir kez daha farklı
şekilde sorarsak, Türkiye Avrupa'ya ait mi?
WEİSSKİRCHEN: Eğer Türkiye'deki insanlar ya da Türk asıllı Alman
vatandaşlarla sohbet ederseniz, Avrupalı bir yönelime sahip
oldukları ve Türkiye'nin AB üyesi olmasını istedikleri
tespitinde bulunursunuz. Ne var ki bu istek henüz gerçekçi
değil, bu anlamda Türkiye'nin önünde uzun bir yol var ve bu yol
Erdoğan hükümeti tarafından izleniyor.
SORU: Türkiye'nin kültür çevresi Batının parçası mı?
WEİSSKİRCHEN: Türkiye'nin kültür çevresi neresi? Önce bunun
cevabı verilmeli. Eğer bunu bir Müslümanın AB üyesi olup
olamayacağı sorusu şeklinde sorarsanız, buna açık bir cevap
alabilirsiniz. Şüphesiz AB üyesi ülkelerde Müslümanlar da
yaşıyor. Bu soruyu bağlı olduğu dine kadar indirgemek saçmalık
ve bu AB'nin karakterine de uygun düşmez.
SORU: Din konusu sizin açınızdan sadece polemik öyle mi?
WEİSSKİRCHEN: Hayır sadece polemik değil. Din bir yere bağlı
olunduğunu gösterir, ancak sadece ulusa değil aynı zamanda
Avrupa Birliği'ne bağlı olunduğunu da. AB'nin çoğunlukla bir
Hıristiyan karaktere sahip olduğu tartışmasız, ancak AB
ülkesinde yaşarken de Müslüman olunabilir. Almanya, Fransa,
İngiltere ve başka ülkelerde bu kanıtlanmıştır.
SORU: Eğer sizi doğru anladıysam, Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan
başbakanlığındaki yeni iktidarla, siyasi ve demokratik
ödevlerini yerine getirdi.
WEİSSKİRCHEN: Türkiye yol üzerinde. Yolun sonuna gelmedi ve
tabii ki bu, Türkiye'yle bir üyelik stratejisi olup olmayacağı
yönünde önemli bir kriter. Bu yıl içinde bu konu ele alınacak.
2004 yılı sonunda bunun kararı verilecek."
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (12/01) "Bir Uzlaşma
Mümkün" başlığı altında ve "it." rumuzuyla yayımlanan bir
yazıda, Dışişleri Bakanı Fischer'in, AB'nin gelecekteki Doğu'ya
genişlemesiyle ilgili olarak, Federal Hükümetin, Türkiye'nin
üyeliğine ilişkin pozisyonunu ortaya koyarak, Türkiye'nin AB
kriterlerini yerine getirebilmek üzere sarfettiği çabalarında
son yıllarda, kısa bir zaman öncesine kadar Almanya da dahil
olmak üzere pek çokları tarafından "tamamen imkansız" olarak
görülen çok büyük ilerlemeler kaydettiğini söylediği
belirtilmektedir. Üyelik perspektifinin bariz bir şekilde
reformları teşvik ettiğini belirten Fischer'in, Türkiye'nin
Müslüman bir nüfusla, evrensel değerler, insan hakları ve
azınlık haklarının yerine getirildiği Avrupalı bir ülke olmayı
başarabileceğini ve böylece uluslararası istikrar ve İslam
dünyasında özgürlük umutları için açık bir sinyal vereceğini
belirterek, "fakat Türkiye'ye 1963'ten bu yana vadedilen üyelik
reddedilirse, bunun bedelini çok ağır öderiz" dediği
aktarılmaktadır. Bertelsmann kuruluşunun düzenlediği konferansta
ülkesinin AB üyeliğini savunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
ise, "Biz AB ailesine dahil olmak istiyoruz. Türkiye, kararını
çoktan AB yönünde vermiştir. Nüfusunun yüzde 75'inin üyelikten
yana olduğu, üyelik gayreti içinde başka bir ülke yoktur."
diyerek, Türkiye'nin üyeliğinin AB için ortak ekonomik ve
politik çıkarlar açısından "bir yük" değil "bir kazanç"
olacağını söylediği kaydedilen yazıda, Erdoğan'ın, "Şu an
dünya, dinler ve kültürler arasında bir çeşit soğuk kriz
yaşıyor. Biz bu oyuna katılmamalıyız." dediği aktarılmaktadır.
Frankfurter Rundschau gazetesinde (10/01) "Çoğunluk
Türkiye'nin Üyeliğinden Yana" başlığı altında yayımlanan bir
yazıda, ARD Televiyonu ve Frankfurter Rundschau gazetesinin
isteği üzerine Infratest DIMAP tarafından yapılan, ocak ayında
Almanya'daki eğilimleri belirleyen kamuoyu yoklamasının
sonuçlarına yer verilmektedir. Almanların Türkiye'nin AB'ye
üyeliğine ilişkin tutumlarının, Avrupa seçim mücadelesi için
tartışmalı bir konu haline gelebileceği ileri sürülmektedir.
Hıristiyan Birlik Partilerinin, Türkiye'nin tam üyeliğine karşı
çıktığı ve bunu seçim kampanyasının konusu haline getirmek
istediği, Sosyal Demokratların ise henüz pozisyonlarını
almadıkları, ancak Türk kökenli turizm işletmecisi Vural Öger'in
aday listesinde 10. sıraya konulmasıyla birlikte Türkiye lehinde
olumlu bir işaret verilmiş olduğu ifade edilen yazıda,
Almanların çoğunluğu (yüzde 58'i), Türkiye'nin orta ve kısa
vadede AB'ye üyeliğinden yana olduğu, buna karşılık seçmenlerin
üçte birinin (yüzde 35'i), ilkesel nedenlerle Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı çıktığı belirtilmektedir. Yazıda, Hıristiyan
Birlik Partilerinin haricindeki tüm partilerin taraftarlarının
üçte ikisinin üyelikten yana olduğu, Birlik Partilerinin
taraftarları içinde onaylayanların pek net olmamakla birlikte
kılpayı bir çoğunluğun Türkiye'nin üyeliğini istediği
kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung'da
(12/01) "Türkiye Olumlu Sinyaller Veriyor" başlığı altında ve
Heike Hausensteiner imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne katılma ihtimalinin AB üyesi ülkeler içinde en
çok Almanya'da yoğun tartışmalara neden olduğu belirtilmektedir.
Almanya'da yaklaşık üç milyon Türk'ün yaşadığı ve Sosyal
Demokrat-Yeşillerden oluşan koalisyon hükümetinin, Türkiye'nin
katılımına resmi açıdan olumlu baktığı, Birlik Partilerinin ise
buna kesinlikle karşı çıktığı ve bunu hem iç politikada hem de
Avrupa politikasında seçimlere konu yapmayı düşündüğü kaydedilen
yazıda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Berlin'e yaptığı
ziyarette, "Avrupa Birliği ailesine katılmak istiyoruz" diyerek,
Türkiye'de halkın yüzde 75'inin AB'ye katılımdan yana olduğunu
gösteren anket sonuçlarına işaret ederek, Türkiye'nin Avrupa
lehinde karar verdiğini söyleyerek, Almanya Başbakanı Gerhard
Schröder'e ülkesinin AB yönündeki çabalarını desteklediğinden
dolayı teşekkür ettiği ifade edilmektedir. Erdoğan'ın müşterek
ekonomik ve siyasi çıkarlardan dolayı Türkiye'nin katılımının
AB için "bir yük değil, büyük bir kazanç" olacağını belirttiği
ifade edilen yazıda, AB'nin Türkiye'yi Birliğe "alacak durumda
olmadığını", bu yüzden ülkeye şimdilik imtiyazlı bir ortaklık
teklif etmesi gerektiğini belirten CDU'lu Dış Politikacı
Friedbert Pflüger'in, Türkiye'nin tam üyeliğinin yakın bir
zamanda Avrupa Birliği'nin gücünü aşacağını, çünkü Birliğin önce
yeni 10 üyeyi entegre etmesi ve anayasa sorununu çözmesi
gerektiğini vurguladığı ve bu sorunun seçimlerde de tartışma
dışı bırakılmaması gerektiğini sözlerine eklediği
kaydedilmektedir. CDU ile CSU'nun, Türkiye'nin 10 yıla kadar
Birlik içindeki en büyük nüfuslu ve AB Parlamentosu'nda en çok
milletvekiline sahip ülke olacağının düşünülmesi gerektiğini,
tam üyeliğe varıncaya kadar daha birçok düzenlemenin mümkün
olabileceğini söylediğine işaret edilen yazıda, Kıbrıs konusunun
çözümüne değinilerek, Türk Hükümeti'nin öte yandan olumlu
sinyaller göndermeye çalıştığı ve Avrupa İnsan Hakları
Konvansiyonu'nun 13 nolu ek protokolünü imzalayarak, idam
cezasını savaş zamanında da kaldıracağını açıkladığına dikkat
çekilmektedir.
FRANSA BASINI:
Le Monde
gazetesinde (11-12/01) "Kıbrıs Konusu, Türkiye'nin AB'ye Katılım
Müzakerelerini Karmaşık Hale Getiriyor" başlığı altında ve
Nicole Pope imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa
Komisyonu'nun, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
ölüm cezasını kaldıran 13 sayılı protokolünü imzalamasını
memnuniyetle karşıladığı belirtilmektedir. AB ile katılım
müzakerelerinin başlaması için önümüzdeki aralık ayında yeşil
ışık elde etmek isteyen Türkiye için 2004 yılının çok önemli
olacağına işaret edilen yazıda, bazı demokratik reformlar
yapıldığı, şimdi söz konusu olanın, bunların uygulanması
olduğuna dikkat çekilerek, bürokrasinin, reformların
uygulanmasında çoğunlukla ayak sürüdüğü ve hükümetin de ülke
içinden gelen güçlü bir direnişle karşılaştığı vurgulanmaktadır.
Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Günther Verheugen, Berlin'de Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'a sıcak mesajlar verdikleri belirtilen yazıda,
Ankara için katılım müzakerelerine giden yolda "Kıbrıs konusu"
gibi büyük bir engelin olduğu ve Türk Hükümeti'nin, KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı müzakerelere yeniden başlama
konusunda ikna etmeden önce resmi bir politika belirlemesi
gerektiği kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(12/01) "Prodi Türkiye'nin AB Reformlarını Övdü, Fakat Daha
Fazla Çaba Göstermesi Gerektiğini Belirtti" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Günther Verheugen ile birlikte Türkiye'yi ziyaret etmesi
beklenen Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin, yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin AB üyeliğinin yolunu açacak reform
uygulamalarını övdüğü ve çoğunluğu Müslüman olan ülke için dinin
bir engel taşımayacağını söylediği belirtilmektedir. Prodi'nin,
Türkiye'nin insan hakları reformları konusunda daha fazla çaba
sarfetmesi gerektiğini ve bazı AB üyesi ülkelerden fazla nüfusa
sahip Türkiye'yi üyeliğe kabul etmek konusunda endişe duyduğunu
da belirttiği kaydedilen haberde, Prodi'nin, Türkiye'nin ifade
ve din özgürlüğü, yargının bağımsız olması konularındaki
reformları uygulamada özellikle kararlı olması gerektiğini
açıkladığı ifade edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini
gazetesinde (11/01) "Seçimler ve Dış Politika" başlığı altında
ve Therodoros Kulubis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, 2004
yılında Yunanistan'da genel seçimler, Avrupa Parlamentosu
seçimleri, olimpiyat oyunları olduğu, Kıbrıs'ın diğer dokuz ülke
ile birlikte resmen AB üyesi olacağı belirtilmekte, Balkanların
ve Türkiye'nin AB'ye yaklaşma yolunda ilerlemesinin, bölgede
-aşamalı bir şekilde gerçekleşecek- işbirliğinin ve barışın
hüküm sürmeye başlayacağına işaret ettiği ifade edilmektedir.
Yunanistan dış politikasının ele alındığı yorumda, Yunanistan
genel seçimlerine değinilmekte ve Türkiye'nin AB üyesi olma
yolundaki talebine destek verilmesinin, partiler tarafından
kabul gören diğer bir hedef olduğu, ancak Türkiye'nin Kopenhag
Kriterleri'ni uygulaması ve askıda bulunan Ege ile Kıbrıs
sorunlarını çözmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ BASINI:
Khaleej Times
gazetesinin internet sayfasında (09/01) "Yükü Hafifletmek"
başlığı altında yer alan bir haberde, Kıbrıs sorununu çözmek
için gösterilen politik diplomatik çabaların hem adanın
geleceği, hem de Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği açısından
büyük önem taşıdığı belirtilmektedir. Kıbrıs'ta Türk ve Rum
siyasi liderlerin mümkün olan en kısa sürede 1 Mayıs 2004'ten
önce bir anlaşma sağlaması gerektiği, sağlanamaması halinde
Türkiye'nin kendini gayet zor bir durumda bulabileceği öne
sürülen haberde, bir taraftan Türkiye'nin adadaki Türk halkını
koruma zorunluluğu olduğu, diğer taraftan 1 Mayıs'tan sonra 30
bin askerini adanın kuzeyinde tutmaya devam ettiği takdirde
Türkiye'nin Brüksel'in tepkisini çekeceği kaydedilmektedir.
Haberde, iki toplumlu bir federasyonun 1 Mayıs'tan evvel bir
şekilde kurulabilirse Kıbrıs'ın AB'ye katılımının sorunsuz
gerçekleşeceği, bunun sadece Türkiye'nin yıllardır üzerinde
taşıdığı bir yükü hafifletmekle kalmayacağı, aynı zamanda
Ankara'nın AB üyeliğini kolaylaştıracağı vurgulanmaktadır.