14.01.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 14/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  13 Ocak 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Süddeutsche Zeitung'da (13/01) "SPD, Seçim Kampanyasını  Başlatıyor" başlığı altında ve Nico Fried imzasıyla yayımlanan  bir yazıda, SPD'nin, Birlik Partilerinin Türkiye'nin olası AB   üyeliğini Avrupa seçim kampanyasına konu yapma planlarını   eleştirdiği belirtilmektedir. Genel Sekreter Olaf Scholz'un,  SPD seçim kampanyasının merkezi Eurokampa'nın açılışında  yaptığı konuşmada, Birlik Partilerinin, Almanya'nın ortak dış   politika çizgisinden sapmalarından üzüntü duyduğunu ve  Türkiye'ye Avrupa Birliği'ne üyelik perspektifi verilmesinin  de muhafazakar Almanya başbakanlarının politikasının bir  sonucu olduğunu söylediği ifade edilen yazıda, Scholz'un,   SPD'nin, bu konunun ideolojinin ağır bastığı bir seçim  kampanyasının içine çekilmesine izin vermeyeceğini söylediği kaydedilmektedir. Yazıda, SPD'nin Avrupa seçimlerine birinci  sıradan aday gösterdiği Martin Schulz'un ise, Federal Almanya  hükümetinin pozisyonunu destekleyen tutumunu öne çıkardığı ve   üyelikle ilgili yol haritası konusunda, Türkiye'nin "güvenilir  ve tutarlı bir açıklamaya" ihtiyacı olduğunu söyleyerek,  ülkenin şu aşamada "oldukça ilerleme kaydettiği" görüşünü  savunduğu vurgulanmaktadır.

            Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (13/01)  "Verheugen, Türkiye'nin Üyelik Süreciyle İlgili Açıklamalarda  Bulundu" başlığı altında ve Duygu Leloğlu imzasıyla yer verilen  haberde, Türkiye söz konusu olduğunda artılar eksiler, lehte ve  aleyhte görüşlerin Brüksel kulislerinde şu günlerde hayli  tartışıldığı belirtilmektedir. Avrupa Parlamentosu Türkiye  Raportörü Arie Oastlender'in Türkiye ile ilgili düşüncelerinin  genelde olumsuz eğilimde olduğu gözlerden kaçmadığı, ancak  Avrupa Birliği içinde herkesin Oastlender'in gibi düşünmediği  ifade edilen haberde, Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu  Komiseri Günther Verheugen'in, Türkiye'nin AB konusundaki  umutlarını artırıcı açıklamalarda bulunduğu ve bu açıklamaların, Türkiye'nin yüreğine bir bakıma su serpecek nitelikte olduğu kaydedilmektedir. Verheugen'in, Alman Deutschlandrundfunk  Radyosu'na verdiği mülakatta, Türkiye'nin üyelik süreciyle  ilgili soruları yanıtlarken, birçok çevrenin konuya sanki  Ankara'ya bu yılın sonunda müzakere tarihi değil de kesin  üyelik sözü verilecekmiş gibi yaklaştığını ve bunun büyük bir  yanılgı olduğunu söyleyerek, "Türkiye ile ilgili kararın bu  yılın sonunda kesinleşmesi gerekiyor. Çünkü Ankara'ya bu konuda  bağlayıcı bir vaatte bulunuldu. Fakat bu karar Türkiye'nin  üyeliği ile ilgili değil, Ankara'yla üyelik müzakerelerinin ne  zaman başlayacağıyla ilgili. Bu nokta Almanya'da birçok çevre   tarafından yanlış algılanıyor. Bunun dışında bir de yeni üyelik perspektifine sahip olan Balkan ülkelerinin durumu tartışılacak.  Bunların dışında bu yıl gündemde genişleme konusu yok" dediği aktarılmaktadır. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

           

            "SORU: Avrupa Birliği Komisyonu'nun bu yılın sonunda   Türkiye'ye bağlayıcı bir müzakere tarihi verme ihtimali ne   ölçüde?

            VERHEUGEN: Aynı soruyu bana bundan bir yıl önce sorsaydınız  çok zayıf bir ihtimal diye karşılık verirdim. Ancak bugünkü  duruma bakıp Türkiye'nin son dönemlerde gerçekleştirdiği  olağanüstü atılımlara tanık olunca bu ilerlemeleri görmezlikten gelemeyeceğimizi düşünüyorum. Türkiye'nin gösterdiği bu büyük  performansın bu yılın sonunda verilmesi gereken karara şu veya  bu şekilde olumlu biçimde yansıması gerekir. Tabii ki yıl  sonunda olacak bir şeyi bugünden tam olarak kestirmek kolay  değil. Ayrıca bu kararı etkileyecek bir söylemde bulunmayı da  pek istemiyorum doğrusu. Ancak, özellikle Ankara'daki hükümet değişikliğinden sonra Türkiye'nin giriştiği reform atılımlarının  büyük hız kazandığını söyleyebilirim. Bu nedenle, Türkiye'ye  karşı izlediğimiz politika, bizim öteden beri savunduğumuz  Avrupa entegrasyonu düşüncesinin bile istikrar sağlayıcı,  barışçıl çabalara ivme kazandırabileceği tezini doğrulaması  açısından son derece çarpıcı ve ılımlı bir örnek. Türkiye'nin  Avrupa Birliği konusunu tartışma malzemesi yapmak isteyen  özellikle Almanya'daki siyasi çevreler, Ankara hükümeti  tarafından inandırıcı bir üyelik perspektifi sunulması sonrası  bu ülkenin ne denli köklü değişimlere sahne olduğunu görmezden  gelemez. Almanya'da bu konuyu iç politik tartışmalara taşımak  isteyenler, Türkiye'de her hükümlünün, tutuklunun ya da  zanlının işkence görmediğini, idam cezasına mahkum edilmediğini,  yapılan her gösterinin coplarla dağıtılmadığını, her özgür  düşüncenin baskı altında kalmadan ifade bulabildiğini bilsinler  ve bunları Avrupa Birliği düşüncesinin ve genişleme  politikasının bir kazanımı olarak algılasınlar.

            SORU: Ancak bu söylenenler yine de Avrupa Birliği'nin,   nüfusu bu denli yoğun bir ülkeyi bünyesine katarken ne gibi   rizikolar üstleneceği sorusunu yanıtlamada yetersiz. Türkiye'nin   önünde daha aşması zor pek çok engel olduğunu savunan Alman muhafazakarları, bilindiği gibi Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin   üyeliği konusunda boyundan büyük bir işe giriştiğini düşünüyor   ve bu konuyu seçimlerde propaganda malzemesi yapacağını   bildiriyor.

            VERHEUGEN: Evet böyle bir konunun seçim kampanyasına alet  edilmesi politika kültürü açısından olağan bir durum olarak değerlendirilebilir belki, ancak yine Avrupa Parlamentosu'nun,  bu yıl içinde Türkiye'nin üyeliğini karara bağlama gibi bir  niyetinin olmadığının da kesinlikle bilinmesi gerekir. Hatta  ben, böyle bir adımın 2010 yılından önce gerçekleşmesine  ihtimal tanımıyorum. Kaldı ki eğer Türkiye'ye müzakere tarihi  verilecekse bile, bu müzakereler sırasında Avrupa Birliği'nin  üyelik için Türkiye'den hangi koşulları talep edeceği de henüz  tam olarak bilinmiyor. Bu arada, Türkiye gibi dev bir ülkeyi  bünyesine katmadan önce, Avrupa Birliği'nin buna katlanabilmek  için kendi yapısında hangi reformları yerine getirmesi  gerektiğini tartışması da şart bence. Çünkü Türkiye'nin tam  üyeliği halinde Avrupa Birliği sınırlarının nerelere kadar  uzanacağı gözönüne alınarak, buna göre oluşacak sorumlulukların  bilincinde yeni bir dış politika çizgisinin de belirlenmesi   gerekiyor."

            Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (13/01)  "Türkiye-AB İlişkilerinde Tarihi Dönemeç... Prodi'nin  Değerlendirmeleri" başlığı altında ve Duygu Leloğlu imzasıyla  yer verilen haberde, 2004 yılının Türkiye'nin 40 yılı aşkın   bir süredir devam eden Avrupa Birliği macerasında oldukça   önemli bir yere sahip olacağı ve bu yılın sonunda Türkiye'nin,  Avrupa Birliği üyeliği konusundaki yolunun netleşeceği  belirtilmekte ve müzakere tarihi verilip verilmemesinin,  verilecekse bu tarihin hangisi olacağı ve şartlarının yine bu  yılın sonunda belli olacağına işaret edilmektedir. Türkiye'nin  attığı adımların kendisini şaşırtmadığını belirten Avrupa  Birliği Komisyonu Başkanı Prodi'nin, "Bir günde yasal mevzuatı değiştirmeniz kolay, uygulama konusuna bakmanız lazım" diyerek  henüz atılan adımların yetersiz olduğu imasında bulunduğu ifade  edilen haberde, Avrupa Birliği'nin taahhütlerine bağlı olduğunu  ve bunu ciddiye aldığını söyleyen Prodi'nin, havayı çok olumlu  bulduğunu, ama bunun yanında Avrupa Birliği'nin de kendisine  göre kuralları olduğunun altını çizdiği kaydedilmektedir. "Yasal   açıdan ilerleme olursa o zaman olumlu bir değerlendirme yapılır"  diye konuşan Prodi'nin, Türkiye'nin ne zaman üye olacağı   yolundaki sorulara ise cevap vermekten kaçındığı belirtilen  haberde, Türkiye'nin, Hristiyan bir ülke olmamasının Avrupa   Birliği üyeliğine girişte sorun olacağı şeklindeki  değerlendirmeleri doğru bulmayan Prodi'nin, asıl sorunun   Türkiye'nin nüfusunun fazla olmasından kaynaklandığını, ayrıca  Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin, Avrupa Birliği önünde bir şart  olmadığına vurgu yaparak sorunun çözümünün Ankara'nın elini güçlendireceğini ifade ettiği ve "bu konuda da benim tavsiyem,  bu sorunun hemen çözülmesi" şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır.

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'in (13/01) "Türkiye, Kıbrıs Politikası ile AB'nin  Tatmin Olacağı Konusunda Kumar Oynuyor" başlığı altında ve Gill  Tudor imzasıyla yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin, Kıbrıs  sorununun çözümü yönündeki yeni bir çabanın AB'ye katılım  girişimini desteklemek için yeterli olacağını düşünerek kumar  oynadığı ileri sürülmekte, ancak bazılarının Türkiye'nin, zengin  bloğa katılmak için ciddi bir "evet" cevabı almadan, Kıbrıs  konusunda elindeki tüm kartları kullanmayabileceğini söylediği  ifade edilmektedir. AB yetkililerinin, Kıbrıs'ın yeniden  birleşmesi çabalarının kesintiye uğramasından açıkça Türkiye'yi  sorumlu tuttuklarını ve bir uzlaşma sağlanamaması durumunda,  bunun, Ankara'nın aralık ayında katılım görüşmelerinin başlaması  için tarih alma şansını da zora sokacağını bildirdiği belirtilen  haberde, ancak kimilerinin, Ankara'nın, Brüksel'in Türkiye'nin  üyelik başvurusunu yeniden incelediğinde, 1 Mayıs tarihinde ısrar etmektense barış için atılan adımları ödüllendireceği umuduyla  Kıbrıs'ın kaderi konusundaki görüşmeler için sürenin uzatılmasına çalışabileceğini söylediği öne sürülmektedir. Türkiye'nin güçlü  ordusu ve siyasi kurumlarındaki katı tutum yanlılarının halen  yeni girişimi sekteye uğratabileceğine işaret edilen haberde,  Batılı bir diplomatın, "Ankara'nın dış politika ile ilgili bir  konuda daha fazla bölündüğünü hatırlamıyorum. Hükümet,   Avrupalıların oynamasını istediği oyunu oynamaya karar verdi,   ancak aynı zamanda ülke içinde siyasi riski de sınırlandırmak   istiyor" dediği aktarılmakta ve AB üyesi olacak Kıbrıs Rum  Kesimi'nin bu yıl sonlarında, prensipte Türkiye'nin AB üyeliğini  veto edebileceği ileri sürülmekte, Avrupa kulübüne girmeye  istekli olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetinin, Annan  planının yeni görüşmeler için pratikte tek temel olduğunu kabul  etmiş göründüğü kaydedilmektedir.

            AZERBAYCAN BASINI:

           

            525. Gazete'nin (13/01) "Türkiye'de İdam Cezası Kaldırıldı"  başlığı altında yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin, Avrupa İnsan  Hakları Sözleşmesi'nin 13 nolu protokolünü imzalayarak -savaş  durumunda bile geçerli olacak- idam cezasını kaldırdığı  belirtilmektedir. Türkiye'nin bu adımının Avrupa tarafından  memnuniyetle karşılandığı ifade edilen haberde, bu adımın  Türkiye'nin AB üyeliği konusunda müzakerelere başlamak için  yürüttüğü reformlardan birisi olarak değerlendirildiği  kaydedilmektedir. 

 

 

          ESKI SAYILAR