15.01.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

        

    ANKARA, 15/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  14 Ocak 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ABD BASINI: 

            AP ajansında (14/01) Paul Geitner imzasıyla yer alan  bir haberde, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'ye, Kıbrıs adası  bölünmüş olarak kalmaya devam ettiği takdirde, uzun  süredir beklenen üyelik müzakerelerine bu yıl başlanmasının  "siyasi olarak çok zorlaşacağını" bildirdiği kaydedilmektedir.  Haberde, AB dönem başkanlığını yürüten İrlanda Başbakanı   Bertie Ahern'in görüşleri aktarılmaktadır. Ahern'in, geçen  hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü ve  Erdoğan'ın sorunun çözümlenmesine yardım etme sözü verdiğini  söylediği kaydedilen haberde, Ahern'in "Kıbrıs'taki durumu  dikkate almakla akıllıca davranmış olurlar. Açıkçası, Kıbrıs  sorunu, çözümlenmesi gerektiğine inandığımız bir sorun"  dediği kaydedilmektedir. Haberde, Avrupa Komisyonu'nun,  ekim ayına kadar, AB liderleri için Türkiye'nin potansiyel  adaylar için öngörülen kriterleri yerine getirip  getirmediğine dair bir rapor hazırlaması gerektiği  hatırlatılarak, komisyonun kasım ayında, Türk hükümetinin  koşulları yerine getirmekte "çok önemli bir gelişme  kaydettiğini" belirttiği, ancak yargı bağımsızlığı, insan  hakları ve şimdiye kadar onaylanan reformların uygulanması  da dahil, bazı alanlara işaret ettiği ifade edilmekte,  Komisyon Sözcüsü Jean Christophe Filori'nin, dokuz ay süre   kalmasına rağmen Türkiye'nin hala bunu başarabileceğini   söylediği ve "bunu kesinlikle mümkün görüyoruz. Ancak eğer   Kıbrıs, kuzey kesiminde hala Türk askerlerinin bulunduğu   bölünmüş bir ada olarak kalırsa, bu siyasi olarak çok   zorlaşacaktır" dediği kaydedilmektedir. 

            ALMANYA BASINI: 

            Die Welt gazetesinde (14/01) "AB İnandırıcı Olacaksa,  Sözünü Tutmalıdır" başlığı altında ve Jan Kanter imzasıyla  yayımlanan yazıda, Hollanda Dışişleri Bakanı Ben Pot ile  yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye  ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır: 

            SORU: AB için uzun vadeli bir görev de Türkiye'nin   katılımıdır. Buna nasıl bakıyorsunuz? 

            BEN POT: Genişlemenin devamındaki parçalar bir   taraftan Romanya ve Bulgaristan, diğer taraftan da   Türkiye olacaktır. Kıbrıs meselesinin ne yönde geliştiğine   ilişkin Komisyon raporunu beklememiz gerekiyor. Eğer   raporda olumlu sinyaller varsa, Türkiye'nin katılımı   hakkında konuşulabilir. 

            SORU: Türkiye'nin üyeliği konusunda sizin bir   görüşünüz var mı? 

            BEN POT: Geçtiğimiz yıllara kadar Türklere hep aday   olduklarını ve günün birinde katılabileceklerini söyledik.   AB bir söz verdi. Bir kez değil, sürekli olarak bu sözü   verdi. Eğer AB inandırıcı olacaksa, sözünde durmalıdır.   Fakat ne zaman? Bu, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni   yerine getirip getirmediğine bağlıdır. Konsey, kriterlerin   yerine getirildiğine karar verirse, müzakerelere de   başlanmalıdır. 

            SORU: Fakat siz bu konuda kendi partiniz Hristiyan  Demokrat CDA'dan ya da Hollanda halkından daha öndesiniz.   Orada, "ne zaman?" sorusu değil, "olsun mu olmasın mı?"  konusu tartışılıyor. Pim Fortyn, İslam karşıtı sloganlarla  büyük başarı kazandı. Hollandalıları ve CDA'yı nasıl ikna   edeceksiniz? 

            BEN POT: Bizzat Türkiye insanların ikna edilmesine   büyük katkıda bulunabilir. Ayrıca İslam gerekçesinin yanlış  olduğuna inanıyorum. Müslüman bir ulusun AB'ye girmesi İslam'a  yönelik olumlu bir sinyal olacaktır. 

            SORU: Almanya'da bu tartışma çok duygusal yapılıyor.   Siz kendi görüşünüzü nasıl anlatacaksınız? 

            BEN POT: Çoğunu Türkler yapabilir. Fakat üyelik   tartışmasında Romanya, Bulgaristan ve Arnavutluk hakkında   bile konuşuyoruz. Hatta Ukrayna'nın üyeliği üzerinde bile   düşünülüyor. Bu ülkeler söz konusu olduğunda da, İslamcılıktan   mı, koyu Hristiyanlıktan veya başka bir şeyden yana mı   oldukları sorulmuyor. Günün birinde 35 üye olduğumuzda   belki "Ankara'nın da katılması iyi oldu" denilecek. O zaman   Irak, İran ve Kafkasya'ya sağlam bir dış sınırımız olacak. 

            SORU: Fakat çekinceler nasıl aşılacak? 

            BEN POT: Türkiye'nin, Kopenhag Kriterleri'nin yerine  getirilmesinden sonra bizdeki normların geçerli olduğu   modern, demokratik bir ülke olduğuna mütemadiyen işaret   ederek. Ayrıca, AB dış sınırlarının Türkiye ile daha iyi   güvencede olmasının AB'nin geleceği için önem taşıdığına   işaret edilmelidir. Bunu pazarlamanın kolay olmadığını   itiraf ediyorum. 

            Stuttgarter Zeitung gazetesinde (10/01) "Tartışmalı  Genişleme... Türkler Avrupa'nın Parçası Olmak İstiyorlar... Verheugen: Türkleri Dışlamamalıyız" başlığı altında ve   Karl-Ludwig Günsche imzasıyla yayımlanan yazıda, AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunther Verheugen ile yapılan  mülakat yer almaktadır. Söz konusu mülakatın Türkiye'nin  AB üyeliği ile ilgili bölümünde şu ifadelere yer  verilmektedir:           

            SORU: Türkiye'nin AB üyeliği konusunda neden açık bir  evet veya hayır bulunmamakta? 

            VERHEUGEN: Türkiye'nin AB'ye üye olup olamayacağı   sorusunda karar verildi: Olabilir. Bunu artık kimse    değiştiremez. CDU/CSU Birliği bu kararın bir daha   değiştirilebileceği izlenimi yaratıyorsa, vatandaşları   AB'nin karar alma durumu konusunda yanıltıyor demektir.   Soru, Türkiye'nin müzakereye başlanması için siyasi ve   ticari şartları yerine getirip getirmediği sorusudur.   Bu konuda bu sene sonunda bir rapor ibraz etmek zorundayım.   Yerine getirdiği kanaatine varırsam ve Komisyon ile Meclis   benim görüşüme uyarsa o zaman üyelik müzakerelerine hemen   başlanmalı. Ancak şimdilerde bunun böyle olup olmayacağı   söylenemez. Ve bir zaman sonra -eminim bu önümüzdeki on   yıllık dönemin sonundan önce olmaz- Türkiye ile üyelik   müzakerelerinin bitimi yaklaşırsa Avrupa Parlamentosunun   ve o zamanki 27 üye devletin onayına ihtiyacımız olacak.   Nihai kararın nasıl olacağını bugün kimse bilmiyor. 

            SORU: Türkiye herhalde Almanya'daki Avrupa seçimleri   mücadelesinde de konu olacak. 

            VERHEUGEN: Almanya'daki seçim kampanyalarında şunun   düşünülmesini rica ediyorum: Türkiye'den seneler boyu   güvenilir bir demokratikleşme sürecini başlatmasını istedik.   Bunu şimdi yapıyor. Türkiye'deki reform süreci AB'nin son   senelerdeki en büyük başarılarından biridir. Türkiye   konusunun Almanya'da tartışılma şeklinin bu reform sürecinin   ilerlemesi ve uzun vadede başarısı üzerinde büyük bir etkisi   vardır. Bu tartışmaya katılan herkes bunu bilmelidir. 

            SORU: Seçim kampanyasındaki tartışma bir kutuplaşmayla   sonuçlanmaz mı? 

            VERHEUGEN: Türkiye ciddi bir şekilde demokrasi, insan   hakları ve hukuk devleti gereklerine uymasına rağmen, hiçbir  zaman AB üyesi olamayacağının savunulması halinde bu,   Türkiye'deki reformcu kesimin ayağının altından halıyı  çekmek  anlamına gelir. Ancak uzun vadede, Türkiye'yi  ailemizin içine almamamızın bizim ve güvenliğimiz için ne  anlama geldiğinin de farkına varmalıyız. Türkiye bizim  İslam'la ilişkilerimiz için bir kilit ülke haline gelebilir;  olumlu olduğu kadar, olumsuz yönde de. CDU/CSU gibi bu  konuyu daha da öne çıkartanlar Almanya'da büyük bir Türk  kitlenin de bulunduğunun da farkına varmalı. Bu konu bizim  iç huzurumuzu da ilgilendirmektedir. 

            SORU: AB, içinde yaşadığı krizle daha fazla üyelik   tartışmalarına veya daha fazla üyeliğe hazır mı? 

            VERHEUGEN: Hayır. Ancak amaç da zaten bu değildir.   Şimdiki genişleme planlandığı şekilde yürüyor ve Romanya   ile Bulgaristan'ın üyeliğiyle tahminen 2007 senesinde   tamamlanacaktır. Wolfgang Schäuble'nin Romanya ile  Bulgaristan'ın üyeliğini şimdi sorgulaması beni şaşırttı.   AB'nin kararlarına rağmen, Avrupa'nın güneydoğusundaki   istikrar için bu kadar önemli ülkelerin AB'ye giriş   yollarının hazırlanmasının neden birden önemli olmadığı   konusunda her iki ülke de açıklamada bulunmalı. Bu konuya   tekrar dönmek gerekirse, Balkan ülkelerinin orta vaadede   üyelik perspektifleri bulunmakta. Ancak, belki Hırvatistan   hariç, üyelik müzakerelerin başlaması için gerekli ön şartları   yerine getirmekten o kadar uzaklar ki zaman konusunda bir   tahmin bile yapmak mümkün değil.  

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Haravgi gazetesinde (14/01) "Weston: Annan Planındaki  Değişiklikler Avrupa Normlarına Uygun Olsun" başlığı  altında yayımlanan haberde, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs  Özel Koordinatörü Thomas Weston'ın, Kıbrıs sorununa  1 Mayıs 2004'ten önce çözüm bulunmasının mümkün olduğu,  ancak çözüm için çok çalışılması gerektiği ve olası çözümün  Türkiye'nin AB üyeliğinde katalizör olarak işleyeceğine  ilişkin görüşü aktarılırken, "Türkiye'nin Kopenhag  kriterlerini yerine getirmesi ve buna paralel olarak  Kıbrıs sorununun çözümünde kararlılıkla rol oynaması  durumunda AB'yle üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda  olumlu bir kararı hak edeceğini" ifade ettiği  belirtilmektedir. Haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu  Komiseri Günter Verheugen'in bir Alman radyo kanalına  verdiği ve Agence Europe isimli AB yayınında yayımlanan  röportajına da yer verilerek, Verheugen'in Türkiye'nin  bugünkü şartlarla AB'ye olası üyeliğinin yaratacağı  sorunlara dikkat çektiği, Türkiye gibi bir ülkenin AB'ye  girmesinin, AB içinde de büyük düzenlemeler gerektireceğini  ifade ettiği kaydedilmekte ve "Böyle bir durumda tarımsal  ve yapısal politikamızın aynı kalabileceğini sanmıyorum.  AB bütçesinde de önemli değişiklikler yapmamız gerekecek  ve her şeyden önce, AB'nin Türkiye ile bir ortak dış  politika sorumluluğunu üstlenecek durumda olduğuna  inanmıyorum. Türkiye'nin üye olduğu bir Avrupa'nın  dünyanın bütün gri bölgelerinin kavşak noktasında   olacağını farketmemiz gerekir. Uygulayabileceğimiz bir   politikamız olmalı ve bugün Avrupalıların böyle bir şeyi   yapabilecek durumları yoktur. Avrupa Birliği, önümüzdeki   on yıl içinde Türkiye'nin üyeliğini hiçbir şekilde ileri   götürmeyecek. Ancak bu ülke, pek çok alanda büyük ilerlemeler   kaydetti ki bunlar aralık ayında, AB ile üyelik  müzakerelerinin başlama tarihinin belirlenmesi sırasında   ciddiyetle dikkate alınacaktır." şeklindeki görüşleri  aktarılmaktadır.         

            ÜRDÜN BASINI:  

            El Düstur gazetesinde (14/01) "Bulunamayacak Fırsat:  Medeniyetlerin Kucaklaşması ve Düşüncelerin Çatışması da  Türkiye'den Başlar" başlığı altında, Thomas Freedman  imzasıyla yayımlanan yorumda, Türkiye'nin Avrupa'nın   demokratik rejim ve serbest pazara sahip yegane Müslüman  ülkesi olduğuna dikkat çekilerek şöyle denilmektedir:  "Müslüman dünyada ılımlı dindarların fikri ve siyasi bazda  savaşı kazanmalarına yardım etmek istiyorsak, demokrasiyi,  çağdaşlığı, ılımlılığı-itidali-  ve İslam'ı birlikte en  iyi temsil eden yegane örnek olduğu için Türkiye'nin  güçlenmesine yardım etmeliyiz. Bunu, Türkiye'yi üyeliğine  kabul ederek en iyi şekilde Avrupa Birliği yapabilir.   Zaten Türkiye de üzerine düşeni birer birer yapmakta ve  bir dizi  reform kanununu çoktan çıkarmış durumda. Eğer  Avrupa kapıları yüzüne kapanacak olursa, o zaman aşırılar  ılımlılara şöyle diyecekler: 'Gördünüz mü, biz size dememiş  miydik; orası bir Hristiyan kulübüdür, hiçbir zaman  aralarında yer alamayız, diye! Öyleyse onların sistemine  adapte olmak için niçin kendinizi yoruyorsunuz? 'Ben öyle  sanıyorum ki, Türkiye'nin AB üyeliği o kadar önemli ki,  AB'nin bu yüzden uğrayacağı mali kayıpları Amerika Birleşik  Devletleri bile karşılayabilir.' Şayet bu başarısız olursa,  -çok karmaşık gibi gözükse de- Türkiye'yi NAFTA   (Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması) üyesi   yapmaya çalışmalıyız." Yorumda ayrıca, AB'nin Türkiye'yi  reddetmesinin çok büyük bir tarihi hata olacağı kaydedilerek,  bunun Türkiye ile köprüler kurmak yerine etrafına derin  hendekler kazmak anlamına geleceğine dikkat çekilmektedir.

 

          ESKI SAYILAR