ANKARA, 19/01(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 16-18 Ocak 2004 tarihlerinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(16/01) "Avrupa'nın Son Duvarı" başlığı altında ve Christiane
Schlötzer imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB Komisyonu Başkanı
Romano Prodi'nin Ankara'yı ziyaret ettiği gün, Türk Hükümeti'nin
Kıbrıs'la ilgili sonu gelmez görünen ihtilafla ilgili barış
girişimlerine başladığı ve Başbakan Erdoğan'ın, 30 yıldır
bölünmüş olan adayla ilgili yeni müzakerelerin yakında
başlayacağına dair güvence verdiği belirtilmektedir. Başbakan
Erdoğan'ın, aralık ayında Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili
müzakerelerin başlatılmasına AB'nin hayır demesi için fırsat
vermek istemediği ve bunun memnuniyet verici olduğu, ancak
Kıbrıs'la ilgili yeni görüşmelerin başarılı olup olmayacağı
konusunda ne yazık ki pek fazla şey ifade etmediği belirtilen
yorumda, Ankara'nın önce, yeni görüşmelere hazır olmasının bir
taktikten daha fazlasını ifade ettiğini kanıtlamak zorunda
olduğu ve bunun için de Erdoğan'ın, ordudaki şahinlere ve
adadaki yolsuzluğa bulaşmış statükocu idarecilere karşı kendi
istediğini kabul ettirmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Kıbrıs
ihtilafının mayıs ayına kadar çözülememesi durumunda Avrupa'nın
son duvarının varlığını sürdürmeye devam edeceği ve AB'nin
oldukça karmaşık bir sorunu kapısı önünde bulacağı, bu yüzden
Prodi kadar AB hükümet başkanlarının da, öncelikle kendi
çıkarları için Erdoğan'ı desteklemeleri gerektiğine işaret
edilen yorumda, Türkiye'nin AB yolunda ilerlemeye devam etme
şansına sahip olduğuna dair verilecek her güvencenin,
Ankara'daki reformcu Başbakan Erdoğan'a destek olacağı ve bu
perspektiften kuşku duyulmasının ise, ellerindeki en sevdikleri
jokerleri Kıbrıs olan Türkiye'deki AB karşıtlarını
güçlendireceği ifade edilmektedir.
Der Tagesspiegel gazetesinde (16/01) "Prodi: Türkiye'nin,
AB'ye Girmek İçin Daha Yapması Gereken Şeyler Var" başlığı
altında ve Thomas Seibert imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB
Komisyonu Başkanı Romano Prodi'ye göre, Türkiye'nin, kayda
değer bir reform programı gerçekleştirmeyi başardığı, fakat
buna rağmen, AB ile yakında katılım müzakerelerini başlatmak
istiyorsa daha fazlasını yapması gerektiği belirtilmektedir. Prodi'nin,
Ankara'da, Türkiye-Avrupa arasında Ortaklık Anlaşması'nın
yapıldığı 1963 yılından beri, bir Avrupa Komisyonu Başkanı'nın
Türkiye'ye gerçekleştirdiği ilk ziyaretinde, Türkiye'nin AB'ye
şimdiye dek hiç olmadığı kadar yakınlaştığını, ancak ülkenin
reformları daha iyi uygulaması gerektiğini söylediği ifade
edilen yazıda, Prodi'nin, bölünmüş Akdeniz adası Kıbrıs'ta,
ülkenin AB'ye alınması öncesinde barışçıl bir yeniden
birleşmenin gerçekleşmesinin, Türklerin Avrupa şansını
artıracağını, Avrupa'nın, Kürt politikacı Leyla Zana'nın
davasını dikkatle izlediğini açıkladığı kaydedilmektedir.
Yazıda, Avrupa'da Türklerin üyeliği konusunda bir konsensüs
olmadığını, bunda ise Türkiye'nin dini ve kalabalık nüfusunun
rol oynadığını söylediği vurgulanmaktadır.
Aynı haber, Financial Times Deutschland gazetesinde de
yer almaktadır.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (16/01) "Ankara'da"
başlığı altında ve Wolfgang Günter Lerch imzasıyla yayımlanan
bir yorumda, AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin Ankara
ziyaretine Türkler tarafından özel bir önem verildiği, zira
onların ülkelerinin Avrupa toplumuna katılmasıyla ilgili üyelik
müzakerelerinin resmen başlatılması için aralık ayında bir tarih
alacaklarına kesin gözüyle baktıkları belirtilmekte, oysa bunun
böyle olacağına dair dışa yansıyan görüntüye, Türkiye'de olan
pek çok şeyin ters düştüğüne işaret edilmektedir. Türkiye'de
çıkarılan reformlara değinilen yorumda, "Türkiye ile belirli
nedenlerden dolayı yakın işbirliğine gitmek isteyen, ancak
ülkeyi nihai olarak AB içinde görmek istemeyen çok sayıda
ülkenin olduğu, fakat üyeliğe destek verenlerin bile, hala
işkence yapılan bir devleti kısa sürede AB'ye almak
istemeyeceği, ayrıca Ankara'dan gelen ılımlı açıklamalara
rağmen, Kıbrıs'taki durumun nasıl hızla çözüleceğinin de henüz
belli olmadığına" dikkat çekilmektedir.
Aynı haber, Frankfurter Rundschau gazetesinde yer
almaktadır.
Haftalık Rheinischer Merkur gazetesinin internet
sayfasında (16-23/01) "Seçim İçin Elverişsiz" başlığı altında
ve Michael Mertes imzasıyla yer alan bir yazıda, "Infratest
Dimap"ın en son anketine göre, toplumun yüzde 58'inin
Türkiye'nin -orta ya da uzun vadede- AB'ye alınması gerektiği
görüşündeyken toplumun yüzde 35'inin ülkenin olası bir AB
üyeliğine karşı çıktığı belirtilmektedir. Bu örneğin -toplumun
büyük çoğunluğu Türkiye'nin AB üyeliğini onaylarken yaklaşık
üçte biri karşı çıkıyor- hemen hemen tüm parti yandaşları
arasında da tekrarlandığı, ancak bazı farklılıklar göze
çarptığı ve özellikle de Birliğin seçmenleri ve heterojen diğer
partiler (her biri yüzde 39) arasında söz konusu üyeliğe karşı
tutum daha belirgin, SPD ve Yeşiller (her biri yüzde 28)
arasında ise üyeliğe daha az karşı çıkıldığı vurgulanan haberde,
FDP'nin bu konudaki tutumunun CDU ve CSU'ya göre
Kırmızı-Yeşillere daha yakın olduğu kaydedilmektedir. Bu güncel
sonuçların, Essen Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin 2003 yılında
gerçekleştirdiği bir anketi de doğruladığı belirtilen haberde,
söz konusu ankette, Alman seçmenlerin yüzde 58'inin Türkiye'nin
"tam üyelik için gerekli şartları yerine getirdiği takdirde" AB
üyeliğini onayladığı, yüzde 32'sinin ise karşı çıktığı, yüzde
8'lik bir kesimin ise Türkiye'nin "kısa süreli" olarak dahil
edilmesinden yana oy kullandığı hatırlatılmaktadır. Sonuçlar yaş
gruplarına göre değerlendirildiğinde, üyeliği onaylayanların
çoğunluğunun 35-44 yaş grubu (yüzde 66) arasında ve en az
onaylayanların da 60 yaş ve üstü (yüzde 48) olduğunun görüldüğü,
eğitim ve gelir seviyesi yükseldikçe Türkiye'nin AB üyeliği
konusundaki tutumun daha da olumlu olduğu belirtilen haberde,
Almanya'daki seçimler ve Türk kökenli seçmenlerin durumu ele
alınmakta ve "Türkiye konusu seçim için çok elverişli değil. Ne
Türkiye'nin AB üyeliğinin reddedileceğinin çoğunluk kazanacağı
belli, ne de ülkenin üyeliğini onaylayanların kararlarını özel
bir coşkuyla savunacakları... Türkiye'nin AB üyeliğinin
onaylanması ya da onaylanmaması yönündeki karar, gerçekçi
değerlendirmelerin bir sonucu olmalı." denilmektedir.
BELÇİKA BASINI:
De Tijd
gazetesinde (16/01) "Prodi, Türkiye'nin Üyelik Kapısını Açık
Bıraktı... Kıbrıs'ın Birleşmesi Bir Şart Değil, Ancak Siyasal
Bir Gerçek" başlığı altında ve "KV" rumuzuyla yayımlanan bir
haberde, AB Komisyonu Başkanı Prodi'nin, Türkiye ziyaretine yer
yerilmekte ve Prodi'nin ziyaretinin, Kıbrıs Türkleri ile Rumlar
arasındaki diyalogun yeniden canlanma şansının ortaya çıktığı
bir döneme rastladığı ve böylece birleşmiş bir Kıbrıs'ın 1 Mayıs
tarihinde AB'ye üye olması umutlarının da belirdiği öne
sürülmektedir. Avrupa Komisyonu'nun, 2004 Ekim ayında
Türkiye'nin üyelik görüşmelerine ne kadar hazır olduğu konusunda
bir rapor sunacağı ve bu rapor temelinde, AB devlet ve hükümet
başkanlarının, Türkiye ile görüşmelere başlanıp
başlanmayacağına aralık ayında karar verecekleri hatırlatılan
haberde, Prodi'nin, TBMM'de yaptığı konuşmada, raporun yansız ve
diğer aday ülkeler ile eşit standartlarda olacağı konusunda söz
verdiği ve "Türkiye yıl sonuna kadar, AB'ye üye olmak için tüm
siyasal kriterleri yerine getirirse, üyelik görüşmeleri derhal
başlayacak." dediği aktarılmaktadır. Prodi'nin, "reformları
benimsemek konusunda Türk Hükümeti'nin kararlılığından
etkilendiğini", aynı zamanda benimsenen bu reformların
uygulamaya geçirilmesinin zor bir iş olduğuna da değindiği ve
reformların sürdürülmesi gerektiğini belirttiği ifade edilen
haberde, Başbakan Erdoğan'ın, Prodi'ye gerekli reformların kesin
olarak uygulamaya konacağı sözünü verdiği kaydedilmektedir.
Haberde, Prodi'nin, Kıbrıs konusunda Ankara'nın yumuşak tavrının
Türkiye'nin üyeliği için belirleyici bir etken olacağını
söyleyerek, "Bu anlaşmazlığın çözümlenmesi, yılın ikinci
yarısında alınacak kararı açıkça etkileyecektir. Açıkçası, bu bir
şart değildir, ancak siyasal bir gerçektir" şeklindeki ifadesine
yer verilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(16/01) "Romano Prodi'nin Ankara Temasları" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin,
Ankara'ya yaptığı tarihi ziyaret sırasında, Türkiye'nin
gerçekleştirdiği Avrupa yanlısı reformlardan duyduğu memnuniyeti
ifade ederek, bunların özellikle de Kürtlerle ilgili olanların,
tam bir şekilde uygulanması çağrısında bulunduğu
belirtilmektedir. Prodi'nin, TBMM'de yaptığı konuşmada, Avrupa
Parlamentosu ve Avrupa kamuoyunun konuya özel bir duyarlılığı
olduğunu ve bu nedenle Kürt milletvekili Leyla Zana ile diğer üç
milletvekilinin duruşmalarını izlediklerini belirttiği
kaydedilen haberde, Ankara'nın rahatsızlığına yol açma riskini
göze alan Prodi'nin, Avrupa kamuoyunun Türkiye'nin adaylığı
konusunda bölündüğünü vurgulayarak, "Türkiye'nin dini boyutundan
endişelenenler var. Bazıları da, AB'nin, kalabalık nüfusu,
coğrafi önemi, ekonomik kalkınma düzeyi ve jeostratejik konumu
nedeniyle böyle bir ülkeyi bünyesine alma kapasitesini
vurguluyorlar. Bu endişelere cevap vermek zorundayız." dediği
aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
The Economist'in
(17/01) "Türkiye ve Kıbrıs... Erdoğan'ın Kumarı" başlığı altında
yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan için bu yıl güzel başladı. İyi de oldu,
zira Avrupa Birliği'nin üyelik müzakereleri başlatma konusundaki
koşullu vaadini ya tutacağı ya da geri çekeceği aralık ayı
öncesinde Erdoğan'ın aşması gereken birçok engel var.
Türkiye'nin riske atacakları bundan daha büyük olamaz.
İslamcılığın ılımlı şeklini savunan Türkiye Başbakanı kısa süre
önce Berlin'de, Brüksel'in Türkiye'yi reddetmesinin sadece
Türkleri değil, bütün Müslümanları AB'nin bir Hıristiyan kulübü
olduğuna inandıracağını söyledi. Bu sözler abartılı olabilir.
Ancak, Türkiye kendisini resmi görüşmelere davet ettirmeyi
başaramazsa, demokratik ve ekonomik reformlar rayından
çıkabilir ve İslami militanlık artabilir. Erdoğan'ın kazandığı
her taktik zafer, böyle birşey olmasını istemeyenler için
müjdedir. Erdoğan bu hafta Türkiye'nin Kıbrıs politikasında
değişiklik yapılacağı işaretini vererek olumlu bir adım attı.
Mayıs ayında AB'ye katılacak olan Kıbrıs'ın geleceğiyle ilgili
görüşmeler, bu hafta 1963'ten bu yana Ankara'yı ziyaret eden ilk
Avrupa Komisyonu Başkanı olan Romano Prodi'nin de ev sahiplerine
hatırlatacağı gibi, Türkiye'nin Avrupa konusundaki şansını
büyük oranda etkileyecek."
Reuter'in (16/01) "Prodi, Türkiye'nin Reform Alanındaki
Hızından Övgüyle Söz Etti" başlığı altında ve Ayla Jean Yackley
imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı
Romano Prodi'nin, Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile katılım
müzakerelerine başlaması için gerekli olan reformları, kaydadeğer
bir hızla geçirdiğini söylediği belirtilmektedir. Haberde,
Komisyon'un bu yılın sonlarında Türkiye ile katılım
müzakerelerinin başlayıp başlamaması konusunda, tamamen
Ankara'nın siyasi ve insan hakları reformlarını temel alarak
karar vereceğini ifade eden Prodi'nin, Türkiye'nin finans
merkezi İstanbul'da düzenlenen basın toplantısında, "Başbakan'a
hem reformların doğru yönde olduğunu, hem de kaydedilen hızın
dikkate değer olduğunu söyledim. Uygulamanın da, Kopenhag
Kriterleri'nin karşılanması için zaruri olduğunu sözlerimize
ekledik." dediği aktarılmaktadır. Haberde, Prodi'nin, Kıbrıs'ta
Rumlar ve Türkler arasında süregelen bölünmüşlüğe bir son
verilmesinin, Ankara ile katılım müzakerelerine başlanması için
bir önkoşul olmadığını yinelerken, varılacak bir çözümün
Türkiye'nin şansını açıkça artıracağını ayrıca ifade ettiği
vurgulanmaktadır.
İTALYA BASINI:
La Repubblica
gazetesinde (16/01) "Prodi Ankara'da... Erdoğan: Yaprak ve
Dikeniyle Bir Gül Gibiyiz... Prodi: Avrupa ve Türkiye Daima Daha
Fazla Yakınlaşıyor" başlığı altında ve Marco Ansaldo imzasıyla
yayımlanan haberde, Ankara'nın AB üyeliği konusunda AB Komisyonu
Başkanı Prodi'nin iyimser olduğu; bununla beraber ziyaret
sırasında kendisine eşlik eden Komisyon'un Genişlemeden Sorumlu
Komiser Verheugen'in pek de öyle görünmediği kaydedilmektedir.
2004 yılının Türkiye ve Kıbrıs'ın yılı olacağını tekrarlayan
Prodi'nin, Verheugen'den farklı olarak, Kıbrıs sorununun
Türkiye'nin üyeliği açısından "bir ön koşul olmadığını"
vurguladığı da aktarılan haberde, İtalyan diplomasisinin, Kıbrıs
Rum yönetiminin AB'ye katıldıktan sonra Türkiye'ye yeşil ışık
yakıp yakmayacağı konusunda tereddüt duymaya başladığı ileri
sürülmektedir. Haberde, Başbakan Erdoğan'ın Ankara'ya verilecek
bir "evet" yanıtının tüm olası getirilerini muhataplarına
sergilemeye çalıştığı vurgulanırken, görüşmelerin sonunda
Prodi'nin de Türkiye'ye "reform yürüyüşüne devam edin" mesajı
verdiği kaydedilmektedir.
Aynı haber, La Stampa gazetesinde de yer almaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Flash.gr
internet sitesinde (16/01) "Baskılar Sonuç Veriyor" başlığı
altında yer alan bir haberde, Türkiye'nin, Kıbrıs sorununa Annan
planı temelinde bir çözüm bulunması için ABD ve AB'nin baskı
çemberinde bulunduğu ve bu baskıların olumlu sonuç verdiğinin
anlaşıldığı kaydedilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile görüşmelerde bulunarak,
ülkesinin Kıbrıs sorununa 1 Mayıs'a kadar çözüm bulunmasını
arzu ettiği ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan müzakerelerin
başlamasını isteyeceği yönünde güvence verdiği belirtilen
haberde, Erdoğan'ın, Avrupa Komisyonu'ndan, Kıbrıs'ta iki
tarafa karşı tutumunda adil ve tarafsız olmasını istediği,
Türkiye'yi AB'ye daha yakın gören Prodi'nin ise, Türkiye'nin
reformlarından "etkileyici" olarak bahsettiği, ayrıca Kıbrıs'ta
1 Mayıs'a kadar bir çözüm bulunmasının Türkiye'nin üyelik
süreci için önkoşul olmadığını, ancak önemli derecede yararlı
olacağını belirttiği ifade edilmektedir. Haberde, "Ankara,
Kıbrıs'ın AB üyeliğine kadar adanın birleşmesi için elinden
geleni yapacaktır" diyen Erdoğan'ın, hükümetinin AB'ye
yakınlaşması için gerekli tüm reformları yapmaya kararlı
olduğunu ifade ettiği vurgulanmaktadır.
Aynı haber, To Vima gazetesinde yer almaktadır.
Kathimerini gazetesinde (16/01) "Kıbrıs Meselesi İçin
Amansız Baskılar" başlığı altında ve A. Likavgis imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, ABD Başkanı Bush'un Yunanistan
Başbakanı'na gönderdiği mektup ikinci kez daha dikkatli
okunduğunda (Kıbrıs Rum Lideri'ne gönderilen mektup da aynı
yönde) Washington'un sadece soruna ilişkin niyetleri ve
Amerika'nın politikasında konuya tanıdığı önceliğin önemi ortaya
çıkmakla kalmadığı, aynı zamanda süper gücün stratejik kararlar
merkezinde biçimlenmekte olan yeni yaklaşım da sergilendiği
belirtilmektedir. Bu yaklaşım çerçevesinde ABD'nin, sorundan ve
herhangi bir hareketlenmenin kaydedilmemesinden, her iki tarafı
eşit olarak sorumlu tuttuğu vurgulanan yorumda, konuyu
(Türk-Yunan konuları açısından) bir yandan gerginlik
yaratabilecek tehlikeli bir infilak maddesi olarak, diğer
taraftan da, Avrupa ile ilgili, öngörülebilen ve en önemlisi
kritik olan karışıklıkların başlangıç noktası olarak ortaya
koyduğu ve bu bağlamda sonuç olarak, dönüm noktası oluşturan
zaman çizelgesinde, Kıbrıs'ın AB üyeliğine ilişkin işlemleri
tamamlanacağı, Kıbrıs Avrupa'nın bünyesine kesin olarak
katılacağı, Türkiye'nin otomatikman AB topraklarını işgal etmiş
bir ülke olacağı ve Helsinki'de kendisine tanınan AB üyesi
olabilme statüsünü kaybedeceği ileri sürülmektedir. Yorumda,
Batı'nın stratejik savunmasını ve güvenliğini olumsuz yönde
etkileyecek AB-Türkiye arasındaki olası bir krizi engellemek,
aynı zamanda da yeni düzene uygun çözümlerin elde edilmesini
başarmak, böylece de çıkmaza sokulmuş konuları çıkmazdan
kurtarmak amacıyla Washington tarafından nelerin hazırlandığını
anlamak güç olmadığı ifade edilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Politis
gazetesinde (16/01) "Kıbrıs
Türkiye İçin Koşul" başlığı altında yayımlanan bir haberde,
Almanya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Peter Witting'in, Türkiye'nin
AB'ye üyelik sürecinin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmesine
bağlı olduğunu, ancak Kıbrıs sorununun da bu çerçevenin bir
parçasını teşkil ettiğini söylediği belirtilmektedir. Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder ve Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer'in Ankara ziyaretlerinin hazırlıkları için bölgeyi
ziyaret etmekte olan Witting'in, Kıbrıs Rum Lideri Tasos
Papadopulos'la görüşmesinin ardından, Kıbrıs sorununun 1
Mayıs'tan önce çözülebileceği konusunda iyimser olup olmadığının
sorulması üzerine, gerçekçi olduğunu ve sadece, şu anda varolan
fırsatların bütün taraflarca değerlendirileceğini umduğunu
söylediği kaydedilen haberde, Schröder ve Fischer'in Ankara'ya,
Günther Verheugen'in, "Türkiye'nin bu 10 yıl içinde AB'ye
üyeliğinin mümkün olmadığı şeklindeki sözlerini mi götüreceği"
sorusuna muhatap olan Witting'in, "Herkes, Türkiye'nin AB'ye
üyelik sürecinin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmesine bağlı
olduğunu biliyor" yanıtını verdiği kaydedilmektedir.
Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KIPE) internet sayfasında
(16/01) "Hrisostomidis'in Prodi'nin Türkiye Ziyareti Konusunda
Açıklaması" başlığı altında yer alan bir haberde, Kıbrıs Hükümet
Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in, hükümetinin, AB tezlerinin,
Komisyon Başkanı Romano Prodi aracılığı ile Türkiye'ye
iletilmesini olumlu olarak gördüğünü belirttiği
kaydedilmektedir. Haberde, Ankara'nın, Kıbrıs sorununun
çözümünün Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme sürecine katkıda
bulunacağı mesajını Romano Prodi'den de almış olduğunu ifade
eden Hrisostomidis'in, müzakerelerin tekrar başlayacağı
konusunda hükümetinin herhangi bir bilgisi olmadığını ifade
ettiği belirtilmektedir.