21.01.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                              

 

            ANKARA, 21/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  20 Ocak 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI: 

            The Baltimore Sun gazetesinin online servisi Sunspot'ta,  (20/01) "Ön Sıra Mefhumu" başlığı altında yayımlanan bir  haberde şöyle denilmektedir: "Bush yönetimi Türkiye fikrine  aşık. İşte Orta Doğu'da bir ABD müttefiki, Avrupa Birliği'ne  katılmak üzere olan Müslüman bir demokrasi, bir İslam ülkesi  ve hem Kafkaslar hem de Irak için bir ön cephe ülkesi. Ama  aşkın gözü kör mü? Türkiye kavram olarak mükemmel, gerçek bir  ülke olarak ise çok daha karmaşık. Sorun, Washington'un  Türkiye'yi çantada keklik görmesi değil. Sorun, Washington'un  Türkiye hakkında hemen, sonuç vermeyecek varsayımlarda  bulunması ve bu tutum, mevcut hükümetle başlamadı. 1990'larda  Türkiye'nin, Batı'nın Orta Asya'daki birçoğu Türk mirasına  sahip eski Sovyet ülkelerine ulaşmasını organize edeceği ve  sağlayacağı düşünülüyordu. Bu, hiçbir zaman olmadı.  Washington 2002 yılında, Türkiye'nin AB'ye katılımı için  yoğun çabalar gösteriyordu. Bunun, Türkleri Batı'ya daha  yakından bağlayacağı düşünülüyordu. Ancak bu, Avrupa'da  inatçı bir direnişle karşılandı. Birçok Türk, Hıristiyan  Avrupa'nın kamplarında Müslüman istemediğine inanıyordu ve  ret cevabı alırlarsa sırtlarını Avrupa'ya dönmeye hazırlar.  Avrupa bir dereceye kadar suçlu görülebilir ancak Türkiye'nin  sönük insan hakları siciliyle ilgili yaygın bir endişe de  söz konusu. Türkiye bu yıl bir karar alınmasını istiyor."           

            ALMANYA BASINI:  

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (20/01) "Kültürel  Farklılıklar Şeklindeki Argümanın Ardında Birçok Önyargı  Gizleniyor" başlığı altında ve Peter Badenhop imzasıyla  Büyükelçi Mehmet Ali İrtemçelik ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Türkiye'nin Almanya Büyükelçisi Mehmet Ali  İrtemçelik ile entegrasyon, Alman vatandaşlığına geçiş ve  ülkesinin Avrupa Birliği'ne katılımı üzerine yapılan  mülakatta, "Türkiye'nin AB üyeliğinin entegrasyon süreci  üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?" şeklinde bir soruya,  İrtemçelik'in, "Entegrasyonun geleceği açısından Türkiye-AB  ilişkileri kanaatimce çok önemli bir faktör teşkil ediyor  ve bu sadece Almanya'daki Türkleri değil, Almanya ve tüm  Avrupa'daki Müslümanların entegrasyon sürecini ilgilendiriyor.  AB'nin Türkiye'ye sırt çevirmesi halinde tüm Türklerin  yanı sıra Avrupa'daki tüm Müslümanlar da elbette 'Türkiye  istenmiyorsa acaba benim isteniyor olmam mümkün müdür?'  sorusunu doğal olarak kendilerine yönelteceklerdir.  Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin geleceği ya  entegrasyonun daha sorunsuz bir şekilde devamı istikametinde  ya da -hiç arzu edilmemekle birlikte- yabancılaşma yönünde  bir katalizör teşkil edecektir" dediği, "Türkiye'nin AB  üyeliğine karşı öne sürülen ve kısmen çok büyük olan  çekinceler nereden kaynaklanıyor?" şeklindeki bir diğer  soruyu ise "Burada söz konusu olan önyargılar, belli  korkular, bilgi eksiklikleri ve vizyon eksikliğidir.  Avrupalılar 'küresel oyuncu' olmak isterken, hayati bir  jeostratejik konuma sahip ve bunun yanı sıra özgün bir  kültürel ve siyasi kimliği olan Türkiye'ye sırt çeviren bir  AB küresel roller üstlenemeyecektir. Yalnızca Türkiye, belli  bir anlamda Avrupa'nın diğer Müslüman ülkelere uzanan bir  köprüsü olabilir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'nin AB  üyeliği de bir sınav mahiyetindedir: Bizim, laik ve  demokratik bir Müslüman toplum olarak Avrupa tarafından  kabul veya reddedilmemiz milyonlarca Avrupalı Müslümanın  yanı sıra tüm İslam aleminde de kalıcı etkiler yaracaktır."  şeklinde cevapladığı belirtilmektedir.

            Süddeutsche Zeitung'da (20/01) "Ruhe: Türkiye'ye  Verilen Söz, Birlik Partileri İçin de Geçerlidir" başlığı  altında ve Nico Fried/Susanne Höll imzalarıyla Savunma eski  Bakanı Volker Rühe (CDU) ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Sayın Rühe, CDU ve CSU artık Türkiye'nin AB'ye  tam üye olmasını istemiyor ve bunun yerine ayrıcalıklı  ortaklık önermeyi tasarlıyor. Bunu siz de istiyor musunuz? 

            RÜHE: Hayır. Bu gerçekçi olmayan bir pozisyondur.  Ayrıcalıklı ortaklık kesinlikle gündemde değildir. AB  sonbaharda, Türkiye ile Mayıs 2005'te katılım müzakerelerinin  başlatılıp başlatılamayacağına karar verecektir. Şu an  söz konusu olan müzakerelerdir, tam üyelik değil. 

            SORU: Üyelikle ilgili soru ne zaman gündeme gelebilir? 

            RÜHE: Belki 12-15 yıl içinde. Müzakere sürecinde  Avrupa'ya giden yolunun uzun ve zorlu olacağını tespit ederse  ve ihtiyaç hissederse özel bir ortaklıktan olsa olsa Türkiye  söz edebilir. 

            SORU: Türkiye üyelik öncesinde neleri değiştirmek  zorundadır? 

            RÜHE: Çok şeyi, pek çok şeyi. Örneğin, ülkenin doğusu  ile batısı arasındaki ekonomik farklılıkları. Türkiye'yi  ziyaret ettiğimde benim dikkatimi çeken bir şey oldu: Orada  hala fazlasıyla milliyetçi zihniyet hakim. Ankara'da  üniversite öğrencileri sokakta beş metre uzunluğunda bir  bayrak taşıyorlardı. Avrupa'ya yakınlaşmak, Türkiye'de   -siyasi bakımdan da- zihniyetin değişmesi anlamına geliyor. 

            SORU: AB, son genişlemeyi bile hazmedememişken, siz  daha şimdiden Türkiye'yi düşünüyorsunuz? 

            RÜHE: Türkiye'yi bünyesine alacak bir AB, şu ankinden  daha büyük olacaktır. O zamana dek üye sayısı muhtemelen  30'u bulacak. Ancak o zaman AB farklı bir birlik olacaktır;  farklı alanlarda, farklı hızlarda bir birlik. Orada (Türkiye  için de) yer olacaktır. 

            SORU: CDU/CSU'ya geri dönecek olursak: Savundukları  pozisyon AB içinde çoğunluğu oluşturabilecek nitelikte mi? 

            RÜHE: Hayır. Hıristiyan Birlik Partileri'nin Federal  Almanya'da yine iktidara gelmesi durumunda bile, Türkiye'ye  verilen söz onlar için de geçerlidir. Bu yüzden  muhalefetteyken de karşı tavır almamamız gerekir. CDU'nun  bir zamanlar Başbakan Helmut Kohl'ün verdiği sözden döndüğü  izlenimi vermesi pek akıllıca olmaz." 

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro gazetesinde (17-18/01) "Kıbrıs'ı Yeniden  Birleştirmek İçin Yüz Gün" başlığı altında ve Luc de Barochez  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  katılım müzakerelerinin açılımı hakkında aralık ayında alınması  beklenen karardan önce Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik uyarısının  "iyi bir öğrenci. Başarmak istiyorsa çabalarını sürdürmelidir"  olabileceği ifade edilmektedir. Türkiye'ye ziyarette bulunan  ilk AB Komisyon Başkanı olan Romano Prodi'nin, Ankara'yı  yükümlülüklerine saygı göstermeye davet ettiği belirtilen  yazıda, demokratikleşme alanında Türkiye'nin gerçekleştirdiği ilerlemelerden "çok memnunuz" diyen Prodi'nin, "sadece  direksiyonun iyi olmakla kalmadığını, vitesin de dikkate  değer olduğunu", ama insan hakları ve demokrasi alanlarında  "Kopenhag Kriterleri'ne cevap vermek için reformların  uygulamaya konulmasının esas olduğunu" ifade ettiği  kaydedilmektedir. Prodi'nin, eski Kürt milletvekili Leyla  Zana ve meslektaşlarından üçünün yeniden yargılanışına da  değindiği belirtilen yazıda, 30 yıllık Kıbrıs sorununu  çözüme kavuşturmak için geriye 100 gün kadar bir süre kaldığı  öne sürülmekte ve AB'ye katılım perspektifinin, önemli bir  itici güç teşkil ettiği, bu perspektifin, Kıbrıslı Türkler  üzerinde olduğu kadar Türkiye üzerinde de baskıyı artırdığı vurgulanmaktadır.

            Yazıda, "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, barış  sürecinin yeniden başlaması için çaba sarf ediyor. Bir gün  bizzat kendisinin AB'ye katılacağını iddia eden Türkiye,  birleşmemiş bir Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla kendisinin de  zora gireceğini biliyor. Zira adanın bölünmüşlüğünün  1 Mayıs'tan sonra da devam etmesi halinde Türkiye, AB üyesi  bir ülkenin toprağının bir kısmını askeri anlamda işgal eden  ülke konumuna düşecektir. Bu da, Avrupa kulübüne kendini  kabul ettirmenin en iyi yolu olmayacaktır. Türkiye'nin  AB adaylığını destekleyen ABD de, Kıbrıs sorununun  çözümlenmesi yolunda gerekli jestleri yapması için Ankara  üzerinde baskı yapıyor" denilmektedir. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            To Vima gazetesinde (20/01) "Atina ile Lefkoşa Kıbrıs  Sorununun Çözüme Bağlanması İçin Hazır Olduklarını  Belirtiyorlar" başlığı altında ve Anni Podimata imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Başbakan Kostas Simitis ile Kıbrıs  Rum lideri Tassos Papadopulos arasında görüşmeden sonra,  Yunanistan ile Kıbrıs Rum kesiminin, BM Genel Sekreteri'nin  planı temelinde Kıbrıs sorununun çözüme bağlanması için  müzakerelere başlamaya hazır olduklarını bir kez daha  doğruladıkları belirtilmektedir. Yunan ve Kıbrıs Rum  tarafının ortak değerlendirmesine göre, 24 Ocak'ta Davos'ta  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek olan BM Genel  Sekreteri Kofi Annan tarafından, müzakerelerin yeniden  başlaması yönünde bir girişimin başgöstermesi olasılığının  bulunduğu ifade edilen yorumda, Simitis'in, "Kıbrıs sorununu  çözümleyecek olan anahtar daima, işgal kesimindeki durumu  kontrolü altında tutan, Denktaş'ı desteklemeye devam eden  ve oldu-bittilerin yasallaşması politikası üzerinde  ısrar eden Türkiye'nin elinde" dediği ve "Kıbrıs sorununu  çözümlemezse Türkiye'nin AB üyeliği düşünülemez" şeklinde  uyarıda bulunduğu aktarılmaktadır.

            Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında  (20/01) "AKPM Raportörü Mathias Eorsi Kıbrıs Konusunda  İyimser" başlığı altında yer alan bir haberde, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin Kıbrıs Raportörü Mathias Eorsi'nin  Ankara'da Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yaptığı  görüşmeden sonra, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda iyimser  olduğunu açıkladığı kaydedilmektedir. Türkiye'nin, "Annan  Planı üzerinde önerdiği düzenlemeler konusunda uzlaşmaya  varılabilir mi" sorusuna karşılık Eorsi'nin, bir uzlaşma  sağlanacağına inandığını söylediği ve Kıbrıs sorununun  çözümü ile Türkiye'nin AB üyeliği yönünde tüm kriterleri  yerine getirmiş olacağının altını çizdiği belirtilen  haberde, Eorsi'nin, "Türkiye hiçbir zaman AB'ye bu kadar  yakın olmamıştı. Kıbrıs sorunu çözülürse çok kısa zamanda  üyelik müzakerelerine başlayacaksınız" dediği  aktarılmaktadır. 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Aargauer Zeitung'un internet sayfasında (17/01)  "Kıbrıs, Avrupa ve Türk Ekonomisi" başlığı altında ve  Thomas Seibert imzasıyla yer alan bir haberde, Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'taki Dünya Ekonomi Forumu'na  katılacağı, burada BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Kıbrıs  sorununu görüşeceği ve Türkiye'yi, AB adaylığı için, biraz  daha tanıtmak istediği belirtilmektedir. Dünya Ekonomi  Forumu'nun, bu yıl Türkiye için her zamankinden daha da  önemli olduğu vurgulanan haberde, Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın, Dünya Ekonomi Forumu'nda BM Genel Sekreteri  Kofi Annan ile Kıbrıs anlaşmazlığını görüşmek istediği ve  bu görüşmede, takriben bir senedir ara verilen Kıbrıs  müzakerelerinin bir an önce tekrar başlatılıp  başlatılmayacağına dair karar verilebileceği, yalnız  Kıbrıs'ın kaderinin değil, aynı zamanda da Türkiye'nin  AB adaylığının da söz konusu olduğu kaydedilmektedir. Türk  ekonomisinin durumuna da değinilen haberde, Kıbrıs sorununun  hızlı bir şekilde çözümlenmesinin, Türkiye'nin AB adaylığında  etkili olacağına işaret edilmektedir. 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Haravgi gazetesinde (20/01) "Sözler Değil, Kanıtlar"  başlığı altında ve Lenia Dimitropulu imzasıyla yayımlanan  bir yorumda, AB'nin Türkiye'ye, Kıbrıs sorununun  çözümsüzlüğünün Avrupa ihtiraslarında engel teşkil edeceğini  açıkça söylemesinin, Türk hükümetini tutum değişikliği yapmaya  ve görüşmeler masasına geri dönerek, Annan Planı'nı müzakere  etmeye hazır görünmek mecburiyetinde bıraktığı öne sürülmektedir.  Türkiye Başbakanı'nın neredeyse her gün Kıbrıs sorununa çözüm  bulunmasıyla ilgili sözlü ifadesini yinelemekten ve ülkenin  siyasi liderliğiyle askerlerin Kıbrıs sorunu konusunda  hemfikir olmadıkları yönündeki haberleri yalanlamaktan başka  birşey yapmadığı belirtilen yorumda, Ankara'nın taktik  hareketlerinin, doğrudan çözüm değil AB ile üyelik  müzakerelerine başlama tarihini elde etme arzusuyla  yapıldığına dair hiçbir şüphe kalmadığı, sadece ve sadece  Türk hükümetinin KKTC'deki yeni hükümete Rauf Denktaş'ı  müzakereci konumunda empoze etmesinin bile, gerçek  niyetlerinin Başbakan Erdoğan'ın açıkladıklarının olmadığına  dair yerinde kuşkular doğurduğu ifade edilmektedir. 

            VİETNAM BASINI: 

            Vietnam News gazetesinin internet sayfasında (19/01)  "Türkiye ve Avrupa'nın Geleceğini Şekillendirecek Radikal  Reform" başlığı altında ve Almanya Dışişleri Bakanı Joschka  Fischer imzasıyla yer alan bir makalede, İrlanda'nın Avrupa  Birliği Dönem Başkanlığı ele alınmakta ve tıpkı kendisinden  öncekiler gibi, bu başkanlığın da gündemine, önümüzdeki  yıllarda AB'de köklü değişiklikler yaratacak olayların  hakim olacağı kaydedilmektedir. AB genişlemesi çerçevesinde  10 yeni üye ile birlikte daha geniş bir Avrupa'nın  şekillendirilmeye çalışılacağı ve bunun aynı zamanda,  Doğu Avrupa-Batı Avrupa bölünmesinin sonsuza dek ortadan  kalktığının da bir göstergesi olacağı belirtilen makalede  şöyle denilmektedir: "Türkiye çoktandır aday ülke statüsünde  ve AB'ye sıkı bağlarla bağlı. Alman hükümeti, Türkiye'nin  birleşik Avrupa yapılarına dahil edilmesini önemli bir iş  olarak görüyor. Türk hükümeti, son birkaç aydır özellikle de  hukuk devletini pekiştirecek yapılar kurulması yolunda  kararlı reform politikalarıyla son derece önemli bir  ilerleme kaydetti. Dürüst olmak gerekirse, kısa bir süre  öncesine dek pek çoğumuz için bu hayal gibiydi. Ancak  ülkenin, özellikle reform yasalarının hayata geçirilmesi  adına daha yapması gereken çok şey var. Türkiye reformcu  adımlarını sonuna dek aynı kararlılıkla sürdürmelidir;  zira AB üyeliği Türk hükümetinin sorumluluk ve yükümlülüklerini hafifletecek bir unsur olamaz. Türkiye için olası bir gelecek  senaryosu çizmek istiyorum: Kalabalık Müslüman nüfusuyla  Türkiye belki de çoğunluğun yanında azınlıkların da insan  haklarına saygılı, hukuk devleti ve demokratik ilkelerin  hakim olduğu bir Avrupa devletine dönüşmeyi başarabilir.  Bunun ise tüm bölgenin istikrarı ve İslam dünyasında,  özellikle de komşu bölgemiz Orta Doğu'da reformların  gelişimi üzerinde paha biçilmez bir etkisi olacaktır.  Demokratik Türkiye kendi başına, bir ülkede İslam kültürü  ile modern kültürün birbiriyle mutlaka çelişeceği tezini  çürüten açık bir mesaj olacaktır. Avrupa'nın 40 yıldır  yaptığı gibi, bir İslam ülkesinin Birliğe katılmasını  kabul etmek konusundaki bazı çekincelerden ötürü Türkiye'ye  verdiğimiz sözü tutamazsak, çok büyük bir bedel öderiz.  Konsey'in kararı sadece, Türk hükümetinin reform  politikasıyla katettiği yola ilişkin değerlendirmesine  dayanmalıdır."    

          ESKI SAYILAR