22.01.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                              

 

            ANKARA, 22/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  21 Ocak 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ALMANYA BASINI:  

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (21/01) "Erdoğan'ın  Kaybedeceği Çok Şey Var" başlığı altında ve Gerd Höhler  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB Komisyonu Başkanı  Romano Prodi'nin ardından, Federal Almanya Dışişleri Bakanı   Joschka Fischer'in (Yeşiller) Türkiye geleceği belirtilmekte,  Fischer'in Ankara'da söyleyeceklerinin de, muhtemelen Prodi  tarafından ifade edilenleri çağrıştıracağı -hükümetin  reformları için övgü, fakat aynı zamanda da yeni yasaların  günlük hayata gerçekten uyarlanmaya çalışılması için uyarı-,  AB Komisyonu'nun bu yılın sonunda karar vereceği, Türklerin  katılım müzakerelerinin başlatılması arzusunun, sadece bu  şekilde gerçekleşebileceği ifade edilmektedir. Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan için 2004'ün bir kader yılı olacağı ve hiçbir  Türk Hükümeti'nin AB adaylığını bu hükümet kadar siyasetin  merkezine taşımadığı, bu kadar kısa süre içinde çok sayıda  reform yasasını çıkarmadığı kaydedilen yorumda, Erdoğan'ın  bunu yaparken ihtilafların doğması riskine girdiği ve güçlü  ordu ile devlet mekanizması ve adli makamların büyük bir  kesimini kontrol altında tutan Kemalist kesimin, değişen  İslamcı Erdoğan'a kuşkuyla baktığı vurgulanmaktadır. Avrupa  Birliği'nin, Türkiye'yi Kıbrıs meselesini çözmesi için ikaz  ettiği belirtilen yorumda, Erdoğan'ın, Davos'ta BM Genel  Sekreteri Kofi Annan ile görüşmeden ve oradan da ABD Başkanı  Bush'la biraraya gelmek üzere Washington'a geçmeden önce,  ortak bir çizgi bulunabileceği umudunu koruduğu, zira  Bush'un da Türkiye'ye Kıbrıs'ta çözüm için baskı yaptığı  kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: "Başbakan Erdoğan dar  ve tehlikeli bir yolda yürüyor. Şayet aralık ayında katılım  müzakereleri için yeşil ışık yakılmadan Kıbrıs meselesinde  taviz verirse, bu onun için siyasi bir başarısızlık olacak.  Böyle bir durumda iç siyasi reformlar yoldan çıkacak ve  ülkenin AB girişimlerini zaten pek doğru bulmayan, İslamcı  ve milliyetçi güçler kuvvetlenecekler. Erdoğan bu nedenle  muhtemelen Kıbrıs meselesini mümkün olabildiğince AB üyeliği  ile sıkı bir şekilde bağlantılı olarak yürütmeye çalışacak.  Örneğin, Türklerle katılım müzakerelerin başlatılması ve  müzakerelerde ilerleme kaydedildikçe adım adım yürürlüğe  konulması şartıyla Kıbrıs meselesinin çözümüne onaylaması  söz konusu. AB'nin bu tür bir pazarlığı kabul edip  etmeyeceği tartışmalı..."

            Aynı haber, Handelsblatt gazetesinde de yer almaktadır.

            Die Tageszeitung'da (21/01) "Fischer, Ankara'da AB  Hakkında Görüşecek" başlığı altında ve DPA'ya atfen  yayımlanan bir haberde, Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in  (Yeşiller) Ankara ziyaretinin odak noktasını, Türkiye'nin  tartışmalı AB üyeliği meselesi oluşturacağı ve Türk Hükümeti  ile yapacağı görüşmelerde, uluslararası terörizm, Kıbrıs ile  ilgili ihtilafın, adanın Kıbrıs'a üye olacağı mayıs ayından  önce çözüme kavuşturulmasıyla ilgili çabaların da gündeme  geleceği de belirtilmektedir. AB'nin bu yılın sonunda Türkiye  ile katılım müzakerelerinin başlatıp başlatılmayacağına,  başlatılırsa ne zaman başlatılacağına karar vermek istediği  kaydedilen haberde, Fischer'in aylardan beri Türkiye'nin  AB'ye daha da yakınlaşması için girişimde bulunduğu, Birlik  içinde ise Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan güçlü  kesimlerin olduğu ifade edilmektedir.  

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (21/01) "Fischer: Türkiye'nin de Dahil Olduğu  Bir AB Daha Güvenli Olur" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in Berlin'de  Hürriyet gazetesine verdiği bir mülakatta, Avrupa Birliği'nin  21'inci yüzyılda güvenliğini artırmak için Türkiye'yi tam üye  olarak kabul etmesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir.  Fischer'in, mülakatta, "Türkiye'ye kapıları kapatırsak, çok  ağır bir bedel öderiz. Türkiye bizim için, Avrupa için  stratejik bir ortaktır... Türkiye'nin stratejik önemi  11 Eylül'den bu yana daha da aşikar bir hal almıştır" dediği  aktarılan haberde, ABD ve Avrupa'nın uzun süredir, Müslüman  ancak laik Türkiye'yi İslam dünyası için bir model olarak  desteklediği ve demokratik sistemin, İslamcı aşırılıkçılığın   yayılmasının önlenmesi için en garantili sistemi sunduğunu   belirttikleri kaydedilmektedir. Fischer'in, Alman  muhalefetinin, hükümetin Türkiye'nin AB girişimini iç  siyasi nedenlerle desteklediği iddiasını reddettiği  belirtilen haberde, Almanya'nın ana muhalefet partisi  Hristiyan Demokratların genellikle, ülkenin çok büyük, çok  fakir ve katılım için oldukça farklı bir kültüre sahip  olduğunu söyleyerek Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığı  hatırlatılarak, Fischer'in, "Bazı kısıtlamalar var, kimileri  Türkiye'nin üyeliğinden endişe duyuyor. Onları ciddiyetle  dinlemeliyiz, dile getirilmesi gerekli makul endişeler var"  şeklindeki sözlerine yer verilmektedir. 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Makedonia gazetesinde (20/01) "Dışişleri Bakanı  Yakovu: Müzakerelerin Sonucu, İşleyebilir ve Yaşayabilir  Bir Çözüm Olmalıdır" başlığı altında ve Hristoforidis  imzasıyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos  Yakovu ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Kıbrıs  konusunun çözümü, AB üyeliği ve Türkiye'nin rolünün ele  alındığı mülakatta, "1 Mayıs 2004 tarihine kadar olan sürenin  çözüm için yeterli olacağına inanıyor musunuz?" şeklindeki  bir soruya, Yakovu'nun, "Türkiye tarafından kasıtlı olarak  yapıldığına inandığım oyalamalar nedeniyle müzakereler için  yeterli zaman yoktur. Konular karmaşıktır ve müzakereler  için geriye kalan altı hafta içinde Kıbrıs sorununda bir  anlaşmaya varılabilmesi oldukça güçtür." dediği,  "Görüşmelerin 1 Mayıs 2004 tarihinden sonra devam etmesi,  Kıbrıs sorunu, Türkiye'ye AB ile müzakerelere başlama tarihi  verilmesi ve Türk-Yunan ilişkilerinin tümünün bir paket  halinde ele alınması sizi kaygılandırıyor mu?" şeklinde bir  diğer soruyu ise, "Bana göre Türkiye müzakerelerin 2004  yılının ikinci altı ayında da devam etmesini istiyor.  Böylece müzakereler, Türkiye'ye AB ile müzakerelere başlama   tarihinin belirlenmesi dönemine rastlayacaktır. Türkiye'nin   müzakere masasına Türk-Yunan ilişkileri ile bazı konuların   Lahey Adalet Divanı'na götürülmesi konusunu da getireceği   açıktır. Güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgilere göre   Türkler, Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin AB süreci ile   ilgili müzakerelerin paralel olarak yapılmasını istiyor   ve bunun böyle olması için ısrar edecekler. Kıbrıs sorununa   çözüm bulunsa da referandum AB'nin Türkiye'ye üyelik   müzakerelerine başlama tarihi belirlemesinden sonra   yapılacaktır. Dolayısıyla, Türkiye AB'den tarih alamazsa,   Kıbrıslı Türklere Annan planını kabul etmemelerini söyleyecek   ve böylece sorun çözülmemiş olacak. Bana göre AB'nin bu  konuda fikri olması gerekir. Yani, Kıbrıs sorunu  çözümlendikten altı ay sonra Türkiye'ye AB ile müzakerelere  başlama tarihini açıklamasının akılcı bir yol olacağını  düşünüyorum." şeklinde cevapladığı belirtilmektedir.

            Elefterotipia gazetesinde (21/01) "Verheugen Ankara'dan  Yeşil Işık Görüyor" başlığı altında ve Makarios Drusiotis  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB Komisyonu'nun  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, BM Genel  Sekreteri tarafından konulan, 1 Mayıs'tan önce yapılması  gereken referandumların tarihinin belirlenmesine ilişkin  şartı konusunda, ABD ile BM'nin tezine tam uyum sağladığı belirtilmektedir. Verheugen'in, "Türk Hükümeti'nde, şimdiye  kadar çözülmemiş olan sorunları ele almak yönünde görülmemiş  bir kararlılık tespit ettiğini" söylediği ve "Kıbrıs  sorununun çözüme bağlanması konusunda bir dönüm noktasına  varılma olasılığından" söz ettiği ifade edilen yorumda,  Verheugen'in açıklamalarının, Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta AB üyesi   olmasından önce, Kıbrıs meselesine ilişkin Türk politikasının   yeniden düzenlenmesi yönündeki yoğun işlemlere rastladığına  işaret edilmektedir. Verheugen'in açıklamalarından, Türk  politikasının başarılı olmaya başladığının belli olduğu ve  uluslararası düzeyde, Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasından  her iki tarafın sorumlu olduğu yönünde sesler yükseldiğine  dikkat çekilen yorumda, ortamın Kıbrıs Rum tarafının  aleyhinde değiştiğini eski Cumhurbaşkanı Glafkos Klerides'in  de vurguladığı ve Kıbrıs sorunu çözüme bağlanmadan Türkiye'nin  AB ile müzakereler başlamak için  tarih elde etmesi  tehlikesi hakkında uyarılarda bulunduğu vurgulanmaktadır.  

    

          ESKI SAYILAR