ANKARA, 23/01(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 22 Ocak 2004 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(22/01) "Dışişleri Bakanı Gül, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile
Üyelik Müzakerelerini Başlatması Çağrısında Bulundu" başlığı
altında ve Suzan Fraser imzasıyla yer verdiği bir haberde,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, yaptığı bir açıklamada, Avrupa
Birliği'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatması
çağrısında bulunduğu ve Türkiye'yi ziyaret eden Alman Dışişleri
Bakanı Fischer'e, Türklerin Kıbrıs'ın birleştirilmesi
konusundaki planı desteklemeye hazır olduklarını belirttiği
kaydedilmektedir. Fischer'in Türkiye'nin yaptığı reformları
övdüğü, ancak bunların uygulamaya konması gerektiğini belirttiği
ifade edilen haberde, Gül'ün "Biz BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın iyi niyetli girişimini destekliyoruz ve söz konusu
planı bir referans olarak değerlendirdiğimizi belirttik. AB'ye
üyelik görüşmeleri şimdi başlamalıdır." dediği, Fischer'in ise
basın mensuplarına yaptığı açıklamada "Türkiye'nin gösterdiği
aşama çok etkileyici, ancak reformların uygulanması için daha
katedilmesi gereken bir mesafe var." şeklindeki sözlerine yer
verilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Westfalische
Nachrichten
gazetesinde (17/01) "Türkiye Tartışması "Patlayıcı Maddeler'
İçeriyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin
AB'ye üyeliğine ilişkin görüşlerde, AB Komisyon Başkanı Romano
Prodi'nin Ankara'ya yaptığı ziyaretten sonra da ayrılıklar
olduğu belirtilmektedir. Her ne kadar Prodi'nin 40 yıl sonra ilk
defa Komisyon Başkanı olarak Türkiye'ye bir ziyarette de
bulunsa da ve Türkiye'nin yapmış olduğu reformların başarılı
olduğunu söylese de, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin şiddetli bir
şekilde reddedildiği kaydedilen haberde, Avrupa Parlamentosu
Dışişleri Komisyon Başkanı Elmar Brok'un (CDU) Türkiye'nin neden
olacağı maliyet nedeniyle, AB'ye alınmaması gerektiğini
savunarak, Türkiye'nin üye olduğu takdirde AB'ye yılda 40 milyar
euroya malolacağını söylediği ve "Bu nedenle ben karşıyım"
dediği aktarılmaktadır. Brok'un, Türkiye'de kanunlarda yapılan
aşamaları takdir ettiğini, ancak uygulamasında yeterince
tereddütlerin olduğunu söylediği ifade edilen haberde, Münster
CDU Federal Milletvekili olan Ruprecht Polenz'in ise, Brok'tan
farklı düşündüğü ve Erdoğan hükümetine karşı daha olumlu
yaklaşarak, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin maliyeti hakkındaki
hesapların yapılmasında acele edildiğini ve Türkiye'ye bir şans
verilmesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da (22/01) "Türkiye, Füzesavar
Sisteminden Daha Önemlidir" başlığı altında ve Christiane Schlötzer
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Almanya Dışişleri Bakanı
Fischer'in Ankara'ya gerçekleştirdiği ziyaretinde Avrupalılara
uyarıda bulunarak, Avrupa'nın, Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin
dışında tutmak istemesi halinde "yüksek bir bedel ödeyeceğini"
söylediği belirtilmektedir. Türkiye'nin, Avrupa'nın güvenliği
için "füzesavar sisteminden" daha önemli olduğunu belirten Fischer'in,
aynı zamanda da Türkiye'yi, üyelik isteği konusunda zorlu bir
tartışmaya hazırladığı ifade edilen yazıda, Fischer'in, Hürriyet
gazetesine yaptığı açıklamada, Almanya ve diğer Avrupa
ülkelerinde Türkiye'ye karşı rasyonel ve duygusal engeller
bulunduğunu, bunların ciddi bir şekilde ele alınması gerektiğini
söylediği kaydedilmektedir.
Berliner Zeitung'da (22/01) "Baskı, Seçim Kampanyası,
Perspektif" başlığı altında ve Damir Fras-Günter Seufert
imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer'in Ankara'ya doğru yol alırken, "acaba Türk kamuoyu
ziyaretimi nasıl karşılıyor" diye bilgi edinmek isteseydi, hayal
kırıklığına uğrayabileceği, zira ülkeye geldiği gün Türk
başkentinin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 28 Ocak'ta
Washington'a gerçekleştireceği ziyarette, Başkan Bush'la sadece
öğle mi yoksa akşam yemeği mi yiyeceğini ve iki mi yoksa üç saat
mi görüşeceğini tartışmakla meşgul olduğu ve Washington'dan
Kürtlerin Irak'ta kendileri için bağımsız bir devlet verilmesi
talebine kesinlikle "hayır" demesini beklediği ifade
edilmektedir. Türkiye tarafından, Bush'un, Avrupa'ya baskı
yaparak, Kıbrıs meselesini AB'ye katılım müzakereleri için engel
olarak öne sürmemelerini telkin etmesi istendiği belirtilen
yazıda, İstanbul'daki saldırıların hemen ardından
gerçekleştirdiği ziyaretin Fischer'e çok sempati kazandırdığı ve
Fischer'in, ülkelerinin AB üyeliğini kesinlikle desteklediğine
inanan Türklerin, Almanya'yı üyeliğe karşı olan ülkelerin
listesinden sildikleri kaydedilmektedir. Alman Dışişleri
Bakanı'nın son açıklamasında, Türkiye'nin AB'ye olduğu gibi
Avrupa Birliği'nin de Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu söylediği
hatırlatılan yazıda, Fischer'in, ülkenin sağlam bir şekilde
AB'ye bağlanmasının "21'inci yüzyılda kendi güvenliğimiz için
stratejik önemde" olduğunu belirterek, 40 yıldan beri üyelik
vaat edilen Türkiye'yi hayal kırıklığına uğratanların, bunun
bedelini oldukça yüksek ödemek zorunda kalacaklarını vurguladığı
kaydedilmektedir.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (22/01) "İki Vitesli Bir
Avrupa Zararlı Olur" başlığı altında ve Georg Paul Hefty-Berthold
Kohler-Günter Nonnenmacher imzalarıyla Almanya'nın eski
Başbakanı Helmut Kohl ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Federal Almanya Hükümeti, AB'nin siyasi birlik hedefini
kabul ediyor, iki vitesli bölünmeyi ise reddediyor. Hükümet,
aynı zamanda da, kendisinden önceki hükümetlerden daha açık bir
ifadeyle Türkiye'nin AB üyeliğinden yana tavır alıyor. Bu iki
hedef bağdaştırılabilir mi?
KOHL: İlk önce, Türkiye'nin yakın bir zamanda üye olup
olamayacağı sorusuna değinmek istiyorum. Bu konuda şu anda
sadece Federal hükümet tarafından değil, diğerleri, özellikle de
Fransız hükümeti tarafından da vahim bir hata yapılıyor. 1993'te
AB devlet ve hükümet başkanları tarafından alınan Kopenhag
kararları var. Bunlar, bir ülkenin AB üyeliği için "On Emir"
niteliğindedir. Bunlardan bazıları yanlış anlaşılmayacak şekilde
belirlenmiştir; örneğin, AB'ye üye olmak isteyen bir ülkede,
insan ve vatandaşlık haklarının sınırsız bir şekilde uygulanması
zorunluluğu vardır. Bu talep, bir ülkenin içinde bulunduğu
gerçek durumla karşılaştırılmalıdır; iddia edilenle değil, var
olanla. İlk aşamada idam cezasının kaldırılmasının tartışılması
doğru bir karar. Ben de idam cezasına karşıyım. Ancak bu, pek
çok kriterden sadece bir tanesi. Ben Amerikalılarla pek çok
münakaşaya girdim; özellikle de o zamanki Amerikan Dışişleri
Bakanı Bayan Albrigt ile, çünkü Amerikalılar bizi Türkiye'nin
üyeliğine ikna etmek istiyorlardı, fakat sadece stratejik
nedenlerle: Türklerin NATO'da ya da Irak çatışması için, hatta
asıl savaşın çok öncesinde, güçlendirilmesi amacıyla. Ben her
zaman şunu söyledim: Biz bu tür çıkarlara göre karar
veremeyiz, bize başvuran ülkenin AB üyeliğinin koşullarını
yerine getirdiğine ilişkin kanıtlara ihtiyacımız var. Her
halükarda bütün üyelik kriterlerinin yerine getirilmesi
gerekiyor; din özgürlüğü bakımından da. Türkiye'de din
özgürlüğü taleplerine Ankara tarafından itiraz edilerek ve
bizim Avrupa'da Hıristiyanların kesin hakimiyetinden yana
olduğumuzun iddia edilmesi, gerçeklerin
çarpıtılmasıdır.
SORU: Eğer bunun kriterlerin gerçekten yerine getirilip
getirilmemesine bağlı olduğunu söylüyorsanız, o zaman neticede
bu yılın sonunda Türkiye'ye müzakerelerin başlaması için söz
verilmesine bir itirazınız yok.
KOHL: Kriterlerin yerine getirilmiş olduğunu bildiğimiz andan
itibaren müzakereye gireriz.
SORU: Fakat asıl mesele, coğrafi sorun olarak kalıyor. Siz
Türkiye'nin, kriterleri yerine getirmesi şartıyla AB'ye üye
olabileceğini söylüyorsunuz.
KOHL: Bunu her zaman söyledik.
SORU: Eğer Türklere bu yıl içinde müzakerelerin açılması
tavizini vermezsek, Erdoğan şöyle diyecek: "Hıristiyan
Avrupalılar, Müslüman Türkleri Avrupa'dan dışlamaya
çalışıyorlar. Bu, kültürler savaşıdır."
KOHL: Buna engel olamam. Fakat bu, makul bir bilanço çıkarılması
yükümlülüğünde bir şey değiştirmez.
SORU: Peki şu tez hakkında ne düşünüyorsunuz: Türkiye için
Avrupa, kendi başına çözemediği sorunlarından kaçmak için bir
formüldür.
KOHL: Bu da bir yorum seçeneği. Türkler, en zor dönemimizde
bizi desteklemiş olan sempatik bir halktır. Türkiye'nin bu
iyiliğini hiç bir zaman unutmamamız gerekir ve bunun için
müteşekkir kalmalıyız. Başbakan olduğum süre boyunca her zaman
Türkiye'nin dostu olduğumu kanıtladım ve buna çok sayıda örnek
gösterilebilir. Türkiye meselesi gerçekte Alman siyasetinde
şimdi, parti politikasına bağlı nedenlerden dolayı
tırmandırıldı. Yeşiller'in çok farklı çıkarları var. Onlar çok
kültürlü çıkışlarla seçimlerde oy toplayabileceklerinin
hesabını yaptılar. SPD de Türk kökenli seçmenlerden büyük
ölçüde oy toplama şansına sahip olduğu görüşünde."
Der Tagesspiegel gazetesinde (22/01) "Fischer, AB'ye
Üyelikte Ankara'ya Yardımcı Olacak" başlığı altında ve Thomas
Seibert imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Almanya Dışişleri
Bakanı Joschka Fischer'in, Ankara'ya, AB yolunda Almanya
Hükümeti'nin desteğinin devam edeceği güvencesini verdiği
belirtilmektedir. Ankara'da Türk mevkidaşı Abdullah Gül ile
yaptığı görüşmenin ardından açıklama yapan Fischer'in, "Federal
Almanya Hükümeti, Türkiye'nin Avrupa'ya giden yolunu, elindeki
tüm imkanlarıyla desteklemektedir." şeklindeki ifadeleri
aktarılan yazıda, Gül ile yaptığı "çok detaylı ve iyi geçen"
görüşmenin başlıca konusunu Avrupa meselesi ve Kopenhag
Kriterleri'nin uygulamaya geçirilmesinin oluşturduğunu söyleyen
Fischer'in, "çok etkileyici reformların yapıldığını görüyoruz,
fakat kararlaştırılan reformların Türkiye'de uygulanması için
daha kat edilmesi gereken çok uzun bir yol olduğunu da
görüyoruz." diyerek, Avrupa yolunda ilerlemek için Türkiye'nin
bu reformları uygulamaya geçirmek zorunda olduğunu, "özellikle
de insan hakları alanında" daha da ileri adımlar atılmasının
gerektiğini söylediği kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard
gazetesinde (17/01) "Türkiye'ye Hazır Değil" başlığı altında ve
Christoph Prantner imzasıyla yayımlanan bir yorumda,
Türkiye'nin, AB ile giriş müzakerelerinin başlangıcını elle
tutulacak kadar yakın gördüğü belirtilmekte ve Avrupa Komisyonu
Başkanı Prodi'nin Ankara'yı ziyaretinden sonra, yalnızca
çözüme kavuşturulamayan Kıbrıs sorununun üyelik sürecinin
başlamasını engellediği, diğer bütün zorlukların, şu sıralar
siyasi açıdan olumlu olan havada pek göze batmadığı ifade
edilmektedir. Türkiye geçtiğimiz yıllarda gerçekten de büyük
reformlar (örneğin idam cezasının kaldırılması gibi)
gerçekleştirdiği, buna rağmen Brüksel'de birçoklarının
Türkiye'nin AB'ye katılımına, Kıbrıs sorunu çözülse bile, orta
vadede gerçekleşecek gözüyle bakmadığına işaret edilen yorumda,
zihinlerde AB'nin Türklerin katılımına genelde hazır olup
olmadığı sorusunun da canlandığı, Anayasa konusunda yaşanan son
yenilgi ve Boğaz'daki bir AB ülkesinin birlikte getireceği
jeopolitik zorluklar düşünülecek olursa, AB'nin buna hazır
olduğunun pek söylenemeyeceği vurgulanmakta ve şöyle
denilmektedir: "AB'nin bu durumda Kafkasya ve Orta Doğu'ya
dayanacak dış sınırları, iyi işleyen bir dış politika ve
güvenlik politikası olmadan, siyasi intihar anlamına gelebilir.
Ayrıca geniş kapsamlı doğuya genişleme sürecinin de önce
hazmedilmesi gerekir. 70 milyon insanı daha birliğe katmak, hem
mali hem de kurumsal açıdan birliğin gücünü aşacaktır.
Brüksel'de çoğu kez katılım sürecinin Türkiye'nin üyeliğinden
çok daha önemli olduğu söyleniyor. Kimsenin bunu Türklere lafı
dolandırmadan söyleme gereğini duymaması, bir hatadır. Bu
riyakarlık günün birinde Ankara'ya tam üyelik yerine özel bir
statü teklif etmeyi daha da zorlaştıracaktır. Birlik bu konuda
da Türkiye'ye hazır değil."
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(22/01) "Erdoğan: AB'nin Üyelik Görüşmelerini Reddetmesi,
Türkiye İçin Hayal Kırıklığından Öte Birşey Olacaktır" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile
görüşmesi sonunda yaptığı açıklamada, AB'nin önümüzdeki aralık
ayında üyelik müzakerelerine başlanmasını reddetmesinin Türkiye
için hayal kırıklığının ötesinde birşey olacağını, ancak ülkenin
herşeye rağmen "reformlar yolunda devam edeceğini" belirttiği
ifade edilmektedir. Erdoğan'ın, Fischer'e, Türk halkının böyle
bir kararı "anlamayacağını" ve hükümetin, halka bunun
nedenlerini açıklamakta zorluk çekeceğini ilettiği belirtilen
haberde, Fischer'in görüşme sonunda gazetecilere yaptığı
açıklamada, reformlar dinamiğinin sürmesi ve "Kıbrıs sorunu ile
ilgili bir ilerleme yanında, Ankara tarafından gösterilen Avrupa
yanlısı reformların uygulanması alanında da ilerlemeler
kaydedilmesi halinde" AB ile daha çabuk bir yakınlaşma
olabileceğine işaret ettiği kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(22/01) "Fischer, Türkiye'nin AB Yolunda Kaydettiği İlerlemeden
Övgüyle Söz Etti" başlığı altında ve Daren Butler imzasıyla yer
verdiği bir haberde, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in,
Türkiye'nin AB kriterlerini karşılamada "etkileyici bir gelişme"
gösterdiğini, fakat görüşmeler için bir başlangıç tarihi
alabilmesinin, siyasi reformları uygulamasına bağlı olduğunu
söylediği belirtilmektedir. Fischer'in, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'le görüşmesinin ardından düzenlenen basın
konferansında, "Etkileyici bir ilerlemeye tanık oluyoruz, ama
aynı zamanda da Kopenhag Kriterleri'nin uygulamaya konulması
adına da katedilmesi gereken uzun bir yol olduğunu da biliyoruz"
dediği belirtilen haberde, Fischer-Gül görüşmesinde, Kıbrıs
adasındaki çıkmazın aşılması yönündeki girişimlerin ele alındığı
ve Fischer'in, "Bizler, bu sorunu, Avrupalı ruhuyla ve BM'nin
tavsiyeleri doğrultusunda çözmek için elimizden gelen herşeyi
yapacağız" dediği aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima
gazetesinin haftalık dergisi İkonomikos Tahidromos'un (22/01)
"Kıbrıs Meselesi Son Aşamasında" başlığı altında ve St.
Efstatiadis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Annan Planı'nın
Ankara tarafından müzakerelere zemin olarak kabul edilmesinin,
Atina, Brüksel, BM ve Washington'un Türkiye'ye "teşviklerinin"
doğru bir taktik olduğunu ortaya koyduğu belirtilmektedir.
Türkiye'nin tavır değişikliğinin, Simitis hükümetinin,
bazıları tarafından sert eleştirilen bazıları tarafından da
kavranılamayan, Ankara'ya yönelik "yatıştırma ve yakınlaşma"
politikasını ödüllendirmiş olduğu ifade edilen yorumda, AB
Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile AB Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in Ankara'yı ziyaretleri
sırasında, Erdoğan ile Gül'ün açıklamalarının, Türk siyasi
liderliğinin, Türkiye'nin AB üyeliğinin gerçekten, Kıbrıs
sorununun çözümlenmesinden "de" geçtiğini kabul etmiş olduğunu
gösterdiği vurgulanmaktadır. Ankara'nın Kıbrıs meselesine
ilişkin tavrını değiştirmesinin, Türkiye'deki güç dengelerinde
değişiklik belirtisinin de olabileceği ve 2003 yılı kasım ayı
seçimlerinin Türkiye'deki siyasi verileri kökten değiştirdiğinin
çoktan belli olduğu, ancak AB yönelimine özellikle de Yunanistan
ile Kıbrıs'a ilişkin değişikliği kaydeden ciddi bir kanıt
olmadığına işaret edilen yorumda, bu değişiklik sabitleştiği
takdirde, Ankara'nın bu yeni tezinin, düne kadar Kıbrıs
sorununun çözümlenmesine karşı çıkanlar bazı oyunlarla sabote
etmezse, -eski Türk kurulu düzenin mensupları bu oyunları çok
iyi bilir- o zaman 1 Mayıs'ta birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB
üyeliğinin gerçekleşmesinin yanı sıra, Türk-Yunan ilişkilerinde
de olumlu yönde gelişmeler kaydedilebileceği ileri
sürülmektedir.
Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında (22/01)
"Fischer, Zana'nın Serbest Bırakılması Konusunu Gündeme Getirdi"
başlığı altında yer alan bir haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı
Romano Prodi'nin ardından Almanya Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer'in Ankara'daki temasları sırasında, yasaklanmış olan
Kürt yanlısı DEP partisi eski milletvekili Leyla Zana'nın
serbest bırakılması konusunu gündeme getirdiği belirtilmektedir.
Fischer'in, Türk mevkidaşı Abdullah Gül ile yaptığı görüşme
sırasında, Zana'nın serbet bırakılmasının Türkiye-AB
ilişkilerini olumlu etkileyeceğini ve bu konunun bugün adaleti
ilgilendirdiğini, ancak Türkiye'de yapılan reformlar ile ilgili
olduğundan dolayı da Avrupa kamuoyunun bunu yakından takip
ettiğini ifade ettiği kaydedilmektedir. Haberde, Türkiye'nin ne
yapması gerektiğini tavsiye etmek için değil, dost olarak
görüşmeler yapmak için burada bulunduğunu açıklayan Fischer'in,
Türkiye'nin Avrupa perspektifini desteklediğini ve Türkiye'nin
önemli reformlar yapmış olabileceğini, ancak bunları uygulaması
için önünde daha uzun bir yol olduğunu belirttiği ifade
edilmektedir.
LİBYA BASINI:
Haftalık El Fatih
gazetesinin (19/01) "Ankara Derisini Çıkartıyor... Geleneklerin
Avrupa Ganimetleriyle Takas Edilmesi..." başlığı altında ve
Farac Bin Lame imzasıyla yayımlanan bir yorumda, gözlemcilerin,
AB üyeliğini elde etme yönünde Türkiye'nin sergilediği tutumu
ve benimsediği politikaları yakından izlemek için Prodi'nin
ahiren Türkiye'yi ziyaretini, Ankara'nın AB'ye girmek için
uyması gereken koşullar çerçevesinde verdiği taahhütlerle Türk
geleneklerinin takas edilmesi pazarlığı olarak algıladıkları
belirtilmektedir. Bir kısım gözlemcilerin ziyareti başarılı
bulurken, diğerlerinin ise en azından orta vadede Ankara'nın
yükümlülüklerini yerine getirme gücüne sahip olmadığını
düşünmekte, bazılarının da yapılanları Türk derisinin suni bir
deri ile değiştirilmesi olarak nitelendirdikleri ifade edilen
yorumda, Ankara'nın, ekonomik ve siyasi reformlarda ısrarlı
olmasına rağmen, AB'nin, üye olmadan önce Ankara'nın yapmasını
şart koştuğu bazı kritik reformlar bulunduğu, nitekim Prodi'nin
de, Türkiye'den, yargının bağımsızlaştırılmasını, askerin sivil
yaşama müdahale etmemesini, askeri kurumların bütçesinin
açıklanmasını, özellikle Kürt azınlığı olmak üzere azınlık
haklarına saygı gösterilmesini gündeme getirdiği, bu konularda
kararlı adımlar atılmasını ve söz konusu yükümlülüklerin doğru
bir şekilde uygulanmasını talep ettiği vurgulanmaktadır.
LÜBNAN BASINI:
As Safir
gazetesinde (21/01) "Başbakan Erdoğan Washington'da... Irak,
Kıbrıs, Avrupa ve Ermeni Konusu..." başlığı altında ve Mohammed
Noureddine imzasıyla yayımlanan bir haberde, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın Washington ziyaretine ilişkin olarak
Amerikan ve Türk tarafları dosyalarını hazırlamaya başladıkları
ve Irak savaşının sona ermesinden sonra bu seviyede
gerçekleştirilecek ilk ziyaret olması bakımından Erdoğan'ın
Washington'a gidişinin önem arzettiği belirtilmektedir. 2004
yılı Türkiye açısından önemli bir yıl olacağı ve Kıbrıs
sorununun çözümü, Ankara'nın AB'ye üyelik müzakereleri,
Irak'taki Kürtlerin federalizm isteği konularında karar
alınacağına işaret edilen yazıda, Ankara'nın Washington'dan
edindiği bilgilere göre Bush yönetiminin bu konular hakkında
Erdoğan'ın ziyareti sırasında önemli mesajlar vereceği ifade
edilmektedir. Başbakan Erdoğan ile Başkan Bush arasındaki
görüşmede, Kıbrıs ve AB, Irak'ın geleceği, PKK, Ermeni sorunu,
Rum-Ortodoks Patrikhanesi ve ekonomik işbirliği konularının da
gündeme geleceği kaydedilen yazıda, Kıbrıs sorununa çözüm bulma
hususunda Washington'un, Türkiye'nin iyi niyetine inandığı ve
Amerikan kaynaklarının, Dışişleri Bakanlığı'nda çözüme karşı
çıkanların dahi ilk kez çözüm arayışı içine girdiklerini ifade
ettikleri ve Türk ordusunun halen çözümden uzak olduğunu da
vurguladıkları belirtilmektedir. Yazıda, "Amerikan yönetimi,
Kıbrıs sorununa Mayıs 2004'den önce çözüm bulunması görüşünü
savunmaktadır. Zira AB üyeliğinden sonra Kıbrıs-Rum tarafının
AB bünyesinde veto yetkisi bulunacaktır. Bu durum, Türkiye'nin
işini zorlaştırabilecektir. Bu nedenle Washington, 23 Ocak'ta
gerçekleştirilecek Milli Güvenlik Kurulu toplantısının sonucunu
beklemektedir. Bush yönetimi, Erdoğan hükümetine Kıbrıs
konusunda cesur ve hızlı adımlar atılması tavsiye etmekte, AB
üyeliğinde Türkiye'yi destekleme taahhüdünde bulunmaktadır."
denilmektedir.