ANKARA, 26/01(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 23-25 Ocak 2004 tarihlerinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (23/01) "Fischer:
Bütün Gücümüzle Türkiye'nin Yanında Olacağız" başlığı altında ve
Nilay Karaelmas imzasıyla yer verilen bir haberde, Almanya
Dışişleri Bakanı Fischer'in Ankara temasları ve bu çerçevede
Kıbrıs sorununun çözümü ile AB üyeliği ele alınmaktadır.
Ankara'da Başbakan Erdoğan ile görüşen Almanya Dışişleri Bakanı
Fischer'in, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB'ye
üyeliğini kolaylaştıracağını söylediği belirtilen haberde,
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, 'Müzakerelerin başlamaması havası
Türkiye'de hayal kırıklığının ötesinde bir durum ortaya
çıkarır' diyerek, bu durumun halka anlatılmasının kolay
olmayacağını söylediği, Fischer'in ise, 'Bütün gücümüzle
Türkiye'nin yanında olacağız' diye konuştuğu vurgulanmaktadır.
AP'nin (24/01) "Cheney'den Avrupa'ya: Doğrudan Tehditler
'Kararlı Adımlar' Gerektirir... Cheney, Türkiye'nin AB
Üyeliğine Destek Verdi" başlığı altında ve Naomi Koppel
imzasıyla yer verdiği bir haberde, Davos'taki Dünya Ekonomik
Forumu'nda konuşan ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in
doğrudan Avrupalıları hedef alarak demokratik ülkelerin
terörizme ve diplomasinin sonuçsuz kaldığı yerde ölümcül kitle
imha silahlarına sahip odaklara karşı güç kullanmaya hazır
olmaları gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Cheney'in,
"Avrupalıların barışı kurmakta ve birliği ve refahı
sağlamaktaki büyük deneyimi Avrupa'nın yanı başındaki nefret ve
fanatizm kaynakları kurutulmadığı sürece kendi başına yeterli
olmayacaktır" dediği aktarılan haberde, Cheney'in ayrıca
Türkiye'nin AB'ye üyelik çabalarına da destek vererek, ABD'nin
uzun zamandan bu yana AB'yi NATO'daki tek Müslüman müttefiki
Türkiye'yi Birliğe kabul etmeye çağırdığı vurgulanmaktadır.
Haftalık Newsweek dergisinin internet sayfasında 2 Şubat 2004
tarihli sayısında "Başbakan Erdoğan Bölünmüş Bir Irak'ın
Bölgesel İstikrarsızlığa Neden Olacağından Endişe Ediyor"
başlığı altında ve Lally Weymouth'un Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile yaptığı mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu
ifadeler yer almaktadır:
"WEYMOUTH:
Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile görüştünüz. Prodi
size, Kıbrıs meselesinin çözülmesi yönünde adım atmanız halinde
Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih
verilmesi şansının artacağına ilişkin özel bir güvence verdi
mi?
ERDOĞAN: Sayın Prodi Kıbrıs meselesinin çözümünün, 2004'ün
Aralık ayında gerçekleştirilecek AB zirvesine olumlu bir etkide
bulunacağını söyledi. Bu psikolojik bir mesele.
WEYMOUTH: Bazı Avrupa ülkeleri Türkiye'nin AB üyeliğine şiddetle
karşı çıkıyor. Örneğin Almanya'daki havayı değiştirmek için ne
yapacaksınız?
ERDOĞAN: Bizim, AB ailesinin bir parçası olmayı istedimiz kadar,
AB'nin de bizi ailenin bir parçası olarak görmek istemesi lazım.
Avrupa Birliği eğer uygarlıkların biraraya geldiği adres olmak
istiyorsa Türkiye'yi Birliğe almalıdır."
ALMANYA BASINI:
Handelsblatt gazetesinin internet sayfasında (23/01) "Fischer,
Türkiye'ye Destek Sözü Verdi" başlığı altında ve "ghö/ebo/sm"
rumuzlarıyla yer alan bir yazıda, Alman politikasının,
Türkiye'nin AB üyeliği sorununda büyük bir tartışmaya doğru yol
aldığına işaret edilmektedir. Almanya Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer'in, Ankara'ya gerçekleştirdiği seyahati sırasında,
Türkiye'ye Federal Almanya Hükümeti'nin kendilerini AB
yollarında destekleyeceğinin sözünü verirken, CDU Şefi Angela
Merkel'in, ülkenin Birliğe dahil edilmesine kesinlikle karşı
çıktığına dikkat çekilen yazıda, Merkel'in, Handelsblatt
gazetesine, "Türkiye'nin tam üyeliğinin şu an için gündemde
olmadığı, tam üyelik yerine Türkiye'ye AB ile özel bir
ortaklığın verilmesinden yana oldukları" yönünde bir demeç
verdiği kaydedilmektedir. Fischer'in, Ankara seyahatinde, Türk
Hükümeti'nin reform çabalarına övgüler yağdırdığı, ancak yeni
yasaların hayata geçirilmesinde ve Kıbrıs sorununun çözüme
kavuşturulmasında daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği
uyarısında bulunduğu ifade edilen yazıda, AB'nin devlet ve
hükümet liderlerinin, bu yılın sonunda Türkiye'nin üyelik
müzakerelerine başlanabilmesi için gerekli kriterleri yerine
getirip getirmediğini kontrol edecekleri, Fischer'in bu tarihe
çok olumlu baktığı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, "Türkiye'nin reform
sürecini devam ettirmesi ve Kıbrıs sorununda olumlu bir gelişme
yaşanması durumunda olayların olumlu bir seyir izleyeceğini"
ifade ettiği kaydedilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "Fischer,
Türkiye'ye AB kapılarının kapatılmaması gerektiği konusunda
uyarıda bulunurken, Birlik, ülkenin üyeliği ile AB'nin
geleceğinin tehlikeye girebileceği görüşünde. Federal Almanya
Şansölyesi gibi şubat ayında Ankara'ya gidecek olan Merkel,
Hristiyan Birlik Partilerinin özellikle AB'nin entegrasyon
yeteneği konusunda şüpheleri olduğunu vurguladı. Merkel,
görüşmelerinde kendisi için en önemli olanın, Türkiye ile olan
dostane ilişkileri daha da derinleştirebilmek olduğunu belirtti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Matthias Wissmann, özel bir ortaklık
konusunda bir konsept oluşturdu. Buna göre, Türkiye ile bir
serbest ticaret bölgesi oluşturulacak ve olabildiğince
Avrupa'nın dış ve güvenlik politikasına entegre edilecek. FDP'nin
Avrupa seçimlerindeki en iyi adayı Silvana Koch-Mehrin
Brüksel'de, Türkiye sorununun Almanya'da halk oylamasına
sunulmasını önerdi."
Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınından (23/01) "AB
İçişleri Bakanları Dublin'de Toplandı" başlığı altında ve Carla
Sappok imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa Birliği'nin
genişlemesi ve siyasi sığınma ve göç politikalarının ele
alındığı AB içişleri bakanları toplantısına yer verilmekte ve
siyasi sığınma ve göç konusunda Türkiye'nin gerekli işbirliğini
gösterme konusundaki ihmalkar tutumunun, özellikle Almanya
tarafından eleştirilen bir nokta olarak ön plana çıktığı
belirtilmektedir. AB içişleri bakanlarının, siyasi sığınma hakkı
konusunda ortak bir çizgi arama çabalarının henüz sonuca
varmaktan uzak olduğu ve tartışılan konunun ise, Almanya'da uzun
bir süredir uygulanan üçüncü ülke kuralının tüm Avrupa Birliği
üyesi devletlerce benimsenerek ortak ilke haline getirilmesi
konusu olduğu ifade edilen haberde, Almanya'nın başlattığı bu
kurala göre, sığınma başvurusunda bulunan bir kişinin,
ülkesinden kaçtıktan sonra aslında siyasi mülteci olarak kabul
görebileceği başka bir devlete transit geçerek Avrupa Birliği
sınırından içeri girmeye çalıştığı anlaşılırsa, bu kişinin
derhal iade edilebildiği kaydedilmektedir. Alman Bakan
Schily'nin, birlik üyeleri tarafından giderek benimsenen bu
üçüncü ülke formülünün bazı kısıtlamaları içerdiğini,
sınırdışıların, ancak sığınmacılara bir zarar gelmeyeceğine
ilişkin yazılı güvence vermiş ve bu konuda anlaşma imzalamış
ülkelere yönelik olabileceğini belirttiği ve bunun için hangi
ülkelerin söz konusu olduğu sorusuna ise Schily'nin, yakın bir
tarihte Avrupa Birliği üyelik müzakerelerine başlayacak olan
Bulgaristan ve Romanya'yı pekala düşünebileceğini söylerken;
Türkiye'ye gerekli güvenceleri veremediği için kesinlikle
sığınmacı gönderilemeyeceğini sözlerine eklediği vurgulanan
haberde, Schily'nin, "Evet, Türkiye şu anda bizim açımızdan bir
sorun. Biliyorsunuz, Almanya'da halen Türkiye'den kaçarak gelen
binlerce siyasi sığınmacı adayı var. Bu nedenle Avrupa
Birliği'ne üyelik için gayret sarfeden Türkiye'ye, güvenli bir
üçüncü ülke olması için ya da bu yolda çaba göstermesi için
uyarıda bulunmak gerektiğine inanıyorum. Aksi halde Ankara'nın
birlik üyeliği şansı iyice azalacaktır" şeklindeki sözleri
aktarılmaktadır. Schily'nin, Türkiye'ye, işbirliğine daha açık
olma uyarısında da bulunduğu, Ankara ve Brüksel arasında
başvurusu reddedilen sığınmacıların iadesine ilişkin henüz resmi
bir sözleşmenin varolmadığına değinerek, bu nedenle Berlin'deki
toplantıda Türkiye'den de bir temsilcinin hazır bulunmasını
-dönem başkanı İrlanda Ankara'ya bizzat çağrı yaptığı halde-
henüz erken ve sakıncalı gördüğüne işaret edilen haberde,
Schily'nin, "Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyeliği konusunda
gereksiz ümitlere yer vermemek için dikkatli davranmak
gerektiğine inanıyorum. Çünkü Avrupa Birliği bünyesindeki
müzakereler daha yeni başladı. Biz, birlik olarak, ancak bu
müzakereler bittikten sonra Türkiye'nin üyelik için gerekli
koşulları yerine getirip getirmediğine karar vereceğiz. Aslında
bu türden resmi olmayan etkinliklere, kararlarında bağlayıcı bir
yan bulunmayan konferanslara katılım konusunda bile daha seçici
davranmak gerektiğini düşünüyorum" dediği belirtilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da (23/01) "Fischer, Kıbrıs'ın Çözümü İçin
Uyarıyor" başlığı altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla
yayımlanan bir yazıda, Federal Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer'in, Türkiye'ye, AB'nin genişlemesinin tamamlanacağı 1
Mayıs tarihine kadar, Kıbrıs ihtilafının çözüme kavuşması için
elindeki tüm imkanları kullanması çağrısında bulunduğu
belirtilmektedir. Kıbrıs ihtilafı ile Türkiye'nin aralık ayında
AB'ye katılım müzakerelerine yeşil ışık yakılması arzusunun,
Fischer ile Başbakanı Erdoğan'ın Ankara'da gerçekleştirdikleri
bir saat süren görüşmenin odak noktasını oluşturduğu ve
görüşmenin ardından açıklama yapan Fischer'in, "Kıbrıs sorununun
aciliyeti artık Ankara'da da anlaşılmış durumda" diyerek, bu
konuda yedi hafta önce gerçekleştirdiği son ziyaretinden bu yana
belirgin ilerlemeler kaydedildiğini gördüğünü söylediği
kaydedilen yazıda, Fischer'in ziyaretinin, Alman Bakanın da
söylediği gibi Kıbrıs'ta "çözüme engel olan tarafın kesinlikle
Türkiye olmaması gerektiğinin" Ankara'ya açıkça anlatılması için
başlatılan kapsamlı diplomatik girişimlerin bir parçası olduğu
ve görüştüğü Türk muhataplarına, "aksi taktirde AB içindeki
Türkiye karşıtı mevcut direnişlerin artacağını" açıkça söylediği
belirtilmektedir. Fischer'in, Türkiye'nin yapıcı davranması ve
buna ilaveten reform gayretinin "etkileyici dinamizmini" devam
ettirmesi halinde ise "olayların Ankara için çok olumlu
gelişeceği" güvencesini verdiği kaydedilen yazıda, Türkiye'den
reformları pratikte uygulamaya geçirmesini talep eden Alman
Bakanın, bunu yaparken insan hakları alanındaki eksiklere işaret
ederek, Kürt siyasetçi Leyla Zana ile ilgili davaya ve
Hristiyanların sorunlarına değinerek, dini hoşgörünün "tabii ki
her iki taraf için de geçerli olması gerektiğini" belirterek "Bu
bizim Müslümanlarla ilişkilerimiz için de geçerli" dediği
vurgulanmaktadır.
Aynı haber, Frankfurter Allgemeine Zeitung ve Der Tagesspiegel
gazetesinde de yer almaktadır.
Almanya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (23/01) "Türkiye
Raportörü Oostlander: Türkiye, Tam Üyelik Müzakerelerine
Başlamaya Hazır Değil" başlığı altında ve Duygu Leloğlu
imzasıyla yer verilen haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı Prodi ve
Komisyon'un Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen, Federal
Almanya Dışişleri Bakanı Fischer'in Türkiye ziyaretleri
sırasında yaptıkları açıklamaların, Ankara'ya Avrupa Birliği
üyeliği konusunda hayli umut verdiği belirtilmekte, bu
açıklamalardaki ortak noktanın ise, "son bir yıl içindeki reform
çalışmalarınızı takdirle karşılıyoruz ama bir an önce hayata
geçirildiğini de görmek istiyoruz" şekilde ifade edilebileceği
kaydedilmektedir. Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye Raportörü
Hollandalı Oostlander'in bu yılki Türkiye raporunun, aynı umut
dolu ifadeleri içermediği ve "10 aylık bir süre içinde devletin
ve toplumun kafa yapısının değişmesi mümkün değil. Bu yüzden
Türkiye yıl sonunda Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerine
kesinlikle hazır olamayacak" görüşünü savunduğu ve Türkiye'nin
Kıbrıs'la ilgili tutumundan övgüyle bahsediyor. Ama onun
dışında hayli karamsar bir tablonun çizildiği kaydedilen
haberde, Avrupa Birliği cephesinde sergilenen Türkiye ile ilgili
bu farklı yaklaşımların yine "Türkiye'nin ağzına bir parmak bal
çalıp oyalama taktiğine mi gidilecek" şeklinde yorumlara da
neden olduğuna işaret edilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da (23/01) "Wissmann Türkiye'nin Üyeliğine
Karşı" başlığı altında ve Nico Fried imzasıyla yayımlanan bir
yazıda, Federal Parlamento'daki Avrupa Komitesi Başkanı Matthias
Wissmann'ın (CDU) Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğini
reddettiği, ancak eşzamanlı olarak da, "ayrıcalıklı ortaklık"
diye adlandırılan ilişkinin nasıl olabileceğine ilişkin ilk
somut önerileri getirdiği belirtilmektedir. Wissmann'ın,
Türkiye'nin Birliğe dahil edilmesinin AB'yi fazlasıyla
genişleteceği, bunun da bütünleşme sürecinin başarısını
tehlikeye düşüreceğini söylediği ifade edilen yazıda,
Wissmann'ın, "Türkiye'nin AB ile ayrıcalıklı ortaklığa gitmesi
ise, demokrasi ve hukuk devletinin gelişmeye devam etmesini
sağlar ve Türkiye'nin önemli olan jeostratejik konumunu dikkate
alır" dediği aktarılmaktadır. Yazıda, Federal Almanya eski
Başbakanı Helmut Kohl'ün ise, tam üyelik ihtimaline kapıyı
kapatmadığı, ancak bunun için gerekli olan Kopenhag
Kriterleri'nin Türkiye tarafından şu aşamada yerine
getirilmediği görüşünde olduğunu da açıkça belirttiği ve bunlara
örnek olarak da, insan hakları ve dini özgürlük alanlarını
gösterdiği kaydedilmektedir. AB devlet ve hükümet başkanlarının
2004 yılının sonunda katılım müzakerelerinin başlatılmasıyla
ilgili kararlarını verecekleri hatırlatılan yazıda, Türkiye'nin
gerekli koşulları o zamana dek yerine getireceğinden kuşku
duyduğu ve öncelikle Kıbrıs'la ilgili ihtilaf ve insan hakları
konularının hala büyük engel oluşturduğu görüşünde olan
Wissmann'ın, AB'nin de şu aşamada yeni bir genişleme sürecini
başlatacak durumda olmadığını düşündüğü ve düşüncelerini
açıklamasının amacının, Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasının
başarısızlıkla sonuçlanması halinde katkıda bulunmak olduğunu,
burada söz konusu olanın bir "teselli ödülü" değil, herşeye
rağmen AB ile ortaklığını daha da derinleştirmek için bir
seçenek arayışı olduğunu dile getirdiği kaydedilmektedir.
Yazıda, CDU'lu politikacının diğer önerilerinin yanı sıra somut
olarak, mevcut Gümrük Birliği anlaşmasının tüm malları içeren
bir serbest ticaret bölgesine dönüştürülerek genişletilmesini
önerdiğine işaret edilmektedir.
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (23/01) "Aceleci" başlığı
altında ve Klaus-Dieter Frankenberger imzasıyla yayımlanan bir
yorumda şöyle denilmektedir: "CDU'nun, Türkiye'ye AB katılımı
için müzakereleri başlatmak yerine 'imtiyazlı bir ortaklık'
sunma önerisinin cazip bir tarafı var: Bu öneri mantıklı,
kimseyi zorlamaz, Avrupa'nın birlik konseptini bozmaz ve
Türkiye de böylece kimliğini yitirmeden modernleşebilir. Ancak
şu anda göründüğü kadarıyla, örneğin bir Alman Dışişleri
Bakanı'nın Ankara'ya kapıları açmak için hararetli bir şekilde
çaba göstermesi nedeniyle, bu cazibe kaybolmaktadır. Her türlü
önkoşulu yerine getirdiğini ısrarla belirten Türkiye, tam
üyelikten başka bir durumu kabul etmeyecektir. Ve 'Avrupa'da,
stratejik ve entegrasyon politikasına ilişkin argümanları
tartarken olumsuz bir oylamaya sebebiyet verecek eleştirel bir
kitle bulunmuyor. Ancak aralık ayında müzakerelerin başlaması
yönünde karar verilecek olsa bile, şimdiden herşey bir
formaliteymiş gibi davranılması gerekmez. Türkiye'nin anayasa
müzakerelerine katılması zaten anlaşılır gibi değildi. Şimdi ise
bir temsilcisinin içişleri bakanları toplantısına davet edilmesi
acelecilikten de öteye gidiyor."
AVUSTURYA BASINI:
Avusturya Televizyonu ORF'nin 22 Ocak 2004 tarihli saat 24:00
haber bülteninde görüntü eşliğinde (22/01) "Türkiye AB Üyesi
Olacak mı?" başlığı altında ve Jörg Winter imzasıyla yer verilen
bir haberde, "Türkiye AB üyesi olacak mı? Bu soru Avrupa'daki
insanlar ile politikacıların görüşlerinin ayrılmasına neden
oluyor. AB her halükarda bu yıl içinde Ankara ile giriş
müzakerelerine başlayıp başlamayacağına, başlarsa ne zaman
başlayacağına karar verecek. Türk Hükümeti AB tarafından
istenen, önemli reformlar gerçekleştirdi. Giriş müzakereleri
yolundaki engellerden biri de hala çözülememiş olan Kıbrıs
sorunu. Türkiye soruna bölünmüş adanın AB'ye katılımından önce
bir çözüm bulmak istiyor" denilmektedir. Haberde, TBMM Başkanı
Bülent Arınç ile yapılan bir mülakata da yer verilmektedir:
"SORU: Kıbrıs Cumhuriyeti 1 Mayıs'ta AB'ye üye olacak. Birliğin
yasaları ve kuralları yalnızca adanın güneyindeki Kıbrıs
Rumları için geçerli olacak. Kuzeydeki Türk kesimi ise
uluslararası alanda tanınmayan ve Ankara'ya bağımlı olan bir
hükümetin yönetiminde kalacak. AB, Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün
devam etmesinin, Türkiye'nin üyelik çabalarını engelleyebileceği
yolunda Ankara'yı uyarıyor. Yani Türk hükümeti harekete geçmek
zorunda.
ARINÇ: Türkiye AB'ye girme konusunda büyük çabalar harcıyor.
Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye ile giriş müzakerelerine
başlanması için şart koşulması adilce bir davranış olmaz. Biz
buna rağmen, bu sorunu Kıbrıs'ın AB'ye katılımına kadar çözmeye
çalışacağız.
SORU: Azınlıklara tanınan hakların çoğaltılması, idam cezasının
kaldırılması, yargı sisteminde reform... Türkiye, AB'nin giriş
müzakerelerine başlama konusunda koştuğu şartların çoğunu, en
azından kağıt üzerinde olsa bile yerine getirdi. Ancak insan
hakları örgütleri hapishanelerde hala işkence yapıldığını
söylüyorlar.
ARINÇ: Biz tarihi reformlar gerçekleştirdik. İnsan hakları
ihlalleri azaldı. Yakında hiç kalmayacak. Polisler, hakimler ve
savcılar Avrupa standartlarını yerine getirmek üzere şimdi
yeniden eğitim görüyorlar.
SORU: Burada Avrupa'daki birçok kişi, Türkiye'nin AB'ye üye
olması halinde, AB'nin siyasi ve kültürel açıdan sınırlarını
aşmış olacağını düşünüyor. Bu endişeleri anlayabiliyor musunuz?
ARINÇ: Ben bu görüşe katılmıyorum. Türklerin çoğunluğu
Müslüman. Kendilerine özgü bir kimlikleri var. Bunun böyle
olması da gerekir. Ancak biz bu kimliğin modern bir Avrupa
zihniyeti ile uyuşabileceğini gösterdik. Türkiye İslam
dünyasında bu konudaki yegane örnek."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (23/01) "Erdoğan: Güvenlik Sorunları, Türkiye'yi
Avrupa'ya Yaklaştırıyor" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı açıklamada,
Avrupalıların, Müslüman bir ülkenin Avrupa'ya katılmasının kendi
güvenliklerini güçlendireceğinin farkına varmaları nedeniyle,
Türkiye'nin AB'ye yaklaştığını belirttiği ifade edilmektedir.
Erdoğan'ın, ulusa sesleniş konuşmasında, "AB'ye entegre olmuş
bir Türkiye'nin siyasi ve kültürel farklılıklara engel
olacağını, Avrupa'nın barışı, istikrarı ve güvenliğine büyük
katkıda bulunacağının apaçık ortada olduğunu" bildirdiği
kaydedilen haberde, "Öyle bir aşamaya geldik ki, Avrupa'da
artık Türkiye'nin aday olup olmayacağı değil, ne zaman ve nasıl
olacağı tartışılıyor" diyen Erdoğan'ın, "AB adaylığı konusunda
yolun yarısının katedildiğini rahatlıkla söyleyebileceklerini",
Avrupalı liderlerin Türkiye'de son zamanlarda gerçekleştirilen
demokratik reformlardan dolayı duydukları memnuniyeti dile
getirdiklerini belirterek, "Bu memnuniyetin, Türkiye'nin
adaylığı ve bir takvim belirlenmesi yönünde somut bir iradeyle
ifade edilmesini ümit ettiklerini" kaydettiğine işaret
edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times'ın (23/01) "Kıbrıs'taki Bölünmeyi Aşmak İçin Son
Şans" başlığı altında ve Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Günther Verheugen imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Kıbrıs konusunun çözümü ve AB üyeliği ile bunun Türkiye'ye
etkileri ele alınmaktadır. Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs'ta hızlı
bir çözüme katkıda bulunmaya ve gerekli teknik yardımı
sağlamaya hazır olduğu belirtilen yazıda, AB'nin, bir çözümün
koşullarını benimsemeye hazır olduğunu defalarca söylediği,
ayrıca bir anlaşma olması halinde adaya 300 milyon eurodan (207
milyon sterlin) fazla ilave yardım sağlayacağı, Türkçe'nin
AB'nin resmi dillerinden biri olacağı ve Kıbrıslı Türklerin AB
kurumlarında temsil edilecekleri ifade edilmektedir. Üyelikten
önce anlaşmaya varılması bütün Kıbrıslıların çıkarına olacağı,
bunun aynı zamanda yaklaşan Avrupa seçimleri ve Komisyon'un
Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlatılıp başlatılmayacağı
konusunda tavsiyede bulunacağı gelecek sonbahar öncesinde
Türkiye'nin kendi AB umutlarına da hız kazandıracağı vurgulanan
yazıda, Kıbrıs'ta bir çözümün, Türk-Yunan ilişkilerini ve
bölgedeki genel durumu da olumlu etkileyeceği, 1 Mayıs'a kadar
çözüm olmaması halinde ise bunun aksine, adadaki bölünmenin
derinleşeceği ve Kıbrıs'ı bölen hattın, AB'nin fiili sınırı
olacağı kaydedilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir:
"Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması, aday bir ülkenin
Mayıs 2004'ten sonra tam oy ve veto hakkı olacak AB üyesi bir
ülkeyi tanımaması anlamına gelir. Türkiye'nin AB üyesi bir ülkede
30 binden fazla askeri olur ve bu da BM kararlarına aykırı bir
durum yaratır. Ben hep Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin
AB'ye katılması için ek bir koşul olmadığını söyledim. Ancak ada
bölünmüş olarak kaldığı sürece, Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil 25
üyenin hepsinin oybirliğiyle Türkiye'yle üyelik müzakereleri
başlatılmasında karar vermesi mümkün mü? Bu nedenle, artık
harekete geçme zamanıdır. Annan, her iki tarafın liderlerinin
kararlı bir tavır sergilemeleri ve bunun Türkiye ve
Yunanistan'da en üst siyasi düzeyde desteklenmesi halinde, plan
temelinde müzakereleri derhal sonuçlandırmak ve üyelik öncesinde
belirlenecek bir tarihte referandumlara gitmeye yönelik yeni
bir barış süreci başlatmaya hazır... Mevcut durumun devamı
herkese zarar verecek, buna mukabil çözümü Kıbrıs, Yunanistan,
Türkiye ve bütün Avrupa için bir kazanç olacaktır."
Aynı haber, Financial Times Deutschland gazetesinde de yer
almaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Yunanistan Radyo-TV Kurumu'nun (ERT) internet sayfasında (23/01)
"Papandreu ile Fischer, Kıbrıs Sorununun Çözümü İçin Zamanın
Uygun Olduğu Konusunda Mutabık Kaldılar" başlığı altında ve
Annita Pashalinu imzasıyla yer alan bir haberde, Dışişleri
Bakanı Yorgo Papandreu ile Almanya Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer arasında Berlin'de yapılan görüşmede, Kıbrıs sorunu ve
Türkiye'nin Avrupalılaşma sürecinin de ele alındığı
belirtilmektedir. Fischer'in, bugünlerde Kıbrıs konusunda
görülen hareketliliğin rastgele olmadığını, fakat Türkiye'nin
yapmaya çalıştığı reformlara ve AB'nin, üyelik müzakerelerinin
başlamasına karar verme tarihinin yaklaşmasıyla bağlantılı
olduğunu ileri sürdüğü, Papandreu'nun da, 2004 yılının Kıbrıs
açısından çok önemli olduğunu söylediği ifade edilen haberde, Papandreu
ile Fischer'in, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması için zamanın
uygun olduğu konusunda mutabık kaldıkları belirtilerek,
Papandreu'nun, Kıbrıs'ın AB üyesi olmasının, Kıbrıs Türk
toplumunun birleşmiş bir Kıbrıs'ın üyesi olmak istemesi ve aynı
zamanda bizzat Türkiye'nin AB'ye üye olmak istemesi gibi
faktörlerin oluşturduğu yeni bir dinamizmden söz ettiği
kaydedilmektedir.
Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında (23/01)
"Türkiye'de Yeni Reformlar Hazırlanıyor" başlığı altında yer
alan bir haberde, Türkiye'nin, AB'ye uyum çerçevesinde sekizinci
uyum paketini hazırladığı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'un,
AB ülkelerinin Ankara büyükelçileri onuruna verdiği yemekte
yargı alanındaki reformlardan bahsettiği kaydedilmektedir.
"Yargı, tüm dünyada olduğu gibi bizde de en muhafazakar
kurumdur, ancak zamanla bu alanda da reformlar yapacağız" diyen
Gül'ün, AB'nin 1989 yılından beri Türkiye'nin üyelik kararını
sürekli ertelediğini hatırlatarak, "AB kararını bu yıl almalı ve
diğer aday ülkelerde olduğu gibi, sadece Kopenhag Kriterleri
temelinde almalı. Aralıkta Türkiye, ortak geleceğimiz için
AB'den bir karar bekliyor. Bu karar, daha fazla geciktirilemez ve
geciktirilmemeli" dediği aktarılan haberde, AB Komisyonu'nun
Ankara Temsilcisi Hansjörg Kretschmer'in "AB üyelik
müzakerelerine başlama tarihi verilmezse Türkiye'nin tutumu ne
olacak" şeklindeki sorusunu cevaplayan Gül'ün, bir hayır yanıtı
beklemediklerini kaydederek, böyle bir kararı, Türk halkına izah
edemeyeceklerini ifade ettiği kaydedilmektedir.
RUSYA BASINI:
Rus haber ajansı Centran'ın internet sayfasında (22/01) "Alman
Yöneticiler, Avrupa'nın, Türkiye'nin AB'ye Üyeliğiyle Daha da
Güvende Olacağını Düşünüyorlar" başlığı altında yer verilen bir
haberde, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in, Avrupa
Birliği'nin Türkiye'yi en kısa zamanda bünyesine alması ve
böylece 21. asırda kendi güvenliğini güçlendirmesi gerektiğini
söylediği belirtilmektedir. Fischer'in, "Eğer Türkiye'ye AB
kapısını kaparsak, pahalı bir bedel ödeyeceğiz. Türkiye, bizim
ve Avrupa için stratejik bir partnerdir. Türkiye'nin stratejik
önemi, özellikle 11 Eylül 2001 yılında meydana gelen olaylardan
sonra belirginleşti" dediği ifade edilen yazıda, Fischer'in
başkanlık yaptığı sosyal demokratlar ve "Yeşiller"
koalisyonunun, Türkiye'nin AB'ye tam üye olarak alınmasının hem
Avrupa, hem Türkiye'nin stratejik çıkarlarına uyduğunu
düşündüğü, bunun yanı sıra, Almanya'da ana muhalefette bulunan
Hristiyan Demokrat Partisi'nin, fazlasıyla büyük, çok fakir ve
diğer Avrupa ülkelerinden kültürel bakımdan farklı olan
Türkiye'nin AB'ye üyeliğine tümüyle karşı olduğu