29.01.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 29/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  28 Ocak 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            The Washington Times gazetesinin internet sayfasında  (28/01) haftalık notlar köşesinde "Leyla Zana'nın Mektubu"  başlığı altında yer alan bir haberde, 1994'ten bu yana  Türkiye'de tutuklu bulunan Kürt politikacı Leyla Zana'nın,  Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox'a gönderdiği mektupta,  "AB üyelik müzakerelerine başlamış bir Türkiye'de tutuklu  olmayı, AB kapılarının kapatıldığı ya da AB değerlerinden  giderek uzaklaşan Türkiye'de özgür olmaya tercih ederim"  dediği belirtilmektedir.

            ALMANYA BASINI:

            Financial Times Deutschland gazetesinde (28/01)  "Türkiye Başbakanı ABD'nin Desteğini Arıyor" başlığı altında  ve Vincent Boland imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyareti ve bu çerçevede Türkiye- ABD ilişkileri ele alınmaktadır. Türk Hükümeti'nin, Kıbrıs  ihtilafının çözümü ve Türkiye'nin AB üyeliği başvurusunda  ABD'nin yardımını talep ettiği belirtilmektedir. Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül'ün, Amerika'ya hareketi öncesinde,  Türkiye'nin, adanın Rum kesiminin 1 Mayıs'taki AB üyeliğinden  daha önce Kıbrıs konusunda bir karara varılmasını istediğini  söylediği ifade edilen yazıda, Ankara'nın, ABD'nin bu hassas  konuyu üstlenecek birisini görevlendirmesine büyük önem  verdiği ve Kıbrıs meselesinin, Türkiye'nin muhtemel AB  üyeliğinde belirleyici rol oynadığı, aynı şekilde ABD'nin  de, Türkiye'nin AB üyeliğine ilgi duyduğu ve bu durumun,  George Bush yönetiminin, Müslüman devletlerin  demokratikleştirilmesinde Türkiye'yi model olarak gösterme  hedefini desteklemiş olacağı kaydedilmektedir. Erdoğan'ın  Washington ziyaretinin, iki ülkenin ilişkilerini yeniden  güçlendirmeye ve Türkiye'nin dış politikasını sadece AB  üyeliğine yoğunlaştırdığı izlenimini ortadan kaldırmaya  yönelik bir girişim olduğu belirtilen yazıda, Başbakan  Erdoğan'ın, bir yıllık görev süresinde gerçekleştirdiği ve  hem ABD'nin hem de AB'nin beklentilerine uyan başarılarına   -ekonomik ve politik reformlar, Silahlı Kuvvetler'in, Kıbrıs  görüşmelerinin BM aracılığı altında yapılması konusunda ikna  edilmesi- işaret edildiği ve bu bilanço dikkate alındığında  Erdoğan'ın, Washington'un desteğine güvenebileceğine dikkat  çekilmektedir. Gözlemcilerin yine de büyük beklentilere  girilmemesi uyarısında bulundukları ve AB'nin, aralık ayında  üyelik görüşmelerine başlamaması halinde, Erdoğan'ın başka  bir alternatif bulamayacağından endişe edildiği vurgulanan  yazıda, "Türklerin yüzde 75'i AB'ye girmek istiyor, fakat  AB vatandaşlarının  yüzde 80'i Türkleri kendi topluluklarına  istemiyor" şeklinde konuşan Ankara Bilkent Üniversitesi  öğretim üyesi Hasan Ünal'ın, "Hükümetin AB üyeliği konusundaki  beklentileri gerçekçi değil" şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.

            AVUSTURYA BASINI:

            Die Presse gazetesinde (28/01) "Birlik İçin Sonun  Başlangıcı mı?" başlığı altında ve Dış ilişkiler ve Güvenlik  Politikası Enstitüsü Başkan Yardımcısı Dr. Andrea K. Riemer  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Davos'taki Dünya Ekonomi  Forumu'nda, "Avrupa Birliği yıl sonuna kadar kuşkusuz  Türkiye'nin üyeliğinden yana karar verecek" şeklinde konuşan  Başbakan Erdoğan'ın, kendinden çok emin göründüğü  vurgulanmaktadır. Erdoğan, Milli Güvenlik Kurulu'nun bir  toplantısında, Kıbrıs sorununun çözümü için Annan planı  temelinde görüşmeleri prensip olarak onaylayan Türk ordusunun  rızasını alıp çoğulculuk ve siyasi becerinin de yardımıyla bir  "window of opportunity" (fırsat penceresi) açmayı başardığı  belirtilen yorumda, Avrupa'ya uygun anayasa reformları,  (yıllardan beri ulaşılabilen en düşük enflasyon oranı ile)  kendini toparlayan bir ekonomi, buna bağlı olarak gelişen  kendine güven duygusu (örneğin 2003 ilkbaharında Irak'a bir  kuzey cephesi açılması konusunda), kulisler ardında iplerin  beceriyle çekilmesinin, dolayısıyla ABD'nin yeniden devreye  girmesi ve AB yönünde atılmış zekice adımlar arasında  sayılabileceği, böylece Erdoğan'ın, Türk dış politikasının  iki kilit hedefini -AB'ye tam üyelik ve Kıbrıs sorununun  çözümü- birden gerçekleştirebilecek duruma gelmiş olduğu  ifade edilmektedir. Yorumda, Erdoğan'ın Davos'taki  beyanlarına karşı çıkan olmadı, hatta bunlar, üst düzeydeki  AB temsilcileri tarafından doğrulandı bile. AB vatandaşı bu  durumda, Avrupa politikasının bir kez daha kendisine  sorulmadan, arka kapıdan yapıldığı ve 2004 sonunda alınacak  karara ya da değerli vergi mükellefinin bu konudaki  düşüncelerine aldırmaksızın, şimdiye kadar tartışmalı olan  bir adayın içeri sokulacağı izlenimine kapılıyor. AB  vatandaşı, bu genişlemenin yükünü de üstlenmek zorunda  kalacak. Ancak bahis konusu AB vergisi bunun için yeterli  olmayacak. Bütün bunlar, AB vatandaşının Brüksel'den  uzaklaşmasına neden olacak. Ayrıca bu konudaki olumlu  tepkilerin hep AB'den yardım alan ülkelerin temsilcilerinden  gelmesi de çok dikkat çekici. Anlaşılan Brüksel'de kimse  bunun büyük barış projesi açısından sonun başlangıcı  olabileceğini düşünemedi. Bu, Birliğin bölünmesi anlamına  gelir. 25 devletten oluşan AB, daha şimdiden gücünü aşmış  durumda. AB'nin başarısızlığa uğramasından yalnız Türkiye  değil, Türkiye'ye 1963'te tam üyelik vadeden Birliğin  kendisi de sorumlu. Avrupa tarihten hiç ders almadı,  genişlemenin doruk noktası, aynı zamanda Birliğin sonunun  başlangıcıdır."

            BELÇİKA BASINI:

            Knack dergisinde (28/01) "Türklerin Yılı" başlığı  altında ve Dirk Vermeiren imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  laik Türkiye'nin, tam da İslamcı kökenli bir parti tarafından  yönetildiği bir sırada AB üyeliği perspektifine sahip olduğu  ve 2004 yılının, Başbakan Erdoğan için çok önemli bir yıl  olacağı belirtilmektedir. Türkler uzun yıllardan sonra ilk  kez yetenekli insanlar tarafından yönetildiklerini  düşündüklerine işaret edilen yorumda, Başbakan Erdoğan'ın,  ordunun etkisini de azaltan bir dizi reformlar yaptığı ve  bu reformların özellikle Milli Güvenlik Kurulu'nu hedef  aldığı ifade edilerek, bu reformlardan dolayı Erdoğan  hükümetinin Brüksel tarafından kutlandığı ve bu reformun,  AB'ye üye adayı olan Türkiye'nin demokratik kimliğini  güçlendirdiği kaydedilmektedir. Askerlerin, Türkiye'nin  Avrupa'ya yaklaşımını engelledikleri takdirde hala çok  güçlü olan prestijlerini kaybedeceklerini anlamaya  başladıkları, ancak ülkenin güneydoğusundaki ve Irak'taki  sorunlar açıklığa kavuşmadan Erdoğan'ın askerleri gözardı  edemeyeceği vurgulanan yorumda, bir yandan askerlerin  ağırlığını etkisiz hale getirmek istedikleri, ancak bir  yandan da, Türkiye'nin AB üyeliğini en çok destekleyenler  arasında "Atatürk'ün mirasının muhafızlarının" da bulunduğu  ve İslamcı Başbakan Erdoğan'ın bir yıl içinde seleflerine  nazaran daha fazla yol almış olmasının, kafalarda karışıklık  yarattığı belirtilmektedir. 16 Ocak'ta Türkiye'yi ziyaret  eden AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin, Erdoğan'ın,  Atatürk ve Turgut Özal'dan sonra "Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerinde" üçüncü büyük isim olduğunu açıkladığı kaydedilen   yorumda, reformlar olsun ya da olmasın Erdoğan'ın, askerlere  ters düşemeyeceğini düşüneceğine dikkat çekilmektedir. Yorumda  şöyle denilmektedir: "Avrupa Komisyonu, Erdoğan hükümetinin  çalışmalarını takdirle karşılıyor ancak bunların en kısa  zamanda hayata geçirilmesini istiyor. Aynı şey Türkiye  sınırları içindeki azınlıklar için de geçerli olmalı.  Gerçekler, herkesin Brüksel yanlısı olmadığını gösteriyor.  Özellikle yerel yöneticiler zamanın değiştiğini anlamamış gibi gözüküyorlar. 2004 yılı için gündemin üç ana konusunu, AB  üyeliği, Kıbrıs ve Irak oluşturuyor. Her üç konuda da Erdoğan  hükümeti kendine çok güveniyor. Erdoğan hükümeti, öncelikle  AB'ye üyelik görüşmeleri için bir tarih elde etmeyi istiyor.  11 Eylül 2001 tarihinden bu yana, Müslümanlar söz konusu  olduğunda hep kötü şeylerden söz ediliyordu. Erdoğan,  Türkiye'nin bu olumsuz söylevi kısa kesmek için iyi bir  konumda olduğunu biliyor. İslam dünyasındaki demokratik güçler  için Müslüman bir ülkenin AB üyesi olması kadar büyük bir  cesaretlendirme olamaz. Brüksel'in vereceği yeşil ışık,  Balkanlar'dan, Kafkas cumhuriyetlerine ve Orta Doğu'ya kadar  demokrasinin başlangıcı olmak isteyen Türkiye'nin batı yanlısı,  modern ve demokratik bir politikayı kesin olarak seçtiği  anlamına gelecektir... Aralarında Amerikalı diplomat Richard  Holbrooke ve Almanya Başbakanı Schröder'in de bulunduğu ve  sayıları giderek artan bazı politikacılar, Türkiye'nin  üstlendiği köprü rolünün gerçek olmaya başladığını görmeye  başladılar. Savunanlar da karşı çıkanlar da aynı düşüncedeler.   Erdoğan hükümeti, ülkenin geleceği için, hiçbir koalisyon   hükümetinin alamayacağı çok önemli kararlar aldı. Erdoğan   tarihte yerini alacak. Türkiye için bir zaman söz konusu ise   bu da şimdidir. 2004 ya Türklerin yılı olacak ya da olmayacak."

            YUNANİSTAN BASINI:

            Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında  (28/01) "Zana: Üyelik Müzakereleri Başlamazsa Türkiye Kaosa  Sürüklenecek" başlığı altında yer alan bir haberde, Kürt  kökenli eski milletvekili Leyla Zana'nın, Avrupa Parlamentosu  Başkanı Pat Cox'a bir mektup göndererek, AB'nin kapıyı  kapattığı veya AB ilkelerinden uzaklaşmış bir Türkiye'de özgür yaşamaktansa, AB ile üyelik müzakerelerine başlamış bir  Türkiye'de cezaevinde yaşamayı tercih ettiğini belirttiği  ifade edilmektedir. Milliyet gazetesinin haberine göre,  Zana'nın, Pat Cox'a Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü'nü  alması yönündeki davetinden dolayı teşşekür ettiği ve  Ankara'daki cezaevinde tutuklu olduğu için katılamayacağını  belirttiği kaydedilen haberde, AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlaması için bir tarih belirlenmemesi  durumunda Türkiye'nin kaosa sürükleneceğini vurgulayan  Zana'nın, mektubunda, "Bizim için önemli olan kişisel  özgürlüğümüz değil; ülkemizde, bölgemizde ve tüm dünyada  uygulanabilir bir barışa katkıda bulunmaktır" dediği  aktarılmaktadır.

            KIBRIS RUM BASINI:

            Alithia gazetesinde (28/01) "Biz ve Amerikalılar" başlığı  altında ve Pambos Haralambus imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Cumhurbaşkanı Papadopulos'un, ABD'nin, Erdoğan'ın siyasi  iradesini memnuniyetle karşılaması ve aynı siyasi iradeyi  Kıbrıs Rum tarafından da istemesi hakkında yorumda bulunarak,  Kıbrıs Rum tarafının, "Erdoğan'ın sergilediği siyasi iradenin  hangisi olduğunu" bilmediğini ve değerlendirmede bulunabilmesi  için önce bilgilendirilmesi gerektiğini söylediği  belirtilmektedir. Cumhurbaşkanı Papadopulos'un, Erdoğan'ın  siyasi iradesinin ne olduğunu bilmediğini ve bunu doğrudan  Kofi Annan'dan öğreneceğini söylemekle doğru birşey yaptığı  ve ABD'nin, Türkiye Başbakanı'nın kuşkulu siyasi iradesini  memnuniyetle karşılamasını eleştirmekten kaçınarak, Türk  propagandası oyununu oynayıp sadece Türkiye'ye hizmet ettiği  gerekçesiyle ABD'yi suçladığı ifade edilen yorumda,  Papadopulos'un, "Türkiye'nin, AB üyeliğiyle ilgili çabaları  ışığında görüntüsünü güzelleştirmek istediği aşikardır. İkna  olmak isteyenleri ve politikayı belirleyenleri ikna etmesi  çok zor olmaz" dediği ve kimlerden bahsettiği sorulduğu zaman  ise, "ABD'nin, AB'ye üye olması için Türkiye'ye yardım etme  politikası biliniyor. Bunu başarmak için Türkiye'nin  görüntüsünün güzelleşmesine yardımcı olması gerekecek"  şeklindeki sözlerine yer verilmektedir.

            SUUDİ ARABİSTAN BASINI:

            Arab News gazetesinin internet sayfasında (28/01) "Düğümü  Çözmek" başlığı altında yer alan başyazıda, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Bush görüşmesi, Kıbrıs sorunu ve  Rum kesiminin AB'ye tam üyeliği konusu ele alınmaktadır.  Ankara'nın yavaş yavaş, Kıbrıs Rum kesiminin adanın Brüksel'deki  temsilcisi olduğunda Türkiye'nin, adadaki Türk topluluğu koruyup desteklemekle aslında AB topraklarında bir işgalci konumuna  düşürülebileceğini anlamaya başladığı öne sürülen başyazıda, bu  durumun, Türkiye'nin üyelik yolunda ilerleme planlarını da bir  kaosa sürükleyip, mevcut üye adaylığını tehlikeye sokabileceği  gibi en azından teoride Türkiye'yi sert ve sıkıntı verici AB yaptırımlarıyla karşı karşıya getirebileceği ileri sürülmektedir.  Böylesi bir olasılığın yok gibi görünebileceği, ancak AB içinde  hala Türkiye'nin üyelik olasılığını daha da erteleme niyetinde  olan unsurların olduğu belirtilen başyazıda, Erdoğan'ın, bu  duruma bakarak, Denktaş'ın uzlaşmazlığı ve sertlik yanlısı  destekçilerinin hem Kıbrıslı Türkler hem de Türkiye'yi içine  hapsettiği düğümü çözmeye uğraştığı ifade edilmektedir.

 

          ESKI SAYILAR