ANKARA, 30/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 29
Ocak 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The International
Herald Tribune
gazetesinde (29/01) "Türkiye'ye Destek" başlığı altında
yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin, tüm Müslüman Orta Doğu'ya
yapıcı bir örnek oluşturacak şekilde şaşırtıcı ve teşvik edici
bir biçimde değiştiği ve çoğulcu demokrasiyi destekleyen
İslamcı siyasetçi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde
Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ne kabul edilmeyi amaçlayan geniş
kapsamlı reformlar gerçekleştirdiği ifade edilmektedir. Kıbrıs
konusu ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Washington ziyaretine
de değinilen yorumda, Washington yönetiminin, Rum ve Türk
kesimleri olarak ikiye ayrılmış olan Kıbrıs adası sorunu
konusunda daha fazla bir etki yapabileceği vurgulanmakta ve
Türkiye'nin bu yılın sonunda AB'den müzakere tarihi
alabilmesinin, muhtemelen bu sorunun çözümüne bağlı olduğuna
işaret edilmektedir.
Yorumda şöyle denilmektedir: "Başbakan Erdoğan, 30 yıllık
bölünmüşlüğün ardından adayı yeniden birleştirebilecek uzlaşma
planını destekliyor. Washington'un etkisi, bu baharda bir
anlaşma sağlanması ihtimalini artırabilir. Eğer bir uzlaşma
sağlanamazsa 1 Mayıs'ta Kıbrıs Rum kesimi AB'ye katılacak ve
adanın bölünmüşlüğü güçlenecek. Bu da Türkiye'nin yıllardır
beklemekte olduğu AB'ye katılımını geciktirebilir... Türkiye'nin
Batı yanlısı yöneliminin güçlü savunucuları olarak bilinen Türk
generaller, Erdoğan'ın Kıbrıs diplomasisine destek vererek,
Türkiye'nin AB girişiminin ilerlemesine katkıda bulunabilirler.
Generaller bunun yanı sıra, Erdoğan'ın Batı tarzı demokrasiye
daha da yaklaşma çabalarına da güçlü bir destek vermeliler.
Erdoğan'ın başarılı olması Amerika'nın da çıkarına olacaktır."
ALMANYA BASINI:
Handelsblatt
gazetesinin internet sayfasında (29/01) "Türkiye, AB'yi
Hareketlendirmek İstiyor" başlığı altında ve Christoph Rabe
imzasıyla yer alan bir yazıda, Türk Hükümeti'nin; aralık ayında
Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasına karar verilse
bile, Türkiye'nin ekonomik açıdan AB için tam anlamıyla hazır
olmasının daha uzun bir zaman alacağının farkında olduğu
belirtilmekte, ancak Türkiye'nin AB ekonomisini
hareketlendirmesinin mümkün olduğu kaydedilmektedir. Türkiye'nin
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'ın, Davos'ta Handelsblatt
gazetesiyle gerçekleştirdiği görüşmede, "AB'nin yeni bir motora
ihtiyacı var ve biz, dinamiği de beraberinde getireceğiz"
açıklamasında bulunduğu ifade edilen yazıda, Babacan'ın,
Ankara'nın 2007 yılında AB'nin talep ettiği kriterleri yerine
getireceğinden emin olduğu belirtilmektedir. Babacan'ın, AB'nin
olası bir Türkiye üyeliğiyle bir taşla iki kuş vurabileceğini
ifade ettiği kaydedilen yazıda, AB'nin, Türkiye'nin üye olması
durumunda ekonomik bir dinamizm ve stratejik önem kazanacağına
işaret edilmekte ve Babacan'ın, AB ülkelerine bölgesel
avantajları küçümsememeleri çağrısında bulunarak, "Biz bu
bölgede bir model teşkil edebiliriz. Birlik, Türkiye gibi bir
üye ile Orta Doğu ve Orta Asya'da gözardı edilemeyecek bir
etkiye sahip olabilir" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır.
Yazıda, "Türkiye, AB'nin belirleyici aralık zirvesi öncesinde
özellikle yeni AB üyelerinin desteğini alabilme çabasına girdi,
çünkü bu ülkelerin Ankara'nın üyeliği konusundaki tutumu henüz
tam olarak netlik kazanmadı. Babacan konuyla ilgili şu
açıklamada bulundu: 'Doğu Avrupa ülkelerinde bugüne kadar çok
aktif değildik. Bu tutumumuzu değiştireceğiz. Biz çok büyük
ilerleme kaydettik ve bunu bilen sadece biz değiliz. Biz, şu an
için üyelik müzakerelerine başlanılmasından başka hiç bir şey
istemiyoruz. Ben, Brüksel'den bir 'evet' ya da en azından bir
'evet, ama...' cevabının geleceğine inanıyorum" denilmektedir.
Der Tagesspiegel gazetesinin (29/01) "Hoşgörüye Katkı"
başlığı altında ve CDU Genel Başkan Yardımcısı ve Baden-Würtemberg
Eyaleti Kültür Bakanı Annette Schavan ile yapılan mülakata yer
verilmektedir: Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: AB, Türkiye'yi almalı mı?
SCHAVAN: Türkiye bir ayırım noktasına ulaşmıştır; Avrupa da
öyle. Yeni üyelerin alınmasını, Kopenhag Kriterleri'ni yerine
getirip getirmedikleri koşuluna bağlamayız. Nitekim buradan
dünyanın diğer ucuna kadar böyle birçok devlet sayabilirim.
Fakat coğrafya ve sınırlar hakkında da konuşmalıyız. Avrupa'nın,
Irak, İran ve Suriye gibi devletlere komşu olması gerektiği
fikrini yanlış buluyorum.
SORU: Yani AB, Türkiye'ye açıkça "üyelikle bir yere varılmaz" mı
demeli?
SCHAVAN: Evet, bunu açıkça söylemeliyiz, fakat aynı zamanda,
daha yakın ilişkiler başlatma teklifini de yapmalıyız. Bir çeşit
ayrıcalıklı ortaklık ve bunu, sadece önermekle kalmayıp
somutlaştırmak için işe koyulmalıyız.
SORU: Helmut Kohl'ün, Türkiye'ye uzak bir gelecek için AB
üyeliği perspektifi sunulması çizgisine son mu verilsin?
SCHAVAN: Bu kadar dürüst olmamız gerekir. Fakat ayrıcalıklı
ortaklığın somut olarak şekillendirilmesi de aynı ölçüde önemli.
Burada söz konusu olan, bir görüşmeyi sona erdirmek değil,
görüşmelerin hedefine açıklık getirilmesi ve gelecekteki
ortaklığın şeklidir."
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ BASINI:
El Halic
gazetesinde (29/01) "Tuhaf Bir Oyun" başlığı altında ve Saad
Mahyo imzasıyla yayımlanan makalede, Başbakan Erdoğan'ın
"oynadığı oyunları" kimsenin bilemediği, bir yanda Filistin'deki
Siyonist projelere itiraz ederken, diğer yandan Suriye ile
İsrail arasında arabuluculuk yapmaya çalıştığı, kendisi ve
partisi İslami eğilimlere meyilli iken, "İslam Ortak Pazarı"
fikrine karşı çıktığı, Türk halkının yüzde 70'inin AB üyeliğini
desteklediğini, Avrupa kamuoyunun yüzde 80'inin ise dini ve
tarihi sebeplerden ötürü Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
çıktığını bilmesine rağmen, olanaksız Avrupa düşünün
gerçekleşmesi için gece gündüz çalıştığı belirtilmektedir.
Makalede şöyle denilmektedir: "Birbirleriyle çelişen bu garip
adımların birinci sebebi, Batı medeniyetini yakalamaya çalışan
Türkiye'deki Atatürkçü sistemdir. Eğer bu mensubiyet
gerçekleşmezse, Atatürkçülük kartondan bir binaya dönüşecektir.
Askerler bundan ötürü, AB üyeliğinin gerektirdiği birçok
demokratik adımlara karşı çıkmalarına rağmen, Türkiye'nin AB
üyeliğini destekliyorlar. İkincisi, Türkiye'nin kendisidir.
Zamanında bir İslam imparatorluğu olan Türkiye, Birinci Dünya
Savaşı'ndan zararlı çıktığından beri, 'sıradan bir devlet'
olmaya çalışıyor. Atatürk, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' sözünü
bu nedenle söylemiştir. Türkiye'nin sıradan bir Avrupa ülkesi
olması doğaldır. Lakin, 'çağdaşlaşma-moderneleşme'nin
götürecekleri, tarihi kayıplarından daha büyüktür. Türkiye,
sıradan bir Orta Doğu ve İslam dünyası ülkesi olamaz. Bu kendi
tarihi, şahsiyeti ve özüyle çelişir. Ya İslam aleminin lideri
olacak ya da sırtını bu coğrafyaya çevirecektir. Bu görüşler
sadece laik ve milliyetçi unsurlar değil, İslamcıların
çoğunluğu tarafından paylaşılmaktadır... Türkiye'deki askeri
çevreler ve Türkiye'nin kendi doğası, Ankara'nın şu anda attığı
adımların yönünü belirliyor: Avrupa olmadan, Avrupalı olmak.
İslamiyet olmadan Müslüman olmak. Tarihi olmayan coğrafya olmak.
İşte bu etkenler Erdoğan'ın İsrail, Avrupa ve İslam'a ait
görünümleri ve tutumunda ortaya çıkmaktadır."