ANKARA,
05/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30 Ocak-04 Şubat
2004 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (01/02) "Genişlemeler ve
Çelişkiler" başlığı altında ve Andrew Borowiec imzasıyla
yayımlanan makalede, AB'nin, üye ülkelerin ulusal egoizmlerinin
ve Birliğin önceden yeterince kavrayamadığı daha birçok
çelişkinin üstesinden gelip gelemeyeceğinin ortaya çıkacağı bir
yıl olacağı belirtilmektedir. AB'nin yeni anayasası, genişleme
politikası ve bu çerçevede yaşanan gelişmelerin ele alındığı
makalede, AB'ye girecek 10 ülkenin, Polonya, Macaristan, Çek
Cumhuriyeti, Slovakya, Litvanya, Letonya, Slovenya, Estonya,
Kıbrıs ve Malta, gelecekteki potansiyel üyelerin ise, Romanya,
Bulgaristan ve daha sonra Balkan yarımadası ile Türkiye olduğu
belirtilmekte ve bunların arasından üyeliği en tartışmalı olan
ülkenin Türkiye olduğu kaydedilmektedir. Türkiye'yi ziyaret eden
Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin, Türk yetkililere,
ülkenin son dönemde attığı adımların ardından üyeliğe hiç
olmadığı kadar yakın olduğunu söylediği kaydedilen makalede,
kamuoyu yoklamalarının ve d'Estaing dahil birçok AB yetkilisinin
açıklamalarının, Hıristiyan Avrupalılar için, aralarında 67
milyon Müslüman Türk'ün dolaşıyor olması ihtimalinin büyük bir
endişe kaynağı ve hatta bir alarm durumu yarattığını
gösterdiğine dikkat çekilmektedir. Bazı Türk medya
kuruluşlarının, Avrupa Birliği'ni, bir "Hıristiyan kulübü" olmak
ve İslam dünyasına açılmayı reddetmekle suçladığı hatırlatılan
makalede, Türkiye'nin üyeliğini savunan Avrupalıların ise,
AB'nin dini kökenin rol oynamayacağı bir "jeopolitik birlik"
olması gerektiğini savundukları ifade edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter
Rundschau gazetesinde
(04/02) "Türkiye'ye Karşı Tereddütler" başlığı altında ve wtr.
rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, CDU'nun görüldüğü kadarıyla
Türkiye'nin AB'ye üyeliğiyle ilgili tartışmanın dozunu azaltmak
istediği belirtilmektedir. CDU Genel Sekreteri Laurenz Meyer'in,
Brüksel'de yaptığı açıklamada, bu konunun CDU'nun yaz başından
itibaren başlatacağı Avrupa seçim kampanyasında ne afişlerde ne
de sinema ve TV reklamlarında yer alacağına dair güvence
verdiği ve Türkiye meselesinin “duygusallaştırılmaya” elverişli
olmadığını söylediği ifade edilen yazıda, CDU'nun da dahil
olduğu Avrupa Halk Partisi'nin (EVP) iki gün sürecek olan
konferansı öncesinde açıklama yapan Meyer'in, eşzamanlı olarak
da, CDU'nun Ankara ile katılım müzakerelerinin başlatılmasını,
belirsiz bir süre içinde reddettiğini de net bir şekilde ifade
ettiği kaydedilmektedir. Türkiye meselesinde, Meyer ile EVP'nin
parlamentodaki Alman grubunun başkanı olan Hartmut Nassauer'in,
AB'nin entegrasyon işlevinin aşırı derecede zorlanıp
zorlanmayacağının sorgulanması gerektiğini ve AB'nin önce 1
Mayıs'ta Birliğe katılacak 10 yeni üyenin entegrasyonunu
başarması gerektiğini söylediği kaydedilen yazıda, Nassauer'in,
AB'de yeni bir genişlemenin ancak şimdiki genişleme sürecinde
entegrasyon başarıyla tamamlandığı taktirde konuşulabileceğinin
söylenmesinin, Türkiye'ye karşı "dürüstçe" bir davranış
olacağını belirttiği vurgulanmaktadır.
Die Tageszeitung'da (03/02) "Başbakan Türkiye'yi Ziyaret
Ediyor" başlığı altında ve DPA'ya atfen yayımlanan bir yazıda,
Almanya Başbakanı Schröder'in, 22-24 Şubat tarihleri arasında
Türkiye'ye yapacağı ziyaret ele alınmaktadır. Hükümet Sözcüsü
Yardımcısı Hans-Hermann Langguth'un bildirdiğine göre,
Ankara'daki görüşmelerin merkezinde Türkiye'nin AB'ye üyelik
beklentileri ve Kıbrıs konusunun yer alacağı belirtilen yazıda,
CDU'nun Federal Parlamento Dışişleri Komisyonu Başkanı Volker
Rühe'nin, Almanya Radyosu'na yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB
üyeliğinin önemini vurgulayarak, Türkiye ile müzakereler bu yıl
başlatılmazsa, Avrupa'nın "dünya politikasında çok büyük bir
hata" yapmış olacağını söylediği ifade edilmektedir. Yazıda,
Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlaşmasının, Orta Doğu'daki istikrara
belirleyici bir katkı sağlayacağını belirten Rühe'nin, bu
sözleriyle CDU parti yönetimine karşı tutum almış olduğu
kaydedilmektedir.
Die Welt gazetesinde (03/02) "Pöttering: AB, Türkiye
Tartışması Yüzünden Kendini Aşırı Germe Tehlikesine Giriyor"
başlığı altında ve Andreas Middel imzasıyla yayımlanan bir
yazıda, Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin (CDU) Avrupa
seçimlerine ilk sıradan aday gösterdiği, uzun yıllar Avrupa
milletvekili olan Hans-Gerd Pöttering'in, Türkiye ile
müzakerelerin başlatılmasına bu yıl içinde karar verilmek
istenmesine karşı direndiği belirtilmektedir. Pöttering'in,
yaptığı açıklamada, Türkiye'nin katılım müzakerelerine ilişkin
tartışma nedeniyle "AB'nin kendini fazlasıyla germe tehlikesine
girdiğini" söylediği ifade edilen yazıda, Pöttering'in, AB'nin,
Türkiye'ye tam üyelik yerine ne türde bir "ayrıcalıklı ortaklık"
teklif edebileceğini düşünmesi gerektiğini söylediği, Hıristiyan
Sosyal Birlik Partisi'nin (CSU) de Pöttering ile benzer görüşte
olduğu kaydedilmektedir. Yazıda, Pöttering'in, partisinin de
Avrupa seçimlerinde ele alacağı "konulardan birinin" Türkiye
olacağını açıkladığı vurgulanmaktadır.
Frankfurter Rundschau gazetesinde (03/02) "CSU, Ankara'nın
AB Üyeliğine Yine Karşı" başlığı altında yayımlanan bir haberde,
Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Edmund
Stoiber'in, 13 Temmuz'daki Avrupa seçimlerini, Türkiye'nin AB
üyeliği konusunda bir oylamaya dönüştürme niyetini tekrarladığı
belirtilmektedir. CSU'nun, Kırmızı-Yeşiller hükümetinin üyelik
politikasına karşı seçmenlere net bir seçenek sunduğunu söyleyen
Stoiber'in, ekonomik açıdan zayıf, 70 milyon nüfuslu Müslüman
bir ülkenin AB üyeliğinin, Almanya'nın ve AB'nin uyum yeteneğini
aşacağını belirttiği kaydedilen haberde, buna karşılık Başbakan
Schröder'in (SPD), Federal hükümetin Avrupalı bir Türkiye'ye
olan ilgisini sürekli olarak vurguladığı, hatta Dışişleri Bakanı
Fischer'in (Yeşiller), Stern dergisine verdiği bir mülakatta,
Türkiye'nin Avrupa'ya sıkıca bağlanmasının, Avrupa için
"neredeyse bir füzesavar sisteminden daha önemli" olduğunu
söylediği hatırlatılmaktadır.
Financial Times Deutschland gazetesinde (30/01) "Türkiye,
Yaza Kadar AB Kriterlerini Yerine Getireceği Sözünü Veriyor"
başlığı altında ve Rainer Koch imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Türkiye'nin, bu yılın sonunda üyelik müzakerelerine
başlayabilmek için önümüzdeki yaza kadar Avrupa Birliği'nin tüm
siyasi kriterlerini yerine getirmek istediği belirtilmektedir.
Türkiye'nin AB nezdindeki Büyükelçisi Oğuz Demiralp'in, yaptığı
açıklamada, "Hükümet ve Meclis, reform sürecinde henüz açık olan
sorunları yaza kadar çözecektir." dediği ifade edilen yazıda,
Başbakan Erdoğan'ın, devletin demokratikleştirilmesi için
geçtiğimiz aylarda bir dizi Anayasa değişikliği ve reform
gerçekleştirdiği ve Demiralp'in, bu yüzden hükümetinin, yılın
sonunda AB'nin üyelik görüşmelerine başlanması konusunda olumlu
bir karar alacağını varsaydığını vurguladığı, alınacak kararın
zeminini, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther
Verheugen'in raporunun oluşturacağı kaydedilmektedir. Türkiye'ye
AB perspektifi verilmesi ihtimalinin, haziran ortasında
yapılacak Avrupa seçimlerinin çok cazip konularından biri haline
geldiği ve özellikle Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin (CDU),
Türkiye'nin AB'ye üyeliğini reddettiği ve Demiralp'in bu konuyla
ilgili olarak, Hıristiyan Demokratlar da dahil olmak üzere tüm
Alman hükümetlerinin geçtiğimiz onyıllar içinde ülkesini
desteklediğini, bunu gelecekte de beklediğini söylediği ifade
edilen yazıda, Türkiye'nin gerçek bir AB üyelik tarihinin ise
Demiralp için henüz güncel bir konu olmadığı belirtilmekte ve
"Bu konuda şimdi tartışmak yanlış olur" diyen Demiralp'in,
şimdilik Ankara için, müzakerelere başlanmasının öncelik
taşıdığını söylediği vurgulanmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (30/01) "Sosyalist-Yeşiller Koalisyonunun Ankara'ya
Yardımı" başlığı altında ve Christian Ultsch imzasıyla
yayımlanan bir yazıda, Alman Hükümeti'nin, AB yolunda Başbakan
Erdoğan'a sadık bir müttefik olacağa benzediği ve Ankara'nın,
Sosyalist-Yeşiller koalisyonuna güvenebileceği vurgulanmaktadır.
Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in, AB'nin kapısını
Türkiye'ye açık tutmanın stratejik açıdan ne kadar önemli
olduğunun altını çizmek için hiçbir fırsatı kaçırmadığı ve
Ankara'ya yaptığı bir ziyarette, Türkiye'nin Avrupa güvenliği
açısından bir "füze sisteminden" daha önemli olduğunu kaydettiği
belirtilen yazıda, "Türkiye'nin ılımlı İslamcı Başbakanı
Erdoğan'ın son aylarda diplomatik ipleri gayet becerikli bir
şekilde örerek, Alman Hükümeti'ni ağına düşürdüğü"
değerlendirmesinde bulunulmakta ve Alman Başbakanı Schröder'in
şubat sonunda Ankara'ya yapması beklenen ziyarete
değinilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "Avrupa Komisyonu
ekim ayında Türkiye'nin demokrasi yolunda attığı adımlar
hakkında bir karar verecek. Bundan iki ay sonra da AB hükümet
başkanları giriş müzakerelerine başlanılıp başlanılmaması
konusunda karar alacaklar. Türkiye, o zamana kadar siyasi açıdan
ev ödevlerini yapması ve Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda
bulunması halinde, Almanya'dan destek bekleyebilir. Dışişleri
Bakanı Fischer ile Schröder bu konuda kuşkuya yer bırakmıyorlar.
Alman halkı Türkiye'nin katılımına tam olarak sevinemiyor. İşte
bu yüzden muhalefet bunu, Avrupa seçimlerinde bir numaralı konu
yapmak istiyor. CDU ile CSU'nun mesajı şöyle: 'Türkiye AB üyesi
olamaz, ancak 'ayrıcalıklı bir ortaklık' söz konusu olabilir.'"
İTALYA BASINI:
İtalyan haber ajansı
Adnkronos'un (28/01) "İtalya'nın Ankara'daki Yeni
Büyükelçisi Marsili: İtalya Türkiye'nin AB Üyeliğinin Baş
Savunucusu" başlığı altında ve Dış Haberler Müdürü Mariagrazia
Napolitano imzasıyla yayımlanan bir haberde, İtalya'nın yeni
Türkiye Büyükelçisi Carlo Marsili'nin, Roma'da gerçekleştirilen
"İtalya-Türkiye-Avrupa: Tarih ve Beklentiler" adını taşıyan
konferans sırasında, "İtalya, Türkiye'nin AB üyeliğinin baş
savunucusu oldu ve olmaya da devam ediyor." diyerek, İtalyan
Hükümeti'nin Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki tavrını
yinelediği belirtilmektedir. Marsili'nin, "Bu yıl Türkiye Avrupa
gündeminin merkezinde olacaktır, çünkü önümüzdeki aralık ayında
AB onu kabul edip etmemek konusunda nihai kararını vermek
durumunda." şeklinde konuştuğu ifade edilen haberde, İtalya'nın
Türkiye'yi, Müslüman, demokratik ve Batı'ya entegre olmuş bir
ülke olarak gördüğü ve 60'lı yıllardan beri de Türkiye'nin AB
macerasının "baş savunucusu" olduğu vurgulanmaktadır. Haberde,
Büyükelçi Marsili'nin, Türk Hükümeti'nin, Brüksel tarafından
talep edilen siyasi ve ekonomik reformlar konusunda "doğru
yolda" olduğunu vurguladıktan sonra, "Türkiye'nin başarısı,
kaçınılmaz olarak Orta Doğu'daki duruma da yansıyacaktır."
şeklinde sözleri aktarılmaktadır.