ANKARA, 06/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 5
Şubat 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Kölnische Rundschau
gazetesinin internet sayfasında (04/02) "Türkiye Herhangi Bir
Rol Oynamayacak" başlığı altında ve Norbert Wallet imzasıyla yer
alan bir yazıda, CDU'nun, 13 Haziran tarihinde
gerçekleştirilecek Avrupa seçimlerinden beş ay önce seçim
savaşı konseptini belirlediği kaydedilmektedir. CDU Genel
Sekreteri Laurenz Meyer'in, Brüksel'de AB parlamenterleri ve
Konrad Adenauer Vakfı'nın misafirleri önünde gerçekleştirdiği
bir konuşmada, "Biz, seçim savaşını çoğunlukla içişleri
konularıyla yürüteceğiz" açıklamasında bulunduğu ifade edilen
yazıda, CDU'nun ikinci önemli bir konuda da tutumunu kesin
olarak belirlediği ve CSU'nun talep ettiğinin aksine CDU'nun,
Türkiye'nin olası AB üyeliğini seçim savaşının ana konusu
haline getirmeyeceği vurgulanmakta ve Meyer'in, Türkiye'nin AB
üyeliği konusunda ne pankartların ne de televizyon
reklamlarının hazırlanacağını ifade ederek, "CDU bu konuya
duygusal değil, mantıklı yaklaşacak" açıklamasında bulunduğuna
işaret edilmektedir. Yazıda, Doğu genişlemesinin halk oylamasına
sunulmasına da karşı olan Meyer'in, toplumda Polonya'nın olası
AB üyeliği konusundaki tutumun Türkiye'nin olası AB üyeliği
konusundaki tutumdan çok farklı olmadığını ifade ettiği
belirtilmektedir.
Westdeutsche Allgemeine Zeitung'da (02/02) "Bir 'Hayır'
Cevabının Zehirleyici Etkisi Olacaktır" başlığı altında ve Uwe
Knüpfer imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin AB'ye
üyeliğinin Avrupa Parlamentosu seçimlerine malzeme olmaması
gerektiği belirtilmekte ve Türkiye'nin Berlin Büyükelçisi Mehmet
Ali İrtemçelik'in, özellikle bunu vurguladığı kaydedilmektedir.
Türkiye meselesinin Avrupa Parlamentosu seçim kampanyasına dahil
edilmesinin kendisini "çok üzdüğünü", ayrıca bunun nesnel ve
mantıklı bir yaklaşım olmadığını söyleyen İrtemçelik'in,
neticede üyelik konusunun bu seçimle oluşacak Avrupa
Parlamentosu'nun önüne gelmesinin söz konusu olmadığını
belirttiği kaydedilen yazıda, Türkiye'ye 1963 yılından bu yana
sürekli olarak tam üyelik perspektifi sunulduğunu ve "Adenauer
hükümetinin de" bunu onayladığını hatırlatan İrtemçelik'in,
Avrupa'nın bu konuda verilmiş sözü olduğunu vurguladığı ifade
edilmektedir. AB'nin, 2004 yılı Aralık ayında katılım
müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin kararı vereceği ve bu
bağlamda, "Evet cevabı bekliyoruz. Bunu hak ettiğimize
inanıyoruz" diyen İrtemçelik'in, Türkiye'nin AB'nin bütün
şartlarını yerine getirmek için ciddi çaba sarfettiğini, diğer
başka katılım ülkelerinin de müzakerelerin başlangıcında
"halletmeleri gereken bazı eksikliklerinin" bulunduğunu
söylediği belirtilen yazıda, bu konuda verilecek net bir "evet"
cevabı haricindeki her türlü cevabın Türkiye ile AB arasındaki
ilişkileri "zehirleyeceği" uyarısında bulunan İrtemçelik'in,
"Çok derin bir yara almış oluruz" şeklinde konuşarak, "Türkiye
Avrupa'da istenmezse, dışlanırsa ve haksızlığa maruz kalırsa"
Almanya ve diğer ülkelerdeki genç Müslümanların bundan ne gibi
bir sonuç çıkartacaklarını, bunun Türk kökenli insanların Alman
toplumuna entegrasyon süreci açısından ne gibi bir anlam ifade
edeceğini sorduğu, ayrıca katılım müzakerelerinin
başlatılmasının Türkiye'nin otomatikman üye olmasına yol
açmadığını, müzakerelerin başarısızlığa uğrayabileceğini ya da
kesilebileceğini, ulusal parlamentolardan birinin müzakerelerin
sonucunda gerekli olan onayı vermek istemeyebileceğini
belirttiği ve "böyle bir kararı saygıyla karşılarız" dediği
aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(05/02) "AB'deki Muhafazakarlar, Türkiye'nin Üyeliği Konusunda
İkiye Bölündü" başlığı altında ve Marie-Louise Moller imzasıyla
yer verilen haberde, Almanya Hristiyan Birlik Partisi'nin (CDU)
muhalif liderinin yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği'nin
Türkiye'ye üyelik konusunda alternatif sunması gerektiğini
düşündüğünü söylediği belirtilmektedir. Avrupa Halk Partisi'nin
düzenlediği ve iki gün sürecek konferansın açılışında konuşan
Angela Merkel'in, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olma
talebinin haziran ayında gerçekleşecek olan Avrupa Parlamentosu
seçimlerinde önemli bir rol oynayacağını belirttiği kaydedilen
haberde, CDU Başkanı Merkel'in, gazetecilere verdiği mülakatta,
"Türkiye'ye yerine getiremeyeceğimiz sözler vermemeliyiz, çünkü
bu daha sonra hayal kırıklığı yaratır" dediği, ayrıca güvenlik
ve jeopolitik nedenlerle Türkiye ile ilişkilerin Almanya için
çok önemli olduğunu, bu yüzden de Türkiye'nin "özel ve başka bir
süreçten" geçerek üye olması gerektiğini sözlerine eklediği,
Hollanda Hristiyan Birlik Partisi lideri Rene van der Linden'in
ise, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye katı kriterler sunması, fakat
aynı zamanda da AB'nin Türkiye'ye verdiği sözden dönmemesi
gerektiğini söylediği ifade edilmektedir.
Aynı haber, Frankfurter Allgemeine Zeitung'da da yer
almaktadır.
Reuter'in (05/02) "Gül: Türkiye Farklı Olabilir Ama AB'ye
Girmelidir" başlığı altında ve Marie-Lousie Moller imzasıyla
yer verilen haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Avrupalı
muhafazakarlarla ve Hristiyan Demokrat liderlere hitaben yaptığı
konuşmada, "Türkiye, Avrupa'nın diğer bölümünden farklı
olabilir, ancak yine de Avrupa Birliği'ne girebilmelidir" dediği
belirtilmektedir. Gül'ün merkez-sağdan Avrupa Halk Partisi
EPP'nin kongresinde yaptığı konuşmada, "Türkiye'yi pek çok
açıdan farklı bulabilirsiniz. Ancak bunlar sorun yaratacak
farklılıklar değil. Türkiye her açıdan taşıdığı potansiyel ile
Avrupa için bir değer olacaktır, asla bir yük değil" şeklindeki
sözleri aktarılan haberde, Alman Hristiyan Demokratlarının
lideri Angela Merkel'in yaptığı açıklamada, AB'nin Ankara'ya
hayali umutlar vermek yerine üyelikten başka bir seçenek sunması
gerektiğini, Avrupa Parlamentosun'ndaki Alman EPP lideri Hans-Gert
Poettering'in ise, Türkiye'yi kabul etmenin Birliği böleceği
uyarısında bulunarak, "Kendimize, Türkiye'yi kabul etmenin, iç
homojen yapıyı bozup coğrafi açıdan aşırı genişleme dolayısıyla
birlik için dağılma tehlikesi yaratıp yaratmayacağını
sormalıyız. Yalnızca devletlerin üyelik yeteneğini değil,
birliğin onları özümseme yeteneğini de sorgulamalıyız" dediği
ifade edilmektedir.
DANİMARKA BASINI:
Information
gazetesinde (02/02) "Türkiye'yi Desteklemek Gerekiyor" başlığı
altında ve Anne E. Jensen imzasıyla yayımlanan okuyucu
mektubunda, "AB'nin, Türk Hükümeti'nin reformları uygulaması
yönündeki çabalarını desteklemesi gerek. Bu nedenle, Romano
Prodi'nin Türkiye'ye yaptığı ziyaret çok yerindeydi. Türk
Hükümeti, bazı zorluklara rağmen, ülkede demokrasiyi ve insan
haklarını geliştirecek reform paketlerini onayladı. Ayrıca,
uluslararası insan hakları sözleşmelerini imzaladı, idam
cezasını kaldırdı, ifade özgürlüğünü geliştirdi ve ordunun
siyasi gücünü azalttı. Ancak, bütün bu resmi girişimler
Türkiye'deki gerçeğe yansımıyor. Türkiye'de yaşanan
değişiklikleri istemeyen bazı grupların reform sürecini
engellemeye çalıştıklarına dair birçok örnek mevcut. Bu
grupları engellemek için Türk Hükümeti'ne, onaylanan reformları
hayata geçirmesi için baskı uygulamamız lazım. Aynı zamanda,
Türk Hükümeti'nin AB'ye verdiği taahhütleri yerine getirmesi
için bu hususlara sürekli dikkat çekmemiz gerekiyor. Müslüman
bir ülke AB'ye üye olacak diye endişelenmememiz ve bu endişenin
Türkiye'de yaşanan olumlu gelişmeyi gözardı etmesine izin
vermememiz gerekir" denilmektedir.