ANKARA, 10/02(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 9 Şubat 2004 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Welt am Sonntag gazetesinde (08/02) "Avrupa İçin Hazır mı?"
Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) Dış, Güvenlik ve Avrupa
Politikasından Sorumlu Federal Meclis Grubu Başkan Yardımcısı
Wolfgang Schaeuble imzasıyla yayımlanan makalede şöyle
denilmektedir: "Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili tartışmalar
giderek yoğunlaşmaktadır. Türkiye'nin katılım müzakerelerinin
başlatılması için gerekli şartları yerine getirip getirmeyeceği
ve getirecekse bunun ne zaman olabileceği üzerinde durulurken,
AB'nin entegre etme kabiliyetinin de Kopenhag kriterleri
arasında bulunduğu kısmen gözden kaçırılmaktadır. Bu konu Avrupa
Parlamentosu seçimleri kampanyasının dışında tutulamaz. Avrupa
sorumluluğu, açık ve net olunmasını gerekli kılmaktadır. Zira,
ancak bu şekilde insanlar Avrupa'nın birleşme süreci için
kazanılabilir. Türkiye'nin, Batı'nın güvenilir bir bölgesi olarak
gelişmesindeki çıkarımız da Avrupa sorumluluğuna uygundur. CDU/CSU
Federal Parlamento Grubu'nun Aralık 2002'de kararlaştırmış
olduğu tutum her iki hususu da dikkate almaktadır. Türkiye'nin
son yıllarda, özellikle yasa çıkarılması alanında, birçok
kişinin beklentisinin de üzerinde bir yoğunlukta ilerlemeler
gerçekleştirmiş olması sevindiricidir. Bu hususta bir kuşku
bulunmamaktadır. Demokratik ve hukuk devleti yapılarının
geliştirilmesine devam edilmesinin, insan ve azınlık haklarının
tamamen uygulanmasının ve Türkiye'nin ekonomik ve sosyal
gelişmesinin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesinin
hepimizin çıkarına olduğunda da bir kuşku bulunmamaktadır.
Demokratik ve hukuk devleti yapılarının hoşgörülü bir düzende ve
İslam'ın etkisi altındaki bir ülkede gerçekleştirilmesinin
küresel gerginliklerin azaltılmasına önemli bir katkıda
bulunacağı hususunda da bir kuşku bulunmamaktadır. Bunlara
ilaveten, bazıları Türkiye'nin AB üyeliğinin Almanya'daki Türk
kökenli nüfusun entegrasyonuna olumlu katkıda bulunacağını ümit
etmektedirler... Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği için gerekli olan
ekonomik ve sosyal şartların uzun bir süre yerine
getirilmeyeceği hususunda bir şüphe bulunmamaktadır...
Türkiye'nin şu anda AB'ye tam üyelik hedefinde ısrar etmesi
meşrudur. Ancak AB'nin, 1963'de benimsemiş olduğu
yükümlülüklerinden tek taraflı olarak vazgeçmeme isteğine
Türkiye de, müzakereler çerçevesinde alternatifleri birlikte
incelemeye hazır olduğunu açıklayarak karşılık vermelidir."
Welt am Sonntag gazetesinde (08/02) "Erdoğan'ın Türkiyesi...
Avrupa'ya Giden Zorlu Yolda" başlığı altında ve Ayhan Bakırdöğen
imzasıyla yayımlanan bir başka yazıda, Türkiye'nin çabaladığı AB
üyeliğinin, Birlik partileri içinde de tartışmalı olduğu ve parti
yönetimlerinin neredeyse bir bütün halinde üyeliğe karşı
çıkarken, Federal Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Volker Ruhe
gibi politikacıların da Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmasını
istedikleri belirtilmektedir. CDU'lu politikacının, Türkiye'nin
üyelik müzakerelerine karşı çıkanların, bu ülkedeki reform
sürecini de durduracağını söylediği ifade edilen yazıda,
gerçekten de Türkiye'nin geçtiğimiz aylarda AB üyeliğine yönelik
önemli adımlar attığı ve Avrupa'ya olan bağlantıyı kaybetmemek
için, aralarında idam cezasının kaldırılmasının da yer aldığı
çeşitli yasaların yıldırım hızıyla çıkarıldığı
hatırlatılmaktadır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
Türkiye'nin AB üyeliğini tehlikeye düşürmemek için, Kıbrıs
konusunun çözümüne ilişkin de sinyaller gönderdiği belirtilen
yazıda, Türk halkının dörtte üçünün AB üyeliğinden yana olduğu
ve bu isteğin Federal Alman Hükümeti tarafından da tamamen
desteklendiği vurgulanmaktadır. Türkiye'yi -özellikle silah
sevkiyatına ilişkin tartışmalarda- sık sık güvenilmez ve
Avrupa'ya uygun olmayan bir ortak olarak damgalayan Yeşiller'in
bile şimdi Türkiye'nin AB gayretlerine tam destek verdikleri
belirtilen yazıda, Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in,
Türkiye'nin sıkı bir şekilde Avrupa'ya bağlanmasını, Avrupa'nın
gelecekteki güvenliği için alınacak önemli stratejik kararlardan
bir tanesi olarak gördüğü, Türkiye'de açık ve güçlü bir sivil
toplumda demokrasi ve İslam'ın, İslami gelenekler zemininde
birarada yürütülmesinin başarılması halinde, bunun olağanüstü
bir önem ifade edeceğini, aksi durumda ise "çok yüksek bir bedel
ödeneceğini" söylediği hatırlatılmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (09/02) "Polonya, Türkiye'nin AB'ye Girmesine Tam Destek
Veriyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Polonya
Dışişleri Bakanı Wlodzimierz Cimoszewicz'in, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ile yaptığı görüşmenin ardından, Polonya'nın
Türkiye'nin AB'ye girmesine tam destek verdiğini açıkladığı
belirtilmektedir. Cimoszewicz'in, Abdullah Gül ile düzenlediği
basın toplantısında, "Polonya, Türkiye'nin AB'ye girmesine tam
destek veriyor. Tabii ki Türkiye'nin yerine getirmesi gereken
bazı şartlar vardır. Ancak Türkiye'nin AB'ye girme yönündeki
çabalarından memnunuz. Belirleyici fikir Avrupa Komisyonu'ndan
gelecektir. Ancak süreç ile ilgili Türkiye'ye açık ve net bir
bakış açısı sağlanmalıdır" dediği belirtilen haberde, Gül'ün,
Türkiye'nin AB kriterlerini yerine getirebilmek için birçok
reform yaptığını ve reformlarına devam edeceğinin altını çizdiği
ifade edilmektedir.
AFP'nin (09/02) "Villepin: Türkiye'nin AB Üyeliğinin, Kimlik
Nedeniyle Reddi, Hata Olacaktır" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Fransa Dışişleri Bakanı Dominique de Villepin'in,
Politique Internationale (Uluslararası Politika) dergisine
verdiği demecinde, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin,
"kimlik ya da dini inançlar gerekçesiyle" reddedilmesinin hata
olacağını savunduğu belirtilmektedir. Villepin'in, "Kimlik ya da
dini inançlar gerekçesiyle Türkiye'nin AB üyeliğinin
reddedilmesi hata olacak ve Avrupa'nın, Türkiye Müslüman olduğu
için hayır diyebilmesi düşüncesi (...) yalnızca öfke
uyandıracaktır" dediği ifade edilen haberde, Türkiye'nin
"taahhütte bulunmuş olduğu reformları sürdürme iradesini açıkça
teyit edip etmeyeceğinin" beklenip görülmesi tavsiyesinde
bulunan Villepin'in, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin raporu AB
ülkelerine sunma işinin Avrupa Komisyonu'na düştüğünün altını
çizerek, "Avrupa'nın değişmez tutumunda, ortaklığın mümkün olan
her türlü şeklinin geliştirilebilmesi yatıyor ve (...) bu
çalışmanın, ciddi bir şekilde, birlikte ve belirlemiş olduğumuz
temel esasında yapılması gerekir" şeklindeki sözleri
aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Kosmos tu Ependiti gazetesinde (07/02) "Erdoğan'ın ABD
Ziyaretine AB'den Sert Tepkiler" başlığı altında ve Hristina Pulidu
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın ABD ziyaretinin, ABD-Türkiye ilişkileri açısından
olumlu olarak değerlendirilmiş olabileceği, ancak bu ziyaretin
AB-Türkiye ilişkileri üzerindeki etkileri aynı yönde olmadığı
belirtilmekte, tam aksine, çoğu çevreler tarafından Erdoğan'ın
Avrupa doğrultusunda hareket etmediği şeklinde eleştiriler dile
getirildiği ve Türkiye için kritik sayılan ülkeler ile Avrupa
Halk Partisi gibi büyük Avrupa partilerinde Türkiye aleyhindeki
olumsuz ortamın vurgulandığı kaydedilmektedir. Bush-Erdoğan
görüşmesinden kısa bir süre sonra, Türk Hükümeti'nin, tanınmış
Türk yorumcular tarafından, AB ile üyelik müzakerelerinin
başlaması talebinin kabul edilmesine yönelik girişimlerinde
yanlış bir strateji uygulamakla suçlandığı ifade edilen yorumda,
bu argümana göre, Erdoğan'ın, Amerika'nın daha faal bir şekilde
Kıbrıs sorununun çözümlenmesi çabalarına müdahil olması
yönündeki önerisinin, ABD yönetimini memnun etmiş olabileceği,
ancak AB- Türkiye yoluna katkısı olmadığı, çünkü Türk
liderliğinin, ABD'nin AB'ye baskı uygulayacağına ve AB'nin de
Ankara'nın talebini tatmin edeceğine inandığı, ancak geçmişte
olanlar tam aksi yönde olan öngörülere neden olduğu
belirtilmektedir. Hollanda'da, Türkiye'nin Avrupa geleceği için
çetin sürtüşmelerin geliştiği ve Bakanlar Kurulu'nda
Hollanda'nın AB Dönem Başkanlığı'na ilişkin program ile ilgili
görüşmelerde, İçişleri ve Tarım Bakanlarının, "Türkiye'nin bir
İslam ülkesi olduğunu ve AB'nin bir parçasını oluşturamayacağını"
net bir şekilde öne sürdükleri, Ekonomi Bakanı'nın ise,
Türkiye'ye verilecek bir milyar euronun, vergi ödeyen
Hollandalılardan alınacağını söylediği kaydedilen yorumda,
Fransa'da da, 21 Mart'ta yapılacak bölgesel seçimlerden sağ ve
aşırı sağcılar daha güçlü çıkacağı, bu güçlerin, geleneksel
olarak Türkiye'nin Avrupa yöneliminin aleyhinde oldukları ve
Ankara'ya "özel bir statü" verilmesini istedikleri
belirtilmekte, bu tür bir gelişmenin, Türkiye'nin konumunu daha
da olumsuz bir yönde etkileyeceğine işaret edilmektedir.
Yorumda, Bush-Erdoğan görüşmelerinin AB-Türkiye stratejisini
olumsuz etkilediği ve bu zararın düzelmesi için çarenin, Kıbrıs
sorununun çözümlenmesinden geçtiğinin belli olduğu
vurgulanmaktadır.
Elefterotipia gazetesinde (09/02) "Denktaş Kemalizmi Savunurken
Erdoğan'a İnanmak Saflıktır" başlığı altında ve Mihalis Moronis
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türk-Yunan yakınlaşmasının
Kıbrıs ve Ege gibi önemli konularda somut neticeler vermemesine
rağmen, ilgili taraflara kazanç sağladığının kuşku götürmediği,
ancak bu arada yakınlaşma süreci nedeniyle yanlış
değerlendirmeler de yapıldığı ve Kıbrıs meselesinde son dönemde
kaydedilen gelişmelerin de bunu gösterdiği belirtilmektedir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ankara'ya istediğini kabul
ettirdiğinin düşünüldüğü, dolayısıyla Kemalist kurulu düzenin
gelişmelere engel olamayacağına inanıldığı belirtilen yorumda,
son dönemde ortaya çıkan ve gerçekleri göremeyen Türk-Yunan
yakınlaşmasının savunucularının, "Denktaş'ın itirazlarının önemli
olmadığını" fısıldadıkları, ancak "çok güçlü" dosta yönelik
önüne geçilmeyen büyük hayranlığın, gelişmelere ihtiyatla
yaklaşanların daha çok kaygılı olmalarına yol açtığı ifade
edilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın, kuşkusuz Kıbrıs sorununun
çözümlenmesini istediği, çünkü üyelik müzakereleri için AB'den
tarih alma konusunda sorunun çözümlenmesinin kolaylık
sağlayacağını düşündüğü ve hedefine ulaştığı taktirde, Kemalist
kurulu düzeninin tamamen yok edebileceği ve iktidarını
güçlendireceğinin malum olduğu vurgulanan yorumda, bu nedenle
Kemalistlerin, "ayrıcalıklarının tanınması şartı" ile
Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediği, başka bir deyişle
Kemalistlerin, iktidarı kontrol etme gücünden ve imtiyazlarından
vazgeçmek istemediklerine dikkat çekilmekte, bunun, ülkenin tam
anlamıyla AB üyesi olmasının engellenmesi ve çoğu Avrupalıların
da istediği gibi AB ile Türkiye arasında özel ilişkinin olmasına
yol açtığına işaret edilmektedir. Kemalist kurulu düzen hedefine
ulaşabilmek için, Kıbrıs meselesinin, AB'nin Türkiye'ye üyelik
müzakereleri için tarih vereceği yıl sonunda çözümlenmesi
gerektiğini beyan ettiği ve aslında şantaj yapan kurulu düzenin
gizli hedefinin, üyelik müzakerelerine tarih verilmemesi olduğu,
çünkü Kıbrıs sorununun o tarihe kadar çözüme kavuşmamasının
AB'yi karar aşamasında olumsuz yönde etkileyeceği belirtilen
yorumda, devlet mekanizmasının en üst düzey yetkililerinin,
AB'nin olumsuz yönde karar almasının da "Erdoğan hükümetinin
sonu" anlamına geleceğini, çünkü hükümetin beceriksizliği
nedeniyle ülke çıkarlarına zarar verdiğinin gözler önüne
serileceğini açıkça söyledikleri kaydedilmektedir.
İmerisia gazetesinde (09/02) "Hristodoulos'tan Türkiye-AB
İlişkileri Üzerine Nasihatler" başlığı altında ve Hara Kalimeri
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başpiskopos Hristodoulos'nun,
bir kez daha Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkarak, AB
ülkelerinin dolayısıyla da Yunan Hükümeti'nin dış politikasını
sert bir şekilde eleştirdiği belirtilmektedir. Avrupa
Parlamentosu'nun Yunanlı parlamenterlerine hitaben yaptığı
konuşmada Hristodoulos'nun, "gerçek politika" adına Türkiye'nin
AB üyeliğinin kaçınılmaz olduğuna inanan Avrupalı politikacıları
"mücadele alanında geri adımlar atmakla" suçladığı ve onların
birleşmiş bir Avrupa için mi yoksa Europex Ltd. şirketi kurmak
için mi çaba harcadıklarını anlayamadığını söylediği kaydedilen
yorumda, Hristodoulos'nun sözlerinin devamında, Yunan
Kilisesi'nin ve başka Avrupa kiliselerinin Avrupa kültürünün
kaybolmaması yolunda mücadele vereceklerini de belirttiği
kaydedilmektedir.
AZERBAYCAN BASINI:
Ekspress gazetesinde (08/02) "AB'den Koparız" başlığı altında
yayımlanan bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Kıbrıs
sorununun Güney Kıbrıs Rum yönetiminin AB'ye üye olmasından önce
çözülememesinin nelere yol açacağını Türkiye'nin 2.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün sözleriyle açıklayarak "Bunlar
Türkiye'nin yararına işler değil. Ancak AB'den koparız. Yeni bir
dünya kurulur. Biz de orada yerimizi alırız" dediği
aktarılmaktadır. Haberde, Gül'ün, "Rumlar AB'ye üye olduktan
sonra hem Türkiye, hem de Kıbrıs Türkleri için sorunlar ortaya
çıkacaktır. İster istemez önlem almalıyız. Ya da İnönü'nün de
söylediği gibi, 'yeni bir dünya kurulur biz de orada yerimizi
alırız' diyeceğiz. Bunlar Türkiye'nin yararına işler değil. Çözüm
olmazsa 3-5 yıl sonra daha fazla sıkıntı yaşayacağız. Adada iki
halk olduğu gerçeğini kabul ettirmek için çalışıyoruz"
şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.