13.02.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                                  

            ANKARA, 13/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  12 Şubat 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            The New York Times gazetesinin internet sayfasında (12/02)  "BM Genel Sekreteri, Kıbrıs'ın Bölünmüşlüğüne Son Vermek İçin  Daha Fazla Görüşme Yapılması Çağrısında Bulundu" başlığı  altında ve Warren Hoge imzasıyla yer alan makalede, BM Genel  Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'ın 30 yıldır devam eden  bölünmüşlüğüne son vermek için öne sürdüğü koşullarına yönelik  itirazları ortadan kaldırmak için Kıbrıslı Rum ve Türk  liderlerle yapılan kritik görüşmeler ele alınmaktadır.  Kıbrıs'ta bir anlaşma üzerinde hemfikir olunamaması durumunda,  yalnızca Kıbrıs Rum Hükümeti'nin 25 üyeye sahip olacak Avrupa  Birliği'ne katılma hakkına sahip olacağı belirtilen makalede,  Türkiye'nin, gelecekte Avrupa Birliği'ne üye olma yönündeki  köklü amacına zarar verebileceğinden dolayı bu tür bir  sonuçtan kaçınmak istediği ve Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün,  Avrupa Birliği'ne katılacak ilk Müslüman ülke olmak için  çabaladığı bir zamanda NATO üyesi Türkiye'nin pekçok  geleneksel müttefikiyle ilişkilerinde sorun çıkardığı ifade  edilmektedir. Avrupalı bir büyükelçinin, atıfta bulunmaksızın,  bir anlaşma sağlanmasında başarısızlığın, Türkiye'nin "uzun  süredir" kurduğu hayallerin sonu anlamına geleceğini  söyleyerek, "Bu, Kıbrıs'ı bölen Yeşil Hat'tın, Avrupa'nın  doğu sınırı gibi sabitleneceği anlamına gelecek." dediği  belirtilen makalede, ABD'nin, Türkiye'nin AB'ye katılma  çabalarının güçlü bir destekçisi olduğu ve Bush yönetiminin  Kıbrıs tartışmasındaki her iki tarafa da Annan'la işbirliği  yapması yönünde baskı yaptığı kaydedilmektedir.           

            ALMANYA BASINI: 

            Die Welt gazetesinde (12/02) "Annan, Kıbrıs Meselesinde  Türkler ve Rumlardan Tutum Değişikliği Bekliyor" başlığı  altında ve Evangelos Antonaros imzasıyla yayımlanan bir  yazıda, Kıbrıs görüşmeleri ele alınmaktadır. Türkiye'nin  Kıbrıs konusunun çözülmesini istediği ve Ankara'daki  zihniyet değişikliğinin ise muhtemelen, AKP'nin Kıbrıs  sorununun çözümü ile 2004'deki AB zirvesinde katılım  müzakerelerinin başlatılması için somut bir tarih almak  için gerçekten bir şansa sahip olacağı inancıyla ilgili  olduğu belirtilen yazıda, Türkiye'nin AB üyeliği ve Kıbrıs  sorunu arasında bir bağlantı bulunmadığı ifade edilmekte,  ancak AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther  Verheugen'in Türklere, "Türk birlikleri geleceğin AB  üyesinin topraklarını kısmen işgal ettiği sürece,  Türkiye'nin AB'ye girmeye pek şansı olmadığını" defalarca  anlaşılır bir şekilde dile getirdiği hatırlatılmaktadır.

            Die Tageszeitung'da (12/02) "Ada Pokeri: Berabere"  başlığı altında ve Klaus Hillenbrand imzasıyla yayımlanan  bir yazıda, New York'taki Kıbrıs görüşmelerinin  başarısızlığa uğraması durumunda, mayıs ayında AB'nin  dikenli tellerden örülü bir sınırı olacağı vurgulanmaktadır.  Kıbrıs'ın AB üyeliğinin, ensesinde Türkiye'nin üyelik  perspektifiyle, iki bölgeli bir federal devlet için  uzlaşmaya gidilebilecek gibi göründüğü, belirtilen yazıda,  birçok etkenin Kıbrıs'ta bir çözüme gidilmesini olası  kıldığı -Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerini nihayet  başlatabilme isteği ve Kıbrıslı Türklerin sıkıntı içindeki  bölgelerinde ekonomik kalkınma umutları- ve Yunanistan'ın,  Türkiye ile olan ilişkilerinin artık normale dönmesini  istediği ve Kıbrıslı Rumların da, adalarında dikenli  tellerin ve mayın tarlalarının kalkmasını diledikleri  kaydedilmektedir. Birleşmiş Milletler ve AB'nin, Kıbrıs  meselesinde bu kez istisnai olarak hemfikirler ve geçen  haftalarda iki taraf üzerinde de yoğun baskı uyguladıkları,  ABD'nin de, Irak hezimetinden sonra bölgede Ankara'ya daha  büyük bir rol vermek istediği ifade edilen yazıda,  AB'nin ise, bu sonu olmayan kavgayı Kıbrıs Rum Cumhuriyeti  ile beraber AB'ye taşımaktan endişe duyduğu belirtilmektedir.  Yazıda, bu müzakerelerde, Kıbrıslı Rumların engelleyen taraf  olarak ortaya konmasının, Ankara için bir avantaj olacağı ve  böyle bir durumda AB'nin de, Ankara'nın üyelik isteğini  Kıbrıs'taki pozisyonuna işaret ederek reddetmesinin  imkansızlaşacağına dikkat çekilmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinde (12/02) "Uzlaşmak Yerine  Bölünmek" başlığı altında ve Susanne Güsten imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Kıbrıs anlaşmazlığının, Türkiye'nin  AB başvurusunu tehlikeye düşürdüğü belirtilmektedir.  New York'taki BM merkezinde başlayan Kıbrıs  müzakerelerindeki son gelişmelerin ele alındığı yazıda,  Kıbrıs görüşmelerinin yeniden Denktaş yüzünden  başarısızlığa uğramasının, Türkiye'nin AB başvurusu  için üstesinden gelinemeyecek bir darbe olacağı  vurgulanmaktadır. Türk Hükümeti'nin, barış çabalarının  başarısızlığa uğraması halinde, bunun Türkiye'nin AB  adaylığına büyük zarar vereceği görüşünde ve bu nedenle  Kıbrıs'ta hızla yeniden birleşmeyi istediğine işaret  edilen yazıda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkça,  Denktaş'ın New York'taki müzakerelerde yan çizmesi  halinde, Kıbrıslı Türklerin yüksek bir bedel ödeyeceği  uyarısında bulunduğu hatırlatılmaktadır. 

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro gazetesinde (09/02) "Bab-ı Ali'nin Sırları"  başlığı altında ve Baudouin Bollaert imzasıyla yayımlanan  bir yazıda, önümüzdeki 1 Mayıs'ta 10 yeni üye ülke ile  genişleme; aralık ayındaki Brüksel Zirvesi'nde uğranan  başarısızlığın ardından Anayasa taslağı üzerinde  uzlaşmaya varma yönündeki büyük arayış ve 2007-2013 mali  perspektifleri konusunda verilecek mücadelenin gündemi  işgal etmesi nedeniyle Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  katılımı konusundaki hararetli tartışmanın şimdilik  ikinci planda kaldığına dikkat çekilmektedir. BM  tarafından teklif edilen çözüm tasarısı çerçevesinde  Kıbrıs'ta muhtemel bir halk oylamasına gidilmesine iki  buçuk ay ve Avrupa seçimlerine dört ay kaldığı dikkate  alınacak olursa, Türk meselesinin ister istemez yeniden  gündeme geleceği, keza Avrupa Parlamentosu'ndaki PPE-DE  (Parti populaire européen-Démocratie européenne) grubunun  kısa bir süre önce yaptığı toplantı sırasında Alman CDU  Başkanı Angela Merkel'in, Ankara'ya karşı "dürüst"  olunmasını, bir başka deyişle, tutulması imkansız vaatlerde bulunulmamasını isteyerek konuyu es geçmediği belirtilen  yazıda, Merkel'in önümüzdeki hafta Türkiye'yi ziyaret  edeceği hatırlatılmaktadır. Yazıda, Fransız Dışişleri Bakanı  Dominique de Villepin'in, Politique Internationale dergisinin  2003-2004 kış sayısına (no: 102) verdiği mülakatından şu  alıntılara da yer verilmektedir: "Türkiye'nin, Avrupa'ya  doğru ilerleme ve bağlanma konusunda çok derin bir tercih  yaptığını düşünüyorum. Bu yeni bir tercih değil. Türkiye'nin  Avrupa'ya muhtemel girişiyle ilgili ilk görüşmelerin 1963'te  yapıldığını unutmayalım... Kesin olan bir husus var ki,  Türkiye'nin kimlik veya inanca bağlı sebeplerden dolayı  reddedilmesi, bir hata olur. İşte kendisini dış dünyaya açan,  yenileyen ve derinden demokratikleştiren bir ülke. Avrupa'nın  bir an gelip de Türkiye'ye Müslüman inancından olduğu için  hayır diyebilmesi fikri, sadece haksızlığa uğrama duygusunu alevlendirir... Avrupa projemizin yarın ne olması gerektiği  üzerinde kendimizi sorgulamalıyız ve bundan hareketle  tercihimizi yapmalıyız." 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            İmerisia gazetesinde (12/02) "Ya Çözüme Ulaşılacak  Ya da Adadaki Durum Yasallaşacak" başlığı altında ve Yorgos  Kapopulos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs sorununun  çözümü ve bu konudaki gelişmeler ele alınmaktadır. Kıbrıs  sorununa ya çözüm bulunacağı ya da ABD'nin, Avrupa'nın büyük  güçleri ve uluslararası toplum 1974 yılının oldubittilerini  tanıyacağı belirtilen yorumda, bir yandan AB ülkelerinin  Ankara'nın AB yönelimiyle ilgili kuşkuları diğer taraftan da  AB'nin bir üye ülkesinin topraklarını işgal altında tutması  nedeniyle Ankara aleyhinde yaptırımlara yönelme olasılığı  bulunduğu ve bu tespitlerin herkesten önce, esnek  federasyonlu bir Irak karşısında Türkiye'nin işbirliğini  güvence altına almak için acele eden Washington'u  ilgilendirdiğine işaret edilmektedir. Yorumda, başka bir  deyişle, her iki tarafın eşit sorumluluğuyla ya da en  kötüsünün, Kıbrıs Rum tarafının sorumluluğuyla sorunun  çözümsüz kalması halinde, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB  üyeliğiyle birlikte Kıbrıs meselesinin de Türkiye'nin  adaylığından, aynı zamanda da işgalin yarattığı  oldubittilerin -"de facto" ya da "de jure"- tanınmasından  ayrı tutulacağı belirtilmektedir. 

            FAS BASINI:  

            Tarım ve Tarımsal Endüstri Ulusal Federasyonu'nun  (FENAGRİ) yayın organı Alimentarius dergisinin Şubat 2004  tarihli 7. sayısında "Dışarıdaki Ciddi Rakip Türkiye"  başlığı altında yayımlanan makalede şöyle denilmektedir:  "Türkiye, AB'ye üyelik ve AB müktesebatını benimseme  yönünde gösterdiği siyasi iradeyle, önemli kalkınma  perspektifine sahip ve Akdeniz havzasında İtalya ve  İspanya'nın önünde önemli bir ihracatçı güç ve rakip  durumundadır. Uluslararası ticarette yükselen bir güç  olan ülke, AB'ye olası üyeliğiyle elini daha da  güçlendirecektir. AB üyeliği Türkiye'nin ekonomisine ivme  kazandıracak, ancak üye olamaması durumunda sosyo-ekonomik  istikrarsızlık yaşanacaktır. Türk ekonomisinde tam bir  değişim süreci yaşanmakla birlikte, siyasi istikrarsızlık,  tutarlı bir ekonomik politika benimsenmesini engellemektedir.  Sosyal tedbirler alınmadığı takdirde, ekonomide yaşanan  hızlı serbestleştirme ve özelleştirme sosyal çatışmalara  neden olabilecektir. Yüzyılın başlarında Osmanlı ekonomik  altyapısını tahrip eden Avrupalılar, Türkiye'yi onlarca  yıl geriye götürmüşlerdi. Ancak bu gecikme artık telafi  ediliyor. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişim  noktasındaki konumu, sekiz bin kilometreyi bulan kıyıları  ve farklı iklim koşullarıyla bu ülke ciddiye alınması  gereken özelliklere sahip. 27 milyon hektarlık tarım  arazileri, ülke yüzölçümünün yüzde 34'ünü kaplıyor...  Ülkenin diğer bir gücünü, Batı değerlerini paylaşan ve  ülkenin ekonomik dinamizmine katkı sağlayan Türk toplumu  teşkil etmektedir. Dinamik ihracat-ithalat firmalarının  yanı sıra, güçlü tarımıyla yeterli hammaddeyi sağlayan  gıda sanayiindeki verimlilik de, Türkiye'nin diğer  ekonomik üstünlükleri arasında yer almaktadır." 

 

 

          ESKI SAYILAR