18.02.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

             

            ANKARA, 18/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  17 Şubat 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (17/02) "BM ve AB Kıbrıs Görüşmelerinin Sonucu  Konusunda İyimser" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  BM ve AB'nin, Kıbrıs görüşmelerinin, adanın 30 yıllık  bölünmüşlüğünü  sonlandırarak 1 Mayıs'ta ülkenin tek bir  ulus olarak AB'ye  girmesiyle nihai bir sonuca ulaşılacağı  konusunda iyimser olduğu belirtilmektedir. AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Günther Verheugen'in,  "Bir çözüm bulmaya şimdiye kadar olmadığımız kadar yakınız."  dediği belirtilen haberde, Verheugen'in, Türk Hükümeti'ni,  birleşme çabalarını destekleyen "cesur" tutumundan dolayı  övdüğü ve bu olumlu yaklaşımın da, Türkiye ile önümüzdeki  yıl AB ile üyelik  müzakerelerine başlanmasına yardımcı  olması gerektiğini  ifade ettiği kaydedilmektedir. Haberde,  muhalefetteki Alman Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi   lideri Angela Merkel'in, Türkiye'ye tam üyelik yerine   "imtiyazlı ortaklık" verilmesi çağrısını yorumlayan  Verheugen'in, "bayan Merkel'in Türkiye'ye önerisinin bir  anlam taşımadığını" ifade ederek, AB hükümetlerince, yıl  sonunda insan hakları ve demokrasi şartlarını karşıladığını  göstermesi halinde Türkiye ile müzakerelere başlanması  gerektiğine çoktan karar verildiğini söylediği  vurgulanmaktadır. 

            ALMANYA BASINI:  

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da, (17/02) "Merkel   Ankara'da Dostça Ancak Kararlı Bir Ret Cevabı İle Karşılaştı"  başlığıyla ve "Erdoğan: Ayrıcalıklı Ortaklığın Sözü Bile   Edilemez... AB Bir Hıristiyan Kulübü Değildir..." alt  başlığıyla yayımlanan Rainer Hermann imzalı yorumda şöyle  denilmektedir: "CDU Başkanı Merkel'in gelecekteki Türkiye-AB  ilişkilerine yönelik önerisi, Türkiye'de dostça ancak kararlı  bir ret cevabı aldı. Başbakan Erdoğan, Merkel ile yaptığı  görüşmenin ardından CDU'nun yaptığı 'ayrıcalıklı ortaklık'  önerisini kesinlikle reddettiklerini söyledi. Alman hükümeti  ise, Başbakan Schröder'in bir hafta sonra Türkiye'ye yapacağı   ziyaretin öncesinde, AB Komisyonu'nun Türkiye ile  müzakerelerin başlatılması konusunda vereceği karar  doğrultusunda bir tavır alınacağını yineledi. FDP Genel  Başkanı Westerwelle de konuyla ilgili yaptığı açıklamada,  Türkiye'nin AB üyeliğine, ne ekonomik açıdan ne de bir hukuk  devleti olarak hazır olduğunu, muhafazakar çevrelerin  söylediği gibi bunun din ile  hiçbir ilgisinin olmadığını  dile getirdi. Türkiye'nin, Kopenhag Kriterleri'ni diğer aday  ülkelerden daha fazla yerine getirdiğini söyleyen Başbakan  Erdoğan, ayrıcalıklı ortaklıktan şimdiye dek hiçbir zaman  söz edilmediğini belirtti. Erdoğan, Merkel'den, Türkiye'nin  AB'ye üyeliğini desteklemelerini talep ederken, AB'nin  Türkiye'yi kabul etmekle bir Hıristiyan kulübü olmadığını  kanıtlayacağını  söyledi. Merkel ise, CDU'nun AB'yi  Hristiyan bir kulüp olarak görmediğini, asıl sorunun AB'nin  şu anki yapısından kaynaklandığını belirterek, geride kalan  40 yıl içerisinde Türkiye'ye karşı dürüst davranılmadığını  ve boş umutlar verildiğini söyledi."

            Süddeutsche Zeitung'da (17/02) "Türkiye AB ile  Ayrıcalıklı Ortaklığı Reddediyor" başlığı ve "Hükümet  lideri Erdoğan: Bu Bizim Gündemimizde Yer Almıyor... Ankara   Brüksel'le Müzakerelerde Israrlı" alt başlığıyla yayımlanan  Christiane Schlötzer imzalı yorumda şöyle denilmektedir:  "CDU Başkanı Angela Merkel, Türkiye'ye yaptığı ilk ziyarette  AB'nin  'bir Hıristiyan kulübü' olmadığı güvencesini verdi.  Merkel, Türkiye'ye AB kapılarını kapatmamak gerektiğini  vurgularken, aynı zamanda Başbakan Erdoğan ile yaptığı  görüşmede, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerini  reddettiklerini yineledi. Erdoğan ise, Merkel'in Türkiye'de  edindiği izlenimden sonra tavrını değiştireceğini  umduklarını söyledi. Merkel de, bunu öğrenmek için geldiğini  belirterek, Türkiye'yi Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmek  için kaydettiği olağanüstü ilerlemelerden ve Kıbrıs  meselesinin çözümündeki çabalarından dolayı kutladı. Merkel  ayrıca, kendi partisi ve AKP arasında benzerlikler tespit  ettiğini belirterek, iki partinin de dine önem verdiğini   ancak din ve siyaseti birbirinden ayırdığını söyledi. Alman   Hükümeti'nin İnsan Hakları Sorumlusu Claudia Roth ise  Merkel'i,  Türkiye'yi 'ikinci sınıf ülke ilan etmekle'  suçladı."

            Berliner Zeitung'da (17/02) "Erdoğan: Diğer AB  Adaylarından Daha İyi" başlığı ve "CDU Başkanı Angela Merkel,  Ankara Ziyareti Sırasında Üyelik İsteklerine Sabırla Karşı   Koydu" alt başlığıyla yayımlanan Tom Levine imzalı yorumda  şöyle denilmektedir: "CDU Başkanı Angela Merkel'in ve hemen   yanında oturan Schaeuble'nin, Recep Erdoğan'ın Merkel ile   yaptığı görüşme sonrasında, daha önceden hazırlanmış olduğu   anlaşılan açıklamasını dinlerken pek de memnun görünmedikleri   ortadaydı. Oysa Erdoğan'ın söyleyeceği çok olağanüstü sözler   vardı: Erdoğan, 'Merkel'in yapılan görüşmeler ve edindiği   izlenimler sonrası, bizim görüşlerimizi daha başka bir açıdan  değerlendireceği inancındayız' dedi. Başka bir deyişle,   muhalefet lideri, CDU'nun Türkiye'nin AB üyeliğini reddeden   tavrını değiştirecekti. Erdoğan ayrıca Türkiye'nin üyelik   kriterlerini diğer on ülkeden daha iyi yerine getirdiğini   ve AB'nin Türkiye'yi üye olarak kazanmasının kendi çıkarlarına   olacağını söyledi. Merkel ise iyi bir misafirdi. Anıtkabir'i   ziyaret etti ve anı defterine yazdığı satırlarda Atatürk'e   duyduğu saygıyı dile getirdi. Merkel, CDU'nun tutumunun   Türkiye ile ilgisi olmadığını, bu nedenle Türklere, başka  bir seçeneği kabul etmelerini önerdiğini söyledi ve sorunun   AB'nin kendi yapısından kaynaklandığını belirtti. Tabii   bunlar sadece kaçamak sözler, CDU politikacıları evlerinde   farklı konuşuyorlar, Ankara'da da herkes bunu biliyor.  Daha geçen haftasonu, CSU'nun Berlin'deki Eyalet Grubu  Başkanı Michael Glos yerel bir gazeteyle yaptığı mülakatta,   Türkiye'nin hiçbir zaman Avrupa'ya dahil olmadığını   söylemişti."

            Financial Times Deutschland gazetesinde, (17/02) "Türk  Hükümeti Merkel'in Üçüncü Yolunu Reddediyor... Erdoğan AB  ile Müzakerelerde Israrlı..." başlığıyla ve Peter Ehrlich   imzasıyla yayımlanan yazıda şöyle denilmektedir: "Başbakan  Erdoğan, Doğu'ya genişlemenin ardından AB'nin şimdilik yeni  üye alacak durumda olmadığını öne sürerek, Türkiye'ye tam  üyelik yerine 'üçüncü yol' olan 'imtiyazlı ortaklığı' öneren  CDU Genel Başkanı Merkel'e, bu öneriyi tartışmak niyetinde  olmadığını söyledi. Merkel'in, Başbakan Schröder'in  ziyaretinden bir hafta önce, şimdiye dek AB ile ortaklık  anlaşması statüsüne sahip olan ve kendisini resmi devlet  konuğu gibi karşılayan ev sahibini imtiyazlı ortaklığa ikna  etme çabaları boşa çıktı. Erdoğan, Birlik partilerinin   tutumunu sert bir dille eleştirerek, Türkiye'nin AB'ye   alınmasının AB'nin bir Hıristiyan Kulübü olmadığının kanıtı   olacağını söyledi."

            Alman Televizyonu Birinci ve İkinci Kanalları ARD ve  ZDF'in (17/02) saat 08:35'teki ortak  yayını Morgenmagazin  programında "Angela Merkel'in Ziyareti" başlığı altında  Türkiye'nin Berlin  Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik ile  canlı yayında yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta  şu soru ve cevaplar yer almaktadır: 

            "SUNUCU: Angela Merkel'in misyonu Türkiye'de iyi  karşılanmadı. Türk Hükümeti,  Merkel'in 'ayrıcalıklı  ortaklık' teklifini teşekkür ederek  geri çevirdi. Bu  ayrıcalıklı ortaklık teklifi Türkiye için neden kabul  edilemez? 

            İRTEMÇELİK: Çok basit, çünkü Türkiye ile AB arasındaki   ilişkiler başından beri, yani 40 yıldan bu yana tam üyeliği   hedef almış, ilişkiler bu yönde evrilmiştir. Merkel'in sözünü  ettiği şey, oyun kurallarının dışındadır. Ayrıca bu öneri  bugüne kadar hiçbir aday ülke için de yapılmamıştır.   Dolayısıyla bu öneriyi, önyargılı ve ayrımcı bir zihniyetin   ürünü olarak da görüyoruz. Bu yüzden bu teklifin kabul   edilebilmesi, hatta üzerinde düşünülmesi mümkün değildir.  

            SORU: Angela Merkel'in gerekçesi, AB'nin, Türkiye'nin   üyeliğiyle zorlanacağı şeklinde, özellikle de şimdi on yeni   üyenin eklenmesi ve 2007'de iki üyenin daha gelmesiyle.   AB'nin bu genişlemeden sonra nasıl bir şekil alacağını   bekleyip görmek Türkiye'nin de çıkarına değil mi? 

            İRTEMÇELİK: Hayır. Şimdi bu meseleyi bu şekilde ortaya   koymak, sanırım eksik bilginin bir sonucu. Aralık ayında   Türkiye'ye olumlu cevap verilirse, sanki Türkiye hemen AB'ye   üye olacakmış gibi gösteriliyor. Bu doğru değil. Biz aralıkta   üyelik müzakerelerinin başlamasını bekliyoruz. Bu sürecin   yıllarca süreceğini biliyoruz. AB'nin Türkiye'yi entegre   etmeye henüz hazır olmadığını biliyoruz. Zaten sürecin o   noktasında da değiliz. Bunlar objektif değerlendirmelerdir.   Sabırlıyız ve oyunu kurallarına göre oynuyoruz, zamanımız da   var. Türkiye AB müktesebatına tamamen uyum gösterecek noktaya   eriştiğinde üye olacaktır. Bu yüzden telaşa ve paniğe gerek   yoktur. Konumuz, bugün bulunduğumuz noktada üyelik değildir.   Gündemdeki konu, ilişkilerin istikrar içinde devam   ettirilmesidir. 

            SORU: Erdoğan, AB'nin bir Hıristiyan kulübüne   dönüştürülmemesi uyarısında bulundu. Böyle bir tehlikeyi siz   de görüyor musunuz? 

            İRTEMÇELİK: Erdoğan haklıdır, çünkü AB'yi Hıristiyan  kulübüne dönüştürmek isteyenler vardır. Ama bu, AB'nin   kimliğiyle örtüşmüyor, çünkü AB kendi kimliğini 'çeşitlilik   içinde birlik' olarak tanımlamıştır. Diğer bir hedef de,   'daha iyi bir dünyada güvenli Avrupa' hedefidir. AB bir   Hristiyan kulübüne dönüşürse, her iki hedefinden de   uzaklaşacağı açıktır. Ama umarım ki AB böyle olmayacak,   belirlediği uygar hedeflere doğru ilerleyecektir." 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (17/02) "Ankara, AB'nin Yeşil Işığı İçin Sınavı  Başarmak Zorunda"  başlığı altında yer verdiği bir haberde,  İsveç Başbakanı Göran Persson'un, yaptığı açıklamada, AB ile  üyelik müzakerelerinin başlamasını temin etmek için demokratik  normlara uyma sorunu  ile ilgili sınavı başarması gerektiği  konusunda Türkiye'yi  uyardığı belirtilmektedir. Persson'un,  Başbakan Erdoğan ile birlikte gerçekleştirdiği ortak basın  toplantısı sırasında, (AB yöneticileri, demokratikleşme ve  insan haklarına saygı konusunda Ankara tarafından sağlanan   ilerlemeleri görüşmek üzere Aralık 2004 tarihinde toplandığı   zaman) "Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirdiğini   otomatik olarak söyleyeceğimizi beklemeyiniz." dediği  belirtilen haberde, AB'ye 1999 yılından beri aday durumda  olan Türkiye'nin, üyelik müzakerelerinin başlatılması için bu  yılın sonunda yeşil ışık yakıldığını görmeyi umduğu  vurgulanmaktadır. İsveç Hükümeti'nin Türkiye'ye ziyaret  gerçekleştiren ilk başbakanı olan Persson'un, "Çok hassas bir  inceleme süreci söz konusudur. Kararı Avrupa Komisyonu  verecektir ve son karar da Avrupa Konseyi'ne ait olacaktır"  dediği aktarılan haberde, Başbakan Erdoğan'ın da yaptığı  açıklamada, ülkesinin Avrupa  normlarına uymada gerekli bütün  reformları zaten kabul ettiğini ve hükümetinin bu reformları  bu yıldan itibaren "tam ve etkili  bir biçimde" uygulamaya  koymakta kararlı olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI:      

            The Wall Street Journal Europe'ın Avrupa baskısında  (17/02) "Türkiye AB'de" başlığı altında yayımlanan başyazıda,  hiçbir Batı Avrupa ülkesinin Türkiye ile Almanya kadar yakın  ve tarihi bir ilişkisi olmadığı ve bugün Türkiye'nin en  önemli ticaret ortağı olan Almanya'da yaklaşık 2.5 milyon  Türk asıllı kişinin yaşadığı, ancak yine de Almanya'nın,  Türkiye'nin AB'ye katılması konusunda en isteksiz davranan  ülke olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye'nin Kıbrıs sorununu  çözmekte daha önce hiç olmadığı kadar esneklik gösterdiği  bir dönemde, bu ülkenin emellerinin önüne set çekmenin,  ancak ve ancak çok zayıf diplomatik içgüdülerin göstergesi  olarak tanımlanabileceği belirtilen başyazıda, muhalefetteki  Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin lideri Angela  Merkel'in, Türklere neden AB'ye katılamayacaklarını anlatmak  için Ankara'ya gittiği ve bir tür teselli armağanı olarak,  serbest ticarette "imtiyazlı ortaklık" gibi bir konum ve  savunmayla güvenlik konularında işbirliği önerdiği ifade  edilmektedir. Merkel'in, Türkiye ekonomisinin hala çok  geride olduğuna ve AB'nin mayıs ayında 10 yeni üyeyi  özümsemesi gerektiğine, bunun da AB kaynaklarını şimdiden  zorladığına dikkat çekerek, her iki tarafın da buna hazır  olmadığını iddia ettiği belirtilen başyazıda, diğer Birlik  ülkelerinin de Türkiye'ye AB üyeliği verilmesinin kitlesel   göçe yol açacağı uyarısında bulundukları ifade edilmektedir.  Başyazıda şöyle denilmektedir: "Başbakan Gerhard Schröder   başkanlığındaki Sosyal Demokrat ağırlıklı hükümet (ki bu   hükümet Ankara'nın AB'ye katılma girişimini destekliyor)  Doğu Avrupalıların Almanya'da serbestçe çalışabilmeleri için  yedi yıllık bir geçiş döneminde ısrar ediyor. Ancak Doğu   Avrupalıların, ekonomisi durgunlaşan Almanya'da iş araması   yerine, tam tersine işler, işçilik maliyeti ucuz, vergi  oranı da Almanya'dakinden daha az olan Doğu Avrupa'ya  kayabilir. Aynı durum Türkiye için de söz konusu olabilir.  Ayrıca zaten kimse Türkiye'nin bir gece içinde AB üyesi  olmasını  savunmuyor. AB, yıllarca süreceği kesin olan  üyelik  müzakerelerinin başlatılıp başlatılmayacağına bu  yılın sonunda karar verecek. Merkel, tartışmaya 'daha dürüst'  bir yaklaşım getirmek  istediğini söyledi. Ama aslında,  aklındakini söylemeyen  kendisi. Ekonomiyle ilgili olarak  ileri sürdüğü görüşler  Hıristiyan Demokratların Türkiye ile  ilgili kültürel  önyargılarını göstermeme çabasından başka  birşey değil.  Bavyera'daki Hıristiyan Demokratların lideri  Edmund Stoiber, daha açık sözlü. Stoiber, Türkiye'nin   Avrupa'ya ait olmadığını söyledi ve Türkiye'nin kabulünün AB   sınırlarını Suriye ve Irak gibi ülkelere kadar uzatacağını   belirtti... Schröder'in hem halk arasında, hem de kendi  partisinde destek kaybına uğradığı dikkate alınırsa, Merkel  kısa bir süre içinde kendisini Almanya'nın dış politikasından  sorumlu  olacak bir konumda bulabilir. Partisinin Türkiye  konusunda izlediği politikayı kıtadaki diğer muhafazakarlarla  aynı çizgiye getirmesi akıllıca olur. Onlar Türkiye'nin  kabulünün, hem Türkiye, hem de Avrupa için iyi olacağını  biliyorlar."

            The Times gazetesinde (17/02) "Almanlar Türkiye Konusunda  Savaşa Hazırlanıyor" başlığı altında ve Roger Boyes imzasıyla  yayımlanan bir haberde, Almanya'nın, Türkiye'nin Avrupa'daki  geleceği konusunda, seçim savaşının ana hatlarını belirlediği,  bu konunun muhtemelen ülkeyi, son on yılda alınan herhangi  bir AB kararından çok daha derin görüş ayrılıklarına  sürükleyeceği öne sürülmektedir. Muhalefetteki Hıristiyan  Demokratların lideri Angela Merkel'in, Ankara ziyareti  sırasında Türkiye'ye tam üyelik yerine, "imtiyazlı ortaklık"  önerdiği, Başbakan Erdoğan'ın, daha Merkel'in ülkeye  gelmesinin üzerinden birkaç saat bile geçmeden, "Türkiye'nin  gündeminde özel bir ortaklık yoktur" diyerek, bu öneriyi  reddettiği ve Türkiye'nin de herkes gibi kriterlere uymaya  çalışacağını ve karşılığında üyelik bekleyeceğini söylediği  kaydedilen haberde, önde gelen bir siyasi gözlemcinin,   Türkiye'nin üyeliği konusunun Almanya'da hiç popüler olmayan   eurodan bile daha hassas bir seçim konusu olduğunu söylediği,  bunun, iki milyon Türk'ün yaşadığı Almanya'da en çok tartışma  yaratacak konu olduğunun kesin ve bu yıl yapılacak olan  cumhurbaşkanlığı, yerel ve bölgesel 14 seçimin sonucunu   belirlemesinin muhtemel olduğuna işaret edilmektedir. Son  zamanlarda ABD'nin, Almanya'nın, Türkiye'nin AB'ye üye olması  için ağırlığını koyması çağrısında bulunduğu ve Cumhuriyetçi  Senatör John McCain'in, bu ayın başlarında Münih'te yaptığı  konuşmada, Avrupa'ya demir atan, istikrarlı bir Türkiye'nin  demokratikleşme sürecinde Orta Doğu'ya örnek olacağı bir  vizyon çizdiği kaydedilen haberde, Almanya'nın en Amerikan  yanlısı partisinin lideri olan Merkel'in, Alman  muhafazakarların Ankara'ya olan düşmanlığından  vazgeçmesi  için Washington'un büyük baskısı altında olduğu ileri  sürülmektedir. Alman Hükümeti'nin aralık ayında alacağı  tavırın büyük ölçüde  ekim ayında görev süresi dolacak olan  Avrupa Komisyonu'nun  hazırlayacağı ilerleme raporuna bağlı  olacağı ve raporun olumlu olması durumunda, Almanya  Başbakanı'nın Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin  yapılması  için ağırlığını koyacağı vurgulanan haberde, cevabı  bilinmeyen sorunun ise,  geri kalan diğer 24 ülkenin nereye  kadar destek verecekleri olduğuna dikkat çekilmekte ve Türk  diplomatların, aralık ayında dönem başkanlığını üstlenecek  olan Hollanda ile Avusturya ve Fransa'nın Türkiye'nin  üyeliğine karşı çıkacak başlıca ülkeler olduğunu söyledikleri  kaydedilmektedir.

            Reuter'in (17/02) "Türkçe, Kısa Süre Sonra Avrupa  Birliği Resmi Dillerinden Biri Olabilir" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu'ndan çeviri uzmanlarının  yaptıkları açıklamaya göre, eğer Kıbrıs Türkçe'yi kendi dili  olarak seçerse Türkçe'nin Avrupa Birliği resmi dillerinden  biri olabileceği kaydedilmektedir. Eğer Kıbrıs'ta bir birleşme  sağlanması çabaları başarılı olursa, uzun zamandır bölünmüş  olarak yaşayan Kıbrıslı Rumlar ve Türkler 1 Mayıs tarihinde  AB'ye üye olabilecekleri belirtilen haberde, AB Komisyonu'nun  yazılı ve sözlü tercüme servislerinin genel müdürlerinden  biri olan Marco Beneditti'nin bir basın toplantısında yaptığı  açıklamada, "Eğer Kıbrıs hem Türkçe'nin hem de Rumca'nın  resmi dilleri olmasına karar verirse başından itibaren  açıklama ve tercüme sağlamalıyız. Yani Türkçe AB'nin resmi  ve kullanılan bir dili olacak." dediği aktarılmaktadır.           

            İSVİÇRE BASINI: 

            Der Bund gazetesinde (17/02) "Merkel'e Tersleme"  başlığı altında yayımlanan bir haberde, Alman CDU Başkanı  Angela Merkel'in AB ile "imtiyazlı ortaklık" şeklindeki  isteğini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Bu bizim için  konu dahi edilemez." diyerek reddettiği belirtilmektedir.  Haberde, Başbakan Erdoğan'ın, Ankara'da Merkel ile  görüşmesinde, bu öneriyi kesin bir dille reddederek "AB  bir Hıristiyan kulübü değil, politik değerler birliğidir."  dediği aktarılmaktadır. 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Vradini gazetesinde (17/02) "Denktaş Yine Çelişkili  Konuştu" başlığı altında yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs  konusunda çözüm arayışları ele alınmakta ve Kıbrıs sorununun  çözümüne ilişkin New York'ta varılan anlaşmanın, Türkiye'nin  AB yönelimi ile ilgili koşulların değişmesine yol açtığı  belirtilmektedir. ABD politikasının temel hedeflerinden   birinin başarılması üzerine, Almanya'daki siyasi partilerin,   Türkiye'nin adaylığı konusunda takındıkları tavrı yeniden   gözden geçirdikleri vurgulanan yorumda, Kıbrıs'ta Annan Planı  ve çözüm olasılıkları üzerinde tartışmaların başladığının  görüldüğü ve Kıbrıs konusunda çetin görüşmelerin yapılması  söz konusu olduğundan, siyasi partilerin çoğunun Papadopulos'u  desteklediği, ancak bu durumun, perde arkasında New York  görüşmeleri konusunda sürtüşmelerin yaşanmadığı anlamına  gelmediği kaydedilmektedir. Yorumda, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf  Denktaş'ın New York görüşmelerindeki tavrı ve hangi taktiğe  başvuracağı konusunda değerlendirmelere değinilmektedir.

 

          ESKI SAYILAR