ANKARA,
19/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 18 Şubat 2004
tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber
ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(18/02) "İsveç Başbakanı Türkiye'nin AB Üyeliği ve Kıbrıs
Sorununu Çözme Çabalarını Övdü" başlığı altında ve Selcan
Hacaoğlu imzasıyla yer verdiği bir haberde, İsveç Başbakanı
Goran Persson'un, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne üye olma çabalarını övdüğü ve Türkiye'nin
ekonomisinin AB'nin ekonomisi için bir tehdit oluşturmayacağını
düşündüğünü belirttiği kaydedilmektedir. Türkiye'nin üyelik
şansını artırmak için büyük çapta reformları uygulamaya
soktuğu, -idam cezası kaldırıldı ve Türkiye nüfusunun 12
milyonunu oluşturan Kürtlere daha fazla hak tanınmaya başlandı-
fakat Avrupa Birliği yetkililerinin, Türkiye'nin daha fazla
reformu uygulamaya sokması gerektiğini düşündükleri belirtilen
haberde, Persson'un, "Türkiye'nin yerine getirmeye çalıştığı
programı ve Türkiye'nin tavrını çok takdir ediyorum" dediği,
ayrıca Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözme çabalarını da takdir
ettiğini belirttiği ifade edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Die Welt
gazetesinde (18/02), "Merkel: CDU'da Türkiye Karşıtı Tutum
Yok... Ziyaret Sona Erdi... Tartışmalı Ziyaretin Bilançosu"
başlığı altında ve Ansgar Graw imzasıyla yayımlanan yorumda
şöyle denilmektedir: "CDU Genel Başkanı Angela Merkel, Türk
Başbakanı Erdoğan'ın yanı sıra çok sayıda Türk-Alman örgütünün
eleştirilerine rağmen, Ankara'nın AB üyeliğini reddetmeye devam
ediyor. Ziyaretinin son gününde, 'ayrıcalıklı ortaklık'
önerisine Ankara'dan fazla ilgi gösterilmesini beklemediğini
dile getiren Merkel, ancak AB'nin yeni üyelerinin entegrasyonunu
gerçekleştirme sınavını vermek zorunda olması nedeniyle,
Türkiye'nin tam üyeliğinin AB'yi zorlayacağı görüşünün devam
ettiğini söyledi. Başbakan Erdoğan'ın daveti üzerine Türkiye'ye
geldiğini söyleyen Merkel, bu vesileyle CDU'da Türkiye karşıtı
bir tutumun olmadığını göstermek istediğini belirtti.
Ziyaretinden önce AB Komiseri Verheugen ile de konuştuğu
ayrıcalıklı ortaklık tasarısının bunun bir kanıtı olduğunu
belirten Merkel, bu teklifin kesinlikle ikinci sınıf bir üyelik
önerisi olarak görülmemesi gerektiğini dile getirdi. Merkel, ilk
kez ziyaret ettiği Türkiye için, 'değişim geçiren ve reform
çizgisini sürdürme iradesine sahip bir ülke' ifadesini kullandı.
Ülkenin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getireceğinden emin
olduğunu söyleyen Merkel, tam üyeliğe 'hayır'ın her zaman için
geçerli olduğunu belirtmekten özellikle kaçındı."
Süddeutsche Zeitung'da (18/02), "Merkel, Türk Hükümeti'ni
Hayal Kırıklığına Uğrattı... Başbakan Erdoğan, Ayrıcalıklı
Ortaklık Önerisinin Kabul Edilemez Olduğunu Açıkladı" başlığı
altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla yayımlanan yazıda
şöyle denilmektedir: "CDU Genel Başkanı Merkel, Türkiye'ye
gerçekleştirdiği ziyaretin ikinci gününde de ayrıcalıklı
ortaklık önerisine anlayış bulamadı. Başbakan Erdoğan'ın, CDU
modelinin kendileri için kabul edilemez olduğunu belirtmesine
rağmen, Merkel, 'oldukça önemli bir ziyaret'
gerçekleştirdiklerinden söz etti. Merkel izlenimlerini, 'reform
yanlısı bir hükümeti ve genç nüfusuyla kalkınma atağına geçmiş
bir ülke ile karşılaştım' sözleriyle aktardı. İçerik bakımından
görüş ayrılıklarına rağmen tüm görüşmelerin oldukça dostane bir
tartışma ortamında geçtiğini vurgulayan Merkel, Başbakan
Erdoğan'ın daveti üzerine Türkiye'ye gelmişti. AKP, Almanya'daki
Hristiyan Demokratların AB perspektifiyle ilgili görüşlerinin
uzun vadede değişmesi umuduyla, CDU ile ilişkilerini
yoğunlaştırmak istiyor. Merkel, İstanbul'da Hristiyan
kiliselerin temsilcileri ile de biraraya geldi. Ekümen Patrik
Bartholomeus görüşmede, Türkiye'nin AB üyeliğine destek istedi.
Protestan ve Katolik kilise temsilcileri, kiliseleri için hala
yasal güvence olmayışından şikayetçiler."
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (18/02), "Merkel
Türkiye'ye Avrupa Perspektifi Güvencesi Veriyor... Avrupa Seçim
Kampanyasında Duygu Sömürüsü Yapılmayacak" başlığı ve Rainer Hermann
imzasıyla yayımlanan yazıda şöyle denilmektedir: "CDU Genel
Başkanı Merkel, Türkiye ziyaretinin sonunda, Türkiye'nin Avrupa
perspektifinin altını çizdi. Bununla bir sonraki hedef olarak
gördüğü ayrıcalıklı ortaklığı kasteden Merkel, 'daha sonra ne
olacağını göreceğiz' dedi. Merkel'e göre, ayrıcalıklı ortaklık
önerisi, AB'nin halihazırdaki durumuna uygun ve gerçekçi
adımların atılması anlamına geliyor. Merkel, İstanbul'da
Türk-Alman Sanayi ve Ticaret Odası'nda yaptığı konuşmada,
Türkiye'nin Başbakan Erdoğan yönetiminde ilk kez Kopenhag
Kriterleri'ni yerine getirme şansına sahip olduğunu
kabullenerek, Kıbrıs'ta olduğu gibi, Kopenhag Kriterleri
konusunda da başarılı olunacağına inandığını söyledi. Merkel
ve Birlik Partileri'nin Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Schaeuble,
ayrıcalıklı ortaklık önerisine ne AB ne de Avrupa Halk Partisi
içinde fazla destek bulamadıklarını dile getirdiler. Ülkeden, AB
projesinde ısrarla ilerlemek isteyen bir Türkiye izlenimi ile
Almanya'ya döndüğünü belirten Merkel, gerçi Türklerin AB
üyeliğinin Avrupa seçimlerinin konusu olacağını, fakat konunun
popülizme uygun olmayışı nedeniyle, Türkiye'nin AB üyeliğinin
istismar edilmemesi için elinden geleni yapacağına söz verdi.
Merkel, Hristiyan kiliselerinin temsilcileriyle yaptığı
konuşmalardan, geçtiğimiz aylarda önemli yasal iyileştirmeler
olduğu izlenimini edindiğini, ancak uygulamada henüz
belirsizliklerin bulunduğunu belirterek 'göstergeler umuda işaret
ediyor' dedi. Bu arada Berlin'deki hükümet çevrelerinden alınan
duyumlar, Federal Almanya Hükümeti'nin, Türkiye'nin yıl sonunda
müzakere takvimi alma şansını iyi gördüğü ve şu aşamada AB
Komisyonu'nun sonbaharda hazırlayacağı raporun olumsuz olması
için bir neden olmadığı yönündeydi. Başbakan Schröder'in gelecek
hafta pazar günü başlayacak olan Türkiye gezisi, Türkiye'nin
reform çizgisini takdir etmek ve daha da cesaretlendirmek
amacını güdüyor."
Tagesspiegel gazetesinde (18/02), "Merkel, Kendini
Türkiye'ye Verilen Sözlere Bağlı Hissetmiyor" başlığı ve "CDU'lu
Politikacı: Her Politikacı Kendi Zamanında Yaşar" alt
başlığıyla, Suzanna Güsten imzası ve "htm." rumuzuyla yayımlanan
yorumda şu ifadeler yer almaktadır: "CDU Başkanı Merkel,
Türkiye'ye verilen sözlerden dolayı kendini sorumlu
hissetmediğini söyledi. Merkel, Türkiye'den ayrılmadan önce
yaptığı açıklamada, Avrupalıların yıllardır, Türkiye'nin günün
birinde böyle gerçekçi bir şansa sahip olabileceğini
düşünmedikleri için sözler verdiğini, ancak artık Türkiye'nin
Kopenhag Kriterleri'ni yerine getireceğinin anlaşıldığını
belirtti. Türk medyasının bildirdiğine göre, AB'nin
genişlemeden sorumlu Komiseri Verheugen, Merkel'in Türkiye'ye
yaptığı ayrıcalıklı ortaklık önerisini reddetti ve Türkiye'nin
1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması'yla zaten
AB'nin özel ortağı olduğunu söyledi. FDP'li dış politikacı Markus
Löning, Parti Başkanı Westerwelle'nin Türkiye'nin üyeliğine
karşı yaptığı açıklamalara katılmayarak, Türkiye'nin
sorumluluklarını yerine getirmesi halinde, 40 yıldır verilen
sözlerin tutulması gerektiğini söyledi."
Frankfurter Rundschau gazetesinde (18/02), "Birliğin
Politikasına Yoğun Türk-Alman Eleştirisi" başlığı, "CDU Başkanı
Merkel, Yorulmadan Boğaz'daki Ülkeyle AB Üyeliği Yerine
Ayrıcalıklı Ortaklığın Reklamını Yaptı" alt başlığıyla ve Gerd Höhler
imzasıyla yayımlanan yorumda şöyle denilmektedir: "CDU Başkanı
Merkel, Türkiye'ye sunduğu ayrıcalıklı ortaklık önerisi
nedeniyle eleştirilere maruz kaldı. Türkiye ise, haziran ayında
yapılacak olan AB zirvesinden üyelik müzakereleri için olumlu
sinyaller almayı umuyor. Bu nedenle pazar günü Türkiye'yi
ziyaret edecek olan Başbakan Schröder'e yönelik beklentiler
oldukça büyük. Schröder, çarşamba günü konuyu, Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve İngiltere Başbakanı Tony Blair
ile Berlin'de yapılacak üçlü görüşmede ele almak istiyor.
Erdoğan'ın, Angela Merkel'in ayrıcalıklı ortaklık önerisini
tartışılamaz diyerek reddetmesinden sonra, öneri Türk basınında
da yoğun eleştirilere uğradı. Almanya Türk Toplumu (TGD) bu
teklifi 'komik ve ayrımcı' olarak niteledi. Essen'deki Türkiye
Araştırmalar Merkezi de, Birlik partisi yöneticilerinin reddeden
tutumunu eleştirdi."
Tageszeitung gazetesinde, (18/02), "Merkel, Sadece Küçük
Adımlar Atılsın İstiyor" başlığıyla ve Jürgen Gottschlich
imzasıyla yayımlanan yorumda şöyle denilmektedir: "Muhalefet
lideri ve CDU Başkanı Merkel'in Türkiye ziyaretindeki resmi
olmayan parolası şuydu: 'Söylemiş olayım.' Merkel, bu tavrıyla
insanların duygularını rencide etmekten dolayı üzgün olduğunu,
ancak dürüst davranmak istediğini belirterek, Avrupa'nın ve herşeyden
önce Almanya'nın Türkiye'nin yükünü taşıyacak durumda olmadığını
söyledi. Bunun üzerine Merkel, Ankara ve İstanbul'da yaptığı iki
günlük ziyarette anlayışsızlık ve bazen de gerçek bir öfkeyle
karşılandı. İstanbul'da, Alman-Türk Ticaret Odası'nda yapılan
bir konuşmada, CDU'nun yıllarca, Türkiye kriterleri yerine
getirirse üye olur şeklinde izlediği politikadan sonra, şimdi
gemide yer kalmadı demesinin dürüstlükle bir ilgisinin olmadığı
eleştirisi yapıldı. Merkel için bu soruyu yanıtlamak kolay
olmadı. Kendinden önce gelenlerin hiçbir zaman Türkiye'nin
gerçekten üye olması sorusuyla karşılaşmadıklarını söyleyen
Merkel, 'Ben küçük adımlardan yanayım' dedi. Bu küçük adımların
ne olduğu ise kelimeler arkasında gizlenmeye devam ediyor. Biraz
kültürel alış veriş, biraz teknoloji desteği... Ancak tek bir
noktada Merkel kendinden emindi; Türkiye'yi daha güçlü bir
şekilde Avrupa savunmasına bağlayarak Türk askerinin AB için
savaşa girmesini sağlamak. Merkel, AB ve Türkiye arasındaki
somut ilişkiler hakkında ne kadar az bilgisi olduğunu da, Gümrük
Birliği örneğinde ortaya koydu. Türkiye'nin AB'nin imzaladığı
her türlü ticaret antlaşmasını, kendi izni olmadan da zaten
uygulamak zorunda olduğundan haberi yoktu. Muhalefet liderinin
Türklerin, ayrıcalıklı ortaklık teklifini neden reddettiğini
anlamaması da şaşırtıcı. Merkel, 'Türklerin de, Almanların ne
düşündüğünü anlamaya çalışması gerektiğini' söyledi. Merkel'i
Türkiye'ye neyin götürdüğü, beraberinde geziye katılan pek çok
gazeteci için bir muamma olarak kalacak. Ancak olası bir cevap
Almanya'dan geldi: Schröder'in Türkiye'ye yapacağı ziyarette
cesaretlendirici bir işaret vereceği haberi. Belki de Merkel
elini çabuk tutup, Hristiyanlığın 'etkileyici mirası'
Ayasofya'yı görmek istedi."
Frankfurter Rundschau gazetesinde (18/02) "AB Genişlemesi...
Akıllıca Olmayan Beklentiler" başlığı altında ve Knut Pries
imzasıyla yayımlanan yorumda, Federal Almanya Hükümeti'nin, AB
Komisyonu'nun sonbaharda, Türkiye'nin AB yolunda fazlasıyla
ilerleme kaydettiğini rapor etmesini ve sonrasında da katılım
müzakerelerinin başlamasını sağlayacak olan tavsiye kararını
beklediği ifade edilmekte ve "Türkler, Kopenhag Kriterleri'nin
yerine getirilmesi konusunda neredeyse bir hırsa kapıldılar.
Eleştirel bakan Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar bile,
oraya mahsus insan hakları ihlallerinin bertaraf edilmesine
ilişkin çabaları övüyor ve uluslararası alandaki en karmaşık
engel de artık aşılamaz değil: Ankara, Kıbrıs'ın kuzeyindeki
kendine bağımlı tebaya uyguladığı enerjik baskıyla, adanın
AB'ye üye olmasından önce son anda bölünmüşlüğün aşılmasının
önünü açacak gibi gözüküyor. Başvuranlarından birinde bu kadar
bereketli bir değişim dinamiğini harekete geçirmesi, küçük bir
tarihi an için AB'yi memnun edebilir. Önümüzdeki aylarda
olağanüstü bir dönüşüm yaşanmadığı takdirde, AB'nin, bu adayının
gayretlerini bir sonraki aşamayı başlatmakla ödüllendirmemesi
artık pek muhtemel değildir. İçerik bakımından mantıklı olan
her açıklamanın, siyasi açıdan da akıllıca olduğu anlamına
gelmez. Bilindiği üzere, Türkiye'nin AB'ye entegrasyonu
tartışmalı bir meseledir. Kabulü için ise, genel olarak geçerli
olan kriterlerin mümkün olabildiğince objektif bir şekilde
uygulandığı, tamamen şeffaf bir süreç gerektirmektedir. Bir
sonraki adımın sorumlusu Brüksel'deki komisyondur. Bunun
ardından ise üye ülkelerin hükümetleri son sözü söyleyecek.
Bunun öncesinde, Berlin ve diğer başkentlerdeki dış
siyasetçiler, beklentileriyle ilgili açıklama yaparak komisyonu
rahatsız etmekten kaçınmalıdır” denilmektedir.
Die Welt gazetesinin (18/02) "Schröder Ümit Veriyor"
başlığıyla ve Has. rumuzuyla yayımladığı yazıda, Federal
Başbakan Schröder'in Türkiye gezisi öncesinde üyelik müzakeresi
için Türkiye'ye ümit verdiği, Federal Hükümet'in, Avrupa
Birliği'nin önümüzdeki yıl Türkiye ile müzakerelere başlamasına
neredeyse kesin gözüyle baktığı ifade edilmektedir. Hükümet
çevrelerince, Almanya'da hararetli bir şekilde tartışılan, NATO
ortağı Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunun, Schröder'in pazar
günü başlayacak olan ziyaretinin merkezi konularından biri
olacağı, amacın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki
hükümetin reform gayretlerini takdir etmek olduğunun
belirtildiği kaydedilen yazıda, Schröder'in Türkiye ziyareti
sırasında ülkenin güneydoğusunda RAG'ın kardeş kuruluşu Steag ve
RWE tarafından kurulan ve Türkiye'deki en büyük Alman yatırımı
olan bir enerji santralinin açılışını yapacağı, Başbakan
Erdoğan'ın yanı sıra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve
muhalefet lideri Deniz Baykal ile görüşeceği bildirilmektedir.
Deutsche Welle Radyosu'nun Türkçe internet sayfasında (17/02)
"Schaeuble'den 'Samimiyet'e Çağrı" başlığı altında ve Baha Güngör
imzasıyla Almanya'da muhalefetteki Birlik partilerinin Grup
Başkan Vekili Wolfgang Schaeuble ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Almanya'da muhalefetteki Birlik partilerinin Grup
Başkan Vekili, aynı zamanda Güvenlik ve Dış Politika Sorumlusu
Wolfgang Schaeuble'nin, Türkiye'nin farklı konumuna işaret
ederek, müzakerelerin başında buna dikkat edilmesi gerektiğini
söyleyerek, Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin içeriğini anlamaya
davet ettiği belirtilen mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye ile ilgili durumu açıkça ifade ettiğinizi,
yeterince anlaşıldığınızı düşünüyor musunuz?
SCHAEUBLE: Evet, durumun bu akşam, sabah saatlerine nazaran daha
iyi anlaşıldığını düşünüyorum. Başka hükümetlerle de sürekli
görüşme halinde olan Türk yönetimine 'imtiyazlı ortaklık'
kavramı tam olarak anlatılmadı. Türkiye, tüm çabasını sarfederek,
ki bunu söylemek tamamen meşru, 'Kopenhag Kriterleri'ni
gerçekleştiriyoruz' diyor: 'Hepimiz bunun için uğraşıyoruz ve
diğer üye adaylarına nasıl davranılıyorsa biz de aynı şeyi
istiyoruz. Görüşmeler için bir tarih almak. Tüm koşulları yerine
getirdiğimiz zaman da tam üyelik elde etmek.' Ancak Türkiye'nin
daha farklı bir konumu var. Görüşmelerin başında, sonucun ne
olacağı konusunda kapıyı açık bırakmak gerek. Bugün bu konuda
anlaşmak için görüşmeler yürüttük, ancak Türkiye Hükümeti ve
Başbakan tarafından kabul görmedi. Konumlarımızı açık şekilde
ifade etmek önemliydi, buna rağmen görüşmeler dostluk
çerçevesinde gerçekleşti.
SORU: Türk tarafı, AB ile yürütülen ortak çalışmalarda, aynı
zamanda Avrupa'nın güvenlik ve savunma politikaları
çerçevesinde, savunma ve askeri konularla ilgili kendi
isteklerini tamamlayan adımlar atılabileceğini gördü. Sizce
Türkiye bu konuda nasıl bir tavır sergilemeli? Avrupa'yı
korumaya devam etmeli mi?
SCHAEUBLE: Türkiye Avrupa'yı korumak durumunda değil, bunun
yerine karşılıklı olarak birbirimizi koruyoruz. Küreselleşme
çağında, risklerin ve tehditlerin çoğaldığı ve giderek
hesaplanamaz olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Dünyanın her noktası
başka bir noktayı tehdit ediyor. Böyle bir zamanda ancak
demokratik ve sorumluluk sahibi devletlerle ortaklık yoluna
giderek sağlam bir düzen kurabiliriz. Bu durumda biri tek başına
diğerlerini koruyamaz, ancak tüm gücümüzü barış, güvenlik ve
küresel istikrar için kullanırız.
SORU: Türkiye ekonomisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye
ekonomisi, Avrupa Birliği standartlarına uyum sağlayabilir mi ve
bu ne kadar zamanda olur?
SCHAEUBLE: Türk ekonomisinin son yıllarda yaşadığı başarılara
bakarsak ve örneğin Ankara'daki bu inanılmaz dinamiği gözönünde
bulundurursak, ki o zaman Türkiye'nin büyük atılımlar yaptığını
görmek mümkün. Hatta karşılaştırırsak, ne yazık ki Almanya'dan
da daha önemli bir dinamizm görmek mümkün."
BELÇİKA BASINI:
Merkezi Brüksel'de bulunan ve
Avrupa Parlamentosu'ndaki bir grupla işbirliği içinde çalışan
bağımsız haber sitesi Euobserver'ın internet sayfasında
(17/02) "Kıbrıs İçin 'B Planı' Yok" başlığı altında ve Sharon
Spiteri imzasıyla yer alan bir haberde, Kıbrıs'ta çözüm
arayışları konu edilmektedir. BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro
de Soto'nun, Kıbrıslıların barış planını bir referandumda
reddetmesi halinde bir "B Planı" bulunmadığını, ancak tüm Kıbrıs
halkının "yeniden birleşme fırsatını kullanacağından" emin
olduğunu söylediği belirtilen haberde, "Bir B planı yok, ne de
muhtemel senaryoları düşünüyoruz" şeklinde konuşan de Alvaro
Soto, "Kıbrıs halkı anlaşmayı kabul etmezse, bu trajik olmasa
da en azından çok şaşırtıcı olur" dediği aktarılmaktadır. Alvaro
de Soto ile bir görüşmede bulunan AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Günther Verheugen'in, "Bir sonuca hiç olmadığımız kadar
yakınız" diyerek, New York görüşmelerinin sonuçlarından duyduğu
memnuniyeti dile getirdiği, ancak "hala yapılacak işler olduğu"
uyarısında bulunduğu ifade edilen haberde, Verheugen'in,
"Türkiye ile ilişkilerimizi epeyce geliştirmiş olduğumuz gerçeği
ilerleme sağlanmasında oldukça faydalı olmuştur" dediği
vurgulanmakta ve Alman muhalif Hristiyan Demokrat Birlik
Partileri tarafında ortaya atılan, Türkiye için AB üyeliği
yerine imtiyazlı ortaklık önerisi fikrine ilişkin bir soru
üzerine Verheugen'in, AB üyesi devletlerin Türkiye'nin üyelik
ihtimaline ilişkin tutumunu değiştirdiklerine dair bir gösterge
olmadığını sözlerine eklediği kaydedilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Neue Luzerner
Zeitung'un internet
sayfasında (17/02) "Verheugen, Merkel'in Türkiye Hakkında
Söylediklerini Eleştirdi" başlığı altında yer alan bir haberde,
AB Komsiyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günther Verheugen'in,
Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Başkanı Angela Merkel'i,
Türkiye ile AB arasında "imtiyazlı ortaklık" önerdiği için
eleştirdiği belirtilmektedir. Verheugen'in, Brüksel'de, bu
düşüncenin Ankara için pek birşey ifade etmediğini söylediği
belirtilen haberde, "AB inandırıcı olmalı ve eğer Türkiye
politik şartları yerine getirirse, "Türkiye'yi AB üyesi
yapacağı" ifadesini ciddi bir şekilde aktarmalı. Türkiye'deki
reformların gelişmesinin devamlılığı AB'nin fikirlerine de
bağlı" değerlendirmesinde bulunulmaktadır. Başbakan Gerhard
Schröder'in, Merkel'den farklı bir şekilde, AB'ye tam üyelik
şartlarını konuşmak üzere Türkiye'ye geleceği ve Türkiye'nin
diğer AB adaylarıyla bir tutulacağını söylediği ifade edilen
haberde, şimdiye kadar üye olan devletlere nazaran, Türkiye'nin
üyelik müzakerelerinin "beklendiğinden daha uzun süreceğinin"
söylendiğine işaret edilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Simerini
gazetesinde (17/02) "Türkiye'nin Avrupa Süreci" başlığı altında
ve DİSİ Siyasi Büro Üyesi Manthos Mavromatis imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin Kıbrıs sorunundaki
gelişmelere ilişkin yaklaşımlarının, Türkiye'nin artık aralık
ayında AB'ye üye olma perspektifine hizmet etme yönünde hareket
ettiği şeklindeki görüşü doğruladığı, Kıbrıs sorununda olumlu
girişimlerde bulunmak zorunda kalsa da, bunların Avrupa
Komisyonu'nun ekim ayında açıklayacağı rapora kadar sürmesi
gerektiğine işaret edilmekte ve "eğer ilerleme olmazsa, o zaman
sorumluluk her iki tarafa da yüklenmeli ve böylece Kıbrıs
sorununda uzlaşmaz taraf olmanın bedelinden kurtulmalıdır"
denilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın, siyasi kariyerini, üyelik
müzakerelerinin başlamasına ilişkin tarihi almak üzerine inşa
ettiği konusunda hiç kuşku olmadığı ve önümüzdeki yıllarda da
iktidarda kalabilmesi için, daha önceki politikacıların
başarısız olduğu bir konuda başarılı olduğunu kanıtlamak zorunda
olduğu belirtilen yorumda, askerlerin, Erdoğan'ın olası
başarısızlığından yararlanmayı ve onu bertaraf etmeyi veya
zayıflatmayı dört gözle beklediği öne sürülmekte, uluslararası
ortamın bugün Türkiye'nin konumunu güçlendirdiğine dikkat
çekilmektedir. ABD'nin, Türkiye'nin örnek alınacak laik bir
İslam devleti prototipi olmasını istediği, bu nedenle aralık
ayında tarih verilmesi konusunda AB'ye yoğun baskı yaptığı
ifade edilen yorumda, birçok Avrupa ülkesinin (Türk göçmenlerin
ülkelerine gelme tehlikesi olmayanlar) Türk talebini
destekledikleri (İngiltere, İspanya, Portekiz, İtalya)
vurgulanmaktadır. Yorumda şöyle denilmektedir: "Doğu Avrupa
ülkeleri, finans kaynaklarını Türkiye ile paylaşmak
istememelerine rağmen, Amerikan baskılarına boyun eğecekler.
Geriye Almanya-Fransa ekseninin merkez Avrupa ülkeleri (Almanya,
Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya) kalıyor. Burada kamuoyu
Türk perspektifine düşmanca yaklaşıyor. Ancak 25'lerin AB'sinde
yeni veriler, varolan dengeleri değiştirmektedir. 15'lerin
AB'sini yöneten Fransız-Alman ekseninin, artık 25'lerin AB'sini
kontrol edemeyeceği konusunda hiç kuşku yoktur. Bu nedenle
Almanya İngiltere'ye korkak açılımlarda bulunuyor (Üç ülke 18
Şubat'ta Berlin'de görüşmeye çağrıldı). Hedef, AB'yi yönlendiren
troykanın gayriresmi adresini yaratmaktır... Fransa'daki bazı
çevreler, 'iki yönlü' Avrupa yaratmak istiyorlar. Fransızlar
sahip oldukları başrolü kaybetmek istemiyorlar. Eğer 25'lerin
AB'sini kontrol edemezlerse, o zaman kendisi gibi düşünen
ülkelerle 'güçlendirilmiş işbirliği' ile katı bir çekirdek
kurmayı tercih etmektedirler... Şu tehlikeli tahmini yapma
cüretinde bulunuyorum: Fransız-Almanlar, Makyavelist bir taktik
hareketle, kamuoyunu korkutmak ve İngiliz-Avrupalılar ve
federalist yaklaşımı beğenmeyenleri dışarıda bırakacak 'büyük
AB' çerçevesinde 'küçük bir AB'nin yaratılmasının
desteklenmesini sağlamak amacıyla' Türkiye'ye tarih
verebilirler. Bu hareketin katalizör yan etkileri olacak ve
kaçınılmaz olarak iki yönlü Avrupa yaratacak."